17 Nisan, 2026 09:42:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Samuel Raymond Boleyn

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7
46
Kupa & Ödül Odası / Ynt: Ödül
« : 25 Şubat, 2022 01:27:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aynı bir Bludger misali asabi, hedef odaklı ve hıphızlı bir şekilde koşmaya başlamıştı Samuel. Gözleri tamamen yeni arkadaşının üzerinde, nereye gittiğini kontroldeydi ancak kızın şaşırtmalı parkuru bir hayli yormuştu onu. Sonunda yakalamak yerine zevk almaya karar vermiş, kollarını dimdik sağa ve sola kaldırmış ve “Fiyuuu…” diye çok da sesli olmayacak bir şekilde kendi kendine uçuyormuş taklidi yaparak kızın peşinden gitmeye başlamıştı. Bu sırada da aklına az önce Mirabelle’in dedikleri takılmıştı. Kiliseden bahsettiğini hatırlıyordu ama anlam veremiyordu. Yani bu kız, KİLİSEDE mi yaşıyordu? Bu yasak olmalıydı, öyle değil mi? Kutsal bir yerde yemek yememeliydi, uyumak da tam bir saygısızlık olurdu. Daha kötüsü, bütün ihtiyaçlarını kilise gidermesi gerekirdi. Hayır, buna kimse izin vermemeliydi. Kıza sormalıydı bunları ama o sırada odayı dolduran sesler onu korkuttuğundan bu konuya değinemeyecekti. Mirabelle’in üzerine düşen kupalar çok ağır olmalıydılar, canının acıyıp acımadığını kontrol etmek için eğildi kızın yanına. Tanıdığı kızlar düşünce hemen ağlardı, o yüzden hazırlıklıydı da. Bacağını ovabilirdi, veya şifacıya götürebilirdi. Eğer bacağı çok acıyorsa da kucağına alabilir, en azından almaya çalışabilirdi. Kovalama oyununu en başında başlattığı için kendini biraz kötü hissetmişti şimdi, hep böyle oluyordu. Eğlendiği zaman yanındakiler kendilerine dikkat etmiyorlar, canlarını yakıyorlardı. Samuel kendini suçlu hissetmek istemiyor hatta bazen de kızıyordu kendilerini korumadıkları için. Şimdi kendi düşse, hemen kalkar devam ederdi oyuna. Canı acısa da kimseye çaktırmazdı, herkes böyle olsaydı çok daha kolay olurdu beraber oyun oynamak.

Kız yerdeki kupayı kaldırıp gösterdikten sonra olmak istediklerini saydığında tam olarak aynı şeyleri düşünüyor ama söylemiyor olduğu için ilk önce kıza hayranlık duydu, ardından da pervasızca bunları dile getirdiği için oldukça yargıladı. “Hepsi birden olamazsın ama.” dedi bu yüzden. Olabilse harika olurdu ama o kadar harika bir insan hiç tanımamıştı Samuel hayatında.

Mirabelle kalkacak gibi olunca Samuel ne yapacağını bilemedi ilk önce, ardından da yardım etmek için elini uzattı. Canının acımasını, bağırarak ağlamasını, çocuğa kızmasını bekliyordu ama hiçbiri olmamıştı.  Onun yerine kız kalktığı gibi çocuğa tekrar sarılıvermişti. Bu kadar samimiyete alışık olmayan her çocuk gibi Samuel de kaskatı kesildi tekrar. “Ben de çok eğlendim.” derken devam edebilmeyi umuyordu çocuk. Eğlenmişti ama yetmemişti, biraz daha istiyordu. O sırada karnından gelen açlık seslerini de, bulundukları yeri çok dağıttıkları için gelebilecek cezanın da farkında değildi. Tek isteği Mirabelle ile biraz daha vakit geçirmekti. Bu yüzden kız ona bir ödül vereceğini söylediğinde meraklı gözlerle ona döndü. “Burada olmayan, buradakilerden daha önemli bir ödül sende ne yapıyor? Yoksa kilisede mi verdiler?” dedi. Belki de kilisenin ne olduğunu çok iyi bilmiyordu. Acaba orada kalmak için özel bir yetkiye mi sahip olunmalıydı? Ah evet, bu yüzden Mirabelle sahipti işte.

Yine kendinden çok emin olduğu ama asla beklemediği bir şey yaşamıştı. Kızın sulu dudaklarını yanağına yavaş yavaş yaklaştırmasını ve sesli bir öpücük kondurmasını izlemiş, suspus olmuş ve kollarının kabiliyetini neredeyse kaybetmişti. Her yeri karıncalanmıştı bir anda! Ne yapması gerekiyordu şimdi? Neden öpmüştü ki kız onu? Aşık mı olmuştu? Bu kadar kolay mıydı? Arkadaşça bir öpücük de olabilirdi, ama Samu kimseyi öpmezdi ki. Annesi öperdi onu sadece. Yanakları kızarıyordu; boynuna, hatta kulaklarına kadar sıcaklığın yayıldığını hissediyordu. Kız da görebilirdi bunu her an. Tabii ki görecekti, dibinde duruyordu! Şu an 50 metre öteden bile Samuel’in kırmızı suratı okunabilirdi zaten! Farkında olmadan konuşmaya başladı. “Ee, benim gidip defterlerimi-“ Ama defterlerini nereye bırakmıştı ki? Biraz ileride raflardan birinde üst üste dağınık bir şekilde bırakılmış kitaplarına gözü ilişince kızdan kurtulup o tarafa koştu. “Bunları odaya götürmem gerek. Sonra da yemek yiyeceğim. Beni bekliyorlar. Gitsem iyi olur. Şey.” Konuşurken kapıya ulaşmıştı bile. “Görüşürüz sonra.”

- son -

47
Bay Carter ile konuştuktan sonra Büyük Salon'a dönememiştim, beni ve Eadwig'i de almışlardı bu sefer dönerken. Part part alıyorlardı aynı gün içinde. Düşündüğüm gibi, bizi de sorgulamaları gerekiyordu zaten. Carmilla ile o kadar yüz göz olduktan sonra neler olduğunu dinlemeleri gerekirdi. Yalnız beklediğimden çok daha sert bir tavır ile karşılaşmıştım. Odaya neredeyse tekme tokat atmışlardı, ardından da yarım saat bekletmişlerdi ancak olabildiğince sakin durmaya çalışmış ve masanın yanındaki sandalyeye saygılı bir şekilde kurulmuş ses seda etmeden bekleyiş içindeydim. Sadece birkaç kere ayağa kalkmış ve odayı adımlamış, sıkıntıdan birkaç kez yandaki cama tıklatmıştım. Sonunda odaya bir kadın girdiğinde masada oturuyordum. Sinirli de değildim, geç kalmalarını anlayabiliyor hatta nedenini merak ediyordum. Bakanlıkta çalışan bir seherbaz olduğunda neler ile ilgileniyordun kim bilir? Özellikle de böyle bir zamanda, önemli meseleler dönerken... Çok normaldi benimle geç konuşmaları.

İşte bu kadar saf düşünüyordum. Kadının özellikle bana garezi olduğunu anlamam için odaya girdikten sonra konuşmadan önce iki dakika beklemesi gerekmişti. Hatta ilk başta "Merhaba, nasılsınız?" diye selamlamıştım bile kadını ama tık yoktu, umurunda değildi söylediğim. Zaten konuşmasına da beni tehdit ederek başlamıştı. O an dedim ki, ben acaba yanlış bir şey mi yaptım? Tamam Carmilla ile konuşmuştum ama o sırada yasak değildi ki bu! Yasak Ormana girdiğim için de böyle bir tavırla karşılaşmayı beklemiyordum, daha okulda bile cezaya çarptırılmamıştık bunun için! Yalan söylememem için beni bütün gün burada tutacağı konusunda blöf atıyordu kadın. Yani aslında, ben zaten Bakanlık'ta bir gün geçirmek istiyorum. Benim için çok tatlı olabilir bu ama niye zorla tutsunlar ki, ben zaten yardım etmek için buradayım! Asla aklımda böyle bir şey yoktu. "Niye yalan söyleyeyim ki?" dedim tek kaşımı kaldırarak. Bana Boleyn ön yargısı ile yaklaşıyordu bence bu kadın. O yüzden sabırlı davranacaktım. "Benim tek amacım-" Sözümü kesmişti sorularıyla.

