17 Nisan, 2026 09:30:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Nicholas Ezra Urswick

Sayfa: [1] 2
1
Boleyn Adası / [Büyüceşura Soruşturması] Olay Yeri İnceleme/Boleyn Adası
« : 09 Nisan, 2023 13:42:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
BU BAŞLIK sonrası açılmış bir kurgudur.

Gizli bir operasyondur. Kurgusal olarak haber verilmemiş ve özel olarak çağrılmamış Bakanlık çalışanlarının bu başlığa yazma izni yoktur. Baskın kurgusunda adada bulunan kişiler buraya da yazmakta özgürdür.

Büyüceşura tarafından alınan son kararlar ve halkta gözlemlenen etkileriyle beraber sezilen bir yozlaşmanın göstergeleriyle birlikte bütün Büyüceşura üyeleri gece operasyonları ile sorguya alınmışlardır. Aralarından baş şüpheli Victorine Boleyn'in ev baskını kurgusunda ölü bulunması sonrası olay yerinin incelenmesi ve malikanenin soruşturma kapsamında, laf yerindeyse, didik didik edilmesi gerekmektedir. Olay yeri incelemelerin titizlikle yürütülmesi gerekmektedir. Rp'lere zar eklemeniz önemle rica olunur.  Önceden yazılmış RP'leri de baz alarak, adım adım buluntu aramakta özgürsünüz fakat bulabildiniz mi/ne buldunuz öğrenme kısmında GM metni geçilerek ilerlenecektir.

Tarihsel olarak baskın anından birkaç saat sonrası olarak geçmektedir. Burada bulunan kişiler dışında daha baskından Bakanlık çalışanlarının dahi haberi yoktur, edinilen tüm bilgilerin yüksek derecede gizlilik teşkil ettiği karakterlere gelmeden önce bildirilmiştir. Başkalarıyla bilgi paylaşımında bulunanların tespit edilmesi halinde gerekli cezalar uygulanacaktır.

Bulgularınızı bu başlığa özetlemeniz gerekmektedir.

***



Pahalı kaplamalarla döşendiği belli olan Boleyn malikanesinin verandasında, demirlere elimi yerleştirirken bir elimle alnımdaki teri sildim. Nasıl da gece ama diye düşünüyordum, evde kimse var mı diye tararken gördüğüm o müthiş küvetlerden birine kendimi atmayı küçük bir anlığına da olsa istemediğimi söylersem yalan olur. Kaynar su getirterek içinde birkaç saat oturmak ve sonunda buruşmuş parmaklarla çıkarak kuş tüyü yatağımda uzunca bir süre uzanma suretiyle dinlenmek. Daha güzel bir hayalim yoktu şu son dakikalar içerisinde. Bahçenin ortasında yatan bir kısmı dağılmış vücut parçasına bakarken bunları düşünüyordum işte.

Baskın ekibinden birinden -emin olun ben de şu anda, bu karmaşada, kim olduğunu hatırlamakta oldukça güçlük yaşıyorum- güvenilir bir ekibi olay yeri inceleme için çağırmasını istemiştim. Baskınla ilgili pek bir detay verilmeden buraya getirilecek olan ve Boleynlerle aralarında herhangi bir samimiyet bulunmadığı bilinen bu Bakanlık çalışanlarının alacakları sorumluluğu farkında olarak gelmelerini umuyordum. Bir zamanlar olduğum gibi, sırf çağrıldım diye ne için ve nereye gittiğimi bilmediğim bir duruma düşmek, sonrasında yaşananlar vesilesiyle bir daha tercih etmeyeceğim bir müessesedir. Bu sebepledir ki gençlerin de bunu farkında olmasını yeğlerim.

Adaya cisimlenen yeni cüsseleri gördüğümde ayakkabılarımı çamur yapmamak için elimle yanıma gelmelerini işaret ettim kısaca. Yanıma ulaştıklarında ise hepsini ciddi bir şekilde selamladıktan sonra,  "Bu kara gecede aramıza katıldınız, hoş geldiniz." dedim. "Gerçi gördüğünüz gibi, hava aydınlanmak üzere. İçimiz çok yakında tekrardan ısınacak." Ne kadar da anlamlı konuşuyorum ya bal dökmelik ağzım var. "Şu anda gizli bir operasyonun elçileri olarak burada, Büyücedünya halkının her bir ferdinin hakkını savunmak için bulunuyorsunuz. Gizli bir soruşturma kapsamında buraya getirildiniz, bu gece baskını sonrası bildiğiniz üzere Boleyn adasının sakinlerinden Büyüceşura heyetinin başı Victorine Boleyn, ölü olarak bulunmuştur." Yüzlerindeki ifadeyi izledikten hemen sonra devam ettim konuşmaya. "Bunu başka türlü güzellemenin bir manası yok, kendisi birkaç metre ötemizde yatıyor şu anda." Sırıtır gibi oldum ve düzelttim kendimi. Manasız geliyor bu olaylar bana aslında. Değer miydi güzelim canına kıymaya. "Fakat bizim öncelikli amacımız soruşturma kapsamında Büyüceşura'da yapılan yolsuzluklarla ilgili bir kanıt bulabilmek. Yine bildiğiniz üzere Bayan Boleyn'in eşi pek kadim Apollo Beyefendi de sizlere ömür diyemesek de ortalıklarda yoklar ve pek tabii kendisi eski Baş Seherbaz olarak büyük bir sorumluluk içerisindeydi. Onunla ilgili bulunabilecek her bulgu da bizim için önemli nitelik taşımaktadır." Anlatılanları sindirebilmeleri adına bir es verdim, bu sırada ilk ekibin neler yaptığını gözlemliyordum. Yorulmuştu onlar da. Gece yarısından beri buradaydık. "Evet, iyi misiniz? Anlaşabildik mi?" dedim hafif bir gülümseme ile. Birinin omzunu sıvazladım, ooh büyük omuzluymuş bu da. "Güzel güzel, güçlü kuvvetlisin yaparsın sen bu işi." dedim motive etmeye çalışarak.

"Şimdi birkaç farklı alana bakılmasını istiyoruz. Malikanenin içini mutlaka ve mutlaka ancak ormanda da önemli ayrıntılar olabilir. İki tarafı da es geçmenizi istemiyorum. Ha içeride de hizmetliler vardı fakat hepsinin dilimizi konuşabildiğini sanmıyorum, yüzüme baktılar bön bön az önce. Onların da sorgulanmasını istiyorum. Bu soruşturmanın Sihir Bakanı Seth Carter gözleminde yürütüldüğünü söylememe gerek yoktur herhalde arkadaşlar, kendisi Bakanlık'tan bize destek olmaya devam edecek. Ben de diğer incelemelere bakıp arada burayla mekik dokuyor olacağım. Haydi bakalım asanıza kuvvet, güveniyorum size." 

