17 Nisan, 2026 08:44:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Ecthelion Strange

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Minik Kedicik
« : 15 Eylül, 2022 21:26:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Strange Bar

Yoğun bir gece olmuştu. Cumartesi akşamının yoğunluğunda o akşam canlı müzik için gelmesi gereken grup son anda işi iptal etmişti. Solistin evcil kurbağası ölmüştü. Yada öyle bir şey. Gelmeyeceklerini duyduktan sonra, neden gelemeyeceklerini pek umursamamıştı Ecthelion. Cumartesi gecesini canlı müzik olmadan geçiremeyecekleri için, Misty, tabii ki grubu bulan kişi hayırsız oğlu -Ecthelion- olduğundan dolayı ona sahneye çıkması için çemkirmişti. Piyano çalmayı severdi adam, arada sırada. Şarkı söylemeyi de severdi, o da arada sırada, ve genelde yalnız olduğunda. İkisini aynı anda, üstelikte dört saat boyunca yapmak onu pek iyi bir ruh haline sokmamıştı. Şimdi, sanki kalkmaya gücü yokmuş gibi hala piyanonun taburesinde oturuyordu Ecthelion, bir kolunu piyanonun tuşlarına, omzunu notaların durması gereken kısma ve yanağını da üstünün ahşap yüzeyine dayamıştı yan bir şekilde iyice kaykılarak. Misty büyük ihtimalle iki saat içinde gelip ona yatağına yatmasını azarlayarak söyleyecekti, fakat o gelene kadar kapıya ve yeni doğmuş güneşin ışıklarını geçiren pencerelere sırtını dönmüş, gözlerini kapatmış halde kalmayı planlıyordu. En azından barın kapısının açılma sesini duyana kadar. Sinirli bir ses çıkarma isteğini bastırarak yarı açılan sarı gözleri ile sahnenin arka duvarına pis pis baktı, sanki kapıyı açan kişi duvarmış gibi. Ayak seslerinden gelen üç kişiden ikisinin kim olduklarını hemen çıkarmıştı Ecthelion. Sert, neredeyse gürültülü ayak sesleri hep abisinin ona büyük gelen siyah kıyafetlerini giyen, ağır asker botundan bozma botlarını hiç çıkarmayan sarışın Travis'den geliyordu. Ensesinden çıkan iki uzun rastanın havada öylesine sallanmasını gözünün önünde canlandırabiliyordu Ecthelion. Diğer adım sesi, hafif ama telaşesi varmış gibi hızlı hızlı olan, Fredy'nin di. O da sarışındı, ama saçlarının sarısı Travis'den çok daha açıktı, neredeyse beyazdı ve her zaman olduğu gibi fazlasıyla kirliydi saçları. Ecthelion yine her zaman ki gibi ikinci elcilerden toplama zevksiz ve uyumsuz takım elbiselerinden birini giydiğini tahmin edebiliyordu.

Adım seslerine konuşmalar eklendi, tanımadığı adım seslerinin sahibi beklendiği gibi tanımadığı bir sese de sahipti ve itiraz ediyordu. Travis laf atıp dalga geçerken Freddy ikiliye gülmekle meşguldü. Ecthelion hala ses çıkarmamış bir şekilde başının dibinde, piyanonun üstünde duran kül tablasının içinde tüten, neredeyse filitresine kadar yanmış sigarasını alıp bir nefes çekti seslerin kesilmesini bekler halde. Bir kaç saniye uzun tırnaklarını ve sigarasının ateşini süzdü. Sesler kesilmemekte ısrar edince bir iç çekerek piyanonun üstündeki kolunu kaldırdı. Çıkan ufak ses ile, bu sefer istediği gibi bütün sesler kesilmişti. İç çekmesi bitince sigarasını dudaklarına götürüp orada bıraktı ve biraz önceki oturuşunun aynası gibi, bu kez kapıya bakarak piyanoya yaslandı Ecthelion, sadece bu kez, sarı gözleri açıktı. Sigarayı tekrar eline almaya üşendiğinden burnundan duman vererek sorar gibi tanıdığı iki sarışın adama doğru baktı. Tanımadığı sesin sahibi genç bir çocuktu, iki adam avlarını çevreleyen aslanlar gibi cüssesi minik çocuğu aralarına almışlardı. Gözlerini kırpıştırarak Ingiliz olduğunu fark etti Ecthelion, deneyimlerine dayanarak Ingiliz olduğunu tahmin edebilirdi. İçinden düşünürken kafasını yana doğru eğmek geldi ama piyanoya dayalı olduğu için yapmadı, onun yerine sorun bakışlarını devam ettirdi.

