Mirabelle'in tehditlerinin şaka olup olmadığı konusundaki kararsızlığı, en azından yumruk yemediği için kısmi bir rahatlamayla sona ermişti. Ne var ki bu rahatlama, çikolata saçlı kızın verdiği doğruluk cevabı karşısında pek uzun sürememişti. "E-... B-..." az önce kaçındığı yumrukları misliyle yeme korkusuyla yanakları iyice kızarmış halde kalakaldı yalnızca. Ne diyebilirdi ki böyle bir durumda? Korkmalı mıydı, sevinmeli miydi -yardımına çokça da yetişiyordu zira- emin değildi.
Nitekim bu duygu karmaşası içerisinde muhtemelen beynini allak bullak edecek yegane faktörler de denklemin içerisine girmişti Regina'nın ansızın eşiğinden döndüğü kız kıza öpüşme ve hemen sonrasında kendisini ne sebeple olursa olsun malum sıralamada ikinci sıraya koymuş olması neye uğradığını şaşırtmıştı kumral saçlı oğlanı. Aralarına katışan kız ileyse darmaduman olmuştu her şey. Franziska... Kendisiyle dönemin başlarındaki bir tılsım dersinin çıkışında ettikleri malum muhabbetten sonra bir daha hiç sıradan bir gözle bakamadığı kız şimdi burada, gecenin köründe belirmek zorunda mıydı? Üstelik bu kadar sırların bu kadar tehlikede olduğu bir oyun oynanırken. Kızı görmesiyle beraber artık kızarıklığı tüm yüzünü sarmalamıştı. Sadece gülümseyebildi sessizce ve bir jest amaçlı kızın oturacağı yere doğru asasını sallayıp ufak bir koltuklama tılsımı uyguladı.
Sonrasında yedikleri baskının ise kurtarıcısı olacağını düşünmüştü lakin üzülüyordu. Franziska ortama henüz yeni gelmişken özellikle bitmek zorunda mıydı hemen?.. Neyse ki Eadwig kafa oğlandı da kendilerine kaymakbirası da sağ olsun ufak bir kıyak geçmeye hazır gibiydi. Hemen asasının bir hareketiyle büyük bir bardak yaratıp doldurdu içerisine tepeleme birayı uzattı "Oo, hoş geldin; buyur gel," diyerekten.
Bu olayların ardından şişe çevrildi, ve... Çevrilmez olaydı... Gerçekten de birbirlerine mi denk gelmek zorundaydı şişe? Bir anlığına ağzı şaşkınlıkla açıldı sadece, kal geldi. Gelen soru ise... Lanet olsun... Neye uğradığını şaşırmış bir halde yalnızca ağzı yarı açık bakakaldı. Ama böyle devam edemezdi, karşısında hoşlandığı kız varken -öyle bir şey varsa şayet- karizmasını koruması lazımdı. Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi ama gözleri vurun bana dercesine bakıyordu. Gerçekten düşündüklerini mi söylemeliydi? Yalan söylese şansını kaybedebilir miydi? En baştan beridir bir şansı dahi var mıydı ki? Ağzını araladı ne diyeceğini bilemeden. Bir şeyler demesi lazımdı zira. B-Ben... Franziska... Açıkçası bunu şu anda s-söylemek b-biraz zor ol-sa da seninle öyle bir vakit geçirmek mu-
Hızlı adım tıkırtıları ve bir azar, uzun boylu ve özellikle gecenin bu saatindeki endamı ve siyah giyim tercihi sebebiyle bir hayli korkutucu hale bürünen antik rünler profesörünün baskınıyla kesilmişti cümlesi. Bir yandan minnettardı, bir yandan korkuyordu. Kendisi konuşuyordu az önce ve açıklama yapmak bu noktada ona mı düşerdi? Buradaki muhtemelen herkes, hiç doğru düzgün konuştuğunu görmediği Gaye bile kendisinden daha iyi bir şekilde konuşabilirdi muhtemelen. Ama sorumluluğu üzerinde hissetti, hemen ayağa doğruldu. "P-Profesör! Özür dileriz, bazı s-sıkıntılar çıktı ve ş-şurada bir sütun büyüyle hareketlenip bize saldırdı! Şey, bayağı saldırdı yani k-kesinlikle biz yıkmadık!" diyerek arkadaki mermer yığınını gösterdi. "S-Sonra ise, s-sonra ise bu f-fıçıyı bulduk ve b-biraz moral olsun diye... Özür dileriz!.."
(edit: çizili kısımlar sonraki RP'deki dirsek sonrası susturuldu sdf)