2
Forum Oyunları / Ynt: [IN-RP] Üstteki Karakter Hakkında Ne Düşünüyorsun?
« : 08 Nisan, 2023 14:31:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Siftah

3
Yetişkin Postası / Ynt: Seth Carter | Baykuşhane
« : 08 Nisan, 2023 00:43:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sevgili Sethciğim,

Sana sevgilerden bir demet, selamlıklardan bir çiçek, öpücüklerimden bir sepet... Umarım iyiliğin sağlığın yerindedir saygıdeğer dostum, Sayın Bakanım.

Birkaç gündür ofisine uğramam mümkün olmadığından mütevellit son durumlar hakkında seni bihaber bırakmak pek tabii ki bendeniz Nicholas Urswick için de hatrı sayılır ölçüde hoş olmayan bir durum. Boleyn Adasından Bakanlık'a geçmem dahi 24 saati geçtikten sonra gerçekleşebilmiş ve farkında olduğun üzere sevgili eşim dahi beni daha yeni görebilmiş iken üzüntülerimi sunarım ki zaman yönetimi konusunda aksaklıklar yaşamış bulundum. Eğer ki zaman bulabilseydim, gelip hatrını sorabilmek, seninle Hindistan'dan özel olarak getirilmesini rica ettiğim çayı güzel bir demleme sonrası yudumlayabilmek ve pek tabii dosyadaki yeni bulgularımızla ilgili bilgilendirebilmek isterdim. Fakat bana bu konularda yardımcı olacak güzel akıllı bir hanımefendi bulunmadığı içindir ki bütün planlarımı kendim kurmakla meşgulüm ve bugün kuaför randevumu bile oluşturamadan habersiz bir şekilde gitmek zorundayım. Konuyla ilgili verdiğim röportaj sonrası gazete haberi için bir fotoğraf çekimi gerçekleştirmek istedi basın mensupları ancak Bakanlık'a da dağılmış bir görüntü yaratmamak adına takdir edersin ki o halimle vermem asla ve kâtiyen mümkün değildi. Bunu anlayışla karşıladıklarından ötürü bir süre daha kendilerini kurumumuz bünyesinde misafir edeceğimizi bildirdim ve Sayın Sihir Bakanımız ile de görüşebilecekleri haberini ilettim. Öğleden sonra geleceklerini sana da haber vermek istiyorum.

Dilersen senin için de bir terzi gönderilmesini, kendi sekreterim var olmadığından ötürü, senin sekreterin aracılığıyla sağlayabilirim. Dosyayla bağlantılı anlatacaklarım için seni Urswick malikanesinde bu gece ağırlamak isterim. Geleceğini eşime bir mektup aracılığı ile bildirmeni rica ederim.

Sihirli günler dilerim.

Saygılarımla, Sevgilerimle, İyi dileklerimle,
Baş Seherbaz Nicholas Ezra Urswick


4
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / [Büyüceşura Soruşturması] Samuel/Eadwig Boleyn Sorgusu
« : 05 Nisan, 2023 02:29:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Boleyn Adası Çıkartması ve Çocukları Pistten Alalım konularından sonra oluşmuş bir görevdir.

***
Sihirsel Yaptırım Dairesi çalışanlarının ve Seherbazların katılımına açıktır.

Özel olarak sorgu ile görevlendirilen Seherbaz Bartemius Rosier'in konuya yazması zorunludur.

Samuel Boleyn ve Eadwig Boleyn okuldan izin alınarak Bakanlık'a getirilmiştir. Sorgu sonrası evlerine kadar bir bakanlık çalışanı eşlik edecektir. Bu konuya yazmaları zorunludur.

Yanlarında gözetmen olarak bulunan Profesör d'Ibelin ile ilgilenecek bir Bakanlık çalışanı atanmıştır. Dilerlerse konuya yazabilirler.


Bulgularınızı soruşturma konusuna özetlemeniz önemle rica olunur. LİNK


***

Samuel Raymond Boleyn ve Eadwig Alger Boleyn'in ailenin çalışmalarına yakından şahit olmasının dosya için önemli bir kaynak olmasının yanı sıra adada bulunan tehlikeli ortamın çocuklar üzerine etkisinin de araştırılması ve süregelen bir istismar yaşanıp yaşanmadığı tespit edilmelidir. Ayrıca kayıp olan Eadwig'in babası ve eski Baş seherbaz Apollo Boleyn hakkında bilgi edinilmesi hususi meselelerdendir. Aynı şekilde Samuel'in de babası ve annesi 3 gündür bulunamamıştır.
Bilgilerinize sunulur.




5
Boleyn Adası / Ynt: [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 10 Eylül, 2022 02:38:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=AsnzcVxtKXU[/youtube][/spoiler]

Hayat ne kısa değil mi? Bazen insan çok az vakti kaldığını düşünüyor. Mesela ben 30 yaşıma girdiğim zaman ağlamıştım. Hayatta görebileceğim her şeyi gördüğümü düşünüyordum çünkü. Benim için bir eğlencesi kalmamıştı yani. Zaten bir amacım da pek yoktu, bilen bilir. O zamanlar sadece işimde iyi olduğumu söyledikleri için seherbazlıka devam ediyordum. Hem de ailemize yaraşır saygınlıkta bir mevki olduğu içindi. Ama zevkli biliyor musunuz? İnsanların hatalarını ortaya çıkarıp yüzlerine vurmak... En gizli sırlarını bilmek, blöflemek, korkutmak, savaşmak... Ve kazanmak. Bunu seviyorum. Yalan söyleyen birinin yüzünün kızardığını görebilmek kadar zevk veren az şey var hayatta. E hayat kısa dedim ama bazı küçük anlar çok fazla şey değiştirebiliyor. Ben, doğru adım atan taraftaydım. Aynı bir kelebek etkisi gibi gelişti her şey. O yüzden de benim için hayat şu anda inanılmaz zevkli ilerliyor, öyle böyle değil. Birilerinin daha yalanlarını ortaya çıkaracak olma heyecanı, aptallıklarını görebilmek, beni tam olarak bu saate ayakta tutan sebep.

