[youtube width=500]https://www.youtube.com/watch?v=-xulsY5AGew
[/youtube]
⸻⸻⸻ 𓂀 ⸻⸻⸻
"
Yas tutuyor musunuz, Bayan Somnia?"
"
Yas mı?"
Oda karanlıktı. Duvar boyunca uzanan kütüphanedeki kitapların her biri tekdüze ve anlaşılmaz duruyordu. Lacivert halının üzerinde tek bir leke yoktu. Deri koltuklar karşı karşıya yerleştirilmişti, aralarındaki birkaç metre ancak olası bir sinir krizinde doktoru korumak için ayarlanmış olabilirdi. Adam not tutar ve soğuk, duygusuz bakışlarıyla onu incelerken kadın ilgisizdi; gözlerini halıya dikmiş, mimiklerini halıyla konuşur gibi ayarlamıştı. Yanlarındaki pencerelerden giren ışık dışında ikiliyi hiçbir şey aydınlatmıyordu.
"
Tek arkadaşınızı kaybettiniz. Yas tutma ayrıcalığına sahip olduğunu düşünmüyor musunuz?"
"
Marigold ablasını kaybetti. Bay Boleyn kızıyla barışma şansını kaybetti, hak ettiği için değil, ama kaybetti. Bütün Boleyn hanedanlığı bir şans kaybetti. Temsil ettikleri şeylerin ötesine geçebilme şansları vardı, o hep ilerici bir insandı ve o Merlin'in belası dillerini biraz olsun tutabilselerdi..." Dudaklarını birbirine bastırdı. Titriyordu.
"
Ya siz?"
"
O hiç benim olmamıştı. Onu kaybedemezdim. O hiç..." Seans boyunca ilk defa doktorla bakışları buluştu. Mavi gözleri dolu doluydu. "
Benim olmadı."
⸻⸻⸻ 𓂀 ⸻⸻⸻
İnsan zihni uçsuz bucaksız bir gökkuşağıdır ve rüyalar renk paletini oradan damıtır; her bir detayı zihnin incelikli fırçalarıyla, en uzun çizgisinden en küçük noktasına kadar nazik dokunuşlarla ayarlanır. Ortaya çıkan eser bilinç altının en zengin hediyesidir; rüyalar fakirin serveti, mutsuzun gülümsemesi ve acının dinginliğidir. Söz konusu rüya korku dolu bir bilinç altında yönetilmişse ancak, zihnin kıyameti haline gelir ve Edgar Allan Poe'nun dokunuşunu içermişe benzeyen bir filtreden geçirilir; etrafınıza baktıkça korktuğunuz bir başka şeyi görür ve kabusunuzdan ter içinde, çığlık çığlığa uyanırsınız şanslıysanız; unutmak için elinizden geleni yaparsınız. Persephone'un sorunu uyanamamasıydı; gördüğü şeyin kabus olduğunu fark eder, bedeninin kontrolünü eline almak için uğraşırdı ama bütün çabaları yetersizdi; bedeni ayrı bir güçle yönetilirdi rüyaları ayrı. Her sabah uyandığında kendini farklı bir yerde bulurdu ve her gece gördüğü kabus onu bir kere daha ele geçirmiş olurdu: Kan her yerdeydi.
Kendine iyi olduğunu diretmeyi bırakması çok uzun sürmüş, gerçekten yardım almasıysa ancak Meredith'in devamlı ısrarlarıyla gerçekleşmişti; lafı geçtiğinde "ruh doktoru" denilen terapi seanslarına gittiğinden emin olmak için ona eşlik ederdi Merry çoğu zaman; saati dolana kadar kapının önünde oturur, sadece varlığıyla bile genç kızın açılmasına yardımcı olduğunun bilincinde, ona yardım etmenin mutluluğunu yaşardı. Şimdiyse o ölmüştü. Cuma günleri geldiğinde kimse Persephone'un kapısına dayanmayacaktı; yırtık cübbelerinden bir başkasını üzerine geçirirken onu izlemeyecek, yol boyunca saçma konuları, gereksiz anekdotları seslendirmeyecekti kafasını dolu tutmak için; kendi başına gitmesi gerekiyordu artık, o olmadan da devam edecekti hayatı, kabullenmeliydi.
Kimi kandırıyordu ki? Terapi seansı boyunca ağzından birkaç cümle dökülmüştü; "iyiyim"ler, "gerek yok"lar ve konudan kaçınmalar yankılanmıştı odada; gözlerine bile bakamamıştı karşısındakinin, boğazı kurumuş, dudaklarını aralayamamıştı. O gün cenaze vardı. Daha bedeni bile bulunmayan bir cadıya cenaze; nasıl öldüğü bilinmeyen, hayatını cennetin bütün imkanlarına sahipmiş gibi geçirmesi gerekirken, en şanslı zamanında hayata veda eden birini uğurlayacaklardı son yolculuğuna. O bir veda bile edememişken hem de, ölüm onu severek yaptığı iş yüzünden pençesine almış, hayat gayesinin kurbanı olmuşken el sallayacaklardı arkasından. Düşünmek bile acı veriyordu.
