17 Nisan, 2026 09:09:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Eskidendi,çok eskiden  (Okunma sayısı 113 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Eskidendi,çok eskiden
« : 10 Eylül, 2022 20:37:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gece yarısına az bir zaman kala Bükreş’in çevresine sürekli hakim olan sis, sanki vardiyası bitmiş bir asker gibi yerini koyu renkli yağmur bulutlarına bırakmıştı. Şehrin çoğunluğunu oluşturan ve dağ eteklerini kaplayan taş yapıların ve ahşap evlerin yağmurdan ıslanmış yüzeyleri sık sık düşen yıldırımların ışığı ile aydınlatıyor, camlardan içeri girip yataklarında kıvrılmış küçük çocukların ve bazı yetişkinlerin odada anlık beliren gölgelerden dolayı ürpermesine neden oluyordu. Bu sırada çocuklardan çoğunun gölgeleri ona benzeterek titrediği şekil, öğrencisini, bir kaç arkadaşını ve uzun senelerdir biriktirdiği eşyalarını alabilecek mütevazı büyüklükteki evinde hala ayaktaydı. Evinin altında, çalışma odasına dönüştürdüğü bodrumunda, üstüne çalışmalarını yaydığı masanın önünde dikiliyordu adam. Yetişkinler onu ne zaman görse haç çıkarmalarına, çocuklarına ona yaklaşmamalarını söylemelerine rağmen, o bir adamdı. O bir hiçti. Seneler geçtikçe, vücudu bunu kendisine acımasızca bildirdikce, her yağmur yağışında romatizmaları daha da arttıkça bunu istemeyerek, sinirlenerek kabulleniyordu Ecthelion. Normalde sinsi bir ışıltı ile parlayan sarı gözleri şimdi önünde serili olan çalışmalarını içeren parşömenlere neredeyse boş bir şekilde bakıyordu. Dışarıda yeni bir gök gürültüsü çatılara çarpan su damlalarının sesleri yetmiyormuş gibi yağmurun devam ettiğini bildirircesine patlayınca uykusundan uyanmış bir heykel edasıyla uzanıp önünde duran parşömenlerden birini yere attı. Hiç bir değeri yoktu. Birinin kanını damarlarında kaynatabilir, ölmüş bir insanı bir kaç dakikalığına da olsa geri getirebilirdi ama hepsi boştu. Hiç birinin yararı yoktu. Hiç biri yaşlanmasını, boş  geçmiş hayatının sonunda toprağın altında çürüyerek yok olmasını engelleyemiyordu. Kafasını kaldırıp masasının arkasındaki sandalyenin gerisinde, mum ışığında neredeyse parlayan aynaya baktı. Kafası son yedi senedir bembeyazdı, saçlarının beyazlamaya başladığını fark ettiğinde kabullenmek istememiş, bunu en sonunda nefsine kabul ettirmişti. Sarı gözlerinin yanları sırıtmaktan kaz ayakları kazanmış, kaşlarının ortası kırışmış, dudaklarının yanlarındaki, burnuna doğru giden çizgiler belirginleşmişti. Kilosu normal olmasına rağmen boyun derisi sarkmış, ona ikinci bir çene verme yoluna gider olmuştu, boynunun aşağısına inen beyaz ve uzun sakalı bile bunu saklayamıyordu. Bakışları yer yer odaklanmaktansa tümden yüzüne bakınca, aynadaki adamın yüzündeki tiksinmeyi gördü ve sinirlenerek gözlerini bir kez daha masaya indirdi seksenlerini neredeyse bitirmek üzeri olan yaşlı adam.

Elli dokuz yıl, tam elli dokuz yıl çalışmıştı. Kendisi için, büyüyü bulmak için, onu geliştirmek için, güçlenmek için… Ama sonuçta hiç bir işine yaramamıştı bunlar. Elinde ondan korkan bir avuç insan dışında bir şey yoktu. Ailesi yoktu artık, araştırmaları ile o kadar meşguldü ki, ne annesinin ne babasının cenazesine gitmişti, çocuğu yoktu, karısı yoktu, arkadaş dediği bir avuç insan, onunla sadece güçlerinden yararlanmak istedikleri için yakın kalıyor, konuşurken gözlerinde korku dışında görebileceği en cana yakın şey saygı oluyordu. Masadaki ağır ciltli kitaplardan birini alıp biraz önce kendi yansımasına baktığı aynaya fırlattı. Cam gök gürültüsünü daha ince bir oktav ile takip ederek çatlayıp kırıklarını yere gönderirken iç çekip elleri ile uykusuz yüzünü ovuşturdu Ecthelion. Düşünmeden, gereksiz bir hareket yapmıştı, ama son yıllarda kendine bakmak gittikçe daha da zorlaşıyordu. Yüzündeki her kırışıklığın karanlık izi ona mezarının karanlığını, derinliğini hatırlatıyordu. Kırılmış aynanın çatlamış yüzeyine, üstünde bir sirkin ayna odasına girip çarpıtılmış gibi duran kendi yüzüne baktı. Alışkanlıkları düşünüldüğünde fazla vakti kalmamıştı, her an, her saniye yere yığılıp kalabilir, mezara atılıp vücudunu yaşarken işleten gazlar bu kez dışarı çıkıp onu öğütmeye, şişirmeye başlayıp aynadaki çarpık görüntüsüne çevirebilirdi bir tabut içerisinde. Ve geride elle tutulabilir hiç bir şey bırakmamış olurdu. Ecthelion çenesini kasmış, yumruklarını sıkmışken bodrumun kapısı açıldı. Baktığı çarpık yansımasına sarışın genç bir kadının da görüntüsü eklenmişti. Kim olduğunu bildiği halde yavaşça arkasını dönüp öğrencisine baktı yaşlı adam. Misty kapıda çekingen bir şekilde duruyordu, hiç kişiliğine göre değildi bu, güçlü, zeki bir kadındı. Yine de son bir kaç aydır kendisi mezarının düşünceleri ile boğuldukça, o da onun için duyduğu endişe ile çöküyor gibiydi. ‘En azından,’ diye düşündü sarı gözlü adam, ‘Öldüğümde bir kaç günde olsa yas tutacak biri var.’ çenesi düşünce ile kitlendi, dişleri acılı bir şekilde ağzının içinde gıcırdadı. “Usta? Ne oldu?” Ecthelion içten bir şekilde meraklanmış kadına arkasını döndü. Aslında bu ne bir büyü için nede sinirden ilk kez ayna kırışı değildi, ama son bir kaç aydır, her şey, özellikle de üstünde çalıştığı büyüler anlamlarını kaybetmeye başladığından beri elini asasına bile nadiren değdirmişti. Bu yüzden şimdi şaşırıyordu öğrencisi. “Akşam yemeğine gelmedin, seni merak ettik.” Yaşlı adam bir kargayı rahatlıkla çağrıştırabilecek ince uçlu burnu ile kaba, inanmayan bir ses çıkarttı. Misty belki, diğerleri büyük ihtimalle onun yokluğundan memnun olmuştu. Gerçi onları da fazla suçlamaması gerektiğini biliyordu Ecthelion, insanları rahatsız etmekten ve diken üstünde tutmaktan haz almak gibi kötü bir huyu vardı. Masasının üstüne eğilirken koyu renkli ahşap yüzeye koyduğu, kesmek ile uğraşmadığı için fazlasıyla uzamış tırnaklarını tıkırdattı sabırsız bir biçimde.

Bu böyle bitmemeliydi. Bitemezdi. Muggle bir ailenin yanında sıfırdan başlayıp buralara kadar gelmiş, ama yan tarafta gittikçe solup giden hayatın basit zevklerinden mahrum bırakmıştı kendini. “Bu kadar çaresiz kalmak için fazla zekiyim…” diye mırıldandı sarı gözlü adam narsistliğin dalgalarının vücudundan geçtiğini hissederek. Ne dediğini tam olarak duyamamış Misty kafasını yana eğerek ona yaklaşmıştı bu sırada. “Ne dedin?” Aniden kadına dönüp tiyatral bir biçimde ‘hiç bir şey’ der gibi kollarını iki yana açtı Ecthelion, kadın ani dönüşünden irkildiği için kendi kendisine sinirlenerek kaşlarını çatmıştı. Yaşlı adam bir anda enerjisi tavan yapmış gibi iki hızlı adımla masasının etrafında dolaşıp kendini canının acımasına aldırmadan ahşap, işlemeli eski sandalyeye attı. Yüzüne aylardır uğramamış sinsi sırıtışı geri dönmüştü. Misty ayların ardından bir anda tekrar ortaya çıkmış bu yüz ifadesinden ne çıkarması gerektiğini pek anlayamayarak önündeki parşömenleri karıştırmaya, kitapları açmaya başlamış adamı izledi bir süre. Ustasının değişken ruh hallerinden ne çıkacağını ön görmek, kuduz bir köpeğin sırayla kimleri ısıracağını söylemek kadar zordu, ama şimdi, önündeki açık kitaplara bakarken… “Usta?” Ecthelion kadına kötü bir bakış atmak için bir anlığına sırıtışına ara verdi. “Git başımdan. Çalışmam lazım.” Misty şaşkınlıkla gözleri açılırken yüzüne bir gülümseme yayıldığını hissetti. “Yoksa-” Yaşlı adam ona sıkılmış bir şekilde gözlerini devirdikten sonra işine yaramayacak bir kitabı ona doğru fırlattı. “Evet, evet, yeni bir büyü. Şimdi beni yalnız bırak kadın!” Öğrencisi mutlu bir şekilde bodrumun kapısını kaparken bu kez keyifli bir şekilde iç çekti sarı gözlü adam. O güne kadar öğrendiği her şey nihayetinde boşuna olamazdı, edinmek adına hayatını harcadığı bu güçle, şimdi kendine yeni bir hayat verecekti. İkinci bir şans.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #1 : 11 Eylül, 2022 14:05:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aylar Sonra - Şubat Ayı

