17 Nisan, 2026 09:36:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Isolde Aideen O'Malley

Sayfa: 1 [2] 3
16
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 21:19:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Siktir oradan.

Bundan on beş sene önceydi, henüz tavernayı açmamıştı, beş parasızdı, sokaklardan müşteri topluyordu, kızının babasıyla da öyle tanışmıştı. Adam zengindi, hem de öyle zengindi ki cebinde taşıdığı o küçük altın keselerinin yalnızca bir tanesi o zamanlar genç olan kadının yıllarca aç kalmasını önlerdi. Adam, onun büyüleyici güzelliğinden etkilenmişti, Isolde ise parasından. Bir süre birlikte geçirdiler vakitlerini, yeterli karı ettiğinde ayrılmaktı kadının niyeti fakat işler biraz ters gitti. Athelia bir sürprizdi ikisi için, hem de en büyüğünden. Isolde başta kurtulmak istemişti ondan, ülkeyi terk etmek ve bir kez daha yeni bir başlangıç yapmayı denemek, abla bile olamamışken ondan anne olmazdı… Sonra, içinde var olduğunu bile bilmediği bir his engel oldu ona, sevmediği bir adamdan olsa bile kendi kanındandı sonuçta, en temel içgüdülerine karşı koyamadı.

Bir buçuk yıl, belki de daha fazla, katlanmıştı nefret ettiği o adama. Kızının iyiliği için görkemli malikânesine gitti, geldi, gitti, geldi… Bu döngü bir noktada kırılacaktı, Isolde gururlu bir kadındı, kocası bile olmayan yalnızca ‘çocuğunun babası’ olan o adama katlanamayacağına karar vermişti artık. Bir daha dönmeyecekti yanına, adam da en az onun kadar gururlu olduğu için kesmişti bütün parasal desteğini.

Isolde idare edebileceğini düşünüyordu, birkaç ay etmişti de, sonra kış bastırmış ve soğuklar bebeği hasta etmişti. Elinde kalan malzemeler iyileştirmeye yetmiyordu, gözünün önünde kızının teni sararıyor ve gittikçe kilo veriyordu. En sonunda pes etti ve gözyaşlarıyla ıslanmış bir mektupla kızı babasına teslim etti.

Ve bir Pazar günü, sadece küçük notlara iliştirilmiş siyah-beyaz resimlerinden gördüğü kızının çıkagelip babasının öldüğünü söylemesi Isolde’ye gerçek dışı geliyordu. O adam nasıl ölebilirdi? Ona inat yaşamayacak mıydı Hz. Nuh’u bile geride bırakacak kadar? Son sözü söylemeyi Tanrı’ya bırakmayacaktı hani?

Kadehiyle oynamayı bıraktı ve bakışlarını kızına çevirdi. Gözünün altındaki morluklar bile kendisininkiler gibiydi. “Babanın akrabalarından seni kabul eden olmadı mı?”

Kafasını hafifçe yana yatırdı karşısındaki. "Oldu. Ben onları kabul etmedim."

Kadın, gururlanmıştı, hayatında olmasa bile kendi kanından olan ona ne kadar benzediğini kanıtlıyordu şu iki cümleyle, “Annene çekmişsin-” dedi düşüncelerini sesli dile getirerek ama hemen sustu. “Taverna yandı, sana bakamam.”[/justify]

17
Mag Mell / Ynt: Anne, Kız ve Kutsal Ruh
« : 23 Şubat, 2022 20:17:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Yenice yakılmış sandal ağacı esanslı tütsülerin burun sızlatan, yoğun kokusu menekşe tonlarının ağırlıkta olduğu odayı sarmış, bar sandalyesinde oturan bakır saçlı kadının parmakları arasında tüten sigara kokusuna karışıyordu. Hemen elinin uzanabileceği bir uzaklıkta içinde kırmızı sıvı dolu bir kadeh vardı, uzun keyifli bir yudum almak için uzandı bembeyaz tenine zıt kararmış parmaklarıyla. Ancak bu pek keyifli yudum hayali zilden yankılanan uzun çan sesleriyle yarıda kesilmişti. Menekşe rengi bakışlarına bil gölge düştü. “Marseille, kapıya bak!” Cevap veren olmadı. “Nerde bu işe yaramaz kız?” diye söylendi fevri bir biçimde yerinden kalkarken. Kadehini öyle hızlı yerine bırakmıştı ki birkaç kırmızı şarap damlası masayı ısladı.

