1
Birleşik Krallık / Minik Kedicik
« : 15 Eylül, 2022 21:26:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Strange Bar
Yoğun bir gece olmuştu. Cumartesi akşamının yoğunluğunda o akşam canlı müzik için gelmesi gereken grup son anda işi iptal etmişti. Solistin evcil kurbağası ölmüştü. Yada öyle bir şey. Gelmeyeceklerini duyduktan sonra, neden gelemeyeceklerini pek umursamamıştı Ecthelion. Cumartesi gecesini canlı müzik olmadan geçiremeyecekleri için, Misty, tabii ki grubu bulan kişi hayırsız oğlu -Ecthelion- olduğundan dolayı ona sahneye çıkması için çemkirmişti. Piyano çalmayı severdi adam, arada sırada. Şarkı söylemeyi de severdi, o da arada sırada, ve genelde yalnız olduğunda. İkisini aynı anda, üstelikte dört saat boyunca yapmak onu pek iyi bir ruh haline sokmamıştı. Şimdi, sanki kalkmaya gücü yokmuş gibi hala piyanonun taburesinde oturuyordu Ecthelion, bir kolunu piyanonun tuşlarına, omzunu notaların durması gereken kısma ve yanağını da üstünün ahşap yüzeyine dayamıştı yan bir şekilde iyice kaykılarak. Misty büyük ihtimalle iki saat içinde gelip ona yatağına yatmasını azarlayarak söyleyecekti, fakat o gelene kadar kapıya ve yeni doğmuş güneşin ışıklarını geçiren pencerelere sırtını dönmüş, gözlerini kapatmış halde kalmayı planlıyordu. En azından barın kapısının açılma sesini duyana kadar. Sinirli bir ses çıkarma isteğini bastırarak yarı açılan sarı gözleri ile sahnenin arka duvarına pis pis baktı, sanki kapıyı açan kişi duvarmış gibi. Ayak seslerinden gelen üç kişiden ikisinin kim olduklarını hemen çıkarmıştı Ecthelion. Sert, neredeyse gürültülü ayak sesleri hep abisinin ona büyük gelen siyah kıyafetlerini giyen, ağır asker botundan bozma botlarını hiç çıkarmayan sarışın Travis'den geliyordu. Ensesinden çıkan iki uzun rastanın havada öylesine sallanmasını gözünün önünde canlandırabiliyordu Ecthelion. Diğer adım sesi, hafif ama telaşesi varmış gibi hızlı hızlı olan, Fredy'nin di. O da sarışındı, ama saçlarının sarısı Travis'den çok daha açıktı, neredeyse beyazdı ve her zaman olduğu gibi fazlasıyla kirliydi saçları. Ecthelion yine her zaman ki gibi ikinci elcilerden toplama zevksiz ve uyumsuz takım elbiselerinden birini giydiğini tahmin edebiliyordu.
Adım seslerine konuşmalar eklendi, tanımadığı adım seslerinin sahibi beklendiği gibi tanımadığı bir sese de sahipti ve itiraz ediyordu. Travis laf atıp dalga geçerken Freddy ikiliye gülmekle meşguldü. Ecthelion hala ses çıkarmamış bir şekilde başının dibinde, piyanonun üstünde duran kül tablasının içinde tüten, neredeyse filitresine kadar yanmış sigarasını alıp bir nefes çekti seslerin kesilmesini bekler halde. Bir kaç saniye uzun tırnaklarını ve sigarasının ateşini süzdü. Sesler kesilmemekte ısrar edince bir iç çekerek piyanonun üstündeki kolunu kaldırdı. Çıkan ufak ses ile, bu sefer istediği gibi bütün sesler kesilmişti. İç çekmesi bitince sigarasını dudaklarına götürüp orada bıraktı ve biraz önceki oturuşunun aynası gibi, bu kez kapıya bakarak piyanoya yaslandı Ecthelion, sadece bu kez, sarı gözleri açıktı. Sigarayı tekrar eline almaya üşendiğinden burnundan duman vererek sorar gibi tanıdığı iki sarışın adama doğru baktı. Tanımadığı sesin sahibi genç bir çocuktu, iki adam avlarını çevreleyen aslanlar gibi cüssesi minik çocuğu aralarına almışlardı. Gözlerini kırpıştırarak Ingiliz olduğunu fark etti Ecthelion, deneyimlerine dayanarak Ingiliz olduğunu tahmin edebilirdi. İçinden düşünürken kafasını yana doğru eğmek geldi ama piyanoya dayalı olduğu için yapmadı, onun yerine sorun bakışlarını devam ettirdi.
