Bana bir cevap vermesini beklerken çok emindim kendimden, ne varsa anlatacaktı. Çok dik durmuştum bir kere karşısında, karşı koyamayacaktı bana. Sonra bir anda elindeki koyu yeşil örgü kazağı suratıma bastırmaya başladı, bu hareketiyle birlikte ben de acıya dayanamamış ve “Ahh, Charlotte!” demek zorunda kalmıştım. O ise susmamı söylüyordu. Buna o kadar şaşırdım ki hoşuma gitti bile diyebilirim ama sonrasında yüzüne oturan ciddiyetle birlikte korkmam gerektiğini de düşünmeye başlamıştım. Ağzımı açıp cevap vermeye çalışır gibi oldum ama en son cümlesini duyana kadar bir şey diyememiştim. “Bir Boleyn’sin ya hani sen de.” Kaşlarımı çatmıştım bu söze sonunda. "Ben Samuel'im. Boleyn değil. Beni onlarla karışma." dedim asabi bir şekilde. Ne demişti o? Arkadaşlık bile yapamıyor. Eadwig'in üzerinde her zaman aile baskısı olmuştu, safkanlar konusunda da açıkçası ailesinin fazla etkisinde kaldığını düşünüyordum. Ancak bu son bir iki senedir ekstra kendini sıkıyordu. Normalde arkadaş olduğu kişilere bu seviyede dikkat ettiğini hatırlayamıyorum. Sırf safkan ailelerden olmadığı için biriyle arkadaşlık etmeyecek seviyeye mi gelmişti? Eğer öyleyse gerçekten onun için üzülecektim. Onun yerinde olmadığım için mutlu hissetmeliydim belki de kendimi. "Ben böyle şeylere takılan biri değilim. En başında konuşmazdık öyle olsa." dedim omuz silkerek. Tamam, bir nebze de olsa azalmıştı içimdeki anlık sinir. Çok da önemli değildi aralarındaki, en azından bunun kontağı Charlotte olmamalıydı. Gidip Eadwig ile derdi neyse konuşarak çözmek daha mantıklı olacaktı. Bir daha da beni bu kadar sinirlendirmemesi gerektiğini anlaması lazımdı.
Kulağıma dolan cümlelerin gerçekliğine inanamayarak fal taşı gibi açılmış gözlerle Charlotte'a döndüm. Oscar da kimin nesi ulan? Suratımın ortasındaki kazak yüzünden pek mimiklerimi göremiyordu kız. İma ettiğim şey neydi ki zaten? Aralarında bir şey mi oldu diye sormuştum. Ama sevgilisi mi varmış? Olamaz ki, bilirdim öyle olsa. Bilirdim ya. Konuyu değiştirmişti ama hızlıca. Kalkmayı önerdiğinde bir şey diyemeden ayaklandım tabi. O sırada aklımdan neler neler geçiyor kızım, gidelim mi kalalım mı bilemem ben... Hangi binada Oscar adında biri var hatırlamaya çalışıyorum, sevgilisini niye hiç görmediğimi düşünüyorum, sevgilisi varsa ne yapacağımı planlıyorum... Harbiden erkek arkadaşı varsa bırakmalı mıyım peşini? Ama nerede hani? Ben varım yanında, ayakkabısında da benim baş harfim bağlı. Adamsan gel çıkar Oscar Bey.
Yürümeye başladık beraber. İçeri geçeceğimiz için mutluydum çünkü ciğerlerimin soğuk havayı yediğini hissedebiliyordum, omuzlarımda asılı olan palto da pek bir işe yaramamıştı. Ancak bu şekilde içeri girdiğimizde bir profesöre yakalanacağımızı tahmin ettiğim için de etrafı kolaçan etmeye çalışıyordum. Bir bina başkanı olarak yapmamam gereken her şeyi yapıyorum bu aralar. Sorumluluk sahibi, akıllı Samuel gitmiş yerini küçüklüğümdeki gibi yaramaz, akıllanmaz Raymond doldurmuştu sanki. Annemlere bunların hiçbirinin haberinin gitmemesi umuyordum sadece.
Charlotte benim ilişkilerim hakkında konuşmaya başlayınca yakalandığımı fark ederek başımı eğdim aşağı doğru. Gülüyordum hafiften ama çaktırmak da istemiyorum. Binalarındaki bir kızdan bahsedince bir bakış attım. "Clarice mi?" dedim refleksle. Ne gerek var ki şimdi bunu sormama? Çok yanlış bir hamle oldu. Bana mı sövmüş Ortak Salonlarında? Namım yürüyor yürümesine de böyle olmamalıydı bu iş. Neyseki düşüncelerini değiştirebildiğimi söylüyordu. Anlık olarak durdum ve Charlotte'a döndüm. "Duyduklarına değil de gördüklerine inanmalısın bence Charl." dedim. Sonuçta ona karşı ne zararımı görmüştü ki? Üstelik ben herkese karşı çok kibar davranırım, neden bir anda bu şekilde olaylar bana patlıyor anlamış değilim. Clarice mesela, beni öpmek istediğinde reddettiğim için kafayı yemişti kız! İnanamıyorum hala. Hani, istememek hakkımdır. Öyle değil miydi bu iş? Ben yapsam okulda tekme tokat dalarlardı ama kıza gelince, kaba bir hareket yapmışım da, kullanmış bırakmışım da falan filan. Duygularıyla oynadığım, vicdansız olduğum, neler duydu bu kulaklar... "Aslında..." dedim düşünceli bir şekilde. "Ben şimdiye kadar kimseye kötü niyetle yaklaşmadım. Sadece arkadaş olmak istiyorum Charl. Nasıl anlatılır..? Biriyle gerçekten derin bir sohbete girebilmek ve bunu yaparken bir amacım olmadan, herhangi biriymiş gibi sadece içimi dökmek için konuşabilmek istiyorum. Ama onlar... Yani Clarice'i örnek verecek olursam, bana herhangi biri gibi yaklaşmıyorlar." Durdum olduğum yerde. "Bazen kendimi süs köpeği gibi hissediyorum. Elde edemeyince, birlikte mutlu olmayınca sokağa bıraktıkları bir evcil hayvanmış gibi..." Hafif role de girmiş gibi kaptırmıştım kendimi sözlerime. "Hani benim de seçme hakkım olmalı, öyle değil mi? İstemiyorsam zorla güzellik de olmaz. Bunu kimse anlamıyor. Çok yoruldum, o kadar çok beklenti var ki. Kimseyi kırmak istemiyorum ama seni şu an benimle görseler bile yarın ilk iş yanına gelip hesap sormaya çalışacak kızlar tanıyorum." Dertli şekilde kafamı salladım. "Biliyorum, belki de seni bu işe hiç katmamalıydım." Ona baktım göz ucuyla. "Engel olamadım. Artık başımıza ne gelirse çekeceğiz gibi duruyor. Zaten kolumu ve burnumu kaybettim, daha fiziksel bir hasar etkilemez gibi." Güldüm kendi kendime. "Ben başka türlüsünden korkuyorum."