Bugün kimseyi beklemiyordu ya da önündeki herhangi bir zaman diliminde, artık müşteri kabul etmiyordu, Salı günleri hariç. Ve bugünün Salı olmadığı kesindi.

Kapıyı açması ve geri kapaması arasında yalnızca on beş saniye vardı, defolmasını bile söylemişti misafirine fakat kapı yeniden çaldı. Karşısında genç bir kız duruyordu menekşe rengi gözlerinin ardında kendi yansımasını gördüğü; her bir hattı usta bir taş işçisinin elinden çıkmış gibi kusursuzdu, tüm ressamların onun portresini yapmak isteyeceği türde bir güzelliği vardı. “Hoş değildi,” dedi aksi bir tonda, yüz ifadesi gücenmiş gibi durmuyordu, Isolde onu içeri aldı.

Kız, her şeyiyle kusursuzdu, duruşu, bakışları, yürüyüşü… Kendi küçük mabedine çevirdiği salonuysa kusurlu görünmeye başlamıştı birden gözüne, sanki ona layık değil gibiydi… Bar sandalyelerinden birine geçmesini işaret etti bakışlarıyla, düşüncelerini zihninden uzaklaştırmak içinse şarap stoğuna yöneldi. Hayır, ona layık olmayan şey salonu değildi diyordu kafasındaki ses, kendisiydi layık olmayan, böyle bir kusursuzluk abidesi ondan çıkmış olamazdı...

Isolde yaklaşık on beş yıl önce öz kızını terk etmişti ve şu an tam karşısında oturuyor, hatta ona bir kadeh şarap dolduruyordu. “Eee, anneciğini mi özledin yoksa?”
[/justify]

18
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 20:44:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]"İlgini çekebilmeme sevindim," dedi Isolde, ardından șarabından uzun keyifli bir yudum aldı.

'Dost'unun neden tereddüte düştüğünü az çok tahmin edebiliyordu, kendi standartlarına göre bir anda çok fazla sorumluluk almak demekti bu ișe kalkıșmak. Riskliydi de ayrıca, cadı avcıları tavernanın koruma büyülerini bir kez çökertmiști neden ikinci kez bunu yapamayacaklardı ki? Ne cadı avcıları ne de kafasını topluma düzen getirmekle bozmuș bir başka psikopat Isolde'nin umurundaydı, içine dahil olmayacaktı bu savaşa, istedikleri gibi birbirlerini yiyebilirlerdi.  Ancak kızıl kadın kara büyü üzerine yaptığı araștırmalar sonucunda bir gerçeğin farkına varmıştı: silahtan ateșlenen bir mermi hızıyla üzerine gelen bir asit topundan kaçmak için büyüleri engelleyen tılsımdan çok daha fazlası lazımdı. Eğer kendilerine silahlarla saldıracaklarsa verecekleri karşılık da benzer olmalıydı, eski usül. Çocuklara tam da bunu öğretmek istiyordu Isolde, her şeylerini büyüye bağlamamaları gerektiğini, ekstrem koșullarda hayatta kalabilmek için ekstrem çözümler üretebileceklerini.

"Dürüst olmak gerekirse, gelecek umurumda falan değil. Bıktım anlıyor musun? Her sabah günün gazetesini açtığımda bir başka göz devirtici haber okumaktan bahsediyorum. İflah olmaz yaratıklarız, bütün bu kaosun içinde sürüklenip gidecek çocukların elinden tutabilirsek bizim yerimize gelecekte bir șeyleri değiștirme șansları olabilir." Derin bir nefes almak için duraksadı, sinirleri gerilmiști. "Ailem öldürüldüğünde kimse yanımda değildi, kendi bașımın çaresine bakmam gerekti, uzunca bir süre sokaklarda yașadım. Ben hayatta kalma konusunda șanslıydım fakat her çocuğun eline böyle imkanlar geçmiyor ne yazık ki. Seyehatim sırasında mal gibi satılan büyücü çocuklarına rastladım biliyor musun? Bütün kervanı ateșe verdim kaçabilmeleri için ama içlerinden bir çoğu öldü. O zaman karar verdim işte bu çetrefilli ișe girmek için. Bu yüzden sana soruyorum, 'dost'larımın en yakınısın, zamanında birlikte pek çok şey atlatmıșken senden daha iyisini bulamam. Yeteneklerini burada, gölgelerde saklamak yerine benimle bu ișe ortak olmak ister misin?"[/justify]