Bu olaydan yalnızca birkaç hafta önce St Mungo'ya bir hasta gelmişti: Eleanor Porter. Oraya getirilmeden önce ölen kadınla ilgili bir soruşturma yürütülüyordu ve cesetle ilgilenmek için o uygun görülmüştü; insanlarla konuşmanın hiçbir türlüsüne katlanamayan cadının itirazları baş seherbazdan gelen bir mektupla geçersiz kılınmış, böylece kendini Eleanor'un üzerinde çalışırken bulmuştu. Eleanor genç bir cadıydı; düşük rütbeli bir seherbaz olarak çalışıyordu ve kocası çığlık çığlığa Persephone'un kapısını yumruklayana kadar mutlu bir evliliği vardı. Bütün kanı çekilmişti; herhangi bir darbenin izine rastlanmamış, göğsünün sol tarafındaki delik dışında hiçbir yerine ciddi bir zarar gelmemişti. Bileklerindeki yaraların etrafında oluşan kan pıhtısı bağlandığında hala canlı olduğuna işaret ediyordu; daha da kötüsü, göğsü delindiğinde de hala canlıydı. Göğüs kafesini açmak için kullanılabilecek büyüler çeşitli olsa da katil orak kullanmayı tercih etmişti; damarlar özensizce kesilmiş, cadının kalbi çalınmıştı. Bu olay bir büyücünün elinden çıkmamıştı. Ve şimdi, bir zamanlar Meredith'in kapısı olan yerde dikilirken içinden gelen bir ses bu ölümün de büyücü işi olmadığını fısıldıyordu; tam olarak nereden bildiğini açıklayamazdı ama emindi, büyülü bir suç olmak için her şey fazla şatafatlı, fazla şüpheliydi.
Eline büyüyle öldürülen bir ceset ulaştığında, hastalarından biri lanetlendiğinde bunu anlardı; çünkü büyünün iyi yanı arkasında iz bırakmamasıydı, şüpheli ölümler gerçekten insanları şüphelendirirdi ve etraftaki parmak izleri kolaylıkla kaldırılır; ölümle ilgili detayları ele verecek bilgiler gizlenirdi. Büyücü Dünyasında ölümlerin bu kadar zor çözülmesinin sebebi de buydu; bütün şifacılar hastalara nasıl bakılacağını bilir ama ölülerden korkardı. Persephone'u seherbazlar için eşsiz kılan ise asıl yaşayanlardan korkmasıydı; gözlerini kapatır, kafasında cesedin bulunduğu yeri, bedenin koşullarını ve ölüm saatini kurar, ipuçlarını birleştirip net ölüm sebebini kolaylıkla bulurdu. Mülakatta titremekten konuşamaması ne kötüydü, bu yetenekle çok da iyi bir seherbaz olurdu. Kayıp bir ceset on olayın dokuzunda öldürenin avcı olduğuna işaret ediyordu; avcılar büyücülerden korktuğu için değil, ellerinde gerekli bilgi olursa seherbazların iz sürebileceklerini bildikleri, yakalanmayacak kadar dikkatli oldukları için. Bir süre sonra beden ortaya çıkardı; Persephone o kadar çok avcı kurbanı görmüştü ki gözleri kapalı bile ayırt edebilirdi artık onların imzalarını. Kanı çekilmiş bedenler, yara izleri, gerilmiş sinirler; insanın kanını kaynatan şey kurbanlarını öldürmesi değildi; bedenler lekelerle, yaralarla ve ölmeden önce çektikleri işkencenin hafif izleriyle dolardı; kanıt dosyasına kaldırılan şey büyücü cinayetlerinde olduğu gibi asanın raporları, büyünün uygulanış şekli ve zamanı değil; kurbanın detayları olurdu. Meredith'in kayıp olduğu günler devrildikçe kaçınılmaz sonuç Persephone'u ele geçiriyordu; en iyi arkadaşı da sayısız kurbandan biri olmuştu.
Kapıyı çaldı genç cadı belirgin bir korkuyla; bir anlığına açanın Meredith olacağını ummuş, onun çay teklifini bir kere bile kabul etmediği için kalbinin ağrıdığını hissetmişti aralanırken. Goldie yorgun bir gülümsemeyle içeri aldı onu, "
Şarap?" diye sordu kısaca, ahlak kurallarının o günlüğüne geçerli olmadığını ima edercesine. Persephone sadece kafasını salladı ve kapı arkasından yumuşakça kapandı.