17 Nisan, 2026 09:03:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Minik Kedicik  (Okunma sayısı 43 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Minik Kedicik
« : 15 Eylül, 2022 21:26:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Strange Bar

Yoğun bir gece olmuştu. Cumartesi akşamının yoğunluğunda o akşam canlı müzik için gelmesi gereken grup son anda işi iptal etmişti. Solistin evcil kurbağası ölmüştü. Yada öyle bir şey. Gelmeyeceklerini duyduktan sonra, neden gelemeyeceklerini pek umursamamıştı Ecthelion. Cumartesi gecesini canlı müzik olmadan geçiremeyecekleri için, Misty, tabii ki grubu bulan kişi hayırsız oğlu -Ecthelion- olduğundan dolayı ona sahneye çıkması için çemkirmişti. Piyano çalmayı severdi adam, arada sırada. Şarkı söylemeyi de severdi, o da arada sırada, ve genelde yalnız olduğunda. İkisini aynı anda, üstelikte dört saat boyunca yapmak onu pek iyi bir ruh haline sokmamıştı. Şimdi, sanki kalkmaya gücü yokmuş gibi hala piyanonun taburesinde oturuyordu Ecthelion, bir kolunu piyanonun tuşlarına, omzunu notaların durması gereken kısma ve yanağını da üstünün ahşap yüzeyine dayamıştı yan bir şekilde iyice kaykılarak. Misty büyük ihtimalle iki saat içinde gelip ona yatağına yatmasını azarlayarak söyleyecekti, fakat o gelene kadar kapıya ve yeni doğmuş güneşin ışıklarını geçiren pencerelere sırtını dönmüş, gözlerini kapatmış halde kalmayı planlıyordu. En azından barın kapısının açılma sesini duyana kadar. Sinirli bir ses çıkarma isteğini bastırarak yarı açılan sarı gözleri ile sahnenin arka duvarına pis pis baktı, sanki kapıyı açan kişi duvarmış gibi. Ayak seslerinden gelen üç kişiden ikisinin kim olduklarını hemen çıkarmıştı Ecthelion. Sert, neredeyse gürültülü ayak sesleri hep abisinin ona büyük gelen siyah kıyafetlerini giyen, ağır asker botundan bozma botlarını hiç çıkarmayan sarışın Travis'den geliyordu. Ensesinden çıkan iki uzun rastanın havada öylesine sallanmasını gözünün önünde canlandırabiliyordu Ecthelion. Diğer adım sesi, hafif ama telaşesi varmış gibi hızlı hızlı olan, Fredy'nin di. O da sarışındı, ama saçlarının sarısı Travis'den çok daha açıktı, neredeyse beyazdı ve her zaman olduğu gibi fazlasıyla kirliydi saçları. Ecthelion yine her zaman ki gibi ikinci elcilerden toplama zevksiz ve uyumsuz takım elbiselerinden birini giydiğini tahmin edebiliyordu.

Adım seslerine konuşmalar eklendi, tanımadığı adım seslerinin sahibi beklendiği gibi tanımadığı bir sese de sahipti ve itiraz ediyordu. Travis laf atıp dalga geçerken Freddy ikiliye gülmekle meşguldü. Ecthelion hala ses çıkarmamış bir şekilde başının dibinde, piyanonun üstünde duran kül tablasının içinde tüten, neredeyse filitresine kadar yanmış sigarasını alıp bir nefes çekti seslerin kesilmesini bekler halde. Bir kaç saniye uzun tırnaklarını ve sigarasının ateşini süzdü. Sesler kesilmemekte ısrar edince bir iç çekerek piyanonun üstündeki kolunu kaldırdı. Çıkan ufak ses ile, bu sefer istediği gibi bütün sesler kesilmişti. İç çekmesi bitince sigarasını dudaklarına götürüp orada bıraktı ve biraz önceki oturuşunun aynası gibi, bu kez kapıya bakarak piyanoya yaslandı Ecthelion, sadece bu kez, sarı gözleri açıktı. Sigarayı tekrar eline almaya üşendiğinden burnundan duman vererek sorar gibi tanıdığı iki sarışın adama doğru baktı. Tanımadığı sesin sahibi genç bir çocuktu, iki adam avlarını çevreleyen aslanlar gibi cüssesi minik çocuğu aralarına almışlardı. Gözlerini kırpıştırarak Ingiliz olduğunu fark etti Ecthelion, deneyimlerine dayanarak Ingiliz olduğunu tahmin edebilirdi. İçinden düşünürken kafasını yana doğru eğmek geldi ama piyanoya dayalı olduğu için yapmadı, onun yerine sorun bakışlarını devam ettirdi.