Kışın aniden geri döndüğü, rüzgarın ev duvarlarını ve çatılarını büyük bir uvultu ile dövdüğü günlerden biriydi. Gün ışığı her zaman ki gibi sisin arkasına saklanmış, insanlara Şubat’ın sonunda olmalarına aldanmamalarını söylemişti. İşte böyle bir günde de Ecthelion, Morwen’e, onu satanist kilisesinde bulup cidden büyü yeteneği olduğunu yıllar önce keşfeden arkadaşına planlarını açıklamıştı. Aslında istemiyordu bunu yapmak, fakat adam depresyonla karışık paranoyasından çıkıp çalışma temposuna eskisinden de sıkı bir şekilde döndüğünden beri işkillenmeye başlamıştı. “Bunu cidden yapıyorsun…” Yan tarafındaki hiç dokunulmamış tabağı kendi önüne almakla meşgul olduğu, Morwen’in sesi soru sorar gibi çıkmadığı ve az önce defol demesine rağmen kendi kendine gelin güveyi olarak odada kaldığı için cevap vermedi Ecthelion. Adama hemen hemen her şeyi anlatmıştı ve şimdi söylenmekle meşguldü herif. Bu nedenle az önce ‘küçük bir sürtük gibi mızırdanacaksan defol’ demişti sakin bir şekilde, anlaşılan fazla sakin söylemişti ki Morwen hala söylenmeye devam ediyordu. Tam yanında hala ona laf anlatmakla meşgul adamı kovalayacaktı ki odanın kapısı açıldı. Sarışın bir kafa içeri uzandı.