Piyanonun sesi çıkana kadar büyük ihtimalle varlığından haberdar olmadıkları için gerilip sessizleşmiş iki adam ona nasıl bir yüz ifadesi yapsalar bilemiyorlarmış gibi bakıyorlardı. Sonunda kendini toparlayan Travis oldu. "Umm, barın içine girmeye çalışırken yakaladık?" Freddy, açık bir şekilde Travis'den daha iyi iç güdülere sahipti ki "Uyandırdık mı?" diye sordu, korkmuş bir ifade ile. Biraz önce çocuğu sürükleyip aralarında gülüşürken üstlerine yapışmış olan özgüven pek kalmamıştı ikisinde de. Ecthelion konuşmak yerine uzun parmaklı, kemikli ellerinden birini kaldırıp işaret parmağını salladı 'buraya gel' der gibi. İki sarışın adam önce kendilerine, sonra birbirlerine en sonda ortalarındaki çocuğa baktılar. Çocuk Ecthelion'a bir kediyi hatırlatmıştı, biraz korkmuş, bayağı gerilmiş gibiydi. Ama gözlerinden bu korku ve gerginliğin ağlamakla değil, tırnaklarını çıkarıp birine zarar vermekle sonlanacağı okunuyordu. Dudaklarının kenarlarının istemsizce kıvrıldığını hissetti adam. Freddy ve Travis bunu fark etmiş olacaklar çocuğu kollarından yakalayıp piyanonun durduğu sahneye doğru getirmeden önce bir an tereddüt ettiler. Çocuk giriş kapısından sahneye giden kısa yol boyunca debelenmişti ama itirazı sahneye gelmekten çok adamların onu sürüklemesine gibiydi. Sonunda sahnenin dibinde durduklarında Ecthelion kafasını eğip onlara baktı. Freddy'nin de Travis'in de alnında ter damlaları birikmişti gerginlikten. Ecthelion normalde gereğinden fazla konuşurdu, sessizleştiğinde de pek iyi şeyler olmazdı, ikisi de bunu biliyorlardı. Ama o an sinirli değildi aslında, sadece uykusuz ve yorgundu. Adamların yanlış anlayıp gereksiz yere korkması onu neşelendirmişti. Sık sık bir ruh emici gibi insanların korkusundan yada rahatsızlığından beslendiğini düşünürdü zaten. Dudakları arasındaki sigara filitresini serbest bıraktı, ufak bir kayan yıldız gibi bacağına çarpıp sahnenin yerine düştü sigara. Gözlerin onu takip ettiğine emin olunca bir bacağını kaldırıp aniden filitrenin üstüne indirdi Ecthelion. Onun dışındaki herkes sesten irkilirken ilgisiz bir şekilde sol kolunu büküp piyanoya, çenesini de eline dayadı. "Gidin." İki adam ne dediğini anlamamış gibi boş boş bakınca daha sinirli ve sert bir şekilde tekrar etti Ecthelion. "Gidin." Bu kez kolayca anlamış olacaklar, ikisi de neredeyse kaçar gibi koşar adımlarla barın kapısına yöneldiler. Freddy kapıdan çıkmadan hemen önce Ingiliz çocuğa ona acıdığını söyleyen bir bakış attı. Barın kapısı kapanır kapanmaz ayağa kalktı Ecthelion, hareketle siyah pantolonunun belinden sarkan iki demir zincir ufak bir ses çıkarmıştı. Üstündeki kolları kıvrılmış siyah gömleğin üstündeki yine siyah yeleği altından çekerek şöyle bir düzelttikten sonra sahnenin ucunda çömeldi. Pozisyona rağmen çocukla göz göze gelebilmek için boynunu iyice aşağı eğmesi gerekmişti. Kendi sarı gözleri ile çocuğun neredeyse siyah gözleri arasında bir kaç santim varken dişlerini göstermeden sırıttı Ecthelion. "Senin gibi minik bir pisi pisinin şehrin bu kısmında ne işi var?"