Piyanonun sesi çıkana kadar büyük ihtimalle varlığından haberdar olmadıkları için gerilip sessizleşmiş iki adam ona nasıl bir yüz ifadesi yapsalar bilemiyorlarmış gibi bakıyorlardı. Sonunda kendini toparlayan Travis oldu. "Umm, barın içine girmeye çalışırken yakaladık?" Freddy, açık bir şekilde Travis'den daha iyi iç güdülere sahipti ki "Uyandırdık mı?" diye sordu, korkmuş bir ifade ile. Biraz önce çocuğu sürükleyip aralarında gülüşürken üstlerine yapışmış olan özgüven pek kalmamıştı ikisinde de. Ecthelion konuşmak yerine uzun parmaklı, kemikli ellerinden birini kaldırıp işaret parmağını salladı 'buraya gel' der gibi. İki sarışın adam önce kendilerine, sonra birbirlerine en sonda ortalarındaki çocuğa baktılar. Çocuk Ecthelion'a bir kediyi hatırlatmıştı, biraz korkmuş, bayağı gerilmiş gibiydi. Ama gözlerinden bu korku ve gerginliğin ağlamakla değil, tırnaklarını çıkarıp birine zarar vermekle sonlanacağı okunuyordu. Dudaklarının kenarlarının istemsizce kıvrıldığını hissetti adam. Freddy ve Travis bunu fark etmiş olacaklar çocuğu kollarından yakalayıp piyanonun durduğu sahneye doğru getirmeden önce bir an tereddüt ettiler. Çocuk giriş kapısından sahneye giden kısa yol boyunca debelenmişti ama itirazı sahneye gelmekten çok adamların onu sürüklemesine gibiydi. Sonunda sahnenin dibinde durduklarında Ecthelion kafasını eğip onlara baktı. Freddy'nin de Travis'in de alnında ter damlaları birikmişti gerginlikten. Ecthelion normalde gereğinden fazla konuşurdu, sessizleştiğinde de pek iyi şeyler olmazdı, ikisi de bunu biliyorlardı. Ama o an sinirli değildi aslında, sadece uykusuz ve yorgundu. Adamların yanlış anlayıp gereksiz yere korkması onu neşelendirmişti. Sık sık bir ruh emici gibi insanların korkusundan yada rahatsızlığından beslendiğini düşünürdü zaten. Dudakları arasındaki sigara filitresini serbest bıraktı, ufak bir kayan yıldız gibi bacağına çarpıp sahnenin yerine düştü sigara. Gözlerin onu takip ettiğine emin olunca bir bacağını kaldırıp aniden filitrenin üstüne indirdi Ecthelion. Onun dışındaki herkes sesten irkilirken ilgisiz bir şekilde sol kolunu büküp piyanoya, çenesini de eline dayadı. "Gidin." İki adam ne dediğini anlamamış gibi boş boş bakınca daha sinirli ve sert bir şekilde tekrar etti Ecthelion. "Gidin." Bu kez kolayca anlamış olacaklar, ikisi de neredeyse kaçar gibi koşar adımlarla barın kapısına yöneldiler. Freddy kapıdan çıkmadan hemen önce Ingiliz çocuğa ona acıdığını söyleyen bir bakış attı. Barın kapısı kapanır kapanmaz ayağa kalktı Ecthelion, hareketle siyah pantolonunun belinden sarkan iki demir zincir ufak bir ses çıkarmıştı. Üstündeki kolları kıvrılmış siyah gömleğin üstündeki yine siyah yeleği altından çekerek şöyle bir düzelttikten sonra sahnenin ucunda çömeldi. Pozisyona rağmen çocukla göz göze gelebilmek için boynunu iyice aşağı eğmesi gerekmişti. Kendi sarı gözleri ile çocuğun neredeyse siyah gözleri arasında bir kaç santim varken dişlerini göstermeden sırıttı Ecthelion. "Senin gibi minik bir pisi pisinin şehrin bu kısmında ne işi var?"
