17 Nisan, 2026 09:55:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Gwyndolin Lowell

Sayfa: [1] 2
1
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 20 Şubat, 2022 18:13:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin silinmesini ve başvurduktan sonra gelecek GP'lerim ile birlikte karakterdeki transfer edilebilen ne kadar GP var ise onların Carmilla hesabına aktarılmasını istiyorum, teşekkürler teşekkürler..

2
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 20 Şubat, 2022 18:10:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seviyeden gelen 5 GP

Birinci 24 Saat.

3
Diğer Dünya Ülkeleri / Veda...
« : 11 Şubat, 2022 00:26:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bir tohum gibi, gideceğim yeri bilmiyorum, pislik ve gölge ile büyüyor zorluklarla ışığa ulaşıyorum. Bir tohum gibi, mucizeleri kovalıyor, kendimi keşfediyorum. Yavaşça."


[justify]Küçük kulübesinin camını kaplamış buğuyu sağ bileğiyle temizledi ve nisan yağmurlarıyla ıslanmış ormana baktı. Doğa uykusundan iyiden iyiye uyanmıştı. Çiçekler tüm asaletlerini sunuyordu doğaya, sessiz kalan ağaçlar kuşların cıvıltılarıyla dolup taşmıştı. Arılar kovanlarından çıkmış ve tekrar çalışmaya başlamışlardı. Son kalan karlar eriyip nehirlere ve derelere karışmıştı. Beyaz örtü çekilmiş, yerini yeşil örtüye bırakmıştı. Sahnedeki oyuncular değişmiş, dünyanın uyuduğu oyun bitmiş ve uyandığı oyun başlamıştı. Camını açtı. Toprağın kokusu sevgilisini özlemiş bir aşık gibi kadının kulübesine doldu. Huzuru ve mutluluğu yanında getirmişti. Dirseklerini pervazlara dayayıp manzarayı biraz daha seyretti. Yapraklardan süzülen yağmur damlalarını, o damlaların yükselmekte olan güneşin ışıklarıyla parlayışını izledi. Bir kuş geniş yapraklı bir ağacın dalına kondu ve birikmiş suyu içti. Doğada her şey basitti. Yağmur yağardı, toprağı beslerdi, toprak büyürdü canlıları beslerdi o canlılar büyürdü toprağı beslerdi. Ölüm ve yaşam hepsi kusursuz bir döngünün içindeydi ve bu döngü Gwyndolin için kutsaldı. Bu döngüye hayrandı, doğanın haşmeti onu her zaman büyülemişti. İnsanoğlunun geri kalanı için sadece bir araç olan bu kadim güç aslında korunması gereken en büyük hazineydi. Lakin maalesef bu hazine, sanayileşme adı altında katlediliyordu günden güne. Denizler artık temiz değildi, hayvanlar güvende değildi, hava her zaman kirliydi. Şehirler bir hastalık gibi yayılıyordu ve Gwyndolin artık nefes alamayacak gibi hissediyordu şehirlerde. O yüzden kaçmıştı ormanlara Hogwarts'tan istifa eder etmez. O zamanlar yaşananlar, Aralık ayında. Mirabelle, Seth, Cwénhild, Carmilla... hepsi hepsini geride bırakmak en iyisiydi. İnsanlar... Gwyndolin'e göre değillerdi.

En gerekli eşyalarını bavuluna doldurdu. Bir kaç elbise, tarak, ayna, özel karışımlar ve tabiki not defteri yeterli olmuştu. Fransa'ya olan yolculuğu pek uzun süreli olmayacaktı zaten. Yıllardır yapmak istediği bir şeyi yapmak üzere Fransa'ya gidecekti. Hem çiçekçiden hemde Hogwarts'tan iyi para kazanmış, hatırı sayılır bir birikim yapmıştı. Zaten çok para harcayan, hatta parayı kullanan birisi değildi. Paranın yaşamı devam ettirmek için kullanılan bir araç olduğunu kabul etmiş ama asla ona tapmamıştı. Şimdi o para araştırmaları dışında heveslendiği bir şey için kullanılacaktı. Yavaşça kulübeden çıktı. Kedisi usul usul onu takip etti. Lakin hayvan patilerine bulaşacak olan çamurdan dolayı pek keyifsiz görünecekti bir kaç dakika sonra.

Limana kadar olan yolculuğu sorunsuz geçmişti. Hava güzeldi, Nisan ayının sonu onun yüzüne gülmüştü. Güneş parıl parıl parıldıyordu. Rüzgar şehir içlerinde yoktu ama deniz kenarında ufak ufak kendisini hissettiriyordu. Kadının yüzü gülüyordu. Aylar sonra ilk kez mutluluğun ona geri döndüğünü hissedebiliyordu. Sükunet ve insanlardan uzak olmak, doğanın kollarına ve adaletine kendisini bırakmak iyi gelmişti, iyileştirmişti kadını. Belgelerini verip kontrol noktasından geçti. Kedisi için gereken belgeleri de imzaladıktan sonra Fransa'ya onları taşıyacak olan gemiye bindiler. Uçarak yahut cisimlenerek gitmek istememişti. Hayatı daha yavaş yaşamak istiyordu. Büyü, bazı şeyleri çok kolaylaştırıyordu. Kolaylıktan bıktığını hissediyordu. Cwénhild, çocuğunu bırakarak kolaya kaçmıştı. Carmilla, öldürmek ve şiddet hem doğaya aykırıydı hemde kolaya kaçmaktı. Bakanlık... onların yaptığı her şey kalitesiz ve kolaydı zaten. Bundan bıkmıştı. Hayatında biraz basitlik, biraz zorluk ve biraz huzur istiyordu bu kadın sadece. Hepte bunu istemişti. Gemi yolculuğu sırasında da tam olarak bunları yaptı. Güzel bir yemek yedi, güvertede denizi izledi, martıların şarkılarını dinledi ve rüzgarın tenini aşındırmasına izin verdi. Hayat, güzeldi. Basitti, sadece yaşamasını bilmek gerekiyordu, bünyevi kaygılardan arınıp ahengin kollarına kendinizi attığınızda dalgalar ve rüzgar sizi ulaşmanız gereken yere götürüyordu zaten. Yürümeniz için bir patika, çoktan hazırdı. Sanayileşen ve teknolojinin kölesi olan insan ne yazık ki o patikanın üstüne betondan bir orman inşa etmişti. O yüzden kaybolmuşlardı, o yüzden mutsuzlardı. Doğanın akışını bozdukları için sonsuza kadar onları kovalayacak bir lanetti bu. Hak ettikleri, ödemeleri gereken haklı bir bedel.