Omzumdaki eli hissedince belimdeki asayı çektiğim gibi arkama döndüm: Seth. “Gecenin 4’ünde birine selam vermek için doğru bir yol değil Sayın Bakanım.” dedim bir nefes verdiğim sırada. Maskesine baktım endişeli bir şekilde. “Azrail gibi geziyorsun ortalıkta ya.” Ardından denize sırtımı vererek yürümeye başladım adanın içlerine doğru. “Takip et beni.” dedim buluşma noktamıza doğru ilerlemek adına. "Yoğun bir haftaydı.” Gerçekten benim için o kadar yorucu bir haftaydı ki, işin şakasını bile yapabilecek durumda değilim. Onu şimdi çok daha iyi anlıyordum. Bir daha cuma akşamları benimle vakit geçirmek yerine eve gittiği için kızamayacaktım. “Şu olaylar bi bitsin, kendime güzel bir tatil hediye edeceğim. Biliyorsun değil mi? Onca işim gücüm yokmuş gibi, bir saatir de evde karıma hesap vermeye çalışıyorum Seth.” dedim bıkkın bir şekilde. “Bu saatte geneleve gittiğimi söylesem daha inandırıcı olurdu zaten.” Bıyık altından güldüm kendi kendime. “Göz altlarım nasıl? 12 saatlik uykumu bu hafta o kadar fazla aksattım ki.” dedim şımarık bir kız gibi. Biraz nazım geçsin istiyorum o kadar. İlgiye ihtiyacım var. Baş Seherbazlığa geçtiğim günden beri kafamı dosyalardan kaldıramadım. Şimdi de bu...

Yürüdüğümüz yol bizi yukarılara çeviriyordu. “Şu surları görüyor musun?” dedim gözlerimle işaret ederek. Çok uzakta değillerdi zaten. “Bu gece eve dönemezsek sana girsin.” Ormanın içinde ilerlemeye başladık yukarılara doğru ve sonunda birkaç tanıdık yüzle karşılaştığımızda durdum. Haber yolladığım seherbazlardan sadece birkaç tanesiydi. Plan bugün belli olmuştu, mesai sonuna kadar benim dahi bilgim yoktu bu yüzden kimlerin geleceğini sadece zaman gösterecekti. Ben güvendiğim çoğu kişiyi görevlendirmiş ve bana düşen görevi gerçekleştirmiştim. Onların da buraya geldiklerini bir sır olarak sakladıklarını umuyordum.

Herkes toplanana kadar Seth’e edindiğim bilgileri anlatacaktım. “Dersime çalışıp geldim. Gecenin erken saatlerinde Cornelia ile buralardaydık, birkaç ada yerlisiyle konuştuk. Pek bir şey söylediklerinden değil ama Boleyn’lerin oturduğu yeri öğrendik. Surları geçmemiz lazım. Kapısı nerede hiçbir fikrim yok ama.”

Herkes toplanır gibi olduğunda da sözü aldım ve gecenin bu derinliğinde sessizliği korumak istediğim için seviyeli bir sesle konuşmaya başladım.

“Hoş geldiniz.

Aranızda belki ilk görevi olan, belki de benimle zamanında omuz omuza savaşmış seherbazlar var. Ancak bu sözlerim hepiniz için geçerli. Hepiniz biliyorsunuz ki yaptığımız görev çok fazla emek ve sorumluluk gerektiriyor. Her ne kadar sevmesem de..”
diye küçük bir sırıtışla eklemeden de edemedim.

“Çok ağır şeyler yaşadık şimdiye kadar, mesleğimizin getirileri bunlar. Beni elleriyle hastaneye taşıyan arkadaşım burada şu an.” Cornelia ile göz göze geldim ve gülümsedim. “Sizden tek isteğim, dikkatli olmanız. Ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz ama bu yüksek gizlilik içeren tehlikeli bir görev. Beklenmedik tepkilerle karşılaşmamız olası. O yüzden de her şeye hazırlıklı olacağız. Benim 5 çocuğum beni evimde bekliyor şu anda. Ama bu tehlikeyi göze alarak geldim. Ben alamıyorum diyen, korkan, çekinen, yok efendim beni evde bekleyen var gelemem böyle işlere diyen veya bugünden sonra karşısına alacağı kişiyi hafife alan varsa bir daha düşünsün derim.” Birinin söze atılıp atılmayacağını görmek için bekledim. Ardından tekrar başladım.

“O zamaaaan gelelim fasülyenin faydalarınaaa. Dağılarak en kısa sürede şu taştan çirkin duvarları atlatmanın bir yolunu bulacağız. Dikkat çekmeyin canlarım. Aman ha.” Ve yanımda birkaç kişiyle yürümeye başladım sağa doğru. Bu sırada da “Gerçekten kaç yıllık ya bunlar baksana. Elimi bir atsam hayvan tezeğine bulanacak. Iyk. O kadar soyluyuz diyorlar da şu görüntünün kepazeliğine ben inanamıyorum... 7 asırdır biri de dememiş yıkatalım diye...” 

Yetenek 1d10 : 10, total 10
Destek 1d10 : 1, total 1
Talih 1d10 : 9, total 9


6
Boleyn Adası / [Büyüceşura Soruşturması]Boleyn Adası Çıkartması
« : 10 Eylül, 2022 02:31:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gizli bir operasyondur. Haber verilmemiş ve özel olarak çağrılmamış Bakanlık çalışanlarının bu başlığa yazma izni yoktur. Adada bulunan Boleyn üyeleri tabii ki de cevap verebilme hakkına sahiptir.

Büyüceşura tarafından alınan son kararlar ve halkta gözlemlenen etkileriyle beraber sezilen bir yozlaşmanın göstergeleriyle birlikte bütün Büyüceşura üyeleri gece operasyonları ile sorguya alınacaklardır.  Aralarından baş şüpheli Victorine Boleyn'in ev baskını kurgusudur. Rp'lere zar eklemeniz önemle rica olunur.

Bulgularınızı bu başlığa özetlemeniz gerekmektedir.


7
Sihirsel Yasal Yaptırım Dairesi / [Dava] Büyüceşuradaki Yozlaşma
« : 10 Eylül, 2022 02:00:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


Büyüceşuradaki yozlaşma ile ilgili tüm evraklarımız buradadır.
Böylece daire olarak neler yaşanmış kolayca öğrenebileceksiniz.
Daire çalışanları ve Seherbazların kurgusal olarak tüm bunları bildiği var sayılacaktır.
RP-IN olarak öğrendiğiniz şeyleri aşağıya özetlemeniz yeterlidir. RP yazmanıza gerek yoktur.