Yoğun bir gece olmuştu. Cumartesi akşamının yoğunluğunda o akşam canlı müzik için gelmesi gereken grup son anda işi iptal etmişti. Solistin evcil kurbağası ölmüştü. Yada öyle bir şey. Gelmeyeceklerini duyduktan sonra, neden gelemeyeceklerini pek umursamamıştı Ecthelion. Cumartesi gecesini canlı müzik olmadan geçiremeyecekleri için, Misty, tabii ki grubu bulan kişi hayırsız oğlu -Ecthelion- olduğundan dolayı ona sahneye çıkması için çemkirmişti. Piyano çalmayı severdi adam, arada sırada. Şarkı söylemeyi de severdi, o da arada sırada, ve genelde yalnız olduğunda. İkisini aynı anda, üstelikte dört saat boyunca yapmak onu pek iyi bir ruh haline sokmamıştı. Şimdi, sanki kalkmaya gücü yokmuş gibi hala piyanonun taburesinde oturuyordu Ecthelion, bir kolunu piyanonun tuşlarına, omzunu notaların durması gereken kısma ve yanağını da üstünün ahşap yüzeyine dayamıştı yan bir şekilde iyice kaykılarak. Misty büyük ihtimalle iki saat içinde gelip ona yatağına yatmasını azarlayarak söyleyecekti, fakat o gelene kadar kapıya ve yeni doğmuş güneşin ışıklarını geçiren pencerelere sırtını dönmüş, gözlerini kapatmış halde kalmayı planlıyordu. En azından barın kapısının açılma sesini duyana kadar. Sinirli bir ses çıkarma isteğini bastırarak yarı açılan sarı gözleri ile sahnenin arka duvarına pis pis baktı, sanki kapıyı açan kişi duvarmış gibi. Ayak seslerinden gelen üç kişiden ikisinin kim olduklarını hemen çıkarmıştı Ecthelion. Sert, neredeyse gürültülü ayak sesleri hep abisinin ona büyük gelen siyah kıyafetlerini giyen, ağır asker botundan bozma botlarını hiç çıkarmayan sarışın Travis'den geliyordu. Ensesinden çıkan iki uzun rastanın havada öylesine sallanmasını gözünün önünde canlandırabiliyordu Ecthelion. Diğer adım sesi, hafif ama telaşesi varmış gibi hızlı hızlı olan, Fredy'nin di. O da sarışındı, ama saçlarının sarısı Travis'den çok daha açıktı, neredeyse beyazdı ve her zaman olduğu gibi fazlasıyla kirliydi saçları. Ecthelion yine her zaman ki gibi ikinci elcilerden toplama zevksiz ve uyumsuz takım elbiselerinden birini giydiğini tahmin edebiliyordu.
Adım seslerine konuşmalar eklendi, tanımadığı adım seslerinin sahibi beklendiği gibi tanımadığı bir sese de sahipti ve itiraz ediyordu. Travis laf atıp dalga geçerken Freddy ikiliye gülmekle meşguldü. Ecthelion hala ses çıkarmamış bir şekilde başının dibinde, piyanonun üstünde duran kül tablasının içinde tüten, neredeyse filitresine kadar yanmış sigarasını alıp bir nefes çekti seslerin kesilmesini bekler halde. Bir kaç saniye uzun tırnaklarını ve sigarasının ateşini süzdü. Sesler kesilmemekte ısrar edince bir iç çekerek piyanonun üstündeki kolunu kaldırdı. Çıkan ufak ses ile, bu sefer istediği gibi bütün sesler kesilmişti. İç çekmesi bitince sigarasını dudaklarına götürüp orada bıraktı ve biraz önceki oturuşunun aynası gibi, bu kez kapıya bakarak piyanoya yaslandı Ecthelion, sadece bu kez, sarı gözleri açıktı. Sigarayı tekrar eline almaya üşendiğinden burnundan duman vererek sorar gibi tanıdığı iki sarışın adama doğru baktı. Tanımadığı sesin sahibi genç bir çocuktu, iki adam avlarını çevreleyen aslanlar gibi cüssesi minik çocuğu aralarına almışlardı. Gözlerini kırpıştırarak Ingiliz olduğunu fark etti Ecthelion, deneyimlerine dayanarak Ingiliz olduğunu tahmin edebilirdi. İçinden düşünürken kafasını yana doğru eğmek geldi ama piyanoya dayalı olduğu için yapmadı, onun yerine sorun bakışlarını devam ettirdi.