Ecthelion çatal bıçağını bırakıp boynundaki mendili tabağının üstüne bıraktı Morwen’i irkiltecek bir anilikle ve kadını karşılar gibi kollarını açtı. “Misty! Benim için neyin var küçük ‘pui’m?” Dışarıdan yeni geldiğini belli eden hala yer yer kar ile kaplı siyah cübbesinin içinde, kolunun altında az biraz ıslanmış kese kağıdına sarılı kare bir şey tutan sarışın kadın gözlerini devirdi. “Duh, istediğin kitap.” Sarı gözlü adam onu alkışlamak üzeriydi ki, yanında oturan Morwen “Ne kitabı?” diye sordu meraklı bir şekilde. Ecthelion ona dönüp kısa bir an sırıttıktan sonra üstünde çatal bıçağı, peçetesi ve hala bir miktar yemek bulunan tabağını yüzüne attı. Adam üstüne düşen şeylerle boğuşup, yüzüne ıslandığı yemek suyu yüzünden yapışmış peçeteyi çıkarmaya çalışırken yaşlı adam kalkıp Misty’ye doğru yürüdü. Kadın adamın çocuksu davranışına kafa sallamakla meşguldü.  Ecthelion onu takip edeceğini bilerek yemek odasının kapısını Morwen’in lanet okumalarının üstüne çekti ve çalışma odası olan bodruma doğru yürümeye başladı. Yürürken Misty ona kitabı uzatmıştı. Yaşlı adam kitabı eline alıp kese kağıdını biraz sıyırdı ve siyah deri cildi okşadı. Üç haftadır bekliyordu bu kitabın gelişini, yurt dışından getirtmek zorunda kalmıştı ve sihirli postayla bile Londra’dan Bükreş’e bir şeylerin gelmesi zaman alıyordu. Onun hoşuna gitmeyen bir şekilde sarışın kadın bodruma inen merdivenlerde de peşine takılmıştı, “Nekromansi’nin gerçek büyü olmadığını sanıyordum.” diye söylendi, gerçek büyü bile barındırmayan bir kitap için postaneye gitmek zorunda kaldığı için huysuzlanmıştı. Kadının İngilizce bildiğini unutmuş olan Ecthelion kitabın içeriğine bakmış olmasından hoşnutsuz bir biçimde yüzünü buruşturdu. Çalışma odasına girince içeri ilerleyip siyah takım ceketini sandalyesine astı ve masasına oturup parmağı ile kitabın üstüne iki kez vurdu. İstemiyordu, ama kadını öğrencisi olarak almıştı bir kere, en azından bazı şeyleri anlatmalıydı. “Değil zaten, yani tam olarak. Fakat unutma, bir zamanlar hiç bir büyü gerçek değildi. Bir kaç deli bu enerjiyi keşfettiler ve belirli yöntemlerle malzemelerin yardımıyla istedikleri şeyleri bu enerjiye daha rahat yaptırdıklarını fark ettiler. Böylece o kitaplarda şöyle yapın, böyle yapın, şunu söyleyin, bunu söyleyin diyen ‘gerçek büyü’ doğmuş oldu.” Misty kaşlarını çatmıştı fakat bunun dediklerini anlamadığı için değil, dedikleri üstüne düşündüğü için olduğunu biliyordu yaşlı adam. Keyifli bir biçimde sandalyesinde geriye yaslandı. “Şimdi, bende bu ‘enerji’ var, yapmak istediğim şeyi de biliyorum. Ama bunu daha rahat yapmama yardım edecek bir yöntem bulmalıyım. Işık büyülerinin unicorn kılı özlü asalarla daha rahat yapılması gibi düşün.” Öğrencisi ışık büyülerinin lafının geçmesi ile yüzünü buruşturunca istemsizce babacan bir şekilde gülümsedi Ecthelion. “Düşününce gerçekten ‘enerjisi’ olmayan, yada işte büyü yeteneği olmayan birinin çoktan bir mantık kurup yöntem bulmuş olabileceği aklıma geldi. Biraz değişim ile çok işe yarayabilir nekromansi.” Misty kafasını yana eğerek delirmiş gibi ona baktı. “Yani mugglelar tarafından yapılmış bir şeyin içine büyü katıp işe yaramasını mı bekleyeceksin?” Yaşlı adam iç çekti, bu yüzden öğretmekten hoşlanmıyordu. Pek sabırı yoktu. “Öyle değil… Hiç ‘ruh şişeleme’yi duymuş muydun?” Öğrencisi meraklı bir şekilde masaya yaklaştı, ustasının önünde duran siyah ciltli kitaba yeni bir göz ile bakıyor gibiydi. “Hayır ama-” Ecthelion ne diyeceğini bilerek kafasını salladı. “Evet. Hortkuluk’a yakın bir şey, hortkuluk da ruhu bir eşyaya aktarırsın. Ruh şişelemesi ise diriltilmiş bir zombiye yakaladığın bir ruhu koymakla ilgili. Tabii ruh şişeleme kalıcı değil, yapan nekromansırın gücüne göre ruhun kalacağı zaman belirlenir.” Omuz silkti. “En azından bu uydurma kitaplarda öyle yazıyor, ama bak, büyüce dünya hakkında bir halt bilmeden ne kadar benzer bir şey bulmuşlar.” Misty yeni anlamış gibi bir ‘oh’ çekti. “Ruh şişeleme olayından ruhu bir yerlere geçirmeyi ve hortkuluk’un kalıcılığını birleştirmeye çalışacaksın?” Ecthelion bir kez daha omuz silkti. Öyle umuyordu ama çalışmaların ve deneylerin neler getireceği belli olmazdı. Bir an başında dikilen kadını boş verip kitabı karıştırdı. “Daha çok ruhu zombi değilde canlı bir beden içinde şişelemeye çalışacağım. Her şekilde hayvanlara ihtiyacım olacak, kan kullanmadan yapılan bir ruh töreni yok gibi bir şey.” Misty kafasını salladı, kilise törenleri için onlara hayvan sağlayan bir sürü kaynakları vardı. Bir kaç dakika sarışın kadını unutup önündeki kitaba daldı Ecthelion. Kitapta törenlerde kullanılan amblemler ve işaretler üstüne koca bir bölüm vardı, aynı anlama gelen ama gerçekten işe yarayanlarla değiştirirse bir şeyler çıkarabilirdi. Misty arada bir ayak değiştirerek yaşlı adamın okumasını izledi bir süre, en sonunda kapıyı işaret etti. “O zaman ben gidiyorum?” Ecthelion eliyle ‘git’ diyen bir işaret yaptı kafasını yeni kitabından kaldırmadan. Deneme yanılma yöntemi ile bulması gereken bir sürü şey vardı. Bir iç çekerek masasının üstündeki parşömen, kağıt ve kitap kalabalığı arasından boş bir parşömen bulmayı başardı ve not almaya başladı.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #2 : 13 Eylül, 2022 18:26:01 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Mart ayı başlamış olmasına rağmen, kar her sokağı ve çatıyı kaplamıştı. Şehirdeki insanların çoğu sabahleyin öğle güneşinin karları yumuşatması için beklemiş, daha yeni yeni ellerinde küreklerle evlerinin önünde birikmiş beyazlığı at arabalarının işini zorlaştırmak istercesine sokaklara doğru kürüyorlardı. Boynuna beyaz, kaliteli bir kumaştan yapılma yemek mendilini asmış, bir yandan çiğnerken bir yandan çiğ denebilecek kadar az pişmiş bifteğini kesen Ecthelion, aklı çevresinde geçen konuşmalardan çok çok uzaklarda bir yerde, renkli camdan yapılma yemek odası penceresinden dışarıyı, daha doğrusu bir kez daha yağmaya başlamış karı izliyordu. İnsanlar çok salaktı. Boşuna doğaya karşı mücadele vermek yerine o ve arkadaşları gibi kışın sonuna kadar karı kendi haline bırakmalılardı oysa. Nasıl olsa, aynen şimdi olduğu gibi tekrar yağacaktı kar, küremenin ne alemi vardı. Sağ tarafından gelen öksürük ile etini kesmeyi bir an bırakıp olmayan saçlarının aksine oldukça gür olan kaşlarının altından Morwen’e baktı. “Eveet?” dedi uzatarak, sadece adamın sinirlerini bozacağı için. “Bakanlığın yaptığını cidden önemsemiyor musun?” Morwen içten bir şekilde şaşkın ve sinirli görünüyordu. Siniri bakanlığa, şaşkınlığı her ne halt yaptılarsa Ecthelion'un bunu hiç mi hiç takmamasınaydı. “Yine ne yapmışlar?” diye sorduktan sonra ağzına çatalına sapladığı biftekten büyük bir lokma attı. Morwen’in kırsalın yakınındaki kiliselerine seherbazların nasıl baskın yaptığını anlatışını keyifsizden çok ilgisiz bir biçimde dinledi sarı gözlü adam. ‘Arkadaşının’ bilmediği şey, yaşlı adamın bunu zaten beklediğiydi. Yıllar içinde satanist kilisesine yapılan yardımlar ve bağışlar sayesinde rahatça yaşayabileceği miktarda bir para biriktirmişti Ecthelion. İnsanlar bir şeye inanmak istiyorlardı, fakat inanmak kolay değildi. Duygular kadar da mantıkla yaratılmış şeylerdi insan ırkı, görmedikleri, duyuları ile hissedemedikleri bir şeye inanmaları zordu. Kiliseler işte burada devreye giriyordu, Hristiyan kilisesi insanlara eski bir kitap gösterir, bunun cennetten bir adama indiğini ve o adamın geçmişte mucizeler gerçekleştirdiğini söylerdi, ama tabii başka insanların mucize yaratmaya çalışması yasaktı, büyü yasaktı, büyü kafirlikti, büyü yapan yakılırdı. Neden? Çünkü saçmalıklarının gerçek olmadığını insanların keşfetmesini istemiyorlardı. Satanist kilisesi ise tam tersi şekildeydi, insanların araştırmasını, denemesini istiyordu, hatta kitaplarında hiç korkmadan büyüyü bile anlatmış, yöntemleri göstermişti. Tabii Ecthelion'un gerçekten büyücü olduktan sonra öğrendiği biçimde kitaptaki büyülerin yüzde doksan dokuzu çalışmıyordu. Yine de cesaret, cesaretti. Ve insanlara cidden gözleriyle görüp inanacakları bir şeyler vad ediyordu. Uzun yıllardır bunu kullanıyordu satanist kilisesi, oradan biraz parlama, şuradan biraz ateş… Hepsi kimyasalların ürünüydü. Ecthelion, bunu biraz daha ileri götürmek istemişti, hem biraz yaramazlık yapıp bakanlığa iş çıkarmanın da zararı olmayacağını düşünmüştü. Bu yüzden gerçek büyü göstermişti insanlara, çok fazla değil, az biraz. Ne olur ne olmaz bakanlığın dikkatini çekebilir diye de Bükreş’de ki en küçük kiliselerini seçmişti bu iş için. Tahmin ettiği gibi çekmişti de. Morwen nasıl herkesin hafızalarını sildiklerini ve orada tuttukları büyülü eşyalara el koymuş olabileceklerini söylerken yaşlı adam ağzının dolu olmasını umursamadan esnedi. Hareketine karşılık bir anda masada oturan herkes susmuştu. Ecthelion sessizlikten memnun ağzını kapatıp gülümsedi. “Oh bitirdiniz mi? Güzel.” Etinden yeni bir parça daha kesmeye girişirken çevresini saran aptallardansa leziz yemeği ile muhatap olmayı tercih ederek yüzlerine bakmadan konuştu. “Eşyalar konusunda endişelenme. Misty’ye geçen haftaki küçük gösterimizden önce gidip hepsini başka bir yere götürmesini söyledim.” Masada oturan adamlar arasında gergin bir bakışma geçti. Sol tarafındaki üç sandalyenin ortasında oturan Hendrick sormak için aslında pek cesareti olmadığından alnından boncuk boncuk terleyerek hafifçe öne doğru eğildi. “Peki… Umm… Eşyalar şimdi nerede?” Ecthelion dişlerini göstermeden sırıttı. “Bilmek için ne çok şey verirdin değil mi Hendrick?” derken bir yandan çatalını sallıyordu. Aslında konuşurken ellerini sallama huyu vardı, çatal sadece o an elinde olduğundan harekete katılmıştı, yine de masada oturanların, özellikle de sağındaki Morwen ve solundaki Chatul’un gerildiğini hissetti sarı gözlü adam. Hepsi çatalı bırak, elinde daha zararsız şeylerin bile silaha yada işkence aletine dönüşebileceğini görmüşlerdi. İçten içe bundan haz alarak çatalını masaya bıraktı. Dirseklerini de ahşap zemine koyup keçi sakalı ile örtülü çenesini ellerine dayadı. “Son iki yılda hızlanarak büyüdük, geçen yıl çıkardığımız muggle ve koftileri saymazsak elli kişi varız değil mi? Eğer bakanlık bizi umursamasa bunu hakaret olarak alırdım.” Masadaki adamlar arasında yine bir bakışma geçti, en sonunda ona en uzak sağında oturan Jaccel konuştu. “Ne yani? Hiç bir karşılık vermeyecek miyiz? Bize sataşıp durmalarına göz mü yumacağız?” Saçı sakalı birbirine karışmış, siyaha yakın koyuluktaki gözlerinde sinirli bir ateş olan adam hiç bir zaman sabırlı biri olmamıştı. Hiddetini saklaması gereken yerleri de seçebilecek kadar zeki de değildi, eğer zeki olsa, Ecthelion cesaretine saygı duyardı. Yaşına yakışmayacak fakat masada oturanların ensesindeki tüyleri ürpertecek kadar ince bir şekilde kıkırdadı sarı gözlü adam. “Demek bakanlığın bize bulaşmasını istemiyorsunuz?” Gergin bakışmalar tekrarlandı, ancak bu kez hepsi ‘eh, yani’ der gibi bakıyorlardı, en sonunda hepsi aynı anda kafaları ile onayladılar. “Bunun çözümü basit. Kiliselerimizi ve buluşma noktalarımızı aranızda bölüştürün. Yarın hepiniz gidip bu masada oturanlar ve onların aileleri dışındaki üyelerin hafızalarını sileceksiniz.” Neredeyse tozlu masa örtüsünün üstüne yapışacak açılmış çeneleri izlerken keyifli bir biçimde ağzına biftek attı Ecthelion. Masada aniden itirazlar yükselmeye başlamıştı. Sonunda kiliseleri genişlemeye başlamıştı, bunu nasıl yapabilirdi? Onca uğraşıdan sonra bir anda kilisenin küçültülmesine gitmenin mantıklı olmadığını çok iyi biliyordu, aslında en iyi o biliyordu, daha fazla vakti olsa böyle bir şeyi asla yapmazdı. Ama şimdi tek bir amacı vardı, zamanını uzatmak. Ve bunun için çalışmalıydı, çevresinde dikkatini dağıtacak bir şey olmasına izin veremezdi. Eğer bakanlığın yakasından düşmesi için üye sayılarını düşürmeleri gerekiyorsa öyle olsundu. Hem yönetecek daha küçük bir topluluk ona asıl önemli olan amacı için daha fazla vakit bırakırdı. Sarı gözlü adam bir iç çekti, sonra çatalını masanın ortasına sapladı. Üç küçük sivri uç masa örtüsünü geçmiş, ahşaba saplanmıştı. Çatalın metali odada çınlayan bir ses ile yankılanırken masada oturanlar sustu. “Rica etmedim. Yapın dedim.” Sert sesinin ardından çatılmış kaşlarını ve bükülmüş dudaklarını düzeltip sırıttı Ecthelion. “Şimdi yemeğinizi bitirdiyseniz gidin.” Adamlar sandalyelerini zemine sürterek ve birbirlerine dirsekleri ile yanlışlıkla çarpıp durarak ayaklanıp kapıya doğru yalpaladılar. Hallerine bakarken ister istemez güldü yaşlı adam. İnsanlar gergin olduklarında nede komik hareket ediyorlardı.