" Sizi oraya yönlendiren şey neydi? Kaç kişiydiniz? Ne gördün? Kimi gördün? Neler hissettin? Dinliyorum seni." şeklinde soruları sıralamıştı kadın. Daha adını bile söylememişti hem de. Bu taktik falan mıydı acaba? Öyleyse de hiç hoşuma gitmedi. İnsan gibi konuşsun işte ya! "Ben... Yani... 4 kişiydik. Merak et- Korkmuyorum hayır!" Sözümü kesip korkmamı söylemişti bu sefer de. Sonunda anlatmam için emir vermeye başlayınca kollarımı birleştirdim ben de göğsümde. Anlatmıyorum var mı? "Önce adınızı mı söyleseniz? Sonuçta ben büyük bir travma geçirdim ve kime güveneceğimi bilmiyorum. Ölümden son anda dönmüş bir çocuğa daha sıcakkanlı davranmalısınız Bayan...?" Aynen öyle. Sizin en iyi adamınız buysa, bilgi edinmek için tamamen suçsuz bir şekilde yardım etmek isteyen beni zorlamak istiyorsa, ben de burada melek gibi oturamam. Hak etmiyorum bu tavrı.

48
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 23 Şubat, 2022 23:33:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
7. seviyeden 8'e 1 GP

https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,459.0.html bu başlıkta toplam 4 fena rp
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,514.msg1775.html#msg1775 bu başlıkta 3
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,458.msg1476.html#msg1476 buradan 2
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,420.msg1429.html#msg1429 1 tane de burdan
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,427.0.html bu başlıkta ilk sayfadan toplam 3 tane
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,411.msg1248.html#msg1248 buradan da 1 diyerekten
TOPLAMDA 14 FENA RP olduğu için 2 GP de burdan


Bİ DE Nichodaki GPlerimin de tamamlandıktan sonra Samuel'e aktarılmasını rica ediyorum.

Zaten Nicho'dan aktarma istediğim için ona isteyeceğim GPyi buraya yazıyorum.

https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,505.msg1741.html#msg1741 1 FENA RP
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,505.msg1722.html#msg1722 5 FENA RP
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,441.msg1780.html#msg1780 1 FENA RP (Birini ben yanlışlıkla basmışım)
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,460.msg1725.html#msg1725 5 FENA RP başlıkta toplam olanlar
https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,451.msg1438.html#msg1438 2 FENA RP de burdan

BURDAN DA 14 OLDU 2 GP rica ediyorum :3






49
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 23 Şubat, 2022 22:07:45 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bana bir cevap vermesini beklerken çok emindim kendimden, ne varsa anlatacaktı. Çok dik durmuştum bir kere karşısında, karşı koyamayacaktı bana. Sonra bir anda elindeki koyu yeşil örgü kazağı suratıma bastırmaya başladı, bu hareketiyle birlikte ben de acıya dayanamamış ve “Ahh, Charlotte!” demek zorunda kalmıştım. O ise susmamı söylüyordu. Buna o kadar şaşırdım ki hoşuma gitti bile diyebilirim ama sonrasında yüzüne oturan ciddiyetle birlikte korkmam gerektiğini de düşünmeye başlamıştım. Ağzımı açıp cevap vermeye çalışır gibi oldum ama en son cümlesini duyana kadar bir şey diyememiştim. “Bir Boleyn’sin ya hani sen de.” Kaşlarımı çatmıştım bu söze sonunda. "Ben Samuel'im. Boleyn değil. Beni onlarla karışma." dedim asabi bir şekilde. Ne demişti o? Arkadaşlık bile yapamıyor. Eadwig'in üzerinde her zaman aile baskısı olmuştu, safkanlar konusunda da açıkçası ailesinin fazla etkisinde kaldığını düşünüyordum. Ancak bu son bir iki senedir ekstra kendini sıkıyordu. Normalde arkadaş olduğu kişilere bu seviyede dikkat ettiğini hatırlayamıyorum. Sırf safkan ailelerden olmadığı için biriyle arkadaşlık etmeyecek seviyeye mi gelmişti? Eğer öyleyse gerçekten onun için üzülecektim. Onun yerinde olmadığım için mutlu hissetmeliydim belki de kendimi. "Ben böyle şeylere takılan biri değilim. En başında konuşmazdık öyle olsa." dedim omuz silkerek. Tamam, bir nebze de olsa azalmıştı içimdeki anlık sinir. Çok da önemli değildi aralarındaki, en azından bunun kontağı Charlotte olmamalıydı. Gidip Eadwig ile derdi neyse konuşarak çözmek daha mantıklı olacaktı. Bir daha da beni bu kadar sinirlendirmemesi gerektiğini anlaması lazımdı.

Kulağıma dolan cümlelerin gerçekliğine inanamayarak fal taşı gibi açılmış gözlerle Charlotte'a döndüm. Oscar da kimin nesi ulan? Suratımın ortasındaki kazak yüzünden pek mimiklerimi göremiyordu kız. İma ettiğim şey neydi ki zaten? Aralarında bir şey mi oldu diye sormuştum. Ama sevgilisi mi varmış? Olamaz ki, bilirdim öyle olsa. Bilirdim ya. Konuyu değiştirmişti ama hızlıca. Kalkmayı önerdiğinde bir şey diyemeden ayaklandım tabi. O sırada aklımdan neler neler geçiyor kızım, gidelim mi kalalım mı bilemem ben... Hangi binada Oscar adında biri var hatırlamaya çalışıyorum, sevgilisini niye hiç görmediğimi düşünüyorum, sevgilisi varsa ne yapacağımı planlıyorum... Harbiden erkek arkadaşı varsa bırakmalı mıyım peşini? Ama nerede hani? Ben varım yanında, ayakkabısında da benim baş harfim bağlı. Adamsan gel çıkar Oscar Bey.

Yürümeye başladık beraber. İçeri geçeceğimiz için mutluydum çünkü ciğerlerimin soğuk havayı yediğini hissedebiliyordum, omuzlarımda asılı olan palto da pek bir işe yaramamıştı. Ancak bu şekilde içeri girdiğimizde bir profesöre yakalanacağımızı tahmin ettiğim için de etrafı kolaçan etmeye çalışıyordum. Bir bina başkanı olarak yapmamam gereken her şeyi yapıyorum bu aralar. Sorumluluk sahibi, akıllı Samuel gitmiş yerini küçüklüğümdeki gibi yaramaz, akıllanmaz Raymond doldurmuştu sanki. Annemlere bunların hiçbirinin haberinin gitmemesi umuyordum sadece.

Charlotte benim ilişkilerim hakkında konuşmaya başlayınca yakalandığımı fark ederek başımı eğdim aşağı doğru. Gülüyordum hafiften ama çaktırmak da istemiyorum. Binalarındaki bir kızdan bahsedince bir bakış attım. "Clarice mi?" dedim refleksle. Ne gerek var ki şimdi bunu sormama? Çok yanlış bir hamle oldu. Bana mı sövmüş Ortak Salonlarında? Namım yürüyor yürümesine de böyle olmamalıydı bu iş. Neyseki düşüncelerini değiştirebildiğimi söylüyordu. Anlık olarak durdum ve Charlotte'a döndüm. "Duyduklarına değil de gördüklerine inanmalısın bence Charl." dedim. Sonuçta ona karşı ne zararımı görmüştü ki? Üstelik ben herkese karşı çok kibar davranırım, neden bir anda bu şekilde olaylar bana patlıyor anlamış değilim. Clarice mesela, beni öpmek istediğinde reddettiğim için kafayı yemişti kız! İnanamıyorum hala. Hani, istememek hakkımdır. Öyle değil miydi bu iş? Ben yapsam okulda tekme tokat dalarlardı ama kıza gelince, kaba bir hareket yapmışım da, kullanmış bırakmışım da falan filan. Duygularıyla oynadığım, vicdansız olduğum, neler duydu bu kulaklar... "Aslında..." dedim düşünceli bir şekilde. "Ben şimdiye kadar kimseye kötü niyetle yaklaşmadım. Sadece arkadaş olmak istiyorum Charl. Nasıl anlatılır..? Biriyle gerçekten derin bir sohbete girebilmek ve bunu yaparken bir amacım olmadan, herhangi biriymiş gibi sadece içimi dökmek için konuşabilmek istiyorum. Ama onlar... Yani Clarice'i örnek verecek olursam, bana herhangi biri gibi yaklaşmıyorlar." Durdum olduğum yerde. "Bazen kendimi süs köpeği gibi hissediyorum. Elde edemeyince, birlikte mutlu olmayınca sokağa bıraktıkları bir evcil hayvanmış gibi..." Hafif role de girmiş gibi kaptırmıştım kendimi sözlerime. "Hani benim de seçme hakkım olmalı, öyle değil mi? İstemiyorsam zorla güzellik de olmaz. Bunu kimse anlamıyor. Çok yoruldum, o kadar çok beklenti var ki. Kimseyi kırmak istemiyorum ama seni şu an benimle görseler bile yarın ilk iş yanına gelip hesap sormaya çalışacak kızlar tanıyorum." Dertli şekilde kafamı salladım. "Biliyorum, belki de seni bu işe hiç katmamalıydım." Ona baktım göz ucuyla. "Engel olamadım. Artık başımıza ne gelirse çekeceğiz gibi duruyor. Zaten kolumu ve burnumu kaybettim, daha fiziksel bir hasar etkilemez gibi." Güldüm kendi kendime. "Ben başka türlüsünden korkuyorum."