19
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 18:35:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Isolde ani fikir patlamalarıyla gelen beyin fırtınalarını severdi, bunlardan en uçuk kaçık olanı birkaç hafta önce kaplıcada sırt masajı yaptırırken başına gelmişti. Öncelikle artık kızıl olan kadın çocukları seven bir tip değildi, Mirabelle'i yanına almak ve yaz boyunca onunla geçirdiği vakit belli bir ölçüde veletlere olan nefretini azaltmıștı. Yine de eğer bu işe tek başına girerse bir noktada toplu cinayetle sonuçlanacağından emin olduğu için yanına birilerini alması mantıklı bir seçenek olarak görünmüștü. Ve aklında tek bir isim vardı, eski 'dost'u Carolina Roslin Ó Dubhghaill.

Simya okulu fikrinin temel çıkış kaynağı ise oldukça basitti: Hogwarts'ta öğrencilere hiçbir şey öğretilmiyordu ve sonrasında onlara sunulan meslek seçenekleri saçmalıktan başka bir şey değildi. Bakanlığa daha fazla çalışan doldurmak yerine büyücülük dünyasını geliștirmek için bir takım çalışmalar üzerine odaklanılması gerektiğini düşünüyordu. Aptal Muggle’lar balolarını bastığında kuyruğunu kıstırmıș kedi gibi ciyaklamaları içler acısıydı.

Önüne gelen șaraptan iștahlı bir yudum aldı. "Biz de bugünlere kendimizi pek çok kez kazanın başında patlatarak geldik, sevgi 'dost'um." Güldü. "Şu günlerde büyücü çocuklarının en temel becerilerinden yani yaratıcı düşünme yetilerinden yoksun yetiștirilmesinin acınası olduğunu düşünüyorum. Duraksadı ve biten sigarasının üzerine yenisini yaktı. "Hayat kısa, șurada ölüp gitmemize ne kadar kaldı ki? En azından birkaç parlak zihne bir şeyler kazandırabilirsek mirasımızı nesillerce sürdürebiliriz. Sadece gerçekten simyaya yeteneği olanları yetiștirmekten bahsediyorum tabii, fazlalıklarla zaman kaybetmenin lüzumu yok. Mirabelle'i yanıma alarak başlayacağım, kısacık bir zamanda ne kadar gelecek vadeden bir cadı olduğunu gördüm, doğru yönlendirilme ile çağ atlatacak bulușlara imza atabilir sadece o ve onun gibilerin yardımımıza ihtiyacı var. Bilirsin, şu sıralar herkes insanlık uğruna bir arındırma -aptallar- derdine düşmüş, birilerininse gerçekten yapıcı şeylerle ilgilenmesi gerekiyor, değil mi?"[/justify]

20
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 17:26:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Isolde dilinin ucuna kadar gelmiş sözleri söylenek yerine sigarasından uzun bir nefes çekti. Buraya eskileri yad edip duygusal bir sohbet gerçekleștirmek için gelmemiști, onun da zamanı gelecekti ancak 'dost'una bir teklifte bulunacaktı. Ortadan kaybolduğu aylarda onu merak eden birilerinin olduğunu duymak göz yașartıcıydı, kızıl kadının döndüğünde șașırdığı şeylerin ikincisiydi. İlki tavernanın geçen bu sürede yağmalanmamıș olduğunu görmekti, çalıșanlarının bu denli sadık olmasını gerçekten beklemiyordu.

