16
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 21:19:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Siktir oradan.
Bundan on beş sene önceydi, henüz tavernayı açmamıştı, beş parasızdı, sokaklardan müşteri topluyordu, kızının babasıyla da öyle tanışmıştı. Adam zengindi, hem de öyle zengindi ki cebinde taşıdığı o küçük altın keselerinin yalnızca bir tanesi o zamanlar genç olan kadının yıllarca aç kalmasını önlerdi. Adam, onun büyüleyici güzelliğinden etkilenmişti, Isolde ise parasından. Bir süre birlikte geçirdiler vakitlerini, yeterli karı ettiğinde ayrılmaktı kadının niyeti fakat işler biraz ters gitti. Athelia bir sürprizdi ikisi için, hem de en büyüğünden. Isolde başta kurtulmak istemişti ondan, ülkeyi terk etmek ve bir kez daha yeni bir başlangıç yapmayı denemek, abla bile olamamışken ondan anne olmazdı… Sonra, içinde var olduğunu bile bilmediği bir his engel oldu ona, sevmediği bir adamdan olsa bile kendi kanındandı sonuçta, en temel içgüdülerine karşı koyamadı.
Bir buçuk yıl, belki de daha fazla, katlanmıştı nefret ettiği o adama. Kızının iyiliği için görkemli malikânesine gitti, geldi, gitti, geldi… Bu döngü bir noktada kırılacaktı, Isolde gururlu bir kadındı, kocası bile olmayan yalnızca ‘çocuğunun babası’ olan o adama katlanamayacağına karar vermişti artık. Bir daha dönmeyecekti yanına, adam da en az onun kadar gururlu olduğu için kesmişti bütün parasal desteğini.
Isolde idare edebileceğini düşünüyordu, birkaç ay etmişti de, sonra kış bastırmış ve soğuklar bebeği hasta etmişti. Elinde kalan malzemeler iyileştirmeye yetmiyordu, gözünün önünde kızının teni sararıyor ve gittikçe kilo veriyordu. En sonunda pes etti ve gözyaşlarıyla ıslanmış bir mektupla kızı babasına teslim etti.
Ve bir Pazar günü, sadece küçük notlara iliştirilmiş siyah-beyaz resimlerinden gördüğü kızının çıkagelip babasının öldüğünü söylemesi Isolde’ye gerçek dışı geliyordu. O adam nasıl ölebilirdi? Ona inat yaşamayacak mıydı Hz. Nuh’u bile geride bırakacak kadar? Son sözü söylemeyi Tanrı’ya bırakmayacaktı hani?
Kadehiyle oynamayı bıraktı ve bakışlarını kızına çevirdi. Gözünün altındaki morluklar bile kendisininkiler gibiydi. “Babanın akrabalarından seni kabul eden olmadı mı?”
Kafasını hafifçe yana yatırdı karşısındaki. "Oldu. Ben onları kabul etmedim."
Kadın, gururlanmıştı, hayatında olmasa bile kendi kanından olan ona ne kadar benzediğini kanıtlıyordu şu iki cümleyle, “Annene çekmişsin-” dedi düşüncelerini sesli dile getirerek ama hemen sustu. “Taverna yandı, sana bakamam.”[/justify]
Bundan on beş sene önceydi, henüz tavernayı açmamıştı, beş parasızdı, sokaklardan müşteri topluyordu, kızının babasıyla da öyle tanışmıştı. Adam zengindi, hem de öyle zengindi ki cebinde taşıdığı o küçük altın keselerinin yalnızca bir tanesi o zamanlar genç olan kadının yıllarca aç kalmasını önlerdi. Adam, onun büyüleyici güzelliğinden etkilenmişti, Isolde ise parasından. Bir süre birlikte geçirdiler vakitlerini, yeterli karı ettiğinde ayrılmaktı kadının niyeti fakat işler biraz ters gitti. Athelia bir sürprizdi ikisi için, hem de en büyüğünden. Isolde başta kurtulmak istemişti ondan, ülkeyi terk etmek ve bir kez daha yeni bir başlangıç yapmayı denemek, abla bile olamamışken ondan anne olmazdı… Sonra, içinde var olduğunu bile bilmediği bir his engel oldu ona, sevmediği bir adamdan olsa bile kendi kanındandı sonuçta, en temel içgüdülerine karşı koyamadı.
Bir buçuk yıl, belki de daha fazla, katlanmıştı nefret ettiği o adama. Kızının iyiliği için görkemli malikânesine gitti, geldi, gitti, geldi… Bu döngü bir noktada kırılacaktı, Isolde gururlu bir kadındı, kocası bile olmayan yalnızca ‘çocuğunun babası’ olan o adama katlanamayacağına karar vermişti artık. Bir daha dönmeyecekti yanına, adam da en az onun kadar gururlu olduğu için kesmişti bütün parasal desteğini.
Isolde idare edebileceğini düşünüyordu, birkaç ay etmişti de, sonra kış bastırmış ve soğuklar bebeği hasta etmişti. Elinde kalan malzemeler iyileştirmeye yetmiyordu, gözünün önünde kızının teni sararıyor ve gittikçe kilo veriyordu. En sonunda pes etti ve gözyaşlarıyla ıslanmış bir mektupla kızı babasına teslim etti.
Ve bir Pazar günü, sadece küçük notlara iliştirilmiş siyah-beyaz resimlerinden gördüğü kızının çıkagelip babasının öldüğünü söylemesi Isolde’ye gerçek dışı geliyordu. O adam nasıl ölebilirdi? Ona inat yaşamayacak mıydı Hz. Nuh’u bile geride bırakacak kadar? Son sözü söylemeyi Tanrı’ya bırakmayacaktı hani?
Kadehiyle oynamayı bıraktı ve bakışlarını kızına çevirdi. Gözünün altındaki morluklar bile kendisininkiler gibiydi. “Babanın akrabalarından seni kabul eden olmadı mı?”
Kafasını hafifçe yana yatırdı karşısındaki. "Oldu. Ben onları kabul etmedim."
Kadın, gururlanmıştı, hayatında olmasa bile kendi kanından olan ona ne kadar benzediğini kanıtlıyordu şu iki cümleyle, “Annene çekmişsin-” dedi düşüncelerini sesli dile getirerek ama hemen sustu. “Taverna yandı, sana bakamam.”[/justify]