Yemeğinin bitişinin ardından fazla oyalanmadan masadan kalktı sarı gözlü adam. İlerleyişinin hızına rağmen yapacak çok şeyi ve gittikçe tükenen az bir zamanı vardı. Yakasına sıkıştırdığı yemek peçetesini masaya fırlatıp odadan çıktı vaktinin çoğunu orada geçirdiği bodrumuna, çalışma odasına indi. Misty bir kaç ay önce odaya küçük bir yatak koymuştu. Uyumayı unutup çalışmaya devam eden ve sonunda sandalyesinin üstünde uyuya kalan adamın göz önünde bir yatak olursa bu huyunu bırakacağını ummuş fakat istediğini alamamıştı. Yaşlı adam içeri girince sadece mum ışığı ile aydınlanan odanın içinde minik gözleri ıslak birer mücevher gibi parlayan kafeslerin içindeki tavşanlar ve fareler huzursuzlandı, ince sesler çıkararak rahatlama için birbirlerine sokuldular. Adam yanında sararmış dişlerini görebilecek kimse olmadığından nadiren yaptığı biçimde dişlerini göstererek gülümsedi ve titreyip kıpırdanmaları ile kafeslerini titreten hayvanların başında dikildi. Fareler dörder yada beşer biçimde kafeslere ayrılmışlardı, bunun nedeni her kafesteki farelerin kardeş olmasıydı. Nedenini hala çözememişti Ecthelion ama büyünün kardeşler üstünde işe yarama olasılığı daha yüksekti. Kanla ilgili bir şey değildi bu, çünkü anneleri yada babaları ile büyüyü denediğinde işe yaramıyordu. Nadir bir şekilde iki alakasız fare üstünde işe yaradığını da görmüştü, ama o kadar nadirdi ki tesadüf gibiydi. Aynı şekilde büyü ırklar arasında da işe yaramıyordu, bir farenin ruhu bir tavşana, yada bir tavşanın ruhu bir kediye geçemiyordu. Kardeş iki fareyi alıp masasının üstündeki tebeşir ile çizilmiş dairenin üstüne koydu ve asasının ufak bir hareketi ile öyle kalmalarını sağladı. Çizili dairenin içinde farklı işaretler vardı, hayat, ölüm, zaman ve ruhun simgeleri iç içe ve yan yanalardı. Hançerinin elinin altında olduğuna emin olduktan sonra kafesteki tavşanlardan birini almaya gitti yaşlı adam. İki farklı tür arası ruh geçişi yapılamadığını fark ettiğinden beri tavşanları sadece kanları için kullanıyordu, fareleri bulundurması daha kolaydı fakat kanları küçük de olsa çemberin çevresini kapatmak için yeterli değil. Hızlı bir hareket ile kulaklarından kavradığı hayvanın hayatına son verdi Ecthelion, kan yere damlamaya başlarken boğazını çembere doğru tuttu ve tebeşir ile çizilmiş yuvarlağın çevresini kan ile bir kez daha çizdi. Çember kapandığı anda cildinde büyünün gücünü hissetmeye başlamıştı. Kurban vermek böyle bir şeydi, geçici de olsa güç veriyordu. Tavşanı masasına bıraktı ve asasını çıkarıp sağdaki gri fareye doğrulttu yaşlı adam. “Sufletul se debarasa.” Siyah asasının ucunda patronusu andıran fakat daha koyu renkli bir ışıltı belirirken fare titredi, küçük göğsü son bir kez daha oynadı ve durdu. Kısa bir süre sonra vücudu hızlanmış bir şekilde çürümeye başladı, Ecthelion bir kaç dakika içinde sadece kemiklerinin kalacağını biliyordu zaten, bu nedenle onu umursamadan asasını diğer fareye doğrulttu, bu fare de diğerinin neredeyse tıpatıp aynısıydı, tek farkı bunun sırtına mürekkeple bir nokta çizilmiş olmasıydı. “Să accepte și să plaseze suflet.” Fare titredi, vücudu bir kaç kez kasıldı, sonra normale döndü ama ne olduğunu anlamaya çalışır gibi küçük burnunu havaya kaldırıp çevreyi kokladı. Bunun iyiye işaret olduğunu bilerek asasını bir kez daha salladı ve farenin hareketini serbest bıraktı. Masasının diğer ucunda bir kaşar tekeri ve bir küp keçi peyniri vardı. Deneylerden önce Misty’den ona öğrettiği şekilde fareleri eğitmesini istemişti. Sırtında nokta olan fareler, şimdi önünde duran gibi kaşara gitmelilerdi, noktası olmayanlar ise keçi peynirine. Ama şimdi bu noktalı farenin içinde keçi peynirine alışmış bir farenin ruhu vardı, yani eğer deney başarılı oldu ise keçi peynirine gitmeliydi. Vücudu çözülmüş fare korkak bir biçimde pembe burnunu kaldırıp havayı kokladı, ardından yarın yokmuş gibi hızla koşarak keçi peynirine atıldı. Hayvan ufak dişleri ile kendine bir ziyafet çekerken Ecthelion güldü. İyi yanı, bir kez daha büyüyü başarı ile tamamlamıştı. Kötü yanı, hala neden büyünün sadece kardeşler üstünde işe yaradığını bilmiyordu. Ki, bu büyüyü onun için neredeyse işe yaramaz kılıyordu çünkü kendisinin genç bir kardeşi bırak, bir kardeşi bile yoktu. Bir iç çekip beyaz sakalını ovuşturarak masasının gerisindeki sandalyesine çöktü yan tarafında yemek yiyen fareyi ürküterek. Bir sigara yakarken beyin fırtınasına ihtiyacı olduğunu düşündü ve bağırdı. “Misty!” yaklaşan ayak seslerini duyamayınca gözlerini devirdi. Kadında yaşlanıyordu herhalde, duymuyordu kulakları. “MİSTY!” Aniden merdivenlerden koşarak inen adım sesleri duyuldu ve sarışın kadın hızla bodrumun kapısını açtı. “Usta?!” Ecthelion ona ‘endişelenme’ der gibi elini salladı. “Duymadın, bende çığlık attım.” Misty bir şey diyecek gibi ağzını açtı ama sonunda her zaman ki gibi kafasını yaşlı adamın çocuksu tavırlarına onaylamayan bir şekilde sallamakla yetindi.


İçeri ilerleyip çemberin çevresindeki taze kana ve tavşana baktı sarışın kadın. “Yine yapmışsın.” Yaşlı adam kafasını salladı. “Evet, ama hala neden sadece kardeşler üstünde işe yaradığını bulamadım.” Misty kollarını arkasında kenetleyip odanın içinde yürümeye başladı. “Tamam, şimdiye kadar bulduklarını gözden geçirelim.” Ecthelion gözlerini devirdi. “Benden öğrendiklerini bana satıyorsun ama… Devam et çekirge, belki basmayan kafandan bir şeyler çıkarırım.” Kadın ona ustasının umursamadığı kötü bir bakış attı ama dendiği gibi devam etti. “Türler arası işe yaramadığını ve kan bağı olmayanlarda nadiren işe yaradığını biliyoruz. Aynı türde ve kardeşlerde işe yaradığını biliyoruz… Bu bir çeşit bilmece gibi. Çoğunlukla kardeşlerin ama nadiren yabancıların da paylaştığı şey nedir?” Volta atmayı bırakıp ustasına döndü düşünceli bir şekilde Misty. Ecthelion sigarasını aralarında tuttuğu iki uzun tırnaklı parmağını ahşap masasına vurmakla meşguldü. “Çoğunlukla kardeşlerin ama nadiren yabancıların da paylaştığı şey nedir?..” diye tekrar etti kadının sözlerini mırıldanarak. Derken aralarından kül dökülen parmaklarına bakan sarı gözleri ışıldadı ve kafasını kaldırıp öğrencisine baktı. “Bunlar kardeş değiller.” Misty kaşlarını çattı. Neredeyse sinirlenmiş gibiydi. “Ne demek kardeş değiller? Yeni doğum yapacak fareleri bulmak için ne kadar uğraştığımı biliyor musun sen-” “Öyle değil!” diye kadının sözünü kesti ve hızlıca ayağa kalktı Ecthelion. “Yani, kardeşler ama insan gözüyle bakarsak bir özellikleri daha var. İkizler!” Sarışın kadın aklı karışmış bir şekilde kafasını kaşıdı. “Umm…” Buluşundan dolayı havalara uçan deli gibi mutlu olmuş yaşlı adam ona gözlerini devirdi. “Görüntü ve anne baba dışında ikizlerin paylaştığı şey nedir Misty?” “Soyad?” Ecthelion onu öğrencisi olarak aldığı güne belki de bininci defa lanet etti. Omuzları neşesi kaçarken aşağı düşerken konuştu. “Doğum tarihi. Hepsi aynı gün doğuyorlar. O kadar çok deneme yaptım ki tesadüfen doğum tarihi aynı olan iki fareyi denk getirmiş olmalıyım. Bu yüzden nadiren kardeş olmayan iki fare üstünde de işe yarıyordu büyü.” Sarışın kadın gözlerinde büyük bir hayranlık ve neşe ile gülümsedi. “Çözdün usta.” Ecthelion kafasını iki yana salladı. “Emin olmalıyız. Bana aynı gün doğmuş ama kan bağı olmayan fareler lazım. Yada tavşan, yada kedi, yada köpek, yada istersen sincap. Umurumda değil.” Misty bunu nasıl bulacağını düşünerek ama yine de mutlu bir şekilde bodrum katından yukarı çıktı. Kapı kapandığı anda bazen yaptığı gibi kendini hızlıca sandalyesine attı yaşlı adam, bir an iki ayağı üstünde kalkmıştı sandalye, neredeyse geriye doğru düşecekti ama düzeldi son anda. Bir kahkaha koyarken dışarıda kar değilde şimşek ve yıldırımla karışık bir yağmur olmasını diledi Ecthelion, gülüşüne gök gürültüsünün o an yakışacağını düşünüyordu çünkü.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #3 : 11 Mart, 2023 22:58:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Londra’nın göller bölgesinin kötü kısımlarına yapılmış eşya depoları geçen yıllar içinde yağmur ve rüzgar yüzünden pas tutmuş, koyu renkli boyalarını yer yer dökmüşlerdi. Yine de insanlar zaten zarar görmesinden korkacağı eşyalarını depolarda barındırmayacakları için akan çatılardan, yada rüzgar ve hırsız geçiren kapılardan kimsenin şikayeti yoktu. On dördüncü deponun ise durumu farklıydı. Dışarıdan en az içinde bulunduğu depo topluluğunun herhangi bir üyesi kadar eski ve pejmürde görünmesine rağmen içi büyü ile onarılmış, genişletilmiş, temizlenmişti. Misty ustası ilk kez gelip bakanlığın tamda çalışmaları sona yaklaşırken üstlerine çökmeye hazırlandığını, bu yüzden her şeylerini Londra’da ki bir depoya taşıyacaklarını söylediğinde fikirden nefret etmiş, son yedi yılını geçirdiği evden taşınmak istememişti. Fakat Ecthelion bir hafta içinde depoyu bir eve çevirmişti, üstelik Bükreş’de ki evlerinin odaları farklı şekiller almış bir replika bir versiyonuna. Eşyalar,  duvar kağıtları, dışarıdan gözükmeyen camların çerçeveleri, merdivenlerin işlemeli ahşap korkulukları, gaz lambalarının ve mumlukların biçimleri… Bunun üstüne Londra’nın da Bükreş gibi sisli olması eklenince şehir yerine göl manzarası görmek dışında pek bir yabancılık çekmemişti. Ama kimse onu bu kadarını beklemediği için suçlayamazdı, küçük çaplı genişletme büyüleri bilse de orta boyutlu bir deponun bu denli büyütülebileceğini yada üstüne dışarıdan fark ettirmeden üç kat çıkılabileceğini bilmiyordu. Ustası ona büyüyü öğretmeye basit temellerden değil direk kara büyüden başlamıştı, adamın yeteneklerine rağmen iyi bir öğretmen olarak anılmamasının sebeplerinden biri buydu. Tam giriş katındaki salonda oturmuş önündeki büyücü kabileleri hakkındaki kitabın sayfasını değiştiriyordu ki, henüz yeni genişletip Bükreş’de ki evlerindeki gibi çalışma odasına dönüştürdüğü bodrumdan çıkan ustası yorgun gözlerini ovuşturarak içeri girdi. “Sandviç yaptım.” diyerek elleri kitabını tutmakla meşgul olduğu için sadece küçük parmağı ile yan tarafında tepeleme hindili sandviçlerle dolu olan tabağı işaret etti. Ecthelion keyifsiz bir yüz ile sandviçlerden birini ikiye bölüp ağzına tıktı. Son günlerde onu kurtaracak olan büyü yapımına başlamadan önceki depresif ruh haline geri dönmüş gibiydi. Nedenini biliyordu Misty, bakanlığın buraya gelmeden önce üstlerine çökmesi ile aynı nedendi. Ustası sonunda büyüsünü insan üstünde denemeye karar vermişti. Cult’dan geçen sene çıkarılmış üç büyücü ile iletişim kurmuş, üstlerinde bir büyü denemek istediğini, başarılı olursa en azından birini aralarına geri alacağını söylemişti yaşlı adam, tabii iki adam doğum tarihleri aynı olduğu için özenle seçilmişti. Tören başladığında, yani adamlardan biri öldürülüp yere bir daire çizilmeye başlandığında kalan iki adam da gitmek istemişti, tabii Ecthelion onları da farelere yaptığı gibi yerlerine sabitlemişti. Başta her şey iyiydi, büyü işe yaramış görünüyordu. Tıpkı farelerde olduğu gibi ruhu çıkarılan adamın vücudu çürümeye başlamış, fakat ruh bu sırada diğer adamın vücuduna konmuştu. Ecthelion adamın adını, çürüyen vücudun sahibinin adını seslenmişti ve yeni bedeninin içinde dönüp ona bakmıştı adam, ama sonra bir şey olmuştu. Bedenin içinde kalmıştı diğer ruh, beden iki ruhunda çığlıklarını atmaya başlamış, kendi vücudunu tırnakları ile oymaya çalışmıştı. Vücudu bir şekilde zapt edip yatağa bağlamış ve geçmesini ummuşlardı ama üç gün sonra ölmüştü. Kayıp üç tane büyücü olunca, ve hepsi de Cult’un eski üyeleri olunca bakanlık da tabii ki onların üstüne gelmişti. Kanıt bulamadıkları için aslında Romanya’da kalabilirlerdi ama sarı gözlü adam çalışmalarını rahat bir kafa ile sürdürmek istediğinden ve daha fazla insanı bu yolda kurban etmesi gerekebileceğinden taşınmayı daha mantıklı bulmuştu. Yine de o günden sonra fareler ile çalışmaya geri dönmüş, insanlar üstünde büyüyü kullandığında nerede hata yaptığını anlamaya çalışmıştı. Ve şimdi, yüzündeki bakışa bakılırsa bulmuştu da, ama hoşuna gitmemişti. “Ne oldu?” diye sordu Misty kitabını kapatarak. Ecthelion bir iç çekip yanındaki sandalyeye oturdu sandviçinin ikinci yarısını çiğneyerek. “Ne oldu mu? Bir şey olmadı. Neyi yanlış yaptığımızı buldum.” Sarışın kadın şaşkınlıkla dudakları aralanırken gözlerini kırpıştırdı. “Gerçekten mi?” Ustası son bir kaç aydır farklı teoriler üretmişti. Önce bir kez daha farklı ırklar üstüne gitmişti, çünkü büyüyü yaptıkları adamlardan biri Rumen, biri ise Rustu. Fakat farklı cinsleri eğer doğum günleri aynı ise ruh değişimi yapabiliyorlardı. Hatta bir hamsterın ruhunu bir fareye geçirmeyi bile başarmıştı Ecthelion. Sorun bunda değildi. Sonra doğumun aynı yılda olup olmaması gerektiğine bakmıştı. Ama onda da bir sorun bulamamıştı. Son günlerde ustasının kafasında yeni bir teori olduğunu bile bilmiyordu Misty. Sarı gözlü adam kafa sallayarak yeni bir sandviçi ikiye böldü. “Yine farelere fazla fare gözü ile baktığımızı fark ettim. Doğum tarihleri önemli olduğu için ya elimizde doğum yapacak hamile fareleri alıyorduk, yada yeni doğmuş fareleri. Kardeş oldukları kadar ikiz oldukları gibi, aynı zamanda da bebekler yani.” Sarışın kadın panik olmuş bir şekilde parmakları ile saçlarını taramaya başladı, yüzünden kanın çekildiğini hissediyordu. “Ama- ama eğer büyü sadece bebekler üstünde işe yarıyorsa-” Ecthelion kafası ile ‘hayır’ diyen bir işaret yaptı. “Öyle değil. Yani tam değil. Taraflardan birinin bebek olması gerekiyor. Daha doğrusu yeni ruhu alacak bedenin bebek olması gerekiyor. Eğer bir bebeğin ruhunu yaşlı birinin bedenine koyarsan yaşlı olan ruh üstün çıkar ve bebek ruhu yok olur. Eğer aynı yaşlarda iki insan arasında bunu yapmaya kalkarsan iki ruhta beden içinde kapalı kalır ve sonunda vücut buna dayanamaz, Romanya’da olduğu gibi.” Ustası sandviç yemek için laflarına ara verirken Misty olanları hatırlayıp sertçe yutkundu. Adamın kendine yaptıkları, yatakta bağlıyken çırpınışları ve bağırışı… Gözleri… Ecthelion kadının yüzünü süzdü bir kaç saniye konuşmaya başlamadan önce. Daha önce cinayete tanıklık etmiş, katta kendi elini de kana bulamıştı Misty, ama anlaşılan gerçek deliliği görmek içinde ufak bir noktaya dokunmuştu. “Ve, eğer yaşlı birinin ruhunu bir bebeğin vücuduna koyarsan yaşlı ruh galip gelir ve o bedenin kontrolünü alır. En azından farelerde böyle. İnsanlarda ise hala teorideyiz. Bebek ne kadar gençse o kadar iyi olur.”  Sarışın kadın cevap vermedi, yedi yıl önce, Ecthelion'un öğrencisi olmasını sağlayan kara bir büyü yapmıştı. Ona acı çektiren kendi ailesini tümden yer yüzünden kazıyacak bir lanet daha doğrusu. Ama lanetler her zaman bir bedel ile gelirdi. O büyünün karşılığı olarak doğurganlığını kaybetmişti Misty. Bu yüzden konu bebekler olunca sert mizacını kaybediyordu. “Bir bebeği öldüreceksin.” Sarı gözlü adam bir an çiğnemeyi bırakıp ona baktı. “Fiziksel olarak değil. Beni engelleyecek misin?” normalde ki oyuncu yada dalga geçen sesinden eser yoktu. “Hayır…” diye mırıldandı sarışın kadın.

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #4 : 12 Mart, 2023 15:07:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ama işte, o da fiziksel olarak bir şey yapmasa da şimdi engellemeye çalışıyordu geçen sene aralarında geçen konuşmaya rağmen. “Bunu neden yapıyorsun?! Bir amacın bile yok.” Kadın elleri ile kafasını kavramıştı, sarı saçları dağılmış, parmakları arasından dökülüyordu, yüzünde hem korkmuş hemde anlamak istermiş gibi bir ifade vardı. “Tabii bize söylemediğin bir şey yoksa.” Kafasını aniden çevirip ustasına baktı, kafası kazıtılmış, beyaz keçi sakallı, siyah bir takım giymiş olan adam ona arkasını döndü. “Anlamazsın. Anlayamazsın.” Misty kendini toparlamaya çalışarak yüzünü bıraktı ve korkudan incelmiş sesini eski kalınlığına getirmeye çalıştı. “Dene beni.” Yaşlı adam iç çekerek sakalını ovuşturdu. Anlayamazdı, anlayacak olsa onun öğrencisi olmazdı. Bütün hayatını gücü, büyüyü arayarak geçirmişti. Ne için? BİR HİÇ İÇİN. Hayatını ve bedenini aç gözlülüğe kaptırmış, canını boşa harcamıştı amaçsızca. Bir karısı, geriye bırakabileceği bir çocuğu bile yoktu. “Yaşamak istiyorum.” diye mırıldandı Misty’den çok kendisine. Yaşamak istiyordu, bu kez hayatını güç için harcayarak değil, gerçekten yaşamak istiyordu. Gençliğinde arkadaşları olmasını, eğlenmeyi, gençliğin verdiği aptallıkla boş işlerle uğraşmayı, her şeyi istiyordu. İkinci bir şans istiyordu. Belki de insanlar bu yüzden o çocuk denen ağlamaktan ve altına yapmaktan başka bir işlevi olmayan şeylere katlanıyordu. Gençliklerini onlar üstünden tekrar yaşamak için. ‘En azından,’ diye düşündü Ecthelion. ‘İstediğimi kendime verebilecek gücüm var.’

Masanın üstünde son detaylar için karıştırdığı kitabı bırakıp Misty’ye geri döndü. Kadın ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. “Sana ihtiyacım var. Bu büyüden sonra en önemli rol senin olacak.” Misty bir kez daha korkmuş gibi göründü. “N-ne nasıl yani?” İç çekmemek için zor tuttu kendini Ecthelion, hiç bir zaman sabırlı biri olmamıştı, ama yapacak bir şey yoktu. Kadın büyünün detaylarını bilmiyordu. “Bu büyü bittiğinde yıllarca tamamen savunmasız olacağım. En ufak bir büyü kırıntısını bile ortaya çıkaramayacağım en azından sekiz, bilemedin dokuz yıl boyunca. Bu sırada beni koruman, sesim olman gerekiyor.” Misty panik olmuş bir şekilde zindana benzeyen bodrum katında bir ileri bir geri volta atarak yürümeye başlamıştı. Elleri bir kez daha başını bulmuştu, en ufak bir seste kendi saçlarını yolmaya başlayacak gibiydi. Ecthelion gözlerini bile kırpmadan kadının sakinleşmesini, duyduklarını sindirmesini bekledi. “Peki ya Cult? Çok kalabalık olmadığımızı biliyorum ama yine de seni bekleyen on kişi olacak.” Altmışlarının başındaki adam arkasındaki masaya yaslanıp kollarını kavuşturdu. “Araştırma gezisine çıktığımı söyleyeceksin, o kadar da absürt değil, hep yaptığım bir şey. Sadece bu sefer ki on yıl sürecek.” Kadın kafasını iki yana salladı. “Peki, ne yapacağız? İnzivaya mı çekileceğiz bu sırada?” Ecthelion kafasını yana eğdi ona bakarken. “Biz hep inzivadaydık, işlerimize hiç bir zaman gün ışığı vurmadı.” Misty ona sıkılmış bir bakış attı. “Bundan süslü kelimelerle kurtulamazsın usta.” Adam sakalını kaşırken dişlerini göstermeden sırıttı. “Endişelenme. Her şey iyi olacak. Sadece diğerlerinin yaramazlık yapmasını engelleyeceksin. O kadar.” Kadın yutkundu, elleri bu kez de nefes alamıyormuş gibi boğazına gitmişti. “On kişiye annelik yapmamı istiyorsun.” Ecthelion aslında yapmak istemese de derin bir iç çekip ilerledi ve volta atan Misty’yi durdurup kollarını güven verir gibi tuttu. “Misty, sekiz yıldır yanımdasın. Sekiz yıldır büyülerim kadar millete emir vermemi de izledin. Sorun olmayacak.” Sarı saçlı kadın isteksiz bir biçimde kafa sallayınca Ecthelion bir kez daha huyu olan bir biçimde dudaklarını aralamadan gülümsedi. “Hem aslında on bir.” Tam Misty kaşlarını çatıp “Ne?!” demişti ki zindana bekledikleri kişi girdi. Morwen, kucağında bir bebek tutuyordu. Ecthelion kollarını hala bırakmadığı kadının titrerken yutkunduğunu hissetti ama “Alışacaksın.” demekle yetindi. Misty kollarını ustasından kurtarıp diğer adama yaklaştı ve bebeği kendi kollarına aldı. Daha bu gün doğmuştu, hala pespembeydi, küçük parmakları bir şey tutmak ister gibi açılıp kapanıyordu. “Çok kaynaşmasanız daha iyi.” diye mırıldadı Ecthelion ama bebekle kadını ayırmak için bir harekette bulunmadı.