"Aslında dönmeyecektim, oldukça kararlıydım da bu konuda. Sonra, bilirsin, vazgeçtim. Beni tanıyorsun, kaçmak, uzaklașmak pek tarzım değildir, sadece biraz tatile ihtiyacım varmış." Sigarasından bir nefes daha çekti. "Neyse, geçmişe dönüp bakmak bu kadar yeter, doğrudan konuya giriyorum. Buraya ilgini çekeceğini düşündüğüm bir teklif için geldim, bir simya akademisi açmak hakkında ne düşünüyorsun?"[/justify]

21
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / Ynt: 'dost'
« : 19 Şubat, 2022 00:52:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]"Merhaba, Carrie," dedi Isolde. Carolina ile tanıșıklıkları Hogwarts'taki öğrencilik yıllarına dayanıyordu, enerjilerinin uyuștuğunu ve ilgi alanlarının benzer olduğunu iki genç cadıyken fark etmișler ve mezun olduktan sonra içki arkadaşlığı ile de korumușlardı aralarındaki bağları. Isolde'nin bir elin beș parmağını geçmeyen, nadide 'dost'larındandı onun için. "Çok naziksin."

İki kızıl kadın, bir yandan laflayarak koridordan geçmiş ve medivenleri tırmandıktan sonra ofise varmışlardı. Geniş pencerenin önündeki çalışma masasına geçti önden giden, Isolde de hemen karşısındaki koyu mavi koltuklardan birine yerleșmiști. Kapının iki yanındaki raflara göz gezdirdi, üzerinde bulunan kitapların içeriği değișmemiș hatta geçen yılların ardından çeșitlenmiști de. Yine de yeşil pelerinli kadın, hepsinin üstüne konulmuș ciltli defteri gördüğünde duygulanmadan edemedi. O defter eski anılara ev sahipliği yapmıștı. Bir asa hareketi ile yanına çağırdı, içini açıp bakmadan önce bakışlarını 'dost'una çevirdi. "Bu defteri çok küçükken yapmıştık, saklaman ne hoş." Sayfalarından birini açtı, küçük bitki çizimleri ve yanına iliștirilmiș notlar gün yüzüne çıktı. "Yeniyetme bir cadı olmayı özledim. Yeni bir şey öğrenmenin verdiği heyecan bașkaydı, şimdilerde eline geçen tek șey acı." Cebinden metal bir kutu çıkardı, içinde incecik sarılmıș sigaralar vardı. Bir tanesini aldı ve altın rengi tutacağına tutturup asasıyla yaktı. "Nereye kaybolduğumu merak etmișsen diye söylüyorum, seyehate çıktım, alkol sinirlerimi yatıștırmadığı için yani. Ruh Doktorum tavsiye etti, Osmanlı'daki kaplıcalar iyi gelir dedi. Geldi de biliyor musun?"[/justify]

22
Madam Moreau’nun Simya Dükkân / 'dost'
« : 18 Şubat, 2022 23:03:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hogsmeade'in karla kaplı sokaklarında yeşil pelerinli bir kadın silueti belirdi. Acelesi var gibiydi, çevresine aldırıș etmeden hızlı adımlarla ilerliyordu. Birkaç sokaktan saptı, aradığı her neyse sanki nereye bakması gerektiğini bilmiyormuș gibi bir hali vardı. Ya da sadece telaștan kafası karıșmıștı. Birkaç tahta tabelalı dükkanın yan yana sıralandığı sokağa girdiğinde durdu nihayet, eteğindeki karları silkeledi ve daha sakince gözüne kestirdiği dükkana yöneldi.

Kapısının yanında geniș bir penceresi olan çok katlı bir dükkandı burası, pencerenin önündeki raflarda çeșitli iksir malzemeleri boy gösteriyordu. Buraya uğramayalı bir süre olmuştu, en son geldiğinde kapının yanındaki duvarı süsleyen renkli yaz çiçekleri vardı, şimdiyse onlar soğuktan bir bir dökülmüștü. Kapıdan içeri girdiğinde, büyülü otlar gibi çeșitli iksir malzemelerinin bir araya gelmesiyle olușmuș yoğun bir koku karşılamıștı onu. Derin derin içine çekti, belli ki hoșuna gitmişti. Tam karşısında bir kasa ve onun ardında da gözlüklü bir çalışan duruyordu, dalgın gibiydi, pelerinli selam verene kadar fark etmedi geldiğini.

Kadın pelerininin kapüșonunu indirdi yavaşça, uzun kızıl saçları omuzlarına döküldü beraberinde. Kasadaki çalıșanın gözleri șokla büyüyünce kadın gülümsedi. "Seni de görmek güzel, Auguste." Sonra adımlarını, orada daha önce defalarca bulunmuș gibi bir yön kabiliyeti ile kasanın arkasındaki depoya giden kapıya çevirdi. Girișten de daha yoğun kokan odaya ulaștığında görmeyi beklediği manzarayla karşılașmanın getirdiği bir tatmin ile yavașça kapıya tıkladı. "Tak. Tak."[/justify]

23
Mag Mell / Mag Mell'in Küllerinden
« : 18 Şubat, 2022 19:13:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Media Vita in Morte Sumu

[justify]Başlangıçta Taverna boştu; adı duyulmamış, sıradan, unutulmaya yüz tutmuş bir mekândı. Masalar boştu, depoya kaldırılmış şarap şişelerini örümcek ağları bürümüştü. Yıllarca kimsenin uğramadığı odalar engin karanlıklarla kaplıydı.

Isolde kimsesizdi; bu tozlu salonlarda kendinden bir parça buldu ve ışığını buraya bir düzen getirmeye adadı. Her yeri aklayıp pakladı, içeriye masalar yığdı, belki de kendinden sonra gelecek üç nesle yetecek büyüklükte şarap stoğunu gün yüzüne çıkardı. Çarpık bir estetik zevki vardı, belki de ruh halinde bulunduğu bunalımın etkisindendi ancak uykusuz gecelerin sonunda ‘Mag Mell’ yer altından çıktı.

Ancak ‘O’ bir yaratıcı için fazla tembeldi, bütün işleri tek başına halledemezdi. Bu yüzden iki kurnazlık yaptı.

İlki, karşısına çıkan ilk rakibi kandırmak ve himayesi altına almaktı; Dickerson, mükemmel bir adaydı, saftı, alkolden anlardı ve en önemlisi aptaldı. Marseille ise kimsesizdi, aynı kendisi gibi, yoğrulmaya açık, genç ve parlak bir zihindi. Isolde ona bütün ayak işlerini kitledi.

İkincisi, özgünlüğüydü; saatlerini geçirdi kazanının başında, bir iksir ustasının titizliği ve becerisini kullandı her biri diğerinden eşsiz içkilerini üretirken. Rakiplerinin sarf ettiği emeği uçmak için ağaca tırmanmaya çalışan bir eşeğinkine benzetiyordu kimsesizlerin kurtarıcısı Isolde. En beklemediği anda zihninde parlayıverirdi yeni fikirler, o anda ne yapıyorsa yapsın bırakırdı, kendini insanların kısıtlayıcı seslerinden uzağa kazanının başına atardı.

Yedi saat otuz sekiz dakika sonra (ortalama)  kimse ne ile karşılaşacağını kestiremezdi, bütün bu uçuk fikirlerin sahibesi bile. Eğer başarılı olmuşsa bütün müşterilerine şarap ikram eder, en cömert haline bürünürdü, sonrasında tanrılara yaraşır biçimde içerdi. Bu sinir bozucu, lanetli döngü yıllar boyunca süregeldi. Saatin tik ve takları şarabından aldığı bir sonraki yudumun içine savrularak günlere dönüşürken Isolde mutluluğu anlık ilhamlarda ve çaktırmadan zehirlediği insanlarda bulmayı öğrendi, kendi çapında bir huzura erişti.

Bu uzun sürmedi pek tabii, trajediler peşini bırakmıyordu. Kızıla boyanmış bir gecede, dış mihraklarca tavernası başına yıkıldı.

O kanlı geceyi asla unutmadı kuzgunların anası; alevlerin, elleriyle dokuduğu perdeleri yalayıp yutmasını, yıkılan ahşabın bütün stoğunu katletmesini bağışlamayacaktı. Mabedi elinden alınmış, adeta kendi cennetinden kovulmuştu. Bunu ona yapanların dünyasını, zamanı geldiğinde, başlarına yıkmaya ant içti.

Sonra onu bir daha gören olmadı.

Bazıları bir korkak gibi kaçtığını, bazılarıysa öldüğünü iddia etti. Fakat sanki bunu bekliyorlarmış gibi kimse onu aramaya çalışmadı. Onun yokluğunda taverna bütün ışıltısını kaybetti, kimse kapıdan içeri adım atmaz, o kanlı geceden arta kalan içkileri halen bir köşede yaşamını sürdüren Marseille’den başka tüketen olmazdı.