50
Kupa & Ödül Odası / Ynt: Ödül
« : 22 Şubat, 2022 23:25:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
RPyi okurken küçük Samu'yu böyle hayal ediniz
[spoiler][/spoiler]

Samuel kumral saçlı minik cadıdan kaçarken bir sağa bir sola eğiliyor, duvarlara ve bazı noktalarda kısalan tavana çarpmamak için bin bir türlü hale girerek oradan oraya koşturuyordu. Kız ona kırmızı Snitch şeklinde bağırdığında mutlulukla kahkaha atmaya başlamıştı. "Ama Snitchler kırmızı olmaz ki!" diye apaçık ortada olan bir durumu söyleyerek dalga geçmişti kızın bu söylemiyle.

Koşmaya devam ettiler, sırtının terlemeye başladığını hissedene kadar hızını azaltmamıştı ama sonunda kızın yetişip çocuğu sarmalamasıyla durmak zorunda kaldılar. Göğsünü şişire şişire derin nefesler alırken kızın kısa kolları geriliyordu hala bırakmadığından. Çepeçevre sarmıştı Samuel'i. Bırakası var gibi de durmuyordu. Çocuk yüzünden okunmasın diye uğraşmaya çalışsa da ilk defa bir kız ona bu kadar kuvvetli sarılıyordu. Hem de yeni tanıştığı bir kız! Ne kadar da hızlıydı öyle! Kıza değil de etrafa bakıyordu sorularını dinlerken. "...büyülü sihirli uçmalı kaçmalı hiçbir şeyi bilmiyorum ki ne yapacağım?!" dediğinde yine istemsizce gülmüştü Samuel. Böyle kızın yanında bilgili olduğu için kendiyle gurur duymuştu, bütün bilgilerini aktarabilirdi ona. Zaten böyle konuları konuşmaktan hep zevk almıştı. "Hayır ne cezası! Bilmemek suç değil ki..." Aslında en başında da düşündüğü Eadwig'in annesinin tepkileri aklına gelince belki de kızı uyarmanın gerekebileceğini fark etmişti. "Ama bazen bilmiyorsun diye kızanlar olabilir. Elinde olmasa da kızıyorlar. Biliyorum!" Neden bu çocuğun saçları bu renk? Neden Eadwig ile bu saate dışarıdalar? Bu çocuk hep böyle yaramaz mı olacak? Arka odalardan duyduğu sözler dönüp duruyordu kafasında. Bu kızın da aynı yargılanmayı yaşamasını istemezdi. Hoş bir şey değildi. Bir şey olmuyordu ama üzülebilirdi. Çok tatlı bir kızdı, üzülmesini hiç istememişti o sırada.

"Bak şimdi." diyerek kafasını kıza çevirdi, çok yakında duruyordu gözleri. Kocaman açmış, Samuel'i izliyordu parlayarak. "Yeni gelmen çok garip, bazıları sana bu yüzden kızabilir. Mesela ben, daha önce hiç Quidditch'i bilmeyen biriyle tanışmamıştım, biliyor musun? Ama kızmalarına izin verme. Bence hak etmiyorsun." İyi konuşmuş muydu emin değildi ama bu kızla daha fazla vakit geçirmek istiyordu. Utanmıştı da, o kadar uzun süre sarılmışlardı ki ne yapacağını şaşırmıştı artık. Öksürüyormuş numarası yapmaya başladı küçük çocuk. "Öhü öhü. Boğuluyorum! Bu kızın kolları çok güçlü!" diyerek eğilip öksürmeye başladı. Kızın kollarından sıyrılınca da gülerek, "Ben artık bir Bludger'ım ve seni yakalarsam çok canın acıyacak!" diye kızı kovalamaya başladı. Tabi bu sırada Bludger'ın ne demek olduğunu Mirabelle'in bilmediğini tamamen unutmuştu. O sırada sadece aklında kızın koşarken dalgalanan saçları ve az önce ona sarıldığı an vardı. Abileri görse gurur duyabilirlerdi. İlk haftadan başlamıştı taktiklere! Aslında taktiklerin ne olduğunu bile hatırlamıyordu Samuel ama sonuçta kızla baş başaydı, asıl amaç da bu değil miydi?

51
Kupa & Ödül Odası / Ynt: Ödül
« : 22 Şubat, 2022 21:59:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Samuel'in Eadwig, Cyneric ve Clayton ile Hogwarts koridorlarında volta attığı günlerden biriydi. Okulda daha tanıdıkları o kadar az insan vardı ki boş vakitlerinde ne yapacaklarını bilemediklerinden boş boş geziyor ve bir macera arıyorlardı. Cyneric, Eadwig'in bina arkadaşıydı. Clayton ise Samuel'in oda arkadaşıydı. Esprileriyle o kadar güldürüyordu ki hepsini, bazen derslerde profesörlerin bu ikisini ayırdıkları oluyordu. Daha okulun ilk haftası yeni bitmiş olduğu için çok fazla kişiyle arkadaş olmamışlardı ama üst dönemlerden çoktan birkaç abisi ile tanışmıştı bile (daha doğrusu onlar gelip Samuel'i bulmuşlardı). Ona şimdiden Hogwarts'taki gizli labirentler hakkında taktikler vermeye, yaklaşan balolara hazırlık için ne yapması gerektiğine ve kız arkadaş edinmesi için önerilerde bulunmaya başlamışlardı bile. Her sene yeni gelen büyücü ve cadı adaylarından gözlerine kestirdikleri birkaç kişiyi eğitir ve bir sonraki dönem yeni "abi"lerden olmaları için büyütmeye başlarlardı üst dönemler.

Clayton daha o gün girdikleri dersin yeni tanıştıkları Biçim Değiştirme Profesörünün saçları ile dalga geçerken Samuel “Ama çok iyi adam.” diyerek sözünü kesmişti. Cyneric atıldı bu sefer. “Uzun saçlı erkeklerden uzak durmak gerekir. Saçlarının büyüyle kadınlar gibi uzatıldığını, etkisine kapılmanın çok tehlikeli olabileceğini anlatıyorlar.” dediğinde Samu bir kahkaha patlatmıştı. “Erkek oğlum! Saçı var diye aşık olunur mu?” diyerek biraz daha güldü bu düşünceye. Üstelik profesör en az 40 yaşındaydı. Onlar için oldukça fazlaydı yaşı. “Bence yalan söylemişler sana.” dedi son kez gülerek. Bu lafları ederken Cyneric’in sinirlenerek parmaklarını yumruk haline çevirişine fark edememişti.
Yürümeye devam ederlerken Samuel’in aslında bu katta olduğunu bugün öğrendiği ve başından beri meraklı gözlerle bulmaya çalıştığı kapının önüne gelmişlerdi: Ödül Odası. İçeri girmek ve odanın hangi kupalarla dolu olduğuna bakmak istiyordu ancak bunu o kadar merak ediyordu ki diğerleriyle hevesini paylaşmaya utanmıştı. Ne diyerek gizlice girebileceğini düşünmeye başladı. Tam da bu sırada Eadwig acıkmaya başladıklarını söylemiş ve aşağı inmeyi önermişti. Fırsat bu fırsat diyerek söze atıldı Samu. “Ben odaya şu defterleri bırakıp öyle döneceği. Siz geçin geliyorum!” dedi ve arkaya doğru birkaç adım attı. Ne olacak, biraz daha taşırsın şeklinde gelen karşı atakları da “Bana bir tabak kızarmış limonlu tavuk butlarından ayırın!" diye savuşturarak gerisin geri yürümeye başladı. Onların aşağı inmesini bekledikten sonra geri dönecek ve ödül odasına girecekti. Neden o an yalan söyleme gereği duyduğunu bilmiyordu. Bazen fark etmeden ağzından sözcükler dökülmeye başlıyor ve kendini yalan söylerken buluyordu. Bazen kendisi bile şaşırıyordu anlık olarak söyleyebildiği yalanlara ve yaratıcılığına. Bu yeteneğini en çok eve döndüğünde annesine karşı ne yaptığını anlatması gerektiği zamanlarda geliştirmişti. Bazen adada buldukları bir şelalenin akıntısında yüzdükleri, bazen ise çamurların içinde ağaç dallarını birbirlerine sallayarak düello yapar gibi rol kesildikleri olurdu. Eve her çamura bulanmış gelişinde ayrı bir bahane bulmak kolay iş değildi tabii.