Fransa, ilginç bir ülkeydi. Londra'dan ve İngiltere'den çok farklıydı. Lakin Gwyndolin bu farkları irdelemedi. Cadıların onu çağırdığı ormana doğru gitti muggle ulaşım yollarını kullanarak. Fransa da daha farklı hayvanlar vardı, daha farklı ağaçlar, bitkiler. Zamanında burada kalmış ve tek tek bunları incelemişti, kitabında hepsi yazıyordu. Genç ve hevesli olduğu günlerdi. Geride kalmış olmaları üzücü ama kaçınılmazdı. İnsanlar böyleydi, hevesleri istedikleri şeyi elde edene kadardı. Elde ettikten sonra değerini kaybediyor ve ucuz bir paçavra gibi köşeye atılıyorlardı. Gençlik böyle yitip gidiyor ve sonra geriye kaçırılmış fırsatlar ve acı anılar bırakıyordu. Lakin kadın bugün buraya bunun için gelmemişti. Mutlu olmak, insanlardan ve toplumdan uzaklaşmak için buradaydı. Ormanın kıyısına geldi. Sanki, kalbi atıyordu ormanın. Bir şeyler anlatmaya çalışıyordu sanki. Bir ritim, bir müzik, bir fısıltı hepsini duyabiliyordu. Duymuyor, hissediyordu. Suda, rüzgarda ve kalbinde. Hepsi bir ritim içindeydi. Bir uyum içinde. Kalbinin atışı bir notaydı, rüzgarın uğultusu bir çalgı ve suyun akışı bir şarkı. Birbirini tamamlayan ve yücelten bir ilahi gibi. Ormana baktı, orman da ona geri baktı. Davetkardı orman. Bir fısıltı, diğerlerinden daha keskin ve daha net. "Walpurgisnacht." Ritmi bozmadan ormana adım attı.


Güneş batmak üzereydi. Lakin hayvanlar uyumuyordu. Yapraklar bile uyanıktı. Herkes müziği dinliyordu. Müzik onu çekiyordu, müzik büyüleyiciydi. Sanki yürümüyor, süzülüyordu. Adımlarının onu taşıdığını biliyordu ama gitmesi gereken yeri o bilmiyordu müzik onu götürüyordu. Uslu bir çocuk gibi dinledi müziği. Bu müziği duymak için gelmişti zaten onca yolu. Çocukluğundan beri çekiliyordu bu yere. Rüyalarında görüyordu bu ağaçları, bu şarkıyı mırıldanıyordu istemsizce küçük bir çocukken, nehirlerin yanında koştururken. Aynı anda birden çok şey hissediyordu. Ağaçların kökleri toprağın altında nasıl uzanıyorsa, duyguları ve hisleri de öyleydi. Uçsuz bucaksız bir deryada giden ve gittikçe derinleşen dalgalar gibi. Müzik gittikçe yoğunlaştı. Müzikle birlikte bir takım duygularda belirginleşiyor, renkler değişiyordu. Ağaçların dalları iyice sıklaştı. Çalılarda öyleydi. Sanki bir şeyler saklıyor gibiydiler. Attığı her adımda müziğin sesi yükseliyor, farklı çalgılar, farklı duygular ve farklı ritimler ekleniyordu. Heyecanlandı, adımları hızlandı. Dalları aştı, çalılardan sakındı ve kaynağa ulaştı. Kısa saçlı, kısa boylu sarışın bir kız çocuğu onu karşıladı. Mavi gözleri parıl parıl parlıyordu. "Hoşgeldin Gwyndolin. Walpurgisnacht başlamak üzere." dedi. Soğuktan kızarmış parmaklarını kadına doğru uzattı. Yüzündeki gülümseme, az önce batmış güneş kadar kocaman ve sıcaktı.