8
Büyücü Kısmı / Ynt: Ballı Bela
« : 09 Eylül, 2022 15:05:44 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Oda duman altı, yanımda Esmeralda'yla koltuğa oturduk, ayakları da sehpaya uzattık takılıyoruz. Bana bir sıcak bastı aniden. Önce ceketimi çıkardım, ardından da gömleğimi açmaya başladım. Oturduğum yerde gözlerimi kapadım, döne döne düğmeleri bulmaya çalışıyorum. Parmaklarım birbirine dolanıyor, çözemiyorum. Kafamda da bir şarkı dönüp duruyor ama sözleri bir türlü gelmiyor aklıma. Kafamı sallıyorum ritimle. Bağırarak yırttım gömleği göğsümün üzerinden çekerek. Hareketlerimi kontrol etmekten çok dışarıdan izliyor gibiyim. TANRIYIM LAN. "CYNTHIA! AÇ GÖZÜNÜ AŞKIM! Aradığın tam karşında duruyor karşındaaaaa!" Gözümü açtım, kadın bana bakıyor korkmuş bir şekilde. Kahkaha atmaya başladım ve ayağa kalktım. "HAHAHAHAH! Gördün mü? ENERJİ FIŞKIRIYOR!" Kollarımı kastım sırıtarak ve vücudumu sergiledim. Göğsüm sarı tüylerim dışında pürüzsüz. Bayılıyorum. Aynı Yunan tanrısı gibiyim. Parfait de kaslarını gösteriyordu kızlara. "Baklava... Osmanlı'nın en müthiş parçası! Haremden sonra tabii. Düşünsenize..." Gittim Esmeralda'ya uzattım elimi. Yanıma çektim tık diye, kollarımı beline doladım dans etmeye başladık. Kafamdaki ritme göre hareket ettiriyorum ikimizi. "Bir padişah olsam, haremimdeki gözdelerden biri mutlaka siz olurdunuz bayan." dedim kadına ve biraz uzaklaşıp eline öpücük kondurdum. Ardından elini havaya kaldırdım ve etrafında dönmesine yardımcı olarak ortaya ittim. "Ama haremdeki kadınların padişaha dans etmesi gerekiyor! Oyna mendilim için!" diye zevkle bağırdım. Kız oynamaya başladı ama yetmedi bana. Parfait'nin yanında iki kız var takılıyo. Dayı da oturmuş benim kızı izliyor. Koynundaki güzelim kız da bana bakıyor hala. Sonum olacaksın benim kızım. Gittim çektim kolundan. "Sen de oyna bakiyim." dedim ortaya atarak kızı.  Herkes kahkaha atıyor ama. Kimse de demiyor sen ne sanıyorsun kendini diye. E TANRIYIM ÇÜNKÜ. BÜYÜK ADAMIM BÜYÜK. Cynthia görse şimdi...

Cynthia. Görse mi? Çok kötü çok kötü çok kötü... Olamaz. Göremez ki. Nasıl görsün? Beni buraya kadar takip etmiş olamaz. Ama Tanrı'yla arası çok iyi. İstese o her şeyi başarır. Onun Tanrı'sı benden çok büyük... Şu kapıdan girer mi bir anda? Böyle kendi haremimi kurduğumu görse ev hapsine tıkar Merlin'e yeminim olsun. Ama olamaz öyle bir şey. Olabilir mi? Olabilir... Neden olmasın? Girişte çok konuştum. Kendimi belli ettim. İngiltere'den geldiğimi biliyorlar. Yakışıklıyım. Oda ayarlarken adımı verdim. Neden verdim ki? Gidip silmem lazım. Ayağa kalktım kapıya doğru ama kızlar tutup beni arlarına çektiler geçemeden. "Nereye yaaaa?" yapıyorlar. "Beğenmedin mi dansımızı? Hadi ver mendili birimize...." diyorlar. "Ya yok. Harikasınız siz." diyorum ama bırakmıyorlar. "Siz insanı mezarından kaldırırsınız be. Ama bi gidip- Yok gelicem-" Salmadılar. Şimdi girecek içeri Cynthia. Merdivenden çıktığına eminim. Saklanmam lazım ama nereye? Koltuklar çok alçak. Gömleğim de ortada yırtık şekilde. Bu parlak altın yaldızlı işlemeli gömleği özel diktirdim, başka kimsede yok. Gördüğü anda anlayacak. Kendimi yere attım gömleğin üstüne doğru ve hemen bir top haline getirip cama koştum, aşağı attım. Aşağı baktım gittiği yere. Birinin kafasına düştü. Evsiz mi o? Evsizlerden çok korkarım. İçeri döndüm hemen, kimse yüzümü görmesin. Tanınmak istemiyorum. Az önce bardağını elime tutuşturan genç geri gelmiş. Çok yakışıklı ama kafasında takke var. Dinci miymiş? Hayır, çıkardı takkesini. Elinde bira var. Rol mü yapıyor? Yalancı bu adam. Çok da kirli gözüküyor. Evsiz olabilir. Evsizlerle aynı yerde kalamam. "Parfait kalk gidiyoruz." dedim çekiştirerek. Kızlara yapışmış emişikliyor. "KALK ÇABUK DAYANAMIYORUM." Gözlerimi sonuna kadar açmıştım, hem yanıyorum hem üşüyorum çıplağım diye. Tuttum kolundan kaldırdım, odadan çıkmadan dayıdan kurtardığım kızı da aldım yanımıza. Ne? İşim bitmedi daha onunla. Tuttuğum odaya geçirdim hepimizi. Kapıyı da kilitledim üç tur. Asamı çıkarıp daha korumalı olsun diye büyü yapmak istedim ama bekledim bekledim gelmedi hibçir şey. Sadece Alahamora geliyor, o da bir boka yaramıyor. Sonunda, "Neyse ya." dedim ve bıraktım kapıyı. "Oğlum o nasıl kahveymiş ya." dedim sırıtarak. Sonra ciddileştim geri. "Sakın o odadaki kimseyle konuşmayın bir daha. Bizi tanıyorlar. Karımla konuşacaklar birazdan. Sessiz olacağız ki bizi bulamayıp çekip gitsin. Dua edelim ki çocukları uyutup gelmiş olsun yoksa sadece benim değil üçümüzün de ağzına sıçar."

Kız niye buradayım falan demeye başlayınca susturdum. "Şşş şş şşşşşş. Sakin ol. Kurtardım seni küçüğüm. Minnettarsın biliyorum. Seni de burada koruyacağız." Sonra yattım aralarına çift kişilik yatakta. Tavana bakarak konuşmaya başladım. "Oğlum senin o evdeki kadın kimdi? Onun için bütün tapuları salar kapıya gelirim biliyorsun değil mi? İnanılmaz bir şeydi. Haremimde olsa basarım nikahı. Evli mi? Yüzüğünü gördüm de biliyorsun bende de var. Küçük problemler..." Kahkaha atmaya başladım. "Sizin eve mi gitsek buradan? ONUN BALLI GÜLÜNÜ KOKLAMAM LAZIM."