Çocuklar gittikten sonra Samuel de odaya girdi girmesine ama yalnızlığı uzun sürmeyecekti. Daha parlayan raflar arasına iki üç adımını atmıştı ki arkasından kapının açılmadı bir oldu. Suçlu bakışlarla yakalandığı kişiye döndüğünde bunun Ravenclaw binasından, inanılmaz hareketli (hatta bir kızdan beklenmeyecek seviyede fazla enerjik, en azından Samuel’in o zamana kadar gördüğü kızlara benzemiyordu), bir o kadar da sempatik kumral saçlı kızı gördü. Adını biliyordu: Mirabelle. Hatta soyadının ne kadar değişik olduğunu düşünmüştü ilk duyduğunda. Starlight. Tanındık bir aileden olmadığı kesindi, kızın safkan olduğuna bile emin değildi hatta. Annesinin sözleri geldi bu düşünceler ile: "Kimseyi ayırma, kimse birinden daha üstün değil. Kavgaya gürültüye girme, senin için kazandığın her kalp yeni bir başarı demektir." Yani konuyla tam olarak alakasını o sırada bağlayamasa da bu kızın safkan olup olmamasını önemsememeli ve arkadaşlığını buna göre kurmamalıydı Samuel. Amcaları veya yengesinin yanında böyle bir şeye cesaret ettiğinde nasıl tepkilerle karşılaştığını hatırlıyordu, Eadwig’i kolundan tutup eve kadar can havliyle kaçırdıkları gözlerinin önündeydi. Sanki safkan olmayanlar vebalı varlıklarmış gibi davranırlardı aile içinde. Arada Samuel de düşünürdü, benim annem neden böyle davranmıyor? Bizde mi bir sıkıntı var, ben safkan değilim diye mi üzülüyor? Acaba bana mı söylemiyorlardı safkan olmadığımı, diye düşünüyordu çocuk. Çünkü ailede genetik üstünlük açık renk genlerindeydi. Samuel ise esmerdi, kahverengi saçları ve koyu gözleriyle soyadının Boleyn olduğunu söylediğinde bile okulda şaşırmayan Profesör’e rastlamamıştı daha.

Adını tekrar ederek doğrusunu bulmaya çalışan kızı düzeltmek için “Samuel! Ama bana Sam veya Samu da diyebilirsin…” demişti. Çocuğa yıllardır Sam diyen sadece annesiydi aslında ama rahat edecekse her kısaltmayı kullanabilirdi. Koşmaya başlamıştı kız odanın çevresinde. Samuel’in yaklaşmaya dahi cesaret edemediği kupaların yanına sanki hiçbir şeymiş gibi koşar adım seke seke gidiyor, ne olduklarını soruyordu çocuğa. Samu da üzerindeki gerginliği bu sayede atıp eğlenmeye başlamıştı, gülerek yaklaştı o da ve kızın soruları bitip tükenmezken durdurdu ellerini havaya kaldırarak. “Tamam, anlatacağım! Bu…” O sırada eğilip üzerindeki isimleri okuması gerekiyordu. “Bu 50 yıl önceden kalmış. ‘Gryffindor Öğrenciler Arası Fantastik Çarpışma Düellosu Son 4lüsü’ kupasıymış.” Geri çekilerek kafasını aşağı yukarı salladı bir tur. “Vayy be, Fantastik demek! Hh bak, şu da Bina başkanlarına verilen ödüllerden. Bazen çok başarılı oldukları zaman, büyük bir sorumluluk alarak hayati bir tehlikeye karşı Binalarını koruyabilen öğrencilere bu ödüllerden verilebiliyormuş! Çok ilginç değil mi?” Bina başkanı olmak istediğini söylüyordu ki tuttu kendini ve çok aptal durup durmadığını kontrol etmek için kıza döndü. Daha 11 yaşında 5 sene sonrasının hayalini kurduğunu söylese ‘kafayı yemişsin’ demelerinden korkuyordu. Hem kimseyi de şimdiden rakip edinmek istemiyordu, bazı isteklerini kendine saklamalıydı.

Kızın son sorusunu garipsemişti. “Sen… Quidditch’ten mi bahsediyorsun?” dedi kaşlarını kaldırarak. “Quidditch’i hayatında hiç duymadın mı?” Ama bu nasıl olabilirdi ki? Artık emindi, bu kızın safkan olmasına imkan yoktu. Eadwig iyi ki yanlarında değildi, çok salak konuşuyordu bu konuda. Onunla atışmak da yorucu olabiliyordu. “Bunu kimsenin yanında söyleme!” diye fısıldar şekilde kızı uyardı koca yürekli Samuel. “Quidditch Büyücedünya’nın en büyük, en köklü, en çeviklik zeka ve kuvvet gerektiren sporudur. Sadece en iyi öğrencileri seçerler, bazen de okul takımından ana takımlarda oynamaya çağırılanlar olur! ÇOK büyük bir olay!” dedi. “Bir gün… Benim da yakaladığım Snitch’in burada sergilenmesini sağlayacağım. Ha şey, o bir kuş değil. Çok hızlı altın bir top. Görmek mümkün değil, bir anda kaybolur ortadan!” dedi ve gülerek koşmaya başladı kolonların arkasına doğru. Bu sırada “Aynı böyle! Senin de onu yakalaman gerek! Yakalarsan kazanırsın!” diye bağırıyordu.

52
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 22 Şubat, 2022 16:05:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte peşimden gelmeye başladığında mutlu olsam da durmadan devam ettim yürümeye. Belki de fazla tepki veriyordum, normalde olsa hiçbir koşulda onu burada tek başına bırakıp gitmezdim. Hele bir de iki dakika öne hayatımız tehlikeye girmişken. Ne durumda olduğunu merak ediyordum da tabii ki, kötü olmasını istemezdim. Ama ben iyi değildim. Ve bu birkaç senede en iyi öğrendiğim şeylerden biri, önce kendini düşüneceksin. En başında Charlotte ile olmak istememin sebebi ne? Onunla beraber geçirdiğim vakitten zevk almak. Peki ben her seferinde neden bunun cezasını çekiyorum? Yanlış bir şey mi yapıyorum? İlk defa bir kız için her şeyi yapmaya hazırım. En azından diğerlerine olduğu gibi davranmayacağım, biliyorum bunu. Ve aldığım karşılığa değmeyeceğini düşünmeye başladım.

Eadwig'in aramızdaki ilişkiye (çok da bir ilişki var denemez ama) bu kadar sinir olmasının sebebini anlamaya çalışıyordum Charlotte konuşurken. Dirseğimden tuttuğunda acımasına rağmen tepki vermemeye çalışarak derin bir nefes aldım. Elinin orada kalması canımı acıtıyor olsa da ses etmeyecektim. Sessizce yürümeye devam ederken onu dinlememi istediğini söylüyordu. "Sonra da konuşabiliriz." dedim monoton bir ses ile. Dudaklarımda hissettiğim sıcak sıvı ve burnumdaki sızıyla sağlam kolumu kaldırdım ve elimin tersiyle burun deliklerime bastırdım kanı durdurmak için. Bu hareketim yüzümün tam ortasında büyük bir ağrı yaratmıştı ama dişlerimi sıkarak devam ettim hareketime. Sakat kolumda ise Charlotte'un parmaklarını hissediyordum. Tenimde parmak uçları gezinirken konuşmaya başladı. Eadwig diyerek girdi konuya. Evet, gerçekten hala Eadwig'den bahsediyordu. Göz devirmemek için zor tutuyordum kendimi. Eadwig'i o kadar tanıyormuş gibi konuşuyordu ki bu tanışıklığın nereden geldiğini sormadan edemeyecektim. Önce tamamen dediklerinin bitmesini bekleyecektim. İki insanın birbirini sevmemesi için ne gerekir? Önce tanımak, sonra sevmediğin huylarını ayırmak, sonra yaşanmışlık. Eadwig'i tanıyorum, hem de buradaki herkesten daha fazla. Ne çevresindeki Cyneric, Winton ne de Charlotte veya herhangi başka biri. Eadwig kardeşim gibidir. Evet, kavga ettiğimiz çok oldu şimdiye kadar ama asla bu sene olduğu kadar uğraşmamıştı benimle. Laf dalaşına giriyoruz belki ama onun için şimdiye kadar yaptıklarımın yanında iki çarpıtılmış sözün böyle seviyelere gelmesi mümkün değil. Biliyorum, kafasında başka bir şey vardı ve bu ben değildim. Charlotte'un da Eadwig'e karşı dolu olduğunu anlamak için pek zeki olmaya gerek yoktu. "Haz etmiyor demek..." diye mırıldandım sözlerine karşılık. Eadwig'in haz etmediği insanlara karşı davranışını biliyorum, bu böyle değildi. "Üzülmeni gerektirecek bir şey yok." dedim. Hala ona bakmıyordum. Bakın ben sinirimi çok zor gösteririm. Genelde insanlarla anlaşmaya çalışırım, sorun çıkmasından da haz etmem. Eğlenelim derim ya, neden kızıyoruz birbirimize? Olabildiğince insanları barıştıran, sorunları çözen kişiyimdir. Ama bazen yoruluyorum. Bazen de insanlar bazı şeyleri alttan almalılar. Geçen gün Eadwig'e yumruk atmıştım dayanamayıp. Konuşarak da çözmedik, bir şekilde geçti gitti işte. Her zaman böyleydi, darılmıyorduk birbirimize. Sadece şu an, bana anlatılmayan bir şeyler olduğunu bilmek inanılmaz soğutmuştu her konuda. Acıyor mu dediğinde Hogwarts'ın avlusuna gelmiştik, taş duvarlardan birine çöktüm. "Acıyor." dedim. "Kırılmış olabilir." Elimi de bir süre önce çekmiştim burnumdan, tekrar kan akışını hissetmeye başlayınca homurdandım. "Burnum da pek iyi değil herhalde." dedim. Bu arada çıplak göğsüme vuran rüzgar da acıdan terlediğim için iyice üşütmeye başlamıştı vücudumu. Hasta olmasam iyi. "Nereden tanışıyorsunuz? Neden seni sevmiyor? Veya gerçekten öyle mi?" Sonunda baktım Charlotte'a. Perişan duruyordu ama açıklama gelene kadar onu güldürmek için emek veremezdim. "Bak, aranızda ne var bilmiyorum. Hatta normalde inan umurumda da olmaz. Ama ben bana dürüst olunmasını istiyorum ve kuzenim benim için çok önemli. Tahmin ettiğinden çok, çok daha fazla. Eğer bir sorunun varsa anlat ama bana kalırsa sizin aranızda anlaşmazlık veya zıtlıktan daha fazlası var."

53
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 22 Şubat, 2022 00:14:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Charlotte'u kurtarmak için büyü yaptıktan sonra birkaç adım daha atmıştım suyun içine doğru, artık yüksekliği bileğimi geçiyordu ve kumlar git gelli bir şekilde dengemi bozmaya başlamıştı. Sabit durmaya çalışarak gözümü diktiğim noktanın hareketlenmesini bekliyordum; işe yaramazsa bir daha, bir daha denemem gerekirdi. "Hadiii!" diye bağırdım kendi kendime ve tam bu sırada suyu etrafa saçarak bana doğru, çok da yüksek bir ivmeyle uçmaya başladı. Ne yapacağımı bilemeden de göğsüme çarpmıştı bile, ayağımın da kaymasıyla ŞAK diye suya kapaklandım sırt üstü. Düştüğümde kolumu yosunlu taşlardan birine sertçe geçirmiştim, acıyla ağzımdan bir "Aahh!" sesi yükseldi ama kendimi tutmaya çalıştım olabildiğince. Dirseğimin acıdan yandığını hissediyordum. Sanırım gözlerim de dolmuştu ama kendimi tutmam gerekiyordu. Şu an göğsümde teni tenime değmekte olan ve az önce boğulmaktan son anda kurtulmuş minik bir kız yatıyordu. "Charl?" dedim öksürerek ağzındaki suyu boşaltırken. Beni duymamıştı o hararetle. Ardından kafasını göğsüme vurdu bir kere ve hayıflanmaya başladı. Vuruşuyla hafif vücudum sarsılmış ve "Ağğh..." diye bir ses çıkarmıştım tekrardan. Kolum... Kesinlikle iyi durumda değil. "İyiyiz iyiyiz." dedim sorusuna cevap vermeye çalışarak. Bu sırada kafasını kaldırmıştı. Gözlerimizin buluşması için bakışlarımı kaldırıyordum ki bluzu olmadığını unutarak vücuduna kaydım önce. Papatyalı... Kaldır gözünü! Direkt yüzüne çevirdim, sonra da sakin durmaya çalışarak bakışlarımı uzaklara yönlendirdim. Düşünme onu, başka şeyler düşün. Burnunun ucundan damlayan su damlacıkları, saçındaki yosunlar, bakışlarındaki temizlik... O kadar duru ki. Kafayı yiyeceğim. Az daha kaybediyordum hem de. Ne kadar salağız. Çok salak!

Charlotte kuzenimin adını seslenip ayaklanırken ben de bir nebze de olsa bu samimiyetimiz bittiği için sevinerek derin bir nefes aldım. Daha fazla dayanamayacaktım bu şekilde. Kolum da fenaydı. Charlotte giysilerime doğru ilerlerken o tarafa bakmamaya çalışarak kuzenime döndüm. Aslında arkasını dönmüş gidiyordu, büyük ihtimalle bizi yalnız bırakmak istemişti ama durdurmak için koşar adım peşinden gittim. "Eadwig, sen olmasan şu an ikimiz de burada olmazdık. Teşekkür ederim dostu-" Yüzüme yediğim yumrukla sırt üstü yere kapaklanmam bir oldu. Şaka mı bu artık? Kaçıncıya yumruk atışı bu bana, hem de yine Charlotte'un yanında? “SENİN SEVİŞMENİ GÖRMEK ZORUNDA DEĞİLİM!” diye bağırmıştı bana kuzenim. Sevişmek mi? Bu çocuğun ne sıkıntısı var benimle? Veya Charlotte ile? Şimdiye kadar asla bir kızla olmamı bu kadar sorun etmemişti. Burnumda inanılmaz bir sızı var, kanattı piç herif, kolum da birazdan kopacak herhalde yerinden! Sinirden ayağa kalktım geri. Bu sefer asamı aldım elime, kesin dövüşeceğim diyorum ama baktım yine, bir önceki sefer olduğu gibi, bu ikisi kavga ediyorlar. Aralarında ne var bilmiyorum, nereden tanıştılar ve birbirlerini niye çekemiyorlar orasını da anlamış değilim ama bu kavga sadece ben ve kuzenim arasında değil belli ki. Bir şey yapmak yerine Charlotte'un az önce bana uzattığı montu sırtıma attım. Kızgındım. Eadwig uzaklaşmaya başladığında tek yaptığım yerdeki kazağıma doğru ilerlemekti. Sağlam elimle kazağımı yerden aldım, sonra yere bağdaş kurmuş oturan Charlotte'ın yanına birkaç adım attım. Kazağı kucağına bıraktım üşümesin diye. Üşüdüğüne emindim ama şu anda bundan daha fazla yardımcı olabilecek ne halim ne de isteğim vardı. "Hastane kanadına gitmem gerekiyor. Eadwig ile kavganız - veya aranızdaki şey her neyse bittiğinde görüşürüz." dedim sinirle. Ardından yukarı doğru tırmanmaya başladım kızı orada sırılsıklam bırakarak. Aralarında nefretten daha öte bir şey var da bana söylemiyorlar gibi bir his vardı içimde. Madem öyle en başında söyleselerdi. İkidir başıma gelmeyen şey kalmadı ve ne için? Kara Göl'de canımı tehlikeye attım, kolum kırıldı büyük ihtimalle, burnum kanıyor, donuyorum ve Charlotte da bana "kuzen kavgası" yapıyorsunuz diyerek trip mi atıyor? Yok ben daha fazla uğraşamam.

54
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 13 Şubat, 2022 23:31:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Güzelim kızı buldular tabi abi, aşağı çekiyor ne üdüğü belirsiz yosunlar. Her anlamda ışığım kayboldu gitti suyun diplerine doğru. Girdim hemen peşinden bodosloma, kızın elini tutayım derken bu sefer benim elimi yakaladı yeşil varlıklar. Gözleriyle bakışınca canlı olduklarına kesin emin olmuştum ve amaçları da bizi boğmaktı belli ki. Hem de şerefsizler asalı elimi yakalamışlar bir şey yapamıyorum!