Morwen kumral saçlarını karıştırdı, bir yandan da neler olduğunu anlamaya çalışır gibi ikiliye bakıyordu. “Bana büyünün nasıl işleyeceğini anlatacak mısınız artık?” Sarı gözlü adam ‘arkadaşına’ gülümsedi. “Tabii ki sevgili dostum.” dedi dişlerini göstermeden sırıtarak. Herifin aç gözlü bir kara sinek gibi salyalı ellerini ovuşturduğunu görür gibiydi. Yere çizilmiş büyük daireyi ve içindeki simgeleri işaret etti Ecthelion. “Bunlar hayat, ölüm, zaman ve ruhun simgeleri, ruhun dışarı çıkmasına, hemen diğer tarafa geçmemesine ve diğer bedene girmesine yardımcı olacaklar. Bu-” dedi yaşlı adam bebeği işaret ederek, Misty istemsizce geriye bir adım attı. “Benim yeni bedenim olacak küçük şey. Bense ruh sağlayıcıyım. Kurban kanı ile çemberi kapattıktan sonra Misty ona öğrettiğim büyüyü okuyacak ve viola! Merhaba yeni beden!” Gözleri ile ‘eh işte’ diyen bir hareket yaptı. “En azından senin anlayacağın basitlikle anlatırsak böyle.” Morwen anlamaya çalışır gibi kaşlarını çatmış, sarı oldukları için pek görünmeseler de orada olan kirli sakalını kaşıyordu. “Peki ben ne yapacağım- he, o dediğin kurban ne bu arada? Bu saatte keçi nereden bulacağız bilmiyorum çünkü.” Ecthelion kahkaha atarak bir elini ‘arkadaşının’ omuzuna koydu. “O konuyu merak etme, hemen burada hazırda bir keçimiz var.” Morwen kafası karışmış bir şekilde gözleri ile odayı bir keçi görmek için tararken sarı gözlü adam aniden belinin arkasından çektiği hançer ile boğazını kesti. Kumral gözleri kocaman açılırken nefes almaya çalışarak ellerini kanın akmaya başladığı boğazına götürdü sonra dizlerinin üstüne düştü ve Ecthelion'a bakarak yere yığıldı. Yaşlı adam hızlıca hala şaşkın şaşkın Morwen’in ölüsüne bakan Misty’den bebeği kaptı ve çemberin ortasına koydu, cesedi yüz üstü sürükleyerek çemberin etrafında yarım turdan biraz daha fazla döndü ve kendi de içine girdi. “Çabuk! Çemberi kapat ve büyüyü yap.” Sarışın kadın ustasının sesi ile irkilerek bir zamanlar Morwen olan cesedin ayaklarını kavradı ve çemberi kapattı. İçinden geçen titreme ile neredeyse ayakları ellerinden düşüyordu. Ağzı açık ustasına baktı. Ecthelion gülüyordu. “Evet tatlım, insan kurban etmenin verdiği büyü gücü böyle bir şey işte. Şimdi kan tazeyken acele et.” Misty cildine dalgalar halinde çarpan güçten dolayı titrememeye çalışarak cesedi çemberden uzağa attı ve asasını çıkardı. Ağzını büyüyü yapmak üzeri açmıştı ki gözleri yerde, kalın örtüsünün arasında uyuyan bebeğe kaydı. Ecthelion sinirli bir ses çıkardı. “Ölmemi mi istiyorsun?” Sarışın kadın dolmuş gözlerle kafasını iki yana salladı. “O zaman büyüyü yap kadın. İçinde hiç tereddüt olmadan yap.” Misty ustasının sarı gözlerinin içine baktı bir kaç saniye. Henüz hiç bir şey bilmeyen bir bebek yaşamı özleyemezdi, böyle avuttu kendini. “Sufletul se debarasa!” diye bağırdı asasını yaşlı adama doğrultup, bir parlama ortalığı sararken Ecthelion yere düştü. Neyse ki hala çemberin içindeydi. İçinden ‘Beni affet.’ diye düşünerek asasını bu kez bebeğe doğrulttu. “Să accepte și să plaseze suflet!”
« Son Düzenleme: 12 Mart, 2023 21:58:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Ecthelion Strange »

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #5 : 14 Mart, 2023 22:41:42 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyünün sözleri kulaklarına geldiği anda tüm vücuduna elektrik gibi yayılan gücü hissetmeye başlamıştı Ecthelion. Karanlık bir akım bedeninde dolaşıyor, içindeki bir şeyleri dışarıya çıkarmaya çalışıyor gibi hareket ediyordu. Hazırladığı büyünün amacı düşünüldüğünde de büyük ihtimalle dışarıya çıkarmaya çalıştığı şey yaşlı adamın ruhuydu. Tam Ecthelion göğsünün içini devasa bir kaşıkla oyuyorlarmış gibi bir acı ve hemen ardından gelen boşluk hissine kapılmıştı ki yan tarafında gülen bebeğin sesini duydu. Hiç bir şey olmamış gibi gülücükler saçıyordu küçük yaratık, belki de o da vücudunda dolaşan bir güç hissetmiş, minik beyni bunu gıdıklanmayla karıştırmıştı. Adam sarı gözlerini ona çevirip kötü bir bakış attı. Bir bebeğin gülüşü normalde bile içinde bulundukları karanlık, tozlu, koyu renk antika eşyalarla döşenmiş bodrum katına uymazdı. Şimdi çevrelerine kanla bir daire çizilmiş, yerdeki semboller güçle parlıyor ve yan taraflarında boğazı kesik bir ceset duruyorken ise hiç uymuyordu. Derken öğrencisinden canı yanmış gibi bir ses çıktı ve çemberdeki güç dağıldı. Ecthelion sinirle neredeyse hırlayarak ayağı kalktı ve siyah pantolonuna bulaşmış tozları silkeledi. Misty ayakta durmakta zorlanıyormuş gibi yan tarafındaki duvara dayanmış, sol eli ile sağ kolunu kavramıştı. Ustası kadının yere düşürmüş olduğu asasını yere tekmeleyip çemberden çıktı ve ona yaklaştı. Naziklikten çok çok uzak bir biçimde kolunu kavrayıp kendine çekti ve yaraya baktıktan sonra burnundan alaycı bir ses çıkardı. Kesik derin değildi bile. Aptal kadın suçluluk hissi yüzünden kurbanın verdiği büyü gücünü yapması gereken büyü yerine kendine yönlendirmiş olmalıydı. Tuttuğu sertlikle sanki yere atmak ister gibi geri bıraktı öğrencisini.

“Seni bundan daha iyi yetiştirdiğimi sanıyordum.” Soğuk, normalde dalga geçer tonu yüzünden incelen sesi şimdi ciddiyetle ve kalın bir şekilde çıkmıştı. Misty adamı terslemek üzeriydi ki sarı gözlerinin içine baktı ve yüzünden kanın çekildiğini hissetti. Dudakları aralandı ama bir ses çıkaramadı, sadece o gün açık bıraktığı sarı saçlarını iki yana savuracak bir şiddet ile kafasını iki yana salladı. “Ecthelion… Hayır…” Sonunda ancak iki kelime çıkarabilmişti korkuyla gerilmiş ses telleri yüzünden incelmiş sesi ile. Yaşlı adam bir aslanın avının kalanlarını koklayıp beğenmediği için giden çakal edasıyla burun kıvırdı kadına. “Seni öldürmeyeceğim.” Ses tonu ve yüz ifadesi onu sevdiğinden yada merhamet duyduğundan değil, daha çok onun uğraşmaya bile değmeyeceğini söyler gibiydi. Misty kuru bir şekilde yutkundu. Kendini buna hazırladığını sanmıştı, ama görünüşe göre hala çocuklar ve bebekler zayıf noktasıydı. Sonunda yüzünü kendi içinde ahlakı ile savaşarak duvara çevirdi. “Özür dilerim…” diye mırıldandı. Ecthelion homurdanarak kadına arkasını döndü. “Gerçekten üzgün değilsen özür dileme kadın.” Çünkü içinde mutlu olduğunu gayet iyi biliyordu ustası. Kadın içinde üzgün falan değildi, hatta bu bebek denen ağlamak ve altlarına etmek dışında bir halt etmeyi beceremeyen yaratıklardan birini incitmek zorunda kalmadığı için mutlu bile olmuş olmalıydı. Misty bakışlarını duvardan almadan kafa sallamakla yetindi. Olaya farklı açılardan bakıyorlardı. Kadın bir bebeğe zarar vermediği için özür dileyen kendisini sorgularken, ustası onu kişiliği bile olmayan küçük bir yaratığa terk etmiş kendisini görüyordu.

Ecthelion sinirli bir şekilde bodrumun zemininde uzun sürede birikmiş tozları kaldırarak volta atmaya başladı. Adamın yürüyüşünün oluşturduğu ufak meltemlerle dört duvar diplerine konulmuş uzun bakır şamdanlardaki mumların alevleri titreşiyordu. “Sekiz yıl. Sekiz yıl bir tablo gibi üstünde çalıştım hala bu kadar pürüzün kalmış. Gerçi inanması güç değil. Şimdi öldüğümde neden arkamda hiç bir şey bırakmamış olacağımı söylediğimi anlıyor musun kadın?” Misty gergin bir biçimde dudaklarını ağzının içine çekip bıraktı, elini yarasının üstüne bastırmıştı kanamasını durdurmak için. Kurbanın verdiği büyü gücü ona akşamdan kalma gibi yapmıştı. Aralarında geçen bir çok konuşmanın içlerinden birinde adam cidden o cümleyi kurmuştu, fakat bu cümleden alındığını ustasının fark ettiğini bilmiyordu sarışın kadın. İşte bu yüzden Ecthelion korkunç bir adamdı. Bütün bu kara büyüler yada şeytana tapma olayları yüzünden değil. İnsanları ne kadar üzdüğünün yada rahatsız ettiğinin tamamen farkında olup, bundan suçluluk duymak bir yana, zevk aldığı için. Cevabının ne olacağından şüphesiz bir şekilde emin olmasına rağmen yine de sordu Misty. “Büyüden vazgeçecek misin?” İçinden ‘en azından ertele’ diye dua etti sarışın kadın. Fakat ustasından çıkan sinirli homurtu ile omuzları düştü. “Tabii ki hayır! Üç yılımı bu büyüye verdim! ÜÇ YIL! ROMANYA’DA!” Bağırmaktan gelen nefessizlik ve yaşlı ciğerleri yüzünden omuzlarının hızlı hızlı inip kalktığını hissetti Ecthelion. Sarışın kadın ani bağırmadan irkilerek geriye bir adım atmıştı. Bir an toz ve kanla lekelenmiş taştan zemine baktıktan sonra kararlı ama üzgün bir ifade ile iç çekip dayandığı duvardan doğruldu Misty. Başı bir an döndüğü, gözleri önünde koyu renkli benekler uçuştuğu halde “Tamam, bir kez daha deneyelim.” diyerek ustasının uzağa tekmelediği asasını yerden almak için eğildi. Ecthelion aniden ona dönüp kolunu ‘dur’ der gibi savurdu. “Sana ihtiyacım yok!” dedikten sonra kendi asasını çekip çemberin içine uzandı yaşlı adam. Misty bir kaşını kaldırmış fakat bir şey dememişti, ikisi de eğer ki büyü başarılı olursa bebek bedenine girerse ona her zamankinden çok ihtiyacı olacağını ikisi de biliyorlardı. Ki Ecthelion bir yetişkin olarak bile kendine bakmaktan acizdi, kafasını ne zaman bir kitaba gömse yemek yemekten tut banyo yapmaya kadar her şeyi unuturdu. Yine de yaşlı adam asasını kendine doğrultup öksürürken sesini çıkarmadı sarışın kadın. “Sufletul se debarasa!” Cadı anında cildine minik iğneler gibi saplanan büyü gücünü hissetmişti. Ustası bunu kat be katı ile hissediyor olmalıydı. Uzun, garip bir şekilde yontulmuş asa bebeğe dönerken dudaklarını ısırdı kadın. “Să accepte și să plaseze suflet!”