9
Büyücü Kısmı / Ynt: Ballı Bela
« : 09 Eylül, 2022 01:44:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Parfait yanıma inip dudaklarıma bir öpücük bıraktığında yumuşadım hemen. Akrabasının kabalığını ona yükleyerek tadımızı kaçırmayacaktım. Kapıya doğru yürümeye başladığımız sırada "Biliyorsun, benim kızlar da aynı böyle camdan atlıyorlar. İyi anlaşırdınız." dedim kıkırdayarak. 10 yaşındaki kızımla karşılaştırdığım için bu kadar komik geliyordu o sırada. Ama Parfait'yi yargıladığımdan değil, yanlış anlaşılmasın aman ha. Çok severim Parfait'ciğimi. Espri yapasım geldiğinden.

Amerika'ya gideceğiz dedi. Ben de zaten heyecan arıyorum, sorgulamadım bile. Gittik gitmesine de mekana ulaşana kadar uğramadığımız yer kalmadı. Gitmeyi bildiği ilk yer küçük bir adaymış New York'da. Onun işemesini bekledikten sonra da biraz dedikodu, biraz turistlik derken geldik sonunda. İyi yönden bakacak olursak, sarılmış tütün buldum ve üstelik kahve aromalı olduğunu söylemişlerdi. Amerika'dan ilginç turistik şeyler çıkıyor, İngiltere gibi sıkıcı değil. Ben yanlış yere düştüm Merlin'im! Her gün lanet ediyorum şansıma. Neyse ama getirdiği yeri çok merak ediyorum. Biraz da yoruldum, kapıdan girerken direkt ikimize bir oda tuttum bu yüzden. "Şu üzerimdekileri çıkarmak istiyorum bir an önce."

İçeri girdiğimizde Parfait bana yanına geldiğimiz adamla ilgili dedikodu veriyordu ama ilk girdiğimiz basık mekanın şokuyla kestim sözünü. "Lütfen bana sadece burası olmadığını söyle." dedim burun kıvırarak. Alçak tavanlı, mumlarla aydınlatılmış ve birkaç tabureden ibaret bir ortam. "Amerikalılar buna bar mı diyor şimdi? Götümle güleceğim." Kahkaha patlattım ve kendimden emin adımlarla minik mekanı dolaşmaya başladım. Sesli bir şekilde de konuşuyordum. "Amerika'nın çok ünlü eğlence mekanları var diyorlardı. En üst kesimin geldiği... Muggle'ları ortaya alıp dans ettirdikleri bile söyleniyor, benden duymadın tabi. E hani burada eğlence?" Baktım ses yok kimseden. Göz devirerek merdivenlere ilerledim ve "Bari mafya dostunla tanışalım. Yalnız adımı kirletmesine izin veremeyiz, artık biliyorsun ki konumum önemli. Adımla seslenme bana." diye uyardım.

Yukarıya çıkınca bizim numarayı bulduk, tam karşısındaki odadan da sesler geliyor. Kahkahalar, cam kırılma sesleri... "Bunlar deme bana." diye mızmızlansam da içeriyi merak etmiyor da değildim. Girdik beraber içeri. Çift kişilik bir odaya 6 kişi sıkışmış, biz de eklenince hareket edecek bir yer kalmadı. Zaten biri elindeki içeceği direkt bana tutuşturdu ve çıktı beni itiştirerek. İğrenerek kenara bıraktım yalanmış bardağı tabii ki. Sonra da direkt Parfait'nin bahsettiği mafyatik dayıya döndüm. Parfait abi diye hitap etmişti de bana kalırsa bu hırbonun dayıdan farkı yok! Yaklaştıkça yaşlı kokusu geldi burnuma. Kolunun altına bir kız almış hödük gibi etrafa bakınıyor. Kız da güzelim... Çok genç, orada mutlu olmadığı da belli. Sanki diyor ki gel beni kurtar! Anladım ben onu gözlerinden.Şimdilik aklımın bir kenarında bu.

Adama bir şey demek yerine ortaya tütünümü gösterdim. "Küçük bir hediye gibi düşünün." dedim ve uzattım herkese bir dal. Ardından kendiminkini yaktım. Sağımdaki sarışın kadın da yakmamı beklercesine bana bakıyordu. Bu bir teklif mi? Asamı uzatmak yerine eğildim, dudaklarım arasındaki sigarayı kadının dudağında bekleyen dalın ucuna yaklaştırdım ve gözlerine kitlendim içine çekmesini beklerken. Dumanını üzerime üflediğinde gülümsüyordum.

Birkaç dal sonrası kendimi bir koltuğa atmış tavanı izlerken bulmuştum bile. Gözüme renkli renkli ışıklar saçılıyor sanki. Rüyada gibiyim. "Parfait... Al şunu elimden. Dene dene. Şu güzelliğe bak! Kahve... Orijinal tütün farkı mı bu?"

10
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 09 Eylül, 2022 00:55:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Merhabalar,

Malum üstün hizmet ödülümle, gerekli GPlerimle ve bütün kuralları karşıladığımı düşünerekten kapıya dayanmış bulunmaktayım. Baş Seherbazlık rica ediyorum :)

Ayrıca Nicho'nun tılsımını 20 yapmak istiyorum

11
Büyücü Kısmı / Ballı Bela
« : 08 Eylül, 2022 23:38:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Amerika'dan biraz öncesi

Elime ulaşan mektupla birlikte saatlerdir keyifle beklediğim dakikalara ulaşabilmeyi diliyordum. Evet, ben; Nicholas Ezra Urswick, bazen insanlar beni de heyecanlandırabiliyor. Emin olun kişisine göre insanlar sizi çok şaşırtabilirler. Üstelik ben gezmeyi çok severim! Ve işe döndüğümden beri de bunu yapamıyorum. En son gittiğim o tozlu fabrikadan sonra kendimi ödüllendirmem gerekiyordu. Evde de Cynthia'yla köşe kapmaca oynamaktan bık tım.

Eski dostum Parfait'nin notta belirttiği saati bekliyordum çıkmak için ama sevgili eşimin yemek sonrası çay partimizde okuduğu kitaptan yaptığı alıntılar beynimi eritti sonunda be! "Güzeller güzeli kraliçem, sizin sesinizden bu önemli değerli sözleri dinlemek ve Merlin yolunda bilgiler edinmek benim için çok özel bir tecrübe. Ancak müsaade ederseniz..." Tuvalete gitme bahanesiyle salondan çıktıktan sonra odamdan ceketimi kaptığım gibi cisimlendim evden. Böyle bir kaçış yok sayın seyirciler! Yeni bir dünya rekoru tam olarak az önce kırılmış bulunmakta!