Sağ tarafımda benden daha dipte de ayağından yakalanmış Charlotte ilerliyor. Yüzündeki endişeli ifadeyi görebiliyorum ama bir şey diyemiyorum ona da çünkü hızla aşağı doğru çekiliyoruz ikimiz de! Sol elimle bileğimi çevreleyen yosunları çıkarmaya çalıştım ama başaramadım, bir yandan da su yutmaya başlamıştım. Bu sırada Charlotte'un bluzunun kollarından sıyrıldığını ve tamamen kızı bıraktığına şahit olunca istemsizce gözlerimi kapattım. Ayıp olurdu, utanacağına eminim. Ne giydiğini belli belirsiz görebilmiştim ama bunun hakkında düşünmek istemiyorum. O istemeden böyle bir duruma düştü sonuçta. Benim de pantolonumun yukarı doğru sıyrılmak istediğini fark ettim bu sırada. Neyseki kemerimi sıkı bağlamıştım. Biri de yukardan mı çekiyordu bizi acaba diye düşünmeye başlamıştım ki belimi acıtacak bir ivmeyle yosundan kurtulup suyun üzerine doğru fırladım ve kendimi sert toprağın üzerinde kayarken buldum. Su yutmuştum çokça, onları öksürmeye başladım önce. Sonra etrafıma baktım ve kuzenimi gördüm. Kurtarmıştı beni. Charlotte gözükmüyordu. Hala suda olmalıydı. "Abi kız yok kız!" Ben buraya uçarken yana doğru elimden fırlamış olan asama koştum hemen, sonra da geri Kara Göl'e koşmaya başladım. Ayaklarım yine soğuk su ile birleşince de az öce olduğumuz yeri tahmin ederek "Mobilicorpus!" diye bağırdım. Charlotte'u yanıma getirecektim ve bitecekti bu macera. Sonra da kuzenime teşekkür ederdim.

Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 1, total 1

55
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 13 Şubat, 2022 22:40:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Suya atladıktan sonra Charlotte'a doğru yüzüyordum, sonra anlık bir korku yaşatmanın eğlence katacağını düşünerek suyun altına daldım. Buz gibiymiş ha! Dişlerimi birbirine vuruyorum neredeyse ama soğuk havayı sevdiğim için değişik bir zevk de veriyor bu bana. Kara Göl'e bu saatte ve bu tarihte daha önce hiç girmemiştim bu yüzden değişik bir tecrübe oluyor. Korkmalı mıyım yoksa söylendiği kadar da tehlikeli değil mi göreceğiz birazdan. Bir şey olursa da asam elimde zaten. Her ihtimale karşı gözlerimi araladım suyun içinde, nereye gittiğimi göreyim diyordum ama tam da bu sırada yüzüme değen yumuşak sümüğümsü bir his bırakan yosun ile birlikte ayağımı bir şeyin yakalaması bir oldu. Ben yukarı çıkmaya çalışırken sanki sol ayağıma bir halat bağlanıyor gibiydi. Panikleme, çok sıkı olamaz, bir yosundur sadece bu da... Ama yok, tepiniyorum bildiğin fayda etmiyor. Nefesimin yetmemeye başladığını hissediyorum, daha çok aşağı çekiliyorum. Asam ile büyü yapmak istiyorum ama sözsüz büyü ne var ki? İşe yarayacak bir şey o sırada oksijen eksikliğinden aklıma gelmiyor derken Charlotte yetişti ve ellerimi tutarak beni yukarı çekmeye başladı. Ben de boştaki ayağımla diğer ayağımı sarmalayan şeyi tekmeleyince bir anda boşluğa düştüm ve hızla yukarı yüzmeye başladım.

Kafam soğuk havayla yüzleştiğinde göğüslerimi şişirerek derin bir nefes almıştım. "Ohhh!" dedim sakinleşerek. Nefes nefese karşımdaki ıslak kıza bakmaya başladım. "Bir an- hiç- gelmeyeceksin sandım." Asasının ucundaki ışık gözümü alıyordu ama etrafı görebilmek adına çok mantıklıydı. Elini tutarak hafifçe kenara kaydırdım onu daha rahat görebilmek için. Saçlarım nasıl duruyordu acaba? Çok dağılmış mıyımdır? Hızla saçlarımı sağa sola sallayarak suyunu attım ve parmaklarımı geirdim şeklini düzeltmek için. Baktım hep kızın suratını ıslatmışım bunu yaparken. Güldüm gözlerini kırpıştırırken. "Pardon, iyiyim şimdi. Yosuna takıldım sanır-" Lan! Nereye gitti kız? Bir anda aşağı doğru batmıştı Charlotte. İki sohbet edeceğiz ulan ne bu böyle? Acil çıkmamız lazım buradan.
Kesinin birinin gözü kaldı.


Geri dalıyorum ve Charlotte'un kurtulmasını sağlıyorum sonra da inş çıkıyoruz buradan.
Yetenek 1d8 : 1, total 1
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3


56
Kara Göl / Ynt: Bu Su Hiç Durmaz
« : 12 Şubat, 2022 05:26:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bizim çocuklarla akşam yemeğinden sonra  biraz oturmuştuk ama sonrasında Martha’nın yanımıza uğramasıyla onlardan bir süre ayrılmak zorunda kalmıştım. Geçen günkü Alice olayı ile ilgili konuşmak istemişti benimle. Kız bana onu kullandığıma dair laflar kullanmaya başlayınca ben de sanki Martha benim hakkımda ona yanlış şeyler anlatıyormuşa bağlayarak bitirmiştim konuyu. Sonunda da bir güzel trip atmıştım. Ama Martha benim yakın arkadaşlarımdandı. Anlamıştı olayı evirip çevirip ona getirdiğimi, kendini açıklamak için değil bana kızmak için konuşmak istemişti. “Asla uslanmaz mısın sen?” diyerek vurdu koluma. Güldüm. “Ne konuda? Arkamdan sallayan senmişsin kızım.” dedim ve elimi ‘Hayırdır?’ der gibi salladım. Büyük bir nefes aldı ve iki elini alnının üstünden arkaya doğru saçlarının üzerinden geçirdi. “Sabrımı sınıyorsun Samu. Gerçekten! Kızla ilgilenmiyorsan başında söyleseydin ya.” Haklı olabilir. Ama ben nereden bileyim? “O sırada ilgilenmeyeceğimi nereden bileyim?” dedim omuz silkerek. “Konuştuk işte. Pek… Akıllı değil sanki.” dedim dudak büzerek. Martha bu söylemime gülmemek için kendini tutuyor gibi durdu bir anlık. Sonra işaret parmağını kaldırarak beni de durdurdu. “Sakın. Sakın kızla bir de…” Etrafına bakındı ve fısıldamaya başladı. O böyle yapınca ben de bir kolaçan ettim dinleyen duyan var mı diye. “Sakın dalga geçeyim deme. Kaç gündür ağlıyor ya! Ne yaşadınız anlamadım ki ben de? Daha iki hafta olmamıştı bile, bu sefer çok çabuk umutlandırmışsın.” Ellerimi kaldırdım suçsuzum ifadesiyle. “Ben yemin ederim hiçbir şey yapmadım.” Kollarımı indirdim ve ters ters baktım arkadaşıma. “Hem… Sanki bilmiyorum küçük numaralarınızı. Yok ayağı burkulmuş da, yardım gerekiyormuş da… En büyük taktiğiniz bu muydu cidden? Senden daha iyilerini beklerdim Marthacığım.” dedim kalımı kaldırarak. Böyle kötü planlarla başlarlarsa zaten devamı iyi gelmezdi. Yok, tutmamıştı işte elektrik. Zaten artık Charlotte vardı. Yani benim için vardı. Başkasını istediğimden emin değildim.