2
Diğer Dünya Ülkeleri / Eskidendi,çok eskiden
« : 10 Eylül, 2022 20:37:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gece yarısına az bir zaman kala Bükreş’in çevresine sürekli hakim olan sis, sanki vardiyası bitmiş bir asker gibi yerini koyu renkli yağmur bulutlarına bırakmıştı. Şehrin çoğunluğunu oluşturan ve dağ eteklerini kaplayan taş yapıların ve ahşap evlerin yağmurdan ıslanmış yüzeyleri sık sık düşen yıldırımların ışığı ile aydınlatıyor, camlardan içeri girip yataklarında kıvrılmış küçük çocukların ve bazı yetişkinlerin odada anlık beliren gölgelerden dolayı ürpermesine neden oluyordu. Bu sırada çocuklardan çoğunun gölgeleri ona benzeterek titrediği şekil, öğrencisini, bir kaç arkadaşını ve uzun senelerdir biriktirdiği eşyalarını alabilecek mütevazı büyüklükteki evinde hala ayaktaydı. Evinin altında, çalışma odasına dönüştürdüğü bodrumunda, üstüne çalışmalarını yaydığı masanın önünde dikiliyordu adam. Yetişkinler onu ne zaman görse haç çıkarmalarına, çocuklarına ona yaklaşmamalarını söylemelerine rağmen, o bir adamdı. O bir hiçti. Seneler geçtikçe, vücudu bunu kendisine acımasızca bildirdikce, her yağmur yağışında romatizmaları daha da arttıkça bunu istemeyerek, sinirlenerek kabulleniyordu Ecthelion. Normalde sinsi bir ışıltı ile parlayan sarı gözleri şimdi önünde serili olan çalışmalarını içeren parşömenlere neredeyse boş bir şekilde bakıyordu. Dışarıda yeni bir gök gürültüsü çatılara çarpan su damlalarının sesleri yetmiyormuş gibi yağmurun devam ettiğini bildirircesine patlayınca uykusundan uyanmış bir heykel edasıyla uzanıp önünde duran parşömenlerden birini yere attı. Hiç bir değeri yoktu. Birinin kanını damarlarında kaynatabilir, ölmüş bir insanı bir kaç dakikalığına da olsa geri getirebilirdi ama hepsi boştu. Hiç birinin yararı yoktu. Hiç biri yaşlanmasını, boş  geçmiş hayatının sonunda toprağın altında çürüyerek yok olmasını engelleyemiyordu. Kafasını kaldırıp masasının arkasındaki sandalyenin gerisinde, mum ışığında neredeyse parlayan aynaya baktı. Kafası son yedi senedir bembeyazdı, saçlarının beyazlamaya başladığını fark ettiğinde kabullenmek istememiş, bunu en sonunda nefsine kabul ettirmişti. Sarı gözlerinin yanları sırıtmaktan kaz ayakları kazanmış, kaşlarının ortası kırışmış, dudaklarının yanlarındaki, burnuna doğru giden çizgiler belirginleşmişti. Kilosu normal olmasına rağmen boyun derisi sarkmış, ona ikinci bir çene verme yoluna gider olmuştu, boynunun aşağısına inen beyaz ve uzun sakalı bile bunu saklayamıyordu. Bakışları yer yer odaklanmaktansa tümden yüzüne bakınca, aynadaki adamın yüzündeki tiksinmeyi gördü ve sinirlenerek gözlerini bir kez daha masaya indirdi seksenlerini neredeyse bitirmek üzeri olan yaşlı adam.

Elli dokuz yıl, tam elli dokuz yıl çalışmıştı. Kendisi için, büyüyü bulmak için, onu geliştirmek için, güçlenmek için… Ama sonuçta hiç bir işine yaramamıştı bunlar. Elinde ondan korkan bir avuç insan dışında bir şey yoktu. Ailesi yoktu artık, araştırmaları ile o kadar meşguldü ki, ne annesinin ne babasının cenazesine gitmişti, çocuğu yoktu, karısı yoktu, arkadaş dediği bir avuç insan, onunla sadece güçlerinden yararlanmak istedikleri için yakın kalıyor, konuşurken gözlerinde korku dışında görebileceği en cana yakın şey saygı oluyordu. Masadaki ağır ciltli kitaplardan birini alıp biraz önce kendi yansımasına baktığı aynaya fırlattı. Cam gök gürültüsünü daha ince bir oktav ile takip ederek çatlayıp kırıklarını yere gönderirken iç çekip elleri ile uykusuz yüzünü ovuşturdu Ecthelion. Düşünmeden, gereksiz bir hareket yapmıştı, ama son yıllarda kendine bakmak gittikçe daha da zorlaşıyordu. Yüzündeki her kırışıklığın karanlık izi ona mezarının karanlığını, derinliğini hatırlatıyordu. Kırılmış aynanın çatlamış yüzeyine, üstünde bir sirkin ayna odasına girip çarpıtılmış gibi duran kendi yüzüne baktı. Alışkanlıkları düşünüldüğünde fazla vakti kalmamıştı, her an, her saniye yere yığılıp kalabilir, mezara atılıp vücudunu yaşarken işleten gazlar bu kez dışarı çıkıp onu öğütmeye, şişirmeye başlayıp aynadaki çarpık görüntüsüne çevirebilirdi bir tabut içerisinde. Ve geride elle tutulabilir hiç bir şey bırakmamış olurdu. Ecthelion çenesini kasmış, yumruklarını sıkmışken bodrumun kapısı açıldı. Baktığı çarpık yansımasına sarışın genç bir kadının da görüntüsü eklenmişti. Kim olduğunu bildiği halde yavaşça arkasını dönüp öğrencisine baktı yaşlı adam. Misty kapıda çekingen bir şekilde duruyordu, hiç kişiliğine göre değildi bu, güçlü, zeki bir kadındı. Yine de son bir kaç aydır kendisi mezarının düşünceleri ile boğuldukça, o da onun için duyduğu endişe ile çöküyor gibiydi. ‘En azından,’ diye düşündü sarı gözlü adam, ‘Öldüğümde bir kaç günde olsa yas tutacak biri var.’ çenesi düşünce ile kitlendi, dişleri acılı bir şekilde ağzının içinde gıcırdadı. “Usta? Ne oldu?” Ecthelion içten bir şekilde meraklanmış kadına arkasını döndü. Aslında bu ne bir büyü için nede sinirden ilk kez ayna kırışı değildi, ama son bir kaç aydır, her şey, özellikle de üstünde çalıştığı büyüler anlamlarını kaybetmeye başladığından beri elini asasına bile nadiren değdirmişti. Bu yüzden şimdi şaşırıyordu öğrencisi. “Akşam yemeğine gelmedin, seni merak ettik.” Yaşlı adam bir kargayı rahatlıkla çağrıştırabilecek ince uçlu burnu ile kaba, inanmayan bir ses çıkarttı. Misty belki, diğerleri büyük ihtimalle onun yokluğundan memnun olmuştu. Gerçi onları da fazla suçlamaması gerektiğini biliyordu Ecthelion, insanları rahatsız etmekten ve diken üstünde tutmaktan haz almak gibi kötü bir huyu vardı. Masasının üstüne eğilirken koyu renkli ahşap yüzeye koyduğu, kesmek ile uğraşmadığı için fazlasıyla uzamış tırnaklarını tıkırdattı sabırsız bir biçimde.

Bu böyle bitmemeliydi. Bitemezdi. Muggle bir ailenin yanında sıfırdan başlayıp buralara kadar gelmiş, ama yan tarafta gittikçe solup giden hayatın basit zevklerinden mahrum bırakmıştı kendini. “Bu kadar çaresiz kalmak için fazla zekiyim…” diye mırıldandı sarı gözlü adam narsistliğin dalgalarının vücudundan geçtiğini hissederek. Ne dediğini tam olarak duyamamış Misty kafasını yana eğerek ona yaklaşmıştı bu sırada. “Ne dedin?” Aniden kadına dönüp tiyatral bir biçimde ‘hiç bir şey’ der gibi kollarını iki yana açtı Ecthelion, kadın ani dönüşünden irkildiği için kendi kendisine sinirlenerek kaşlarını çatmıştı. Yaşlı adam bir anda enerjisi tavan yapmış gibi iki hızlı adımla masasının etrafında dolaşıp kendini canının acımasına aldırmadan ahşap, işlemeli eski sandalyeye attı. Yüzüne aylardır uğramamış sinsi sırıtışı geri dönmüştü. Misty ayların ardından bir anda tekrar ortaya çıkmış bu yüz ifadesinden ne çıkarması gerektiğini pek anlayamayarak önündeki parşömenleri karıştırmaya, kitapları açmaya başlamış adamı izledi bir süre. Ustasının değişken ruh hallerinden ne çıkacağını ön görmek, kuduz bir köpeğin sırayla kimleri ısıracağını söylemek kadar zordu, ama şimdi, önündeki açık kitaplara bakarken… “Usta?” Ecthelion kadına kötü bir bakış atmak için bir anlığına sırıtışına ara verdi. “Git başımdan. Çalışmam lazım.” Misty şaşkınlıkla gözleri açılırken yüzüne bir gülümseme yayıldığını hissetti. “Yoksa-” Yaşlı adam ona sıkılmış bir şekilde gözlerini devirdikten sonra işine yaramayacak bir kitabı ona doğru fırlattı. “Evet, evet, yeni bir büyü. Şimdi beni yalnız bırak kadın!” Öğrencisi mutlu bir şekilde bodrumun kapısını kaparken bu kez keyifli bir şekilde iç çekti sarı gözlü adam. O güne kadar öğrendiği her şey nihayetinde boşuna olamazdı, edinmek adına hayatını harcadığı bu güçle, şimdi kendine yeni bir hayat verecekti. İkinci bir şans.

3
Yetişkin Karakter Başvuruları / Ecthelion Strange
« : 04 Eylül, 2022 21:14:13 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Ecthelion Strange

Karakterin Yaşı: 90

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Umursamaz Ecthelion'u anlatabilecek en iyi kelimedir. En kötü durumlarda bile ‘her şey olacağına varır.’ kafasındadır. Sinirlendiğinde bile duruma gülebilecek, sarkastik bir espri yapabilecek kadar sakin kalır. Tabii bu sinirlendiği insana zarar vermesini engellemez ve böyle durumlarda arkadaş, dost yada başka bir şeyi gözü pek görmez. Ama sinirlendirmek zordur, genelde neşeli bir halde dolaşır etrafta. Kendi kendine olabildiğince normal bir hayat yaşayacağını söz vermesine rağmen, sıkıldığı zamanlarda kendini tutamayıp sinsilik peşinde koşabilir, kenara köşeye bir kaç ufak büyü karalayabilir. Dediği şeyleri çabuk anlamayan insanlardan pek haz etmez, istediği şeyleri yapmaktan tereddüt eden yada başarısızlığa uğrayanlardan da. Bunun yanında kendisine tehlike oluşturabileceklerini bilmesine rağmen kendisi gibi sinsi, zeki ve meraklı insanlardan hoşlanır.

Karakterin Kısaca Geçmişi: Ecthelion'un hikayesi aslında başka bir adam ile başladı. Bu adam iki muggledan doğmaydı, en azından bilinen buydu. On dokuz yaşına gelene kadar bu adamda büyünün en ufak bir kırıntısı bile görünmemişti, ancak bir nedenden dolayı küçüklüğünden beri büyüye, ruhani konulara ve dinlere inanılmaz derecede takıktı. Sonunda on dokuz yaşına geldiğinde bir satanist kilisesine katılıp ismini yüceltti. Satanic Bibel’da ki büyülerden bazılarının cidden kendisi tarafından yapıldığını fark ettiğinde bu konu üstünde iyice kafayı yedi ve on yılını zamanın farklı cadıları, şamanlar, vodoo, nekromansi… bulabildiği gerçek yada değil her çeşit büyüyü araştırmakla geçirdi, sonunda da büyücüler dünyasına girebildi. Kırklı yaşlarına geldiğinde kendini tamamen en güçlü büyü tipi olduğunu düşündüğü kara büyüye adamıştı. Ellilerinin başında bir cult kurmak için kollarını sıvamış, kendi yarattığı büyüleri hayata geçirebilecek hale gelmişti. Büyüce dünyada da kara rahip olarak adını duyurmaya başlamış,bakanlıkta akıl hocası görevini üstlenip müsteşar olmuştu. Culta kendisi ile aynı düşünen az sayıda büyücü ve cadıyı çekebilmiştir. Altmışlarının başında ise bir anda tamamen fikir değiştirip cultu küçülttü ve arkadaşı Morwen’in öldürülmesinin ardından bir araştırma gezisine gideceğini söyleyerek yirmi yıl ortadan kayboldu.