Ve bir gün ansızın bütün ihtişamıyla geri döndü mekânın sahibi. Açıklama yapmadı, buna gerek de yoktu zaten, onu tanıyanlar bunun geçici bir durum olduğunu biliyordu. Kollarını sıvadı vakit kaybetmeden. Öfkeliydi fakat bunu yapıcı bir enerjiye çevirmek için kullanacaktı. Bütün o yıkıntıları ve is lekelerini temizlemekle başladı, bakanlık tamir sözü vermesine rağmen hiçbir işe yaramamıştı. Yanmış masa örtülerini ve perdelerini istese geri getirmeyi deneyebilirdi, bunun yerine yenilerini yaptı, şaraptan başka kırmızı görmek istemiyordu, sıkılmıştı.

Mag Mell 1 Ocak 1866 sabahı küllerinden yeniden doğdu. Yalnızca Salı günleri hizmet verecekti.
[/justify]

24
Hogsmeade Kermesi / Mag Mell Özel Standı
« : 02 Şubat, 2022 17:25:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Mag Mell Taverna - Drinkery & Hostelry
Kermes Özel Standı!



Mag Mell’de yaşanan yürek sızlatıcı olayların ardından tavernanın güzel sahibesi Madam O’Malley, bir elin beş parmağını geçmeyen soranlarına oldukça agresif bir dille tatile çıkacağını söylemiş ardından uzunca bir süre kayıplara karışmıştır. Ne ondan haber alan ne de nereye gittiğini bilen vardır. Bir öylece ben gidiyorum demiş ve gitmiştir. Dolayısıyla hiç de onun tarzı olmayan bir etkinlikte ansızın ortaya çıkması onu tanıyanlar için epey şaşırtıcıdır.

Kermesin göbeğine kurulmuş standın üzerinde büyük harflerle “BAŞTAN ÇIKARICI KERMES ŞERBETLERİ!” yazmaktadır. Bordo kadife örtülmüş masanın ardında, kumral genç bir cadı görevlidir içkilerin servisiyle. Gümüş kadehlere katılmış farklı renklerde sıvılar vardır, masum kompostolar gibi görünüyor olsalar da her birinde ayrı bir sürpriz gizlidir aslında. Ve genç cadı ve büyücüler tarafından tadılmayı beklemektedirler.



Notlar:
1. İçkilerin tadına bakmak tamamen ücretsizdir ancak ilk tadım RP’nizin sonunda bir zar atmanız gerekmektedir. (1d8)
2. Her zarın değeri farklıdır ve sizi nasıl bir sürpriz beklediğini söyler.


Süprizler ise şu şekildedir;

[spoiler]1- Etkisinin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Tarihteki tek tadımcısı kendisini üç gece sonra kendini domuz ahırında yuvarlanırken bulduğunu ve oraya gelene kadar başından geçen hiçbir şeyi hatırlamadığını söyler.

2- Afrodizyak etkisi. Bir yudum alan kişi gördüğü herkesle flört etmeye başlar. İkinci yudumdan sonra ise iksirin etkisi geçinceye kadar kelimenin tek anlamıyla her şeye aşık olmak mümkündür.

3- İçene bitmek tükenmek bilmeyen bir dans etme enerjisi verir. Üç kadehten fazla içenin topukları kanayana ve bedeni yorgunluktan kullanılamaz hale gelene kadar dans ettiği bilinir.

4- Neşelendirme tılsımı gibi zararsızdır. Fazlasının ise çatlayana kadar kahkaha krizine sokma ihtimali vardır.

5- Bir kere tadına bakanın on bardak daha isteyeceği enfes tatta bir içkidir. Fakat feci mide problemlerine yol açtığı bilinmektedir.

6- Bülbül gibi şakıtan içki. Deneyimli bir opera sanatçısı gibi şarkı söylemeyi sağlar ancak içenin ağzından çıkan bütün cümlelerin neden sinir bozucu derecede kafiyeli olduğu bilinmemektedir.

7- Herkül’ün içkisi. İçene insanüstü bir güç bahşeder. Bilek güreşinde rakibini serçe parmağıyla yenebilmek gibi yetenekler kazandırıyor olsa da bilirsiniz, bundan da pek fazla tüketmenizi tavsiye etmiyoruz :)

8- Kaktüs Suyu. Baş döndürücü bir renk şöleninin tadını çıkarın! [/spoiler]


25
Yetişkin Postası / Isolde Aideen O'Malley | Baykuşhane
« : 01 Şubat, 2022 01:20:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

⊹

İşi düşen olursa diye.