Bu sırada bizimkiler bana gittiklerine dair kaş göz yapınca Martha’ya daha fazla konuşmak istemediğimi söyleyerek ayrıldım yanından. Gryffindor Ortak Salonuna yürümeye başladık, bu sırada da   Carmilla olayları hakkında konuşuyorduk. Geçen gün olanlardan sonra Ares’in söylediklerinin gerçek olup olmadığı büyük gündem olmuştu. Ama ortalıkta o kadar fazla fikir dolaşıyordu ki kimsenin ortak bir bilgisi yoktu neler olduğu konusunda. Keşke, herkese aynı anda anlatabilmenin bir yolu olsa diye düşünüyordum. Hepimiz bilmeliydik tam olarak ortada neler döndüğünü. Ancak yolunu bulamamıştım tam olarak. Sohbetimiz hararetli bir şekilde devam ederken arkamızdan gelen beklenmedik derecede yüksek bir sesle durduk bir anda. Arkamıza dönerken Clayton “N’oluyor ya?” diyordu. Sesin dünyalar tatlısı Charlotte’tan geldiğini gören öküz Brandon da “Hey yavrum sese bak.” şeklinde bir tepki vermişti. Duyduğum anda ters bakışlarımla karşılaşması bir olmuştu tabi. Her şeye de sulanır bu abazalar böyle. Kızım sen de niye böyle ortalıkta bağırarak geliyorsun peşimden… Of. Ama beni bulmaya gelmiş. Tam olarak istediğim şeydi bu. Yanıma minik minik koşarken Edward eğilmiş “Sana mı geliyor abi?” demişti ama cevaplamama gerek kalmadan Charlotte dibime kadar merdivenleri tırmanmayı başardı. “Selam…” dedim gülümseyerek, bir yandan da sorgular şekilde. Bir sürü şey sıraladı. Sesler varmış, Kara Göl dedi, asamı da getirecekmişim. Gerçekten bir şey olmuş gibiydi. Veya kafasına sesler mi duyuyordu acaba? Bilmiyorum ki, her şey çıkabilir bu kızdan. Beni korkutmuyor değil.  “Tamamdır. Anlaştık.” dediğimde o çoktan geri arkasını dönmüştü bile. Utanmış mıydı da böyle kaçıyordu yoksa çok mu acelesi vardı anlayamamıştım. O giderken arkasından çocuklar ıslık çalarak kafayı yemiş imasında bulunmaya başlamışlardı. Aptallar. “Sus lan.” diyerek alt dönemlerden birini çektim üst basamaktan. Bu sırada Brandon bana tip tip şeyler söylüyordu. “Yeni hedefin mi Boleyn? Artık randevu mekanlarını bizimle de paylaş be, duymasak Göl aklımıza gelmezdi. Yaratıcısın.” Göz devirdim. “Saçmalama.” Hedef nasıl bir tabirdir ya? Abartıyorlar beni. Şimdi kıza da gidip saçmasapan şeyler söylerler. Yan yana gördüklerinde abartılı imalar falan, düşündükçe sinirleniyorum. Bunlar burunlarını sokmaması gereken her şeye sokarlar. Hiç yorum yapmasınlar daha iyi. “Bu… Proje gibi bir şey. Beraber çalışmamız gerekiyor.” Güldü buna niyeyse. “Dikkat et de sen de kafayı bozma Rillian gibi.”

———

Eşyalarımı bıraktığım gibi geri çıktım odadan ve Kara Göl’ün yolunu tuttum. Bu saatte, bu soğukta araştırmamız gereken bu önemli şey neydi merak ediyordum açıkçası. Yani daha normal saatlerde ve mekanlarda tercih edebilirdim bu buluşmayı. Ama söylenmiyorum. Eğer Charlotte bundan zevk alıyorsa ben de almaya çalışırdım. Hem onunla geçirdiğim vakti değerlendirmeye çalışabilirdim, birbirimizi tanımak için fırsattı bunlar hep.

Göl’ün yakınına geldiğimde suda bir hareketlilik görmüştüm. Yaklaştığımda ise bunun kesin bir şekilde yüzen bir insan olduğunu anlayınca paniğe kapıldım. Charlotte muydu bu yoksa başka biri mi emin olamamıştım, karanlıktan seçmek mümkün değildi. “Charlotte? Sen misin?” diye bağırdım o tarafa doğru. Bu cesaret nerden geliyor asla anlamıyorum. Zifiri karanlık olmuş bile, hangi akla hizmet sudaydı şu anda? “Acil olan neydi? Bir sorun mu var!” diye bağırarak amacını anlamaya çalışacaktım önce. Sonra dedim ki, korkaklık niye ediyorum? Buraya kadar geldim zaten, biraz yüzmenin kime ne zararı olabilir? Hem kız girmiş bile, burada ödlek gibi duramam. Yanına giderek de amacını öğrenebilirim… Evet, yapacağım bunu. İlk önce üzerimdeki montu çıkardım, ardından kazağımı. Tişörtümü de kısa bir düşünceyle tarttıktan sonra çıkarmış ve titreyerek suya doğru adım atmaya başlamıştım. Ayakkabılarımı ve çoraplarımı da çıkardığımda yarı çıplak vaziyetteydim artık.

— Charlotte’un yanına yüzüyorum—
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

57
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Av, Avcı ve Aslanlar
« : 09 Şubat, 2022 23:51:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Utanmak değil. Sadece..." Nasıl anlatılır ki? "Kendimi Boleyn adına ait hissettiğimi söyleyemem." Niyeyse bu adama içimden gelen her şeyi anlatasım vardı. Kendimi tutmaya da çalışıyorum ha, ama o sormadan çocukluk travmalarıma falan girişeceğim herhalde bu gidişle. Saygı duyduğum kişilere karşı her zaman böyle olmuşumdur. Bir Biçim Değiştirme profesörümüz vardı, adam gerçekten hayran olunası biriydi. Biçim Değiştirme sadece büyü becerisiyle alakalı değil aslında; içinde yaratıcılık, pratik zeka, biraz sinsilik... Beni bu konuda oldukça geliştirmişti. Bilgili insanları seviyorum, bu yüzden yanında dilim çok açılıyordu. Şu anda da Seth Carter'a başımdan geçen her şeyi anlatıp fikrini alasım vardı ama tutuyordum kendimi. Olabildiği kadar.

Tekrar konuşmaya başladığında sigaramdan bir nefes aldım, ardından üflemeden önce etrafı kolaçan ettim. Sorun yoktu. Carmilla hakkında iyi sözler sarf edince pür dikkat onu dinlemeye başladım. Harbiden nasıl bir halk kahramanıydı bu? Kahraman tanımına pek de uyan cinsten olmadığı kesindi. "Takip ettiğin gazeteler yakında kötülerler." Bütün durumu özetlemişti. "İnsanlarda etik kavramının daha çok gelişmesi gerekir. Sonuçta bu yaşananlar sadece iş değil, yaptıkları haberle bütün Büyücedünya'yı yönlendiriyorlar! Ben onların yerinde olsam... Ellerinde ne kadar büyük bir güç olduğunun farkında değiller." Sinirlenmiştim. Kime sinirlendiğimden emin değildim tam olarak ama işini sadece kendi yararına olan tarafa göre devam ettiren herkeseydi sitemim. Asla bana uymuyordu bu tutum. Kontrol eden de mi yoktu ya? Veya biri de çıkıp biz bunun doğru olduğunu düşünüyoruz, bu yoldan devam edeceğiz diyemiyor muydu?

Daire Başkanı beni zorlayan konularla devam ediyordu sohbete. Aşık olmak nereden çıkmıştı şimdi? Bu yaz konuştuğum kız... Hayır olamaz. Belki o aşıktı ama benimkine aşk denmezdi.  Geçen seneleri düşünüyorum, onca kız... Mira? Mira ile çok yakın arkadaştık bir aralar. Yakınlığımız biraz fazlaydı denilebilir belki ama... Bilmiyorum. Charlotte? Şu ana kadar en çok hoşlandığım kız olabilir. Ama aşk ne ki ya? Ne dememi bekliyor acaba adam. "Aşkın gerçek olduğuna inanmıyorum. Kısa süreli bir hevestir diye yazanlar var ama bende o da olmadı." dedim omuz silkerek. Bence Bay Carter da aynısını düşünüyordu. Mantıklı birine benziyor, duygularınla hareket etme falan diyeceğini varsayıyorum. "Olmadın mı? Tavsiyem, ol."

"Aşkla konunun bağlantısı nedir Bay Carter?" dedim yine şaşırarak. Hayatında her şeyin aşkından olduğunu söylüyordu. "Bu şu anki dertli halinizi de içinde barındırıyor sanırım." dedim adamın bu anlamlı sözlerine karşılık. "İnsanın hayatında bir sürü amacı vardır. Yalnız geliyoruz sonuçta dünyaya. Neden birinin bizi yönlendirmesine bu kadar izin verelim? Emin misiniz?" dedim dalga geçip geçmediğine emin olmaya çalışarak.

O ise benim sözlerimi tekrar ediyordu düşünceli bir şekilde. "Carmilla hayatımı kurtardı...Şimdi kurtardığı bu hayatı, onu yakalamak için kullanacağım. Peki sence neden?" Vay be, kadın hayatını kurtarmış olsa da suçlu olduğunu düşündüğü için yakalamaya çalışıyor adam. Kesinlikle hayran olunacak bir karar. "En başında onun yüzünden mi hayatınız tehlikeye girmişti?" dedim fikir yürüterek. Onun kadar tehlikeli biri ile anca böyle bir durumda karşılaşılabilirdi gibi geliyordu. "Üstelik ne kadar tehlikeli olduğunu duyuyoruz. Her ne kadar bizi koruyor gibi gözükse de... Yöntemleri çok ters. Hem de kurallar olması gerekiyor. Kurtarılması gereken biri varsa bu Seherbazların görevidir, neden siz yapmıyorsunuz?" Sonunda hesap sorar bir havada biten konuşmamı ben de beklemiyordum ancak gaza gelmiştim. Hem haklıydım, bunların cevabını aramak herkesin hakkıydı. Sorgulamayan bir nesil için gerileme kaçınılmazdı.