Gün tamamen geceye döndüğünde, yıldızlar yerlerini aldığında ve mehtap sahneyi aydınlattığında bitti danslar. Ateşin etrafında dans eden insanlar sustu. Herkes sessizce yerine geçti. Gwyndolin gönlünce dans etti. Çıplak ayakları çamurla ve pislikle kaplandı. İçki içti, yanakları al al oldu ve yüzündeki gülümseme bir anlığına bile kaybolmadı. Mutluydu. Mutluluk yakalaması bu kadar kolaydı işte. Sarışın kız geniş bir kütüğün üstüne çıktı. Bu sırada herkes maskesini taktı. Ağaçtan yapılma, boyalı maskelerdi bunlar. Gwyndolin'in yoktu. "Maske için maskelerinden kurtulmalısın." diye fısıldadı yanında duran ve az önce dans ettiği kadın. "Gwyndolin Lowell. Gwyndolin Cross. Aramıza hoşgeldiniz. Yıllardır seni bekliyorduk." dedi sarışın kız. Başka bir Gwyndolin mi vardı? Tek maskesiz oydu ama. Etrafına baka baka kıza doğru yürüdü. Kız Gwyndolin'in elini tuttu ve onu kütüğe çıkardı. Elindeki kaseyi Gwyndolin'in ellerine tutuşturdu. "Sen her zaman doğanın kızı oldun. Doğaya dönme vaktin gelmiştir. Kendini tanı, başka benliklerini tanı. Tanı ve bize geri dön. Maskelerinden kurtul ve kaynağa geri dön." Gözlerini kapattı ve sıvıyı içti Gwyndolin. O gözlerini kapattığında bir çift mavi göz onu karşıladı. Safir mavisi gözler. Kıvırcık simsiyah saçlar.


"Merhaba."
"Merhaba."
"Sen. Bensin."
"Ben. Senim."

Bir rüya.

Bir yansıma.

Bir dünya.

Kendisininki gibi olmayan.

Karşısında bir perde vardı. Perdenin arkasındaydı safir gözlü kadın. Kıvırcık saçları dalgalanıyordu. Yanında bir kurt vardı. Simsiyah bir kurt. Onun gözleride safir kadar maviydi. Önce kurt arkasını döndü. Sonra kadın perdeyi sıyırdı ve kadını davet etti. Gwyndolin, Gwyndolin'i takip etti. "Anlamıyorum. Sen bensin ama farklısın." dedi. Bir çocuk kadar şaşkındı ve Gwyndolin sadece gülümseyerek cevap verdi ona. Perdeden geçti ve arkasına dönmedi. Karanlık bir koridorda yürüyor gibiydi. Garip sesler duyuyordu. Garip kıyafetli insanlar görüyordu. Binalar daha büyüktü. Daha az yeşil vardı ve beton orman daha da yayılmıştı. İnsanlar daha da mutsuz görünüyordu. "Benim dünyam, seninkinden farklı. Daha elem bir halde. Gel. Sana hikayemi göstereyim." Binalar ve kaldırımlar ayaklarının dibinden kayıp geçti. Geniş bir araziye düştüler. Bir yetimhane ve oradan çekilip çıkarılan bir kız çocuğu. Kocaman bir eve getirildi bu kız çocuğu. Kocaman bir malikaneye. Orada büyüdü ve büyüttü. İki tane çocukla, kardeş gibi ama asla tam değil. Bir kız çocuğu vardı. Sevimliydi, kızıl saçları ve kırmızı yanakları çok tatlıydı. Bir de erkek çocuğu vardı. Ruhundaki karanlık henüz yeşermemişti. "O adam. Hepimizin sonunu getirdi." dedi. Zaman ilerledi. Bu Gwyndolin farklı bir okula gitmişti ve hep yalnızdı. Onun Cwénhild'i yoktu. Bir ışık patlaması oldu ve malikaneye geri döndüler. Karanlık bir geceydi. İnsanlar siyah giymişlerdi. Bir tabutun başında duruyorlardı bu insanlar. Kızıl saçlı kızın resmi vardı. "Ophelia." dedi kadın. Safir gözlerindeki acı çok gerçekti. Bir odaya geçtiler. Bir mektup, gümüş cübbeler ve içindeki karanlığa teslim olmuş bir adam. Korktuğunu hissetti Gwyndolin. "Çok üzülmüşsün. Canın çok yanmış."Sonra bir fırtına gördüler. Falezlerin üzerinde bir kadın. Şimşeklere bağırıyordu. Koşuyordu, bir kurt olarak. "Bulmuşsun! Doğayla bir olmanın yolunu bulmuşsun!" dedi. Sesindeki mutluluğu, heyecanı ve hevesi kaçırmamıştı mavi gözlü Gwyndolin. "Hepimiz acımızı farklı şekilde yaşadık. Ben doğaya, kaynağa döndüm." dedi bu sırada tekrar içindeki karanlığı büyüten adam gözüktü. Yanında sarışın bir adam ve kendinden emin bakışları olan bir kadın vardı. Onların arkasında kel ve sert bakışlı bir adam ve onun yanında kızıl saçlı bir kadın daha. "Simon ise bambaşka şekilde yaşadı. İçindeki yangını söndürmek yerine onunla dünyayı yakmayı seçti."