26
Karakter Talepleri / Ynt: Galleon Talepleri
« : 10 Ocak, 2022 01:36:17 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

27
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 10 Ocak, 2022 01:32:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviyeden ve 24 saatten gelen güç puanlarımı alabilir miyim, başka nerden geliyordu hatırlamıyorum hatırlayınca onları da talep ederim nxsksm

28
Mag Mell / Ynt: Efkaristiya
« : 10 Ocak, 2022 01:04:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Prosedürmüş," dedi Isolde şarap şişesinden aldığı ardı arkası gelmez yudumlar arasında, kadehlerin onu kesmeyeceği bariz bir gerçekti. "Gına geldi prosedürünüzden, prosedürmüş."

Kızıl saçlının yüzüne ilk girdiğinde oturan ifade endişeyse o hiçbir şeydi, rekor süreyle dikilen bir şişeyi ikincisi izlerken sorularını tıkıştıracak bir nefes molası bile yakalayamıyordu. Takırdattığı kalemi artık bacağını dövüyor, zamanı gerçek acıyla hissettiriyormuş izlenimi veriyordu, çünkü gerildikçe elinin tutuşu sıkılaşmıştı ve gece bitmeden orada bir morluğun oluşacağı aşikardı.

"Ne prosedür, biliyor musun hayatım?" Boş şişeyi tehdit edercesine kadına salladı. "Senin çeneni kapatman. Seherbazsın, yaşanacak cinayetlerin önüne geçmen gerekiyor." Bir an duraksadı, düşünüyormuş gibi şişeyi geri çekti. "Tabii işlenecek cinayetler sizin sorumluluğunuz olmayabilir. Gizem Dairesindeki hayaletler o işlerle daha ilgili, değil mi?"

“Ha-hanımım, sa-sakin olun,” dedi Mitski, Seherbaz kadının sözlerinden bir hayli etkilenmiş gibiydi. “Hemen size-”

Isolde elindeki boş şarap şişesini cine fırlattı hışımla. “Hiçbir şey, hiçbir şey istemiyorum! Kaybol!”

Şişe sertçe duvara çarpar ve onlarca küçük parçaya ayrılırken evcini topukladı. Öte yandan odanın atmosferinin gerilmeye başlamasından oldukça zevk alan biri vardı o anda odada. Portredeki kadın, en başından beri işlerin kızışmasını beklemiş ve bu hazzı tek başına yaşamak istemediğine karar verdiği için de yanına birkaç portre sakinini daha çağırmıştı. Artık üç kişilerdi, eğer gerçekten hayatta olsalar en deneyimli politikacıları bile mat edebilecek çene gücüne sahip üç kadın: Düşes Margaret Beaufort, Leydi Anne Neville ve namı diğer Çatlak Falcı yani Cassandra Louvain.

Kuzguni saçlı kadın hiç oralı değildi, şarabından büyük bir yudum daha aldı, sonra bir tane daha ve bir tane daha… “Bana bak hayatım, ben bu tavernayı öyle basit bir parmak şıklatması ile bugünlere getirmedim! O yüzden hiçbir güç elimden alamaz bir kere bunu o küçük aklının bir köşesine yaz!”

Portredeki kadınlardan destekleyen mırıltılar yükseliyordu, kızıl saçlı kadın ise karşılık vermek adına ağzını açar gibi oldu ancak Isolde ona izin vermedi. “Bin bir zorluk! Bütün yaşamım sefalet içinde geçti, sokaklarda yattım bir dönem ne gidecek yerim ne de başımı içine sokacak bir çatım vardı!” Sigarasını masaya, bir öncekinin az ilerisinde bir yere sapladı.

“Para kazanmak için ne yapmam gerekti biliyor musun? Nefesi leş gibi içki kokan ayyaş şerefsizlerle bir gece- her neyse! Mag Mell, hayatta kalma mücadelesi ile geçen yılların ardından sahip olduğum belki de tek gerçek yuva, gerçekten elimden alabileceğinizi mi sanıyorsunuz?”