Piyanonun sesi çıkana kadar büyük ihtimalle varlığından haberdar olmadıkları için gerilip sessizleşmiş iki adam ona nasıl bir yüz ifadesi yapsalar bilemiyorlarmış gibi bakıyorlardı. Sonunda kendini toparlayan Travis oldu. "Umm, barın içine girmeye çalışırken yakaladık?" Freddy, açık bir şekilde Travis'den daha iyi iç güdülere sahipti ki "Uyandırdık mı?" diye sordu, korkmuş bir ifade ile. Biraz önce çocuğu sürükleyip aralarında gülüşürken üstlerine yapışmış olan özgüven pek kalmamıştı ikisinde de. Ecthelion konuşmak yerine uzun parmaklı, kemikli ellerinden birini kaldırıp işaret parmağını salladı 'buraya gel' der gibi. İki sarışın adam önce kendilerine, sonra birbirlerine en sonda ortalarındaki çocuğa baktılar. Çocuk Ecthelion'a bir kediyi hatırlatmıştı, biraz korkmuş, bayağı gerilmiş gibiydi. Ama gözlerinden bu korku ve gerginliğin ağlamakla değil, tırnaklarını çıkarıp birine zarar vermekle sonlanacağı okunuyordu. Dudaklarının kenarlarının istemsizce kıvrıldığını hissetti adam. Freddy ve Travis bunu fark etmiş olacaklar çocuğu kollarından yakalayıp piyanonun durduğu sahneye doğru getirmeden önce bir an tereddüt ettiler. Çocuk giriş kapısından sahneye giden kısa yol boyunca debelenmişti ama itirazı sahneye gelmekten çok adamların onu sürüklemesine gibiydi. Sonunda sahnenin dibinde durduklarında Ecthelion kafasını eğip onlara baktı. Freddy'nin de Travis'in de alnında ter damlaları birikmişti gerginlikten. Ecthelion normalde gereğinden fazla konuşurdu, sessizleştiğinde de pek iyi şeyler olmazdı, ikisi de bunu biliyorlardı. Ama o an sinirli değildi aslında, sadece uykusuz ve yorgundu. Adamların yanlış anlayıp gereksiz yere korkması onu neşelendirmişti. Sık sık bir ruh emici gibi insanların korkusundan yada rahatsızlığından beslendiğini düşünürdü zaten. Dudakları arasındaki sigara filitresini serbest bıraktı, ufak bir kayan yıldız gibi bacağına çarpıp sahnenin yerine düştü sigara. Gözlerin onu takip ettiğine emin olunca bir bacağını kaldırıp aniden filitrenin üstüne indirdi Ecthelion. Onun dışındaki herkes sesten irkilirken ilgisiz bir şekilde sol kolunu büküp piyanoya, çenesini de eline dayadı. "Gidin." İki adam ne dediğini anlamamış gibi boş boş bakınca daha sinirli ve sert bir şekilde tekrar etti Ecthelion. "Gidin." Bu kez kolayca anlamış olacaklar, ikisi de neredeyse kaçar gibi koşar adımlarla barın kapısına yöneldiler. Freddy kapıdan çıkmadan hemen önce Ingiliz çocuğa ona acıdığını söyleyen bir bakış attı. Barın kapısı kapanır kapanmaz ayağa kalktı Ecthelion, hareketle siyah pantolonunun belinden sarkan iki demir zincir ufak bir ses çıkarmıştı. Üstündeki kolları kıvrılmış siyah gömleğin üstündeki yine siyah yeleği altından çekerek şöyle bir düzelttikten sonra sahnenin ucunda çömeldi. Pozisyona rağmen çocukla göz göze gelebilmek için boynunu iyice aşağı eğmesi gerekmişti. Kendi sarı gözleri ile çocuğun neredeyse siyah gözleri arasında bir kaç santim varken dişlerini göstermeden sırıttı Ecthelion. "Senin gibi minik bir pisi pisinin şehrin bu kısmında ne işi var?"