58
Hogwarts Bahçesi / Ynt: Av, Avcı ve Aslanlar
« : 09 Şubat, 2022 02:42:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Neden başka bir şey istemedim ki? Adam Seth Carter çıktı. Bana da yuh, insan bilmez mi nasıl gözüktüğünü? Bir gazetede mutlaka çıkmıştır. Kafam nerede? Daha çok takip etmeliyim olayları. Zaten o kadar utanıyorum ki şu anda, adamın soruşturduğu kadını savunuyordum geçen gün. Ha şimdi de ne düşündüğümü bilmiyorum zaten o ayrı konu. "Ben de." diye atıldım hızla. "Ben de çok memnun oldum efendim." Bir elimi pantolonumun ön cebine koyup bir elimle de bakışmaya başladım adam bir şeylerle uğraşırken. Karşısında nasıl duracağıma karar verememiştim. Sonunda sadece salınmaya bıraktım, aynı anda kendime de kızıyordum olayı bu kadar abarttığım için. En azından elimin kolumun birbirine girdiğini pek fark etmemişti adam, bana sigara paketinden bir dal uzattığında o an ne dese kabul edeceğimden kabul ettim ve cebimdeki elimi de çıkarmış oldum böylelikle. Bu sırada konu başkanlığa gelmişti. "Ben de geçen yıllarda Quidditch oynadım ama ikisine vakit ayırmak imkansız olacaktı. Seçmem gerekiyordu, sizin gibi." dedim. Aynı yollardan geçmiş olmamız beni hem mutlu etmiş hem de rahatlamamı sağlamıştı. Sonuçta ben de bir gün onun gibi olacaktım. Attığım adımların da doğru olduğunu gösteriyordu dedikleri.

Sigaramı yakmaya uzandığında gerilmiştim, çaktırmadan adamın arkasına bakarak en azından gelen bir Profesör olup olmadığını kontrol etmeye çalıştım ancak sonuçta Seth Carter ile beraber sigara içecektim şu an. Bunun için ceza almaya değerdi. Sarma sigarayı dudaklarım arasına yerleştirerek bir nefes çektim. Ucundaki alev ile birlikte boğazıma ağır bir duman çökmüş, yakmaya başlamış ve sesli bir şekilde öksürmemi sağlamıştı. Alışık değildim sigara içmeye. Bu sırada ise Bay Carter soyadımı öğrenmek istiyordu. Boleyn demek istemiyordum işte şimdi. Daha yeni başladık sohbete ve kim bilir neler düşünecekti hakkımda. Boğazımı temizledikten sonra "Kusura bakmayın." diyerek başladım cümleye. "Kendimi tanıtırken pek tercih etmem de... Samuel Raymond Boleyn. Beni aileme göre yargılamanızı istemedim ancak mutlaka tanışıyorsunuzdur yengem Victorinne ile, nasıl bir ilişkiniz vardır bilemiyorum..." Adamın ilişkileri de beni ilgilendirmez ya. Bir şey demek yerine sessiz kalma hakkımı kullanarak sigaradan bir nefes çektim ve boğazıma gelen ikinci dalgayla tekrar öksürdüm. Bu sefer bastırmaya çalışıyordum acıyı. "Günümün nasıl geçtiğini sormuştunuz. Tahmin edeceğiniz üzere oldukça çalkantılı geçiyor. Her gün Carmilla ile ilgili yeni bir şey öğreniyoruz. Daha geçen gün buradaydı. Hatta... Hayatımı bile kurtardı." Tepkisini görmek için durdum. Yanlış şeyler söylememeye dikkat ediyordum. "Siz de bu yüzden buradasınız değil mi? Başka bir öğrenci ile mi alakalı?" Bunları sorarken sanki gündelik bir sohbetmiş gibi davranmaya çalışsam da merakımın gözlerimden okunduğuna emindim.


59
Hogwarts Bahçesi / Av, Avcı ve Aslanlar
« : 08 Şubat, 2022 23:14:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Son zamanlarda her yer kasvet dolu. Bir gün André, bir gün Mirabelle, bugün Profesör Lowell... Her biri Bakanlık'ta sorgulanmaya götürüldüler. Okuldaki öğrenciler arasında da, neler olduğu konusunda hararetli bir münakaşa söz konusu.  Carmilla ile karşılaştığımızdan beri doğru ile yanlış kavramını kaybettim. Ares'e işkence eden kadının aynı zamanda bizi kurtarmış olduğu gerçeği inanılmaz kafa karıştırıcı geliyor. Bazılarının Carmilla'yı savunanlara cephe almaya başladığını duydum bile, bazıları ise Carmilla'nın hepimizi kurtaracağını ve bu yolda kurbanlar verilebileceğini falan söylüyor. İnsanlar bu kadar kolay kan dökmeye tamam dememeli bana kalırsa. Başka yöntemleri olmalı, kuralları olmalı... Eğer Ares'in annesini gerçekten Carmilla öldürdüyse, onun hakkını birinin araması gerekiyor ve birinin cezasını çekmesi gerekmiyor muydu?

Etrafımda aynı konu konuşuluyordu ama sanki bilmedikleri o kadar çok şey vardı ki... Aklımdan geçenleri rahatça onlara anlatabileceğimi düşünmüyordum. Ya anlamayacaklardı, ya da anlamaları daha kötü olacaktı. "Gençler," dedim masadan kalkarken. "Sohbetinize doyum olmaz. Keşke konuşunca doğruya ulaşabiliyor olsaydık. Göreceğiz neler olacağını." dedim ve yürümeye başladım dışarıya doğru. Nereye gittiğimi soranlara da ders çalışacağımı söylemiş ve kaçmıştım ortamdan. Ders dediğim zaman beni caydırmaya çalışmaktan vazgeçerlerdi çünkü. Charlotte'u aramayı planlıyordum aslında. Onu bugün hiç görmemiştim, genelde bulunduğu noktalara göz gezdirecektim. Karşılaşırsam konuşurduk. İlk durağımız: bahçe.

Ben bizim de Eadwig ile gideceğimizi düşünüyordum aslında ancak kimse çağırmamıştı daha. Daha geçen gün Carmilla ile karşılaşmış hatta Bakanlık ile karşı karşıya kalmıştık. Karşılarına geçip şu anda arama emri olan birini savunduğumu düşününce beni neden sorgulamak istemediklerini merak etmiştim. Şu anki Daire Başkanı'nın yerinde olsam kesinlikle çağırırdım bizi. Onun da işi başından aşkın olmalı... Eadwig ile konuşuyorduk geçen, Daire Başkanının yerine Seth Carter adında birinin geçtiğini öğrenmiş amcamdan. Hakkında pek bir bilgim yoktu ancak tam da şu olaylar olurken böyle bir konuma geçmiş olmak hem tecrübesizlikten hem de yanında sadık birileri olmadığından mutlaka zor olmalıdır diye düşünüyordum. Bir gen benim gelmek istediğim noktadaydı, tanışmak isterdim.

Bahçeye çıktığımda Charlotte ile değil de şu ana kadar görmediğim bir adam durmaktaydı. Sigarasını içiyor ve soğuk havayla birlikte üflediği dumanı bahçeyi dolduruyordu. Bu aralar bakanlıktan gelen insanların okulda bulunabileceği konusunda uyarılmıştık. Bina başkanı olarak da kimsenin taşkınlık yapmaması için kontrollü olmaya dikkat ediyordum. Etrafta kimse var mı göz gezdirdim, adam yalnız duruyordu. Ne için beklediğini merak ederek, biraz da bilgi alabilmek için yanına gittim ve "Merhaba," dedim. Bana döndüğünde de başımı kısaca eğerek kendimi tanıttım. "Samuel. Çok dertli içiyorsunuz." dedim sigarayı kast ederek. "Yoğun bir gün sanırım."

60
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 07 Şubat, 2022 22:19:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şimdiii

Duydum ki çevrimiçi olduğum günden gp alıyormuşum.
1 gün --> 1 GP

Sonra Seviye için
3.seviye ---> 7. seviyeye 4 GP

Sonraaaa
Fena RPler var bi de, şöyle bi 7lik atıyorum aşağı oradan da 1GP
 https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,412.msg1231.html#msg1231
 https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,412.msg1218.html#msg1218
 https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,411.msg1167.html#msg1167

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 7