29
Mag Mell / Ynt: Efkaristiya
« : 10 Ocak, 2022 01:02:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Öyle mi diyorsun?”

Isolde inatçıydı, sabahtan beri yeterince alkol almamıştı ve sinirleri tepesine çıkmak üzereydi. Bunun temel nedeni aptal yerine konduğunu düşünmesiydi, sahiden bu pısırık kadın böylesine basit bir yemine kanmasını mı bekliyordu? Gerçekten, işlerini bitirdikten sonra oradaki hiçbir bakanlık çalışanının çekip gitmeyeceğinin bir garantisi var mıydı? İddialı sözler söylemek hiçbir halta yaramazdı, kuzguni saçlı kadını ikna edebilmek yalnızca gerçek pazarlıklarla mümkündü –ve tabii biraz şarap ve bir el kumar oynamak da iş görürdü.

Ne yazık ki kızıl kadın hiç de işinin ehli bir izlenim vermiyordu, fazla beyaz bir aurası vardı bir kere gözlerini acıtıyordu, duygularını yansıtmaktan çekinmeyişi ise acınasıydı. Hangi akla hizmetle Seherbaz olmuştu ki? Oysa kiliselerde bolca rahibe açığı vardı, hem gayet de ona uygun bir meslekti.

İstemsiz bir kahkaha attı.

Rahibe olmak mı? Mükemmel bir fikirdi neden şimdi aklına geliyordu ki? Karşısındaki kadının yetersiz karakteri önem sıralamasında gerilemişti bir anda, eğer taverna tarihe karışacaksa ruhunu ve bedenini İsa’ya adayacaktı. Belki de tüm dertlerine çare bulmuş olurdu böylece; baba, oğul, kutsal ruh ve artık imanlısın!

Kahkahası daha da şiddetlendi.

Kızıl saçlı kadının –artık adı her neyse- yüzünde müşterilerinin kazıklandıklarını fark ettikleri andaki ifade vardı: hüsran. Ağzını açmak ve bir şeyler söylemek üzereydi ama buna fırsatı olmadı. “Şarap alacağım hayatım,” dedi Isolde, cebinden çıkardığı asasını en sevdiği kadehleri getirmesi için sallamıştı bile. “Dilim damağım kurudu da.”

30
Mag Mell / Ynt: Efkaristiya
« : 10 Ocak, 2022 01:00:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Ah, tabii ki! Siz soytarıların işini düzgün yapmadığı yetmiyormuş gibi bir de hesap vermediğim kalmıştı!”

Elindeki sigarayı hışımla masaya sapladı kuzgun karası saçlı kadın, agresif ses tonu ve tavırlarına karşın oldukça eğlenen bir ifade vardı yüzünde. Karşısındakine korku salabilmenin getirdiği bir zevkti bunun nedeni. Ceviz masada oluşan yanık izini de Bakanlık’a kitleyeceği tadilat borcundan saymayı not etti zihninin bir köşesine; eğer o uğursuz duayı duymamış olsaydı bütün bu yaşananların sorumlusunu da onlar ilan edebilirdi ancak dandirik Bakanlık, balosunu ve mekânının adını kirletenlerin yanında bir hayli masum kalıyordu.

Isolde’nin Tarotlar’ı onu defalarca yaklaşmakta olan bir kıyamet için uyarmıştı aslında, gereksiz işlerle uğraşma, yerinde otur ve her zamanki yaptığını yap yani odanda kırmızı şarabını yudumla demişlerdi. Dürüst olmak gerekirse, böylesine riskli ve zahmetli bir işe nasıl ikna olduğunu hatırlamıyordu kuzguni saçlı kadın. Bir anlık boşluğuna gelmişti -belki de o an sarhoştu- kaosa aç yanını ikna etmek hiçbir zaman imkânsız olmamıştı nihayetinde, yapılması gereken tek şey doğru bir şekilde pazarlık etmekti.

“Gülme!” diye tısladı, az ötede onları izlediğini bildiği portreye karşı. “Eğer konuşmamı istiyorsan küçük hanım, önce bana tavernamın onarılacağının ve buradaki bütün hasar karşılığında bir ödeme alacağımın garantisini vereceksin. Aksi takdirde sana ve o diğer soytarılara zehir saçarım!”

Sayfa: 1 [2] 3