Piyanonun sesi çıkana kadar büyük ihtimalle varlığından haberdar olmadıkları için gerilip sessizleşmiş iki adam ona nasıl bir yüz ifadesi yapsalar bilemiyorlarmış gibi bakıyorlardı. Sonunda kendini toparlayan Travis oldu. "Umm, barın içine girmeye çalışırken yakaladık?" Freddy, açık bir şekilde Travis'den daha iyi iç güdülere sahipti ki "Uyandırdık mı?" diye sordu, korkmuş bir ifade ile. Biraz önce çocuğu sürükleyip aralarında gülüşürken üstlerine yapışmış olan özgüven pek kalmamıştı ikisinde de. Ecthelion konuşmak yerine uzun parmaklı, kemikli ellerinden birini kaldırıp işaret parmağını salladı 'buraya gel' der gibi. İki sarışın adam önce kendilerine, sonra birbirlerine en sonda ortalarındaki çocuğa baktılar. Çocuk Ecthelion'a bir kediyi hatırlatmıştı, biraz korkmuş, bayağı gerilmiş gibiydi. Ama gözlerinden bu korku ve gerginliğin ağlamakla değil, tırnaklarını çıkarıp birine zarar vermekle sonlanacağı okunuyordu. Dudaklarının kenarlarının istemsizce kıvrıldığını hissetti adam. Freddy ve Travis bunu fark etmiş olacaklar çocuğu kollarından yakalayıp piyanonun durduğu sahneye doğru getirmeden önce bir an tereddüt ettiler. Çocuk giriş kapısından sahneye giden kısa yol boyunca debelenmişti ama itirazı sahneye gelmekten çok adamların onu sürüklemesine gibiydi. Sonunda sahnenin dibinde durduklarında Ecthelion kafasını eğip onlara baktı. Freddy'nin de Travis'in de alnında ter damlaları birikmişti gerginlikten. Ecthelion normalde gereğinden fazla konuşurdu, sessizleştiğinde de pek iyi şeyler olmazdı, ikisi de bunu biliyorlardı. Ama o an sinirli değildi aslında, sadece uykusuz ve yorgundu. Adamların yanlış anlayıp gereksiz yere korkması onu neşelendirmişti. Sık sık bir ruh emici gibi insanların korkusundan yada rahatsızlığından beslendiğini düşünürdü zaten. Dudakları arasındaki sigara filitresini serbest bıraktı, ufak bir kayan yıldız gibi bacağına çarpıp sahnenin yerine düştü sigara. Gözlerin onu takip ettiğine emin olunca bir bacağını kaldırıp aniden filitrenin üstüne indirdi Ecthelion. Onun dışındaki herkes sesten irkilirken ilgisiz bir şekilde sol kolunu büküp piyanoya, çenesini de eline dayadı. "Gidin." İki adam ne dediğini anlamamış gibi boş boş bakınca daha sinirli ve sert bir şekilde tekrar etti Ecthelion. "Gidin." Bu kez kolayca anlamış olacaklar, ikisi de neredeyse kaçar gibi koşar adımlarla barın kapısına yöneldiler. Freddy kapıdan çıkmadan hemen önce Ingiliz çocuğa ona acıdığını söyleyen bir bakış attı. Barın kapısı kapanır kapanmaz ayağa kalktı Ecthelion, hareketle siyah pantolonunun belinden sarkan iki demir zincir ufak bir ses çıkarmıştı. Üstündeki kolları kıvrılmış siyah gömleğin üstündeki yine siyah yeleği altından çekerek şöyle bir düzelttikten sonra sahnenin ucunda çömeldi. Pozisyona rağmen çocukla göz göze gelebilmek için boynunu iyice aşağı eğmesi gerekmişti. Kendi sarı gözleri ile çocuğun neredeyse siyah gözleri arasında bir kaç santim varken dişlerini göstermeden sırıttı Ecthelion. "Senin gibi minik bir pisi pisinin şehrin bu kısmında ne işi var?"