İstediğiniz Meslek: Bakanlık eski müsteşarı - Emekli

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları

Lanet Gücü: 20
Tılsım Gücü:20
İksir Gücü: 7
Biçim Değiştirme Gücü:0

Örnek Rol oyunu:

[spoiler]Gece yarısına az bir zaman kala Bükreş’in çevresine sürekli hakim olan sis, sanki vardiyası bitmiş bir asker gibi yerini koyu renkli yağmur bulutlarına bırakmıştı. Şehrin çoğunluğunu oluşturan ve dağ eteklerini kaplayan taş yapıların ve ahşap evlerin yağmurdan ıslanmış yüzeyleri sık sık düşen yıldırımların ışığı ile aydınlatıyor, camlardan içeri girip yataklarında kıvrılmış küçük çocukların ve bazı yetişkinlerin odada anlık beliren gölgelerden dolayı ürpermesine neden oluyordu. Bu sırada çocuklardan çoğunun gölgeleri ona benzeterek titrediği şekil, öğrencisini, bir kaç arkadaşını ve uzun senelerdir biriktirdiği eşyalarını alabilecek mütevazı büyüklükteki evinde hala ayaktaydı. Evinin altında, çalışma odasına dönüştürdüğü bodrumunda, üstüne çalışmalarını yaydığı masanın önünde dikiliyordu adam. Yetişkinler onu ne zaman görse haç çıkarmalarına, çocuklarına ona yaklaşmamalarını söylemelerine rağmen, o bir adamdı. O bir hiçti. Seneler geçtikçe, vücudu bunu kendisine acımasızca bildirdikce, her yağmur yağışında romatizmaları daha da arttıkça bunu istemeyerek, sinirlenerek kabulleniyordu Ecthelion. Normalde sinsi bir ışıltı ile parlayan sarı gözleri şimdi önünde serili olan çalışmalarını içeren parşömenlere neredeyse boş bir şekilde bakıyordu. Dışarıda yeni bir gök gürültüsü çatılara çarpan su damlalarının sesleri yetmiyormuş gibi yağmurun devam ettiğini bildirircesine patlayınca uykusundan uyanmış bir heykel edasıyla uzanıp önünde duran parşömenlerden birini yere attı. Hiç bir değeri yoktu. Birinin kanını damarlarında kaynatabilir, ölmüş bir insanı bir kaç dakikalığına da olsa geri getirebilirdi ama hepsi boştu. Hiç birinin yararı yoktu. Hiç biri yaşlanmasını, boş  geçmiş hayatının sonunda toprağın altında çürüyerek yok olmasını engelleyemiyordu. Kafasını kaldırıp masasının arkasındaki sandalyenin gerisinde, mum ışığında neredeyse parlayan aynaya baktı. Kafası son yedi senedir bembeyazdı, saçlarının beyazlamaya başladığını fark ettiğinde kabullenmek istememiş, bunu en sonunda nefsine kabul ettirmişti. Sarı gözlerinin yanları sırıtmaktan kaz ayakları kazanmış, kaşlarının ortası kırışmış, dudaklarının yanlarındaki, burnuna doğru giden çizgiler belirginleşmişti. Kilosu normal olmasına rağmen boyun derisi sarkmış, ona ikinci bir çene verme yoluna gider olmuştu, boynunun aşağısına inen beyaz ve uzun sakalı bile bunu saklayamıyordu. Bakışları yer yer odaklanmaktansa tümden yüzüne bakınca, aynadaki adamın yüzündeki tiksinmeyi gördü ve sinirlenerek gözlerini bir kez daha masaya indirdi seksenlerini neredeyse bitirmek üzeri olan yaşlı adam.[/spoiler]

Sayfa: [1]