Kendi kuyruğunu kovalayan bir yılan işlemeli bir bayrak bakanlığın üstündeydi. Bu yılan bakanlığı paramparça etmişti. Sadece bakanlığı değil bu yılana karşı duran kim varsa. Simon, oradaydı Gwyndolin yanındaydı. Kadının bundan gurur duymadığını hissedebiliyordu. Bakanlık alevler içindeydi. Seherbazlar, hepsi ölmüştü. Karşı çıkanlar ya katledilmişti, yada sorgulanmak üzere zincirlenmişti. Simon en tepedeydi. Her şeyi izliyordu. Gwyndolin ise buna yardımcı olmuştu. Bakanlık yetmedi. İçindeki alev sönmedi Simon'un. Büyüdükçe büyüdü. Ölümler durmadı. Ateşler sönmedi ve dünya depremlerle sallandı. En sonunda. En sonunda dayanamamıştı mavi gözlü kadın. Yanı başındayken Simon'un. Ona en güvendiği anda asasından çıkan yemyeşil bir ışık ile almıştı canını. "Ben yapamazdım." dedi. "Biz, sen ve ben. Farklı hikayelerin yan karakterleriyiz. Bunu kabul etmişiz. Wordsworth, Muirghéal, Barthélemy. İsimler aynı. Olaylar farklı. Benim dünyama yıkımı bir Wordsworth getirdi. Bunu yapmasına ben yardım ettim. Sen karışmayacak kadar güçlüydün. Belki de senin sayende arkadaşın başaramayacak ve dünyanız yanmayacak. Biz buraya aidiz. Sen ve ben bizim yerimiz ormanlar." dedi ve kadının ellerini tuttu. "Bambaşka bir hayat, bambaşka insanlar ve bambaşka bir Gwyndolin." dedi. Mavi gözlü kadın yavaş yavaş uzaklaştı. Kurt onu takip etti. Mavi gözlü kadının uyanışını izledi. Dans eden insanların yanında, güneşe bakerken, mutluydu. Uzaklardan, perdenin arkasından gülümsedi. "Hoşçakal."

Yıldızlar döküldüler ve battılar. Siyah bir okyanus her şeyi yuttu. Sonra bir ışık narince baş verdi. Büyüdükçe büyüdü. Dalları arttıkça dahada ışıldadı. O dallarda farklı insanlar gördü. Her tarafı rünlerle kaplı upuzun bir adam... bir kediyi öldürdü. Mavi gözlü kadın o kediyi gömerken çok ağlamıştı. Başka bir dal. Kendisini gördü. Kucağında bir çocuk vardı ve yanında da kocası. Cwénhild ve Seth'te oradaydı, yanlarında da Mirabelle vardı. Okuldan mezun olmuştu Mirabelle ve sınav sonucunu elinde gururla sallıyordu. Bambaşka bir dalda Carmilla'yı gördü. Cesetlerle dolmuş bir çukurun tepesindeydi. Yanında Mirabelle vardı, Ares vardı ve başka maskeli insanlar kızıl cübbeleriyle kadının arkasındaydılar. Kadın ise ağlıyordu. Zira kalbini Seth Carter'i gömdüğü zaman kaybetmişti. Bir dal daha... hepsinden güzel parlıyordu bu. Yemyeşil ormanlar gördü. Koşan geyikler ve uçan kuşlar. Vızıldayan arılar ve açan çiçekler gördü. Bu dalın yaydığı ışık diğer bütün ışıkları söndürdü. Ağaç, tek bir daldan ibaret olmaya başladı. Yapraklarında dört mevsim vardı. Karlı dallar, kurumuş dallar, yeni yeni çiçek açan dallar ve tamamen büyümüş dallar. Gwyndolin ağaca tırmanmaya başladı. Dallardan birine oturdu. Sarı saçlı kız çocuğu yanına oturdu. Gülümsüyordu. Ağacın dalları yanlarına kadar sokuldu ve onlara birer tane elma uzattı. Yemeye başladılar, sulu ve taze bir elmaydı bu. Diğer dalların ışığı tek tek söndü. Cwénhild, Seth, Mirabelle, Simon, Auguste, Vitya, Jimin, Alice... hepsini tanıyordu. Hepsini hatırlıyordu. Diğer Gwyndolinlerin acıları, sevinçleri, yalnızlıkları, korkuları, başarıları ve hayalleri. Hepsini toplamıştı. Hepsi için göz yaşı dökmüştü, hepsi için gülmüştü. Hepsinin hayatlarını bir bir yaşamıştı. Gözlerini hepsi için açtı.

"Tekrar hoş geldin."

Güneş nazikçe yükseldi. Dans eden herkes uyumuştu. Geçmiş artık geride kalmıştı. Bütün acılar dinmişti. Dünya dinleniyordu. Artık Gwyndolin içinde dinlenme vakti gelmişti. Yıkımdan ve ölümden uzakta. Korkunun ve insanların olmadığı bir yerde. Doğaya saygı duyanların, onu koruyanların yanında. Ait olduğu yerde, evinde. Çok sevdiği ağaçların ve hayvanların arasında.


[spoiler]- Gwyndolin, benim için her zaman özel bir karakter olarak kalacaksın. Senin hikayen artık bitmeli ve dinlenmelisin. Yazdığım iki hayatında da mutlu yaşayamadın ama sonun mutlu olsun. Hoşçakal.

-Bu RP 1866 Yılının Nisan ayının son haftasında başlayıp 1 Mayıs sabahı bitmektedir. Bu karakterin sonunu yazmak için site tarihinin ilerlemesini beklemek istemedim. Zira karaktere vedam olduğu için biraz zamanı büktüm.[/spoiler]

4
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Gwyndolin Lowell Sorgusu
« : 08 Şubat, 2022 19:26:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyüyen göz bebekleri şaşkınlığını gizleyemiyordu. Şok ardına şok yaşıyordu resmen. Mirabelle'in babası gerçekten Seth miydi? Buna sevinirdi. Çocuğu gördüğünden beri içten içe babasının Seth olmasını istiyordu. Bu ne anlama geliyordu, Seth, kızını ondan alacak mıydı? Ya Cwénhild'in Mirabelle ile görüşmüş oluşu, kim olduğunu anlatışı? E mantıklı değildiki... bu kadın ömrü boyunca bu kızdan korkmuştu, uzaktan sevmeye alışmış ve bunla yetinmişti, şimdi çıkıp niçin ona kimliğini açıklasınki... Ve... Gwyndolin ile konuşmuş olduğu söylenmişti... Gwyndolin onunla görüşmemişti ki... Carmilla olmadan önce, balodan önce mi planlamıştı bunu... ne oluyordu anlayamıyordu. Ellerini suratının önünde birleştirdi. Derin bir nefes aldı ve geriye yaslandı.