Çevrimdışı Maedhros Black

  • Slytherin
  • 1. Seviye
  • İleti: 1
  • 17 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Maedhros Black
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Kerem
  • Meslek: Slytherin III. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 1
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 3
  • İksir Kabiliyeti: 1
Ynt: Minik Kedicik
« Yanıtla #1 : 15 Eylül, 2022 22:00:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
7.Cadde Strange barında, Kara Büyü yapabilen bir büyücü var, adı Ecthelion. İlk düşüncesiyle, Maedhros bunun büyük bir yalan olduğunu biliyordu.


İkinci düşüncesiyle de, yapacak işi yoktu ve neden olmasındı. O yüzden tamamen giyinmiş, aslında birçok insana göre giyinmiş sayılmazdı çünkü pantolonunun dizleri acayip derecede yırtıktı, ve şimdi gecenin neredeyse siyaha boyadığı sokaklardan geçerek, sokak lambalarının loş ışığı eşliğinde söylenilen bara doğru gidiyordu. 14 yaşındaki bir çocuk için, özellikle de bu saatte, değil bara gitmek dışarıda olmak bile pek uygun bir şey sayılmazdı ama Maedhros bu konuda onu azarlayacak bir ailesi yoktu, okul dönemi olmadığı için profesörler yokluğunu fark edip binasından puan kırmazlardı ve korkunç derecede canı sıkılıyordu. Üstelik, yazın başından beri bir hayvana dönüşebilmek için uğraşıyordu fakat bir nedenden dolayı sürekli başarısız oluyordu. Eğer şanslıysa -ki değildi- söylenen büyücüyü bulabilir ve belki onunla konuşabilirdi. Adamın manyağın teki çıkma olasılığı da vardı çünkü Kara Büyü çokta sağlıklı ya da iyi niyetli sayılmazdı ama evet, Maedhros uzun zamandır başını her zaman yaptığı gibi belaya sokmamıştı ve verdiği aptalca kararlara bakılırsa zamanı gelmiş olmalıydı.

Bara ulaşamadan soyulma ya da öldürülme ihtimali bile vardı ki, küçük olsa da hiçbir zaman kavga etmekten çekinmemişti ya da korkmamıştı, belki sonu dayak yemek ya da yaralanmak olsa bile en azından kötü bir geceydi deyip geçiştirebileceği bir şeyler edinmiş olurdu. İşte bu kadar çok sıkılıyordu.
Neredeyse yürümeyi unutmuş birkaç sarhoş dışında bara gelene kadar kimseyle karşılaşmadı bile. Ve nedense, barı gördüğü gibi içi korkunç bir kararlılıkla doldu çünkü çok yakındaydı... Elbette sorun çıkacaktı. İki tane sarışın adam, biri daha açık renkli olmak üzere, onların da canı sıkılmış olmalıydı çünkü Maedhros'a küçük olduğunu, sadece basıp gitmesini söylemek yerine barın içine ittiler. Gülüşmelere ve söylenmelere her ne kadar sinirlenip arada bir itiraz etse de, en azından barın içine girmeyi başarmıştı. Biranda kendini olduğundan daha sıkılmış, gerilmiş ve hatta korkmuş buldu, ki bu daha da can sıkıcıydı. Alice ne diyordu? Pozitif düşün, çıkış bulursun.

Tabii şimdi Alice upuzun boyuyla gelip, güzelliğinden hiç beklenmeyen bir hareketle iki gerizekalı sarışın herifin suratına da yumruk atamazdı, eğer yapması gerekirse Maedhros bunu kendisi yapmak zorunda kalacaktı. İlk defa kaçak bir şekilde bara girmiyordu sonuçta ama barın boş olması avantaj mıydı, değil miydi tam karar veremedi. Ayrıca çok güçlü bir büyücü, böylesine iki embesil herifi olduğu barda çalıştırır mıydı, onu da bilemiyordu. Tam yumruklarını sıkmıştı ve geçilen dalgalardan sıkılmıştı ki, çıkan sesin geldiği yöne baktı. Oldukça uzun biri piyanoya yaslanmış, hatta biraz rahatsız bir pozisyonda yaslanmış, onlara dönmüştü. Maedhros yüzünü sigaranın dumanından göremese de, ışıkta parlayan gözlerin doğrudan yanındaki adamlara baktığını seçebiliyordu. Adamların aniden hali ve tavrı değişmişti, daha gergin ve ne yapacaklarını bilemiyor gibilerdi.