Barthelémy Malikanesi'nin bahçesine geldiğimde gülümseyerek merdivenleri tırmanmaya başladım, kapıyı çalıp birinin açmasını beklerken de bahçedeki çiçekleri izliyordum. O kadar canlı bir bahçeydi ki burası gözlerimi alamıyordum. Bir gülü dalından koparsam ne olurdu ki? Kokusu beni kendine çekiyor gibi... Ah... Şu güzelliğe bak! Elimi uzattım turuncu güle doğru... Kokusu sanki özellikle ona dokunmam için beni kendine doğru... "AHH DURUN!" Arkamdan gelen telaşlı tiz çığlık ve yanıma koşturan kadın beni durdurmayı başarmıştı. "AY NOLUYOR?" diye geriye atıldım ben de. Hırsız sanmamıştı umarım. Benim öyle bir tipim mi var ayrıca?

Kadına baktım merakla, saçları o kadar ipeksiydi ki yüzünü görmeden aşık olduğuma yemin edebilirim. Bembeyazdı, pırlanta gibi. Gözlerini merak etmemi sağlıyordu. Vücudunu süzmeye başladım arkasından. Merlin özene bezene yaratmış. O ise bana bakmıyordu bile. Az önce güzel sandığım çiçeğine eğilmiş, aynı bir çiçek gibi ilgileniyordu yapraklarıyla. "Yanlış bir şey mi yaptım acaba Bayan...?"

Derin bir nefes aldığını duymuştum kadının. Bana dönerken saçlarının savruluşunu hayranlıkla izlemekten kendimi alamamıştım. Bu bir insan olamaz ya. Kadınlar kendine kadınım demeye utanır yanında.

"Bal gülü, sadece, sevdiklerinin ona dokunmasından hoşlanır. Eğer ben sizi durdurmadan bir hareket yapmış olsaydınız şu anda çoktan hastanelik olmuştunuz. Belki de kör kalmıştınız! Dikenlerinden kurtulmanız imkansız, üstelik böyle bir ÖKÜZlük yaptıktan sonra!"

Adını söylemeyi bırak kadın bir de bana hakaret etti ya. Hiç bu kadar utanmamıştım hayatımda. O içeriye doğru yürürken parmağındaki yüzüğü de görmüş ve iyice hüsrana uğramıştım tabi. "Çok daha kötüsüyle karşılaştım emin olun! Beni merak etmenize gerek yok hanımefendi ancak teşekkür ederim. Üstün Hizmet Ödülüm-" Yüzüme kapıyı kapattığında etrafıma bakındım ne yapacağımı bilemeyerek. Tamam yaptığımın yanlış olduğunu anlayabiliyorum ancak ben böylesine kaba bir kadınla hiç karşılaşmadım. "Pardon?" dedim kapıyı tekrar çalarken. "Bir misafire böyle mi davranıyorsunuz siz acaba? Güzelim çiçekleriniz gel beni kokla diyor bildiğin! Sanki suçluymuşum gibi... Parfait Barthélemy ile görüşmeye geldim ben ayrıca!"

12
Birleşik Krallık / Ynt: [Sabotaj Soruşturması] Nimbus Fabrikası
« : 24 Ağustos, 2022 00:35:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sophia kahvemi getirene kadar dosyaların içine bıraktım kendimi. Garip olan bazı şeyler vardı. Mesela Cornelia'nın anlattığına göre siyah kapüşonlu şüpheli görünümlü biri varmış o gün etrafta. Bunun dışında bir yaratıktan da bahsediliyor. Ancak bunların hepsi tabii ki bir rastlantı da olabilir. Üstelik gün içinde üst düzey koruma varmış, süpürge odasında bile görevli iki bakanlık çalışanı varmış! Birinin içeri girmesi, süpürgeleri değiştirmesi veya bu tarz bir durum söz konusu olmamalı. Üretiminde bir sıkıntı varsa diğer süpürgelerinde yüzde kaç oranda bu durum söz konusu görmemiz lazım. Öyle değil mi? Hangi olasılık bütün takıma bozuk süpürge verilmesini sağlayabilir ki? Bu kadar mı kötüsünüz işinizde? Yoksa aslında tam da planladığınız gibi mi gitti her şey?

Stayjerimin sesiyle kaldırdım başımı dosyalarımdan ve gülümseyerek uzattığı kahveyi aldım elime. Konuşmasına devam ederken fincanı dudaklarıma yaklaştırıp dumanını sakince üfleyerek yok etmeye ve sıcağının geçmesini beklemeye başladım. "10 metre mi? Yok yook, dev anası geldi deselermiş. Şu milletin abartısı yok mu..." Bir kez daha üfledikten sonra fincandan bir yudum aldım. Mmm leziz. "Elin lezzetliymiş." dedikten sonra bir yudum daha aldım ve bıraktım masaya. Islanan bıyıklarımı saten cep mendilim yardımıyla kibarca temizledikten sonra elimle bıyıklarıma tekrar şekil verirken sorusunu düşünüyordum. Bir müdahale olmadan süpürge yanabilir mi? Bir anda? Neden tam da maç sırasında? Önce değil... Daha önce test sürüşünden geçmedi mi? Takımdakiler antrenman yapmadı mı? Isınma? "Bir müdahale olmadığını nereden biliyorsun?"

Bir saat daha Bakanlık'ta milletle sohbet ettikten ve boş yaptıktan sonra sonunda fabrikaya gitmek için toparlandık. Kıza  baktım bu sırada. Bir etek var altında, üstünde de beyaz düz bir gömlek. Hayatımda hiç bu kadar sıkıcı bir kombin görmedim. Kaç yaşında ki acaba? O yaşlarda ne giyiliyor diye düşünüyorum da Franziska hiç böyle değildi. "Sen kaçıncı sınıfsın? Cisimlenmeyi öğrendin değil mi?" dedim şüpheli bir tavırla. Franziska'dan kesinlikle çok daha küçük olmalı bu kız. Göğüsleri büyümemiş bile sanki! Aman neyse ne, bana ne kızın göğüslerinden. "Bir de yarın daha canlı renklerde bir şey giymek istemez misin? Böyle içim sıkıldı tatlım benim, bak bana!" Altın sarısı smokinimi gösterdim kollarımı açarak. Dokusunda kahverengi dikişlerle oluşturulmuş çiçeksi desenler ve içimde de kabarık beyaz bir gömlek vardı. Seviyorum bu hayatı, neden basit yaşayayım?