"Anlayamıyorum, Mirabelle ile niçin konuşsunki? Ömrü boyunca korktu kızdan karşısına çıkmaktan... Niçin kendi kızını travmatize etmek istesin ki? Bu bizim tanıdığımız kadın değil Seth, benim arkadaşım böyle bir şey yapmazdı. Gerçekten anlayamıyorum." Bu sırada gözleri önündeki kahve dolu kupaya dalıp gitmişti. "Benimle görüşmüş demek. Hatırlamıyorum. Yani şöyle, görüşmemiştir diyemem Cwénhild ile ben kız kardeş gibiydik. Böyle bir şey olduysa, balo öncesi yada sonrası ben hatırlamıyorum, eğer konuştuysak Obliviate ile anılarımla oynamış demektir. Öyle yada böyle Seth, dediğin şeyde haklısın kızını korumalısın. Şu an Cwén ne yapıyor bilmiyorum ne planlıyor bilmiyorum o kızla ne amaçlıyor bilmiyorum. Bunları bilmemek beni delirtiyor ama önceliğimiz Mirabelle. Koru onu"

5
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Gwyndolin Lowell Sorgusu
« : 08 Şubat, 2022 17:14:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Elbette anlıyordu nasıl hissettiğini, ömrü boyunca tek bir kadına aşık olmuştu Seth. Gwyndolin Seth'i severdi, arkadaşıyla defalarca konuşmuşlardı tek bir şans verebilmesi için. Ancak çabaları beyhudeydi. Kadının da kendince sebepleri vardı. Onu da anlıyordu. Fakat bir insanın önce ölümüne üzülmek, sonra onu kanlı canlı karşısında görmek... bunu anlayabilir miydi?

Kızının fotoğrafı önüne koyulduğunda şaşırdı. Seth bunu biliyor muydu? Babası olduğundan şüpheleniyordu. Eğer babası değilse çok üzülecekti. Anlatması lazımdı ama yardım etmek istiyordu çünkü.

"Mirabelle... Cwenhild'in çocuğu. Sen sormadan söyleyeyim babası kim bilmiyorum. Yıllarca sensindir diye düşündüm ama. Evet biliyordum, hatta bunu Cwenhild ve Mirabelle dışında bilen tek kişi benim. 16 yıl önce bir gece bana geldi ve şüphelendiğini söyledi sonrada şüphelerimiz doğru çıktı. Doğurmak istemedi. O zamanlar yaşadığı hayatı ve ailesini göz önüne alırsan kendince haklı olduğu taraflar vardı. İkna ettim ve Mirabelle doğdu. İsmini ben koydum elime ilk ben aldım ama üç gün sonra... çocuk gitti. Hangi yetimhaneye verdi bilmiyorum, söylemedi. Nasıl inatçı biliyorsun. Ölmeden önce... bana anlattı, kızı ve onu nasıl yıllarca bir gölge gibi izlediğini. Benden göz kulak olmamı istedi, bende oldum. O ölünce de evlat edindim. Başta gizlemek istedim ama o kız çok zeki bir şeylerin ters olduğunu anladı ve bende ona her şeyi anlattım." duraksadı ve devam etti. "Seth o daha çocuk. Annesinin bir katil olduğu gibi şeyler söyleme. Onu güzel hatırlamasına izin ver."

6
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Gwyndolin Lowell Sorgusu
« : 08 Şubat, 2022 14:45:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth Carter. Bu adamı en son ne zaman gördüğünü hatırlamıyordu Gwyndolin. Bir kaç kez Cwénhild ile görmüştü kadının ölümünden sonra. Orada burada, ikisini çatının tepesinde ziyaret ettiğinde, yada içmek için Cwénhild'in pis evinde toplandıklarında. Yıpranmıştı adam. Görebiliyordu. Gryffindorlu parlak çocuğun gözleri sönmüştü. Aynı şekilde Hufflepufflı kızın da gözlerindeki parlaklık sönmüştü çünkü.

"Sende arkadaşıydın. Bunu unutmuş gibisin." dedi. Adamın unutmak istemesi haklı bir davranıştı. "Sen ne biliyorsan bende onu biliyorum. Baloda öldüğünü düşündüm. Böyle dediniz. Şimdide yaşıyor, Carmilla diyorsunuz. Yardımcı olmayı çok isterim ama onu en son balodan bir hafta önce gördüm. Hogwarts için hazırlanırken bana yardım ettiğinde." dedi. Kızgın hissediyordu. Seth'e bakanlığa ama en çok Cwénhild'e.

7
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Gwyndolin Lowell Sorgusu
« : 07 Şubat, 2022 18:58:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bakanlığın koridorlarını daha önce defalarca tepmişti kadın, öldüğünü sandığı arkadaşını ziyaret etmek için. Son bir kaç gündür gazetede çıkan haberler, Mirabelle ile yaşananlar kadının dengesini bir hayli şaşırtmıştı. Bu düşünüldüğünde pek şaşırtıcı bir şey değildi. En yakın arkadaşım dediği insanı kaybetmişti, bir baloda vahşi vahşi katledildiğini okumuştu, cenazesine gitmişti, mezarı başında göz yaşı dökmüştü. Özlemişti, matem yaşamıştı. Hayatından bir parçayı gömmek zorunda kalmıştı. Sonra... sonra o parçanın yaşadığı ortaya çıktı. Yaşadığı ve bir katil olduğu. Carmilla adını aldığı. Cwénhild bunları yapabilecek kadar gaddar olamazdı. Bir öğrenciye Crucio lanetiyle işkence yapacak kadar acımasız değildi. Evet zor bir kadındı, evet yöntemleri sertti, suçlulara hep sert yaklaşmıştı ama Ares... ve anlatılan onlarca hikaye. Sorgulama odasına girdi ve oturdu. Simsiyah elbisesinin içinde parlaması gereken yüzü sönüktü.

8
Düello Salonu / Ynt: [Son 8] Samuel R. Boleyn v Mirabelle Starlight
« : 05 Şubat, 2022 20:44:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bu aktiviteden hoşlanmamıştı kadın. Gereksiz şiddetten kaçınılmalıydı. Bu turnuva barbarcaydı. Öğrencilerin yeteneklerini böyle kullanmamaları gerekiyordu. Lakin orada bulunmak zorundaydı, okulun bir profesörü olarak ve sıkıntılı bir durumda da müdahele edebilirdi. İlk düello, beklendiği gibi geçti. Franziska rahat duracak, kendisinden bir şeyler katmadan duracak bir kız değildi. Sevdiği bir öğrencisiydi. Bütün öğrencilerini seviyordu ama Franziska'nın yeri bir tık farklıydı. Tabii söylediği laflarla şansını zorluyordu ama olsun. Bina sorumluları ilgilenmişti.

Sonra sahneye kızı ve Samuel çıktı. Kızı zor durumdaydı. İçi içini yiyordu. Sonra Hufflepuff bina sorumlusu bir şeyler söyledi. Bu adamla trende konuştuklarında hiç böyle değildi şeytan kaçmıştı sanki içine. "Ne diyorsunuz Profesör Solaris!" diye çıkıştı adama sert bir dille. "Öğrenci bu çocuklar gladyatör değil! Kendinize geliniz!"

9
Hogsmeade Kermesi / Hogsmeade Kermesi Gezisi
« : 02 Şubat, 2022 13:24:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Elindeki parşömende ismi yazan çocukları bir bir okudu. Parşömenin sonunda ismi çizili üç kızcağızın adını görünce kalbine küçük bir sızı saplanmadan edemedi. Çocuklar güzelce sıraya geçtiklerinde düşük sınıfların izin kağıdı olup olmadığını kontrol etti. Bir kaç tanesinde izin kağıdı yoktu ve onlara gelemeyeceklerini söylemek her zaman üzücü olmuştu. Onlar üzgün üzgün kaleye dönerken yağan karla birlikte öğrenciler yavaş yavaş adımlamaya başladı. Bir kaç tane çıkıntı dışında problem yoktu. Franziska sağa sola laf atıyor, Eadwig ve tayfası ortamı kesiyor grup rutin bir şekilde köye iniyordu.

Alana indiklerinde ortalık pek şendi. Bayram havası her yere sinmeye başlamıştı. Işıklar asılmış kardan heykeller yapılmış ve dükkanların nefis yemeklerinin kokusu ortama sinmeye başlamıştı. Özellikle turtanın kokusu Gwyndolin'in karnını acıktırmaya yetmişti bile. Öğrencilere iyi gelecekti bu. Çok fazla şey yaşanmıştu bu sonbaharda. Ölümler kesilmemiş, acı dinmemişti. İnsanlar korkar olmuştu. Carmilla denen bir kadın ortalıkta kol geziyordu ve bakanlık her zamankinden daha aciz hissetiriyordu. Neyse dedi kendi kendine, bunları düşünmek için değil bunlardan kaçmak için gelmişlerdi buraya. Yüzüne gülümsemesini kondurdu ve kermes alanının girişinde duran öğrencilere döndü. Tekrar bir yoklama aldı, fire vermemişlerdi. Zaten Cynthia yanındayken öyle bir şey pek mümkün olmazdı.

"Tamamdır çocuklar. Kermes alanından çıkmak yok. Hava kararmadan bir saat önce burada buluşacağız. Dağılan olursa profesörünüz(Cynthia) ile papaz olursunuz. İyi eğlenceler!"

10
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 02 Şubat, 2022 03:10:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kızın söylediği şey kadının çehresine hafif bir tebessüm kondurdu. Dediği şey tam olarak Cwenhild'in yapacağı türden bir şeydi. O on altı yaşındaki kızdan ölümüne korkuyordu. Korku insanları her zaman yanlış kararlara sürüklerdi. Bu durumda olduğu gibi. Anlaşılamama korkusu, başarısızlık korkusu bu küçük kızın hayatını baştan aşağı değiştirmişti ve belkide hayatında korkup kaçması gereken tek anda bunu yapmadığı içinde yitip gitmişti kadın.

Kızın sorusu karşısında irkildi. Cevabı... bilmiyordu. Seth olduğundan emindi. Başka kimse olamazdı ama elinde bir kanıt yada başka bir şey yoktu. Zaten Seth böyle bir şeyi bilse kızına kesinlikle sahip çıkardı.

"Baban kim bilmiyorum, gerçekten."dedi hafifçe sırıtarak. "Annen öyle önüne gelenle düşüp kalkan biri değildi. Evet çok sarhoş olurdu ama o gecelerin sonunda ya bende yada kendi evinde sızardı. Lakin küçük hanım bir tahminim var. Annenin bir aşığı vardı. Taa Hogwarts yıllarından beri aşıktı annene. Annen adamı reddedip durdu ama adam vazgeçmedi. Annen ile arkadaş oldular, bu adam anneni ara sıra barlardan toplardı. Bir gün annenin doğum gününde de toplamış. O gece ne yaşandı bilmiyorum ama bir aydan biraz daha fazla bir süre sonra annenin sana hamile kaldığını öğrendik. Annene babanı sordum fakat bana hiç anlatmadı. Emin olmadan da sana bir isim vermek istemiyorum Mirabelle."

11
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 02 Şubat, 2022 02:35:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazen, sadece bakışlarıyla insanlar sözcüklerle anlatabileceklerinin onlarca kat fazlasını sadece bir bakışlarıyla anlatabilirdi. Tıpkı küçük Mirabelle'in şimdi yaptığı gibi. Gwyndolin kızı rahatsız etmeden izledi. Çiçekleri koyuşunu ve sessizliğiyle birlikte yere çöküşünü izledi. Kim bilir neler geçiyordu o minik kafasında. Ah annesi korkmasaydı kendi annesi gibi lanet bir kadın olmaktan. Şu yavrucak kim bilir nasıl bir hayat yaşardı. Sessizce kızın başına koydu elini ve saçlarını okşamaya başladı. O sırada da kelimeler yavaşça dökülmeye başladı ağzından.

"Annenin sana annelik yapamamasının sebebi işte şu yanıbaşındaki mezar taşının altında yatıyor Mirabelle." dedi Cwenhild'in annesinin mezarını göstererek. "Annen pek kolay bir çocuk değildi. Fakat annesi tarafından nefret edilmeyi hak etmemişti. Dayına bütün imkânlar sunulurken annen her zaman ikinci plana atıldı. O da senin gibi yetim büyüdü diyebiliriz. Kendi ayakları üstünde durmayı öğrendi. Kendi ayakları üstünde savaştı ve kendi ayakları üstünde can verdi. Çocukken de böyleydi. Ama o kendi annesi gibi değildi Mirabelle. O seni seviyordu. O kulübenin etrafına kaç kere tılsımlar dizdi. Seni uzaktan korumaya çalıştı."

Kızın saçlarını okşamaya devam ediyordu. Bu sırada gözlerinden akan bir kaç damla yaş çoktan karlı zemine düşmüştü.

12
Diğer Dünya Ülkeleri / Sevgisiz Büyümüş Bir Kadın
« : 01 Şubat, 2022 12:24:10 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]"Tamam Franziska, akşam döndüğümde ofisime gel iksirin üzerinde çalışırız, söz." dedi ve bir kaç gündür etrafında dolaşıp sıfırdan kendi başına tasarladığı iksir konusunda yardım isteyen Slytherinli kızı gönderdi. Kızıl saçlı cadı odadan çıkınca Gwyndolin'de paltosunu ve şapkasını kafasına geçirip ofisini şöyle bir toparladıktan sonra merdivenlere yöneldi ve hızlı adımlarla Hogwarts'ın dönen merdivenlerini kat edip bahçeye indi. Soğuk kar havası ciğerlerine doldu ve kadının içi ferahladı, temizlenmiş hissetti. Okulun çıkış kapısına kadar yürüdüğü sırada ayakları izler bırakıyor, bu soğuk havada dışarıda olmaya cesaret eden bir kaç öğrenci bir şeyler soruyor, güneş göğe yükseliyor ve rüzgar esiyordu. Uzun zamandan sonra huzurlu hissetmişti ve bu huzuru kaybetmek istemiyordu. Son bir kaç günü Mirabelle ile geçirmiş ona annesiyle birlikte olduğu fotoğrafları falan göstermiş ve kadının kötü huylarını biraz törpe törpe elinden geldiğince anlatmaya çalışmıştı. Bugünde annesinin mezarına gideceklerdi. Kadının cesedi bulunamamış olsada Abigail, Cwénhild'in abisinin eşi, İrlanda'da bulunan aile mezarlığına bir anıt diktirmeyi başarmıştı. Çıkış kapısının oraya geldiğinde atıştırmaya başlayan kar ufak ufak hızlanır olmuştu. Güzel bir Cumartesi sabahıydı. Bu ufak kaçamağı yapmak için Müdire hanıma baya bir dil dökmesi gerekmişti. Kadın neyseki çok problem çıkarmamıştı. Zaten Mirabelle kağıt üstünde Gwyndolin'in kızıydı ve aslında bir veli çocuğunu dışarı çıkartıyordu. Kız geldiğinde onu sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. Elini sımsıkı tuttu ve birlikte İrlanda'daki aile mezarlığına cisimlendiler. Hava İrlanda düzlüklerinde daha soğuktu ama en azından kar yağmıyordu, hatta yağmış karın büyük bir kısmı da erimişti. Mezarlığın demir kapısını açıp içeri süzüldüler. Muirghéal ailesinin olduğu bölüme geldiler ve Cwénhild'in mezarının tam önünde durdular.

"Cwénhild Muirghéal 1829-1865 Cesur Bir Seherbaz." mezar taşının üzerinde yazanı okudu sessizce, sonrada ekledi. "Sevgisiz büyümüş bir kadın."

13
Yasak Orman / Ynt: Annem ve Kızım II
« : 31 Ocak, 2022 21:27:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Üzgünüm arkadaşım. Başaramadım.

Oturduğu yerde kalakaldı. Buraya geldiğinden beri bastırdığı duyguları yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar soğumuş yanaklarından geçip gidiyordu. Kızarmış suratıyla kıza baktı. Gerçek gerçekleri bilmeyi hak ediyordu. Bir yalanı yaşamak zorunda bırakılmamalıydı. Yalan kolaya kaçmak olacaktı. Cesaretini toplayıp gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmişti. En yakın arkadaşının ölümünü artık kabullenmek zorundaydı. Elleriyle gözyaşlarını sildi ve konuşmaya başladı.

"Peki Mirabelle. Senin doğduğun gün orda olduğum doğru. Hatta seni ilk kez ben kucağıma aldım ve adını da ben koydum. Mirabelle ağacına ithafen. Bunların hepsi doğru. Fakat annen ben değilim. Annenin adı Cwenhild Muirgheal. Bir seherbaz. Mag Mell'de seni dinlemeye gelen kızıl saçlı kadın. Kanlı Baloda masmavi geceden kopma elbisesiyle öldürülen kadın. Senin yaşadığını bu yaza kadar gerçekten bilmiyordum. Bana seni verdiği yetimhanenin adını söylemedi. Onunla bu yüzden altı ay kadar konuşmadım. Onu affetmemek için bir çok sebebin var ben bile affedemiyorum bazen. Anneni en son gördüğümde bana her şeyi anlattı. Senin karşına çıkmak istediğini ama ne kadar korktuğunu ki annen kolay kolay korkan bir kadın değildi. O gece avcılara karşı nasıl savaştığını anlattılar bana tam annenlik hareket. O avcılar o gece benden bir arkadaş senden bir anne aldılar. Bende sana annelik yapmak istedim. Arkadaşımdan kalan son hatırayı kaybetmek istemedim. Özür dilerim." Konuşması sırasında çatallanan ses tonu ve akan göz yaşları durmamıştı. Duracağa da benzemiyordu.

14
Yasak Orman / Ynt: Annem ve Kızım II
« : 31 Ocak, 2022 20:54:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Klasik Muirgheal kadını. Zeki sorgulayan ve asla ona söylenenlere körü körüne inanmayan bir Muirgheal kadını. Mirabelle, Gwyndolin'in söylediği hiç bir şeye inanmamış hatta kadının yalanını ortaya çıkarmak için birbiri ardına sorular sormuştu. Neyseki Gwyndolin yalanlarının ardını toplayacak yalanlar da hazırlamıştı.

"Edward Goldling. Senin soyadını onlar vermedi, kim verdi bilmiyorum. Geniş bir ailesi vardı. Sadece babanın 4 kardeşi, onun annesinin 6 kardeşi. Biz babanla Diagon Yolu'na taşınmıştık ama Goldlingler aslen Birmhingamlı ve şu anda da orada yaşıyorlar. Baban Azkabanda tabi. Benim aksime. Seni Aziz Micheal Kilisesinin yetimhanesine bıraktılar. Kim bıraktı bilmiyorum. Bu yaz ben Mısır'da iken yakalamışlar babanı. Hatta Cwenhild bizzat kendi yakalayıp konuşturmuş. Nerede yaşandı diyorsanda bakanlıkta tabi Seherbazlık Ofisinde."

15
Yasak Orman / Ynt: Annem ve Kızım II
« : 31 Ocak, 2022 20:09:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Hazırladığı yalanları bir bir sıralamanın zamanı gelmişti. Mirabelle zeki bir kızdı. Aynı annesi gibi. O yüzden söylediği yalanda bir eksik, bir soru işareti olmamalıydı. Zaten aylardır ilmek ilmek örmüştü yalan ağını. Yanlarındaki bir kayanın üstündeki karları asasıyla ısıtarak eritti ve oturdu. Aynısını Mirabelle için yaptı fakat kıza oturması yada oturmaması için bir direktif vermedi. Derin bir nefes aldı, düşen kar tanelerine baktı ve yalanlarını söylemeye başladı.

"Senin baban, Edward. Çok gelenekçi bir aileden geliyordu. Bir erkek evlat için deliriyorlardı. Senden önce dört tane çocuk düşürdüm ve baban ile aramız git gide açıldı. Ailesi beni zaten istemez oldu. Sonra sen doğdun. Edward küplere bindi. Bir kız çocuğunu sırf onlara inat olsun diye doğurduğumu söyledi. Boşanmak istedim. Senide alıp gidecektim. Fakat... baban önce davrandı. Seni o aldı ve gitti. Defalarca kapısına dayandım. En sonunda öldüğünü söylediler, kazdıkları sahte bir mezarın başında günlerce ağladım. Kendimi araştırmalarıma adayıp neredeyse bütün dünyayı gezdim. Seni düşünmediğim bir gün bile olmadı. Sonra bir gün. Baban dolandırıcılıktan tutuklandı. Şansıma seherbaz bir arkadaşım onu sorguya alırken biraz Veritaserum ile senin yaşadığını öğrenmiş. Ondan sonrasını biliyorsun. Seni bulabilmek için buraya geldim. Trende karşılaştık, dersime girdin çıktın ve en sonunda buraya geldik. Mirabelle. Ben seni terk etmedim. Seni benden zorla aldılar. " Gerçek, insanları inandırabildiğiniz sürece onlara anlattığınız her şey olabilir.

Sayfa: [1] 2