Siyah saçlı çocuk kaşlarını çattıysa da, neredeyse gülecekti çünkü... Piyanoya yaslanmış olan kişi de oldukça yaşlıydı aslında, en azından vücudu öyle söylüyordu. Sonra aklından aslında bahsedilen büyücünün bu adam olup olmayacağı geçti ama olamazdı herhalde? Biri barın içine girmeye çalışırken yakaladıklarını söyledi, halbuki Maedhros direkt olarak bara yürümüştü ve onu içeri kendileri sokmuşlardı. Şimdi de kollarından tutmuş, onu bu ilginç şekilde sarı gözleri gözleri olan adama doğru götürüyorlardı. Maedhros kendini çekiştirip durdu çünkü yürümesini söyleselerdi yapabilirdi, kimse tarafından taşınmaya ya da daha fazla çekiştirilmeye ihtiyacı yoktu ama kendisini kurtarana kadar sahneye gelmişlerdi bile zaten. Şimdi suratını daha net görebildiği bu sarı gözlü adam yüzünden karnında tuhaf bir his oluştu ve tüm vücut ısısı yanaklarına hücum etti. Maedhros içinden küfür edip gözlerini sigaranın üstüne dikti, bir yandan da yanaklarının kızarmaması için dua ediyordu ama bildiği üzere şanssızdı ve beyaz teni büyük ihtimalle çoktan kızarmıştı.

İki gerizekalıyı sahte özgüvenlerinden çekip alan sarı gözlü bu adam Maedhros'un uzun süre suratına bakabilmesi için fazla kusursuzdu. Sigara dudaklarının arasından kurtulup bacağına doğru ilerleyince, Maedhros neredeyse sigarayı yakalamak için hamle yapacaktı fakat yalnızca bacağının seğirmesiyle olduğu yerde kalmayı başardı. Piyano başında oturan adam sertçe izmariti ezdiğinde Maedhros irkildi ve dudağını ısırdı ama kıpırdamadı.

"Gidin." Adamın sesini duyunca burnundan nefesini verip gözlerini kapattı, adamlar gitmemiş olacaktı ki aynı ses daha sinirli bir şekilde kulaklarında yankılandı, "Gidin." Bu sefer boş salonda yankılanan aceleci ayak seslerini duydu, çok geçmeden de kapı kapandı. Zincir sesini duyana kadar gözlerini açmamıştı ve şimdi, siyahlar içindeki adamın kendi boyuna gelebilmek için eğildiğini, göz göze gelebilmek için de boynunu oldukça rahatsız bir pozisyona soktuğunu görebiliyordu. Hala ısırdığını fark ettiği dudağını sonunda bıraktı ve biraz sakinleşmeyi bekledi. Korkmamıştı, hatta neredeyse hiç ama etkilenme boyutu hiçbir şey olmamış gibi davranmak için çok fazlaydı. Neyse ki normal şartlarda ifadesi çok değişmeyen bir insandı -eğer yanakları kızarmadıysa tabii- o yüzden belki sadece korkmuş görünmüştü.

"Senin gibi minik bir pisi pisinin şehrin bu kısmında ne işi var?"

Korkmuş görünmeyi tercih ederdi zaten. "Birini arıyordum." dedi, sesi beklediğinden daha ilgisiz ve pürüzsüz çıkabildiği için zihninde kendini tebrik etti ve pisi pisiyi duymazdan gelmeye çalıştı, "Yani, büyük ihtimalle bir söylentiden ibaret ama burada olduğuma göre... Uh, Ecthelion adında bir büyücü, uzun zamandır animagus olmaya çalışıyorum, belki yararlı bir şeyler edinirim diye..." Kendi kendine gözlerini kıstı ve sesi yavaşça öldü, çünkü şuanda tüm bunları büyük ihtimalle Ecthelion olmayan birine anlatıyordu. "Dalga geçeceksen, bence yeterince geçtiler." dedi kapıya kısa bir şekilde göz atarak ama yalnızca ikisi kalmıştı.