Çevrimdışı Ecthelion Strange

  • Büyücü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 482 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Ecthelion Strange
  • Güç Puanı: 19
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Murat
  • Meslek: Emekli
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 7
Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« Yanıtla #6 : 15 Mart, 2023 22:56:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyülü sözlerin bitişi ile enerjinin bütün vücuduna dağıldığını hissetti yaşlı adam. Fakat yanlış bir şeyler vardı. Enerji kulaklarına, daha doğrusu kafasına ulaştığı anda çevresini sessizlik, görüşünü beyazlık kaplamıştı. İçinden küfretti Ecthelion. Bir şeyler yanlıştı, duyularına etki etmemeliydi büyü. Kafasındaki dönme azalıp, görüşünü kaplayan beyazlık azalırken kulaklarına bir çınlama doldu. Bir saniye sonra burnundan dudaklarına inen sıcaklıkla birlikte genzinin de dolduğunu hissetti ve yan döndü adam. Yere burnundan akan kan büyük damlalar halinde sıçrarken Misty’nin çemberin biraz dışına diz çöktüğünü hissetti ama umursamadı. Yere hala damlamakla meşgul kanın üstünde dolaştı sarı gözleri. Çok saçmaydı, yeterince büyü gücü vardı, deneylerinde olumlu sonuç veren her şeyi yapmıştı, bir adamı kurban etmişti. Ama işe yaramıyordu. Kaderin oyunu, yada tanrının onaylamaması dedikleri şey bu muydu? Kendi kendine güldü Ecthelion. O tanrıya inanmazdı. Şeytana belki. Ama o da semavi bir varlık değildi gözünde, daha çok insanların kendi içlerinde olduğunu bildikleri kötülüğün simgesiydi. Henüz gençken Japon’ya ya yaptığı bir araştırma gezisinde ilginç bir cadı ile tanışmıştı. Kadın tıpkı kendisi gibi yeteneklerini kendi başına keşfetmiş, bunun için okula gitmemiş ve bildiği her şeyi kendi kendine öğretmişti. Meslek olarak muggleların isteklerini gerçekleştiriyordu kadın, yada sorularına cevap veriyordu. Fakat kapısına her gelen için yapmıyordu bunu, dışarıdan küçük, içeride ise devasa olan evinin çevresinde yapıyı çoğu insanın gözünden gizleyen tılsımlar vardı. Sadece dileği yada sorusu cadının kulaklarına layık olan yada cadının kendi deyimi ile ona cidden ihtiyacı olanlar evi görebilir, içeri girebilirdi. Ki buda ayrı bir gariplikti çünkü evin önünde ‘dilekleriniz gerçekleştirilir’ tarzı bir tabela yoktu, bazı insanlar evin çekimine karşı koyamıyor, çoğunlukla cevabını aradıkları bir soru olduğunu bile bilmeden içeri giriyorlardı. Ecthelion kadının aynı zamanda görücü olduğuna yüzde yüz emindi. İlk tanıştıkları gün genç hali kadından aniden evine girdiği için özür dilemiş, şans eseri karşısına böyle değişik bir yapı çıkınca ister istemez içine girdiğini söylemişti. Cadı güldükten sonra ona şimdi aklına gelmesine neden olan iki cümleyi seslendirmişti. ‘Bu dünyada şans diye bir şey yoktur. Olan sadece kaderdir.’ Kuru bir şekilde yutkundu yaşlı adam. Belki de kadın gerçekten görücüydü. Belki de o günkü sözleri bu günü bilerek söylemişti. Bu muydu kaderi? Yaşlı bir bedende hiç bir şeyi tamamlamadan, başaramadan, arkasında bir şey bırakmadan ölmek.


“-lion! Ecthelion! Beni duyabiliyor musun? İyi misin?” Kulaklarındaki çınlamalar yavaş yavaş geçerek ona duyma kabiliyetini geri vermeye başladığından sonunda çemberin hemen dışında diz çökmüş öğrencisini duyabilmişti. Yüzünden akan kanlara rağmen sakin bir şekilde Misty’ye döndü Ecthelion. “Gayet iyiyim.” diye mırıldandı isteksiz bir biçimde. Öğrencisinin gözünün önünde başarısızlığa uğramak hiç bir öğretmenin tecrübe etmek isteyeceği bir şey değildi. Ne var ki sarışın kadın bunu pek umursuyor gibi değildi, yaşlı adamın sözleri ile rahatlayıp dışarı derin bir nefes vermişti. Ecthelion eğer çemberi bozmayacak olsa çoktan yakınına gelip onu iyileştirmeye çalışacağını tahmin edebiliyordu. “Çığlık atmaya başladın bir anda, ölüyorsun sandım.” dedi Misty titrek bir sesle, ellerini diz çöktüğü dizlerinin üstüne koymuştu, parmakları eteklerinin koyu renkli kumaşını sıkıyordu. Kafasını sallayarak “İyiyim ben, merak etme.” diye tekrarladı yaşlı adam burnundan kan akmaya devam ettiği halde. Çığlıkları büyük ihtimalle kulakları o duymaz hale geldiğinde, görüşü beyazlıkla kaplandığında atmış olmalıydı. Görüşü hala tam olarak düzelmemişti, yine de çevresine bakındı deneyimli bir şekilde. Bu denemeler bile çemberin, kurbanın gücünün az da olsa bir kısmını harcıyordu. Artık yapabileceği en fazla iki, iyimser bakarsa üç deneme hakkı kalmıştı. Sonra yeni bir kurban gerekecekti.

Çembere girip onu omuzlarından tutup sarsmak istiyormuş gibi görünen Misty yalvarır bir sesle ona döndü. “Bu günlük bu kadar yetmez mi? Sonra tekrar deneyebiliriz.” Sarı gözleri ile kötü kötü kadına baktı Ecthelion. “Olmaz.” derken kollarına kuvvet verip kendini yerde oturur pozisyona getirdi. Bir kaç dakika önce dediği gibi senelerdir bekliyordu bunun için. Şimdi bir kaç kez lanet olası kader onu yanılttı diye başka bir güne atmayacaktı planlarını. “Usta…” yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdandı kadın yaşlı adamın diyeceklerinden memnun olmayacağını bildiği için. “Lütfen beni dinle, kendi kafanı kızartacaksın!” Şimdi de yalvarmaktan bağırmaya geçmişti. Sinirli bir ses çıkartırken elinin tersi ile burnunu sildi Ecthelion. Neyse ki kan henüz durmasa da yavaşlamıştı. “Dinle beni kadın, ya bu küçük şeyin içine gireceğim, yada öleceğim.” Sarı gözleri kadının mavilerine kitlenirken ikisi de yaşlı adamın sadece bu günden bahsetmediğini biliyorlardı. Misty ustasının kendini incitmesine izin vereceği için kendine kızarak dudaklarını birbirine bastırdı ama kafası ile onayladı. Söylemek istediği kelimeleri yutmak zordu fakat onları söylemenin de bir anlamı yoktu, adam her zamanki gibi o ne derse desin kendi bildiğini okuyacaktı. Bu yüzden Ecthelion asası üstündeki tutuşunu sıkılaştırırken kendi yaralı kolunu tutup çemberden uzaklaşmak dışında bir şey yapmadı. Yaşlı adam sanki büyü onunda canını yakmış gibi yerde ağlamasa da huzursuz bir şekilde mızırdanmaya başlamış bebeğe bir bakış atarak asasını önce kendine, sonrada ona doğrulttu.  “Sufletul se debarasa! Să accepte și să plaseze suflet!”