Fabrikaya cisimlendiğimizde bu kıyafete özendiğime pişman olacaktım. Dağın taşın arasına, toz toprağa geldik bildiğin! Girişe doğru yürürken "Ne- gereksiz- bir yer-" diye mımızlanmaya başlamıştım bile. Fabrikanın her yeri kapalıydı, etrafta da biri gözükmüyordu. Üretimi durdurulmuştu tabi, son yaşananlardan sonra buna izin verilemezdi. Şimdi de bizim geleceğimizden haberleri olduğu için yönetimden birileri fabrikada olacaklardı. Fabrika müdürü dışında birkaç farklı çalışan daha görebilmeyi umut ediyordum. "Etrafta birileri var mı kontrol eder misin küçüğüm. Benden de uzak dur." dedim arkamdan gelen kıza. Ardından asamı çıkardım usulca. Saatimi kontrol ettim. Tam geleceğimizi söylediğimiz saatte buradayız. Niye karşılayan yok? Asamı boynuma doğrulttum ve "Sonorus." diyerek sesimi artırdıktan sonra "Bakanlık soruşturmanız başlamıştır. Fabrikayı acilen boşaltmanızı rica ediyorum." dedim sert bir şekilde. Sonra sırıtarak kıza döndüm."Sesimi kaybettikten sonra alışkanlık oldu. Kimse de laf edemiyor."

13
Birleşik Krallık / Ynt: [Sabotaj Soruşturması] Nimbus Fabrikası
« : 23 Ağustos, 2022 15:15:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Seth Carter'ın odasından çıktığımda kapının yanında duvara yaslanmış bekleyen yeni stajyerime içeriden aldığım dosyaları uzattım. "Küçüğüm, gel benimle." dedim gülümseyerek ve keyifli bir şekilde adımlamaya başladım koridoru. Kendi bölmeme geçtikten sonra üzerine çalışmaya başlayacaktım ama önce bir kahve molası... Ne var? Boğazıma iyi geliyor sıcak içecekler. Boğazım kesildi ulan benim! Ses tellerim iyileşsin diye aylarca konuşamadım, bu ne demek anlayamazsınız. Cynthia'yı susturamadan dakikalarca yediğim azarlar, sokakta dibim düşse de konuşamadığım kadınlar, gülemediğim espriler... Ağzımdan çıkan her söz çok kıymetli artık. 

Seherbazların katına geldiğimizde ıslık öttürerek girmiştim kalabalığın arasına. "Bak şimdi nasıl da üşüşüyorlar başıma." dedim yanımdaki kıza şov yaparak. Aylar sonra ilk iş günüm. Gülümseyerek bıyıklarımı kıvırdım ve bekledim ofisin ortasında biri dönüp baksın diye. İş mi yapıyorlar nedir anlamadım ki? Çok yoğundu herkes, kafalarını kaldırıp da fark edemediler geldiğimi. Salaklar... Ne olabilir bu kadar önemli? Öksürdüm biraz dikkat çekmek adına. İşe yaramadı. "Ayh! Siz de ne iç karartırsınız be! Niye sıkılıyordum buradan hatırladım!" diye bağırdım iç geçirerek. "Bay Urswick!" şeklinde yanıma koşan sekreterimiz sayesinde çoğu kişinin ilgisini yakalamıştım. Telaşla yanıma gelip nasıl olduğumu soranlara sanki az önce bağıran ben değilmişim gibi sesimi boğuklaştırıp "Zorlamamaya çalışıyorum." diye işin şovunu yaptıktan ve herkesin hoş geldin hediyelerini kabul ettikten sonra stajyerimle birlikte kendi masama geçtim. Birkaç hediyeyi kendim taşımış olsam da büyük kutuları kızın elindeki dosyaların üzerine gelişigüzel fırlatmıştım.

"Şimdi güzel kız, neydi ya adın gerçekten? Hmm, Sophia, bomba gibi bir dava düştü elimize. Aslında çok izin vermiş olacağım karıştırmana ama söylemezsin kimseye. Güzelsin, akıllı duruyorsun, gizlersin bu kıyağımı."  İyilik yapıyor gibi iş kitliyorum kıza, yavrum da inanıyor. Yazık valla yazık. "Elindeki şu kırmızı dosya- Ay hala ne yapıyorsun o kutularla ya? Fırlat şöyle,"  diye hediyelerimi masanın altına attım ve devam ettim. "Kırmızı dosyada tanıkların ifadeleri var. Onları okuyup olayı öğren iyice. Sonra da bana bir kahve yap. Hatta önce kahve yap, sonra çalış. Uykum açılınca gideriz fabrikaya, yolda da anlatırsın ayrıntıları. Tamam mı?" dedikten sonra ben de elindeki mavi dosyayı aldım ve o gün hakkında bildirilen güvenlik önlemlerini, vardiya planını ve sonrasında çıkan sorunları incelemeye başladım. Niye umursadım bu kadar onu da anlamadım, normalde okumazdım bile yazanları. Özledim mi ya işi? Yok artık. Seth'in dönüşümü kutlamak için büyük dosya vermesi gururumu okşamış olabilir. Bu adam işini iyi biliyor.

Kız dönünce özellikle incelemesini istediğim Seth'in de bahsettiği birkaç kişiden bahsedecektim. Bir yaratıktan bahsediliyordu. Kimin saldığını gördüğünü iddia eden biri vardı. Ayrıntısını bilmek istiyordum. Ayrıca süpürgelerle ilgilenmekti bizim görevimiz. Maç sırasında süpürgelere ne olduğunu görenler tarafından tescillemek güzel olurdu. Eridiğini, patladığını, yön değiştirdiğini, yok olduğunu bile söyleyen var. Okuduğum gazete haberlerinde de bütün takıma karşı yapılan bir suikast olduğu iddiasından bahsediliyordu. Her şey olabilir. Ama bizim önceliğimiz, gerçekten de seri üretim kısmında bir hata var olup olmadığını anlamak için fabrikaya gitmek.




14
Hogsmeade Posta Ofisi / Ynt: [Carmilla/Cwénhild Soruşturması] Hogsmeade Posta Ofisi
« : 23 Şubat, 2022 01:48:37 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
-Geçmiş rpsidir, Nicho'nun sesinin var olduğu zamanlardandır-

Öğlen yemeğinden döndüğümüz ve herkesin üzerinde inanılmaz bir uyuşukluk bulunduğu günlerden biriydi. O kadar doymuştum ki şimdi 1 saat kestiririm masamda diyordum. Bakanlık'tan beraber gittiğimiz birkaç kişi de bu mekana ilk defa gittiklerini ve çok beğendiklerini söyleyip zevkimi övüp duruyorlardı. Arkadaşlar ben de biliyorum ama bu kadar da egomu tatmin etmeseniz mi acaba diyorum? Tek düze bir hayat yaşıyorlar, nereden bilsinler ki benim gibi bir asilzadenin gittiği mekanları? Acıyorum bazen insanlara. Ben gelmeden önce çok sıkıcı bir hayatları vardı.

Seherbazlık bürosundan birkaç kişiye evdeki şarap mahzeninden bahsederek bir gün bize gelmeleri için davet ediyordum ki masama ulaşan sekreter kızla birlikte işime dönmem gerektiğini fark ederek sözümü yarıda kesmek zorunda kaldım. "Posta ofisi mi dağılmış? Ben ne yapayım, hademe miyim?" dedim yüzümü buruşturarak. "İki asa sallayıp düzenlemeyi de bilmiyorlarsa biz bu Posta Ofisini bırakalım gitsin ya, valla!" Sonra düşündüm, uzun zamandır Hogsmeade'e uğramadım. Üstelik, belki tatlı dostumla bir denk geliş de yakalayabilirdim bu sayede. Kız vazgeçmiş bir şekilde masasına dönecekken ayaklandım. "Tamam tamam şakaydı. Hadi yanıma kimi veriyorsanız verin de gidelim."

Hogsmaede'e vardığımızda Posta Ofisinin karşısındaki kaldırımda, bir fırının önünde girişine bakıyorduk yanımdaki çocuk ile. Gide gide Hogwarts öğrencisi 7. sınıf bir çocuğu bulmuşlardı yanıma. Öylesine gereksiz bir iş gibi gelmişti demekti bu. "Sen gir içeri, ben de bize iki Bal kabağı suyu alıp geliyorum." dedim Fırın'ın kapısını çalarak içeri geçerken. Turuncusu o kadar canlıydı ki, kesin tazeydi. Tadına bakmadan güne devam edemezdim. Siparişimi verdikten sonra camekandan kafamı çevirip Posta Ofisini incelemeye başladım. Bu açıdan 3. katın sonu, hatta zorlayınca çatısı bile gözüküyordu. İçerinin gözükmesi pek mümkün değildi, malum pencereler çok küçüktü ve bina tamamen ahşaptandı ancak girip çıkanı çok net görebilen bir dükkandı burası. Adam bana iki bardak uzatırken "Kusura bakmayın, sonu kalmış. Bugün o kadar yoğunuz ki!" diye hayıflanıyordu. Gülümsedim başımla selam verirken. "Hayırdır, özel bir gün mü?" dedim etrafıma bakınarak. Arkaya doğru genişleyen fırının içerisinde büyük bir uğultu vardı ve masaların hepsi doluydu. "Posta Ofisinde bugün iş yokmuş. Müdür hiçbir şeye dokunulmamasını söylemiş, Bakanlık'ı bekliyorlar!" dedi. Kaşlarımı kaldırdım. Bu kadar önemsedikleri neydi anlamaya çalışıyordum. "Bakanlık'la konunun alakası neymiş efendim?" dedim saygıyla ve hafif meraklı bir yurttaş gibi davranarak. Adam bir anlığına beni süzdüğünde ben de kafamı eğerek üzerimi inceledim, ardından konuşmaya başladı. "Dün cübbeliler buradaydı! İlk başta geniş parlak beyaz cübbeli bir adamın girdiğini gördük. Arkasında da iki kişi kapıda kaldılar, bir süre beklediler. Arkaları dönüktü tabi ben çok bir şey göremedim de yukarı bakıyor gibilerdi. Baykuşların rotasını gözlüyorlardı bana kalırsa!" İçeriye giren yeni bir müşteri ile birlikte adam konuşmayı bırakıp kasaya ilerlediğinde ben de elimdeki bardaklardan birini yudumlarken cama doğru bir adım attım sakince. Yukarıya çevirdim kafamı tekrar. Baykuşlar çatının kenarlarına birikmiş, ne içeri giriyor ne başka yere uçuyorlardı. Sanki yıllık izne çıkmış gibi öylece bekliyorlardı. Sayıları o kadar fazlaydı ki sadece Posta Ofisinin çatısına değil, çevredeki bütün binalara doluşmuşlardı. Postanede karmaşa çıkarmadaki amaç nedir? Mesela, bir mektup yollamak istiyor ama kimden olduğunu kimse anlamasın istiyor olabilirsin. Veya, ulaşmasını istemediğin bir mektubu geri almaya çalışıyorsundur. Veya sadece anarşi! Sırf işler uzasın, düzen bozulsun, huzursuzluk yaratılsın diye.

Adam geri döndüğünde bakışlarımı da geri çekmiştim. Bıyıklarımı kıvırmaya başladım. "Bay..." Gömleğindeki yaka ismine baktım. "Pucchery. Ben Bakanlık Seherbazı aynı zamanda da asilzade Nicholas Ezra Urswick. Çok memnun oldum." Elimdeki bardakları tezgaha bıraktıktan sonra sağ elimdeki eldiveni çıkardım hızla ve elini sıkmak için uzattım. "Dün gördüğünüz her şeyi ayrıntısıyla anlatmanızı rica edebilir miyim?" dedim kibarca. Yaklaşık 5-10 dakika arasında konuştuk adamla. Cübbeli ekipten sonra içeriden büyük bir kalabalığın çıktığını anlatıyordu. İşini halledemeyenler ilk durak olarak burayı bilmişti belli ki. Onlar içerideyken de amcamız neler olup bittiğini gözlemlemeye devam etmişti. Bu sefer kırmızı cübbeli birinin geldiğinden bahsediyordu. İlk başta çatıda baykuşlar ile çatışmış, ardından yok olmuş. Böyle renkli cübbelerin moda olup olmadığını sorguladığını söylediğinde gülmüştüm sadece. Kırmızı cübbeli hakkında biraz daha bilgi almak için zorladığımda uzaktan gördüğü ve hava koşullarından dolayı kesin olarak seçemese de kızıl saçlı bir kadın olabilme ihtimalinden bahsetmişti Bay Pucchery. Ona teşekkür ettikten sonra mekandan ayrılıp Posta Ofisinin kiremit rengi kapısına ilerledim.

İçeri girdiğimde stajyer çocukla birlikte Posta Ofisinin müdürü olduğunu düşündüğüm adam sessizce beni bekliyorlardı. "Merhabalar. Keyifler nasıl?" