46
Kupa & Ödül Odası / Ynt: Ödül
« : 25 Şubat, 2022 01:27:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aynı bir Bludger misali asabi, hedef odaklı ve hıphızlı bir şekilde koşmaya başlamıştı Samuel. Gözleri tamamen yeni arkadaşının üzerinde, nereye gittiğini kontroldeydi ancak kızın şaşırtmalı parkuru bir hayli yormuştu onu. Sonunda yakalamak yerine zevk almaya karar vermiş, kollarını dimdik sağa ve sola kaldırmış ve “Fiyuuu…” diye çok da sesli olmayacak bir şekilde kendi kendine uçuyormuş taklidi yaparak kızın peşinden gitmeye başlamıştı. Bu sırada da aklına az önce Mirabelle’in dedikleri takılmıştı. Kiliseden bahsettiğini hatırlıyordu ama anlam veremiyordu. Yani bu kız, KİLİSEDE mi yaşıyordu? Bu yasak olmalıydı, öyle değil mi? Kutsal bir yerde yemek yememeliydi, uyumak da tam bir saygısızlık olurdu. Daha kötüsü, bütün ihtiyaçlarını kilise gidermesi gerekirdi. Hayır, buna kimse izin vermemeliydi. Kıza sormalıydı bunları ama o sırada odayı dolduran sesler onu korkuttuğundan bu konuya değinemeyecekti. Mirabelle’in üzerine düşen kupalar çok ağır olmalıydılar, canının acıyıp acımadığını kontrol etmek için eğildi kızın yanına. Tanıdığı kızlar düşünce hemen ağlardı, o yüzden hazırlıklıydı da. Bacağını ovabilirdi, veya şifacıya götürebilirdi. Eğer bacağı çok acıyorsa da kucağına alabilir, en azından almaya çalışabilirdi. Kovalama oyununu en başında başlattığı için kendini biraz kötü hissetmişti şimdi, hep böyle oluyordu. Eğlendiği zaman yanındakiler kendilerine dikkat etmiyorlar, canlarını yakıyorlardı. Samuel kendini suçlu hissetmek istemiyor hatta bazen de kızıyordu kendilerini korumadıkları için. Şimdi kendi düşse, hemen kalkar devam ederdi oyuna. Canı acısa da kimseye çaktırmazdı, herkes böyle olsaydı çok daha kolay olurdu beraber oyun oynamak.
Kız yerdeki kupayı kaldırıp gösterdikten sonra olmak istediklerini saydığında tam olarak aynı şeyleri düşünüyor ama söylemiyor olduğu için ilk önce kıza hayranlık duydu, ardından da pervasızca bunları dile getirdiği için oldukça yargıladı. “Hepsi birden olamazsın ama.” dedi bu yüzden. Olabilse harika olurdu ama o kadar harika bir insan hiç tanımamıştı Samuel hayatında.
Mirabelle kalkacak gibi olunca Samuel ne yapacağını bilemedi ilk önce, ardından da yardım etmek için elini uzattı. Canının acımasını, bağırarak ağlamasını, çocuğa kızmasını bekliyordu ama hiçbiri olmamıştı. Onun yerine kız kalktığı gibi çocuğa tekrar sarılıvermişti. Bu kadar samimiyete alışık olmayan her çocuk gibi Samuel de kaskatı kesildi tekrar. “Ben de çok eğlendim.” derken devam edebilmeyi umuyordu çocuk. Eğlenmişti ama yetmemişti, biraz daha istiyordu. O sırada karnından gelen açlık seslerini de, bulundukları yeri çok dağıttıkları için gelebilecek cezanın da farkında değildi. Tek isteği Mirabelle ile biraz daha vakit geçirmekti. Bu yüzden kız ona bir ödül vereceğini söylediğinde meraklı gözlerle ona döndü. “Burada olmayan, buradakilerden daha önemli bir ödül sende ne yapıyor? Yoksa kilisede mi verdiler?” dedi. Belki de kilisenin ne olduğunu çok iyi bilmiyordu. Acaba orada kalmak için özel bir yetkiye mi sahip olunmalıydı? Ah evet, bu yüzden Mirabelle sahipti işte.
Yine kendinden çok emin olduğu ama asla beklemediği bir şey yaşamıştı. Kızın sulu dudaklarını yanağına yavaş yavaş yaklaştırmasını ve sesli bir öpücük kondurmasını izlemiş, suspus olmuş ve kollarının kabiliyetini neredeyse kaybetmişti. Her yeri karıncalanmıştı bir anda! Ne yapması gerekiyordu şimdi? Neden öpmüştü ki kız onu? Aşık mı olmuştu? Bu kadar kolay mıydı? Arkadaşça bir öpücük de olabilirdi, ama Samu kimseyi öpmezdi ki. Annesi öperdi onu sadece. Yanakları kızarıyordu; boynuna, hatta kulaklarına kadar sıcaklığın yayıldığını hissediyordu. Kız da görebilirdi bunu her an. Tabii ki görecekti, dibinde duruyordu! Şu an 50 metre öteden bile Samuel’in kırmızı suratı okunabilirdi zaten! Farkında olmadan konuşmaya başladı. “Ee, benim gidip defterlerimi-“ Ama defterlerini nereye bırakmıştı ki? Biraz ileride raflardan birinde üst üste dağınık bir şekilde bırakılmış kitaplarına gözü ilişince kızdan kurtulup o tarafa koştu. “Bunları odaya götürmem gerek. Sonra da yemek yiyeceğim. Beni bekliyorlar. Gitsem iyi olur. Şey.” Konuşurken kapıya ulaşmıştı bile. “Görüşürüz sonra.”
- son -
Kız yerdeki kupayı kaldırıp gösterdikten sonra olmak istediklerini saydığında tam olarak aynı şeyleri düşünüyor ama söylemiyor olduğu için ilk önce kıza hayranlık duydu, ardından da pervasızca bunları dile getirdiği için oldukça yargıladı. “Hepsi birden olamazsın ama.” dedi bu yüzden. Olabilse harika olurdu ama o kadar harika bir insan hiç tanımamıştı Samuel hayatında.
Mirabelle kalkacak gibi olunca Samuel ne yapacağını bilemedi ilk önce, ardından da yardım etmek için elini uzattı. Canının acımasını, bağırarak ağlamasını, çocuğa kızmasını bekliyordu ama hiçbiri olmamıştı. Onun yerine kız kalktığı gibi çocuğa tekrar sarılıvermişti. Bu kadar samimiyete alışık olmayan her çocuk gibi Samuel de kaskatı kesildi tekrar. “Ben de çok eğlendim.” derken devam edebilmeyi umuyordu çocuk. Eğlenmişti ama yetmemişti, biraz daha istiyordu. O sırada karnından gelen açlık seslerini de, bulundukları yeri çok dağıttıkları için gelebilecek cezanın da farkında değildi. Tek isteği Mirabelle ile biraz daha vakit geçirmekti. Bu yüzden kız ona bir ödül vereceğini söylediğinde meraklı gözlerle ona döndü. “Burada olmayan, buradakilerden daha önemli bir ödül sende ne yapıyor? Yoksa kilisede mi verdiler?” dedi. Belki de kilisenin ne olduğunu çok iyi bilmiyordu. Acaba orada kalmak için özel bir yetkiye mi sahip olunmalıydı? Ah evet, bu yüzden Mirabelle sahipti işte.
Yine kendinden çok emin olduğu ama asla beklemediği bir şey yaşamıştı. Kızın sulu dudaklarını yanağına yavaş yavaş yaklaştırmasını ve sesli bir öpücük kondurmasını izlemiş, suspus olmuş ve kollarının kabiliyetini neredeyse kaybetmişti. Her yeri karıncalanmıştı bir anda! Ne yapması gerekiyordu şimdi? Neden öpmüştü ki kız onu? Aşık mı olmuştu? Bu kadar kolay mıydı? Arkadaşça bir öpücük de olabilirdi, ama Samu kimseyi öpmezdi ki. Annesi öperdi onu sadece. Yanakları kızarıyordu; boynuna, hatta kulaklarına kadar sıcaklığın yayıldığını hissediyordu. Kız da görebilirdi bunu her an. Tabii ki görecekti, dibinde duruyordu! Şu an 50 metre öteden bile Samuel’in kırmızı suratı okunabilirdi zaten! Farkında olmadan konuşmaya başladı. “Ee, benim gidip defterlerimi-“ Ama defterlerini nereye bırakmıştı ki? Biraz ileride raflardan birinde üst üste dağınık bir şekilde bırakılmış kitaplarına gözü ilişince kızdan kurtulup o tarafa koştu. “Bunları odaya götürmem gerek. Sonra da yemek yiyeceğim. Beni bekliyorlar. Gitsem iyi olur. Şey.” Konuşurken kapıya ulaşmıştı bile. “Görüşürüz sonra.”
- son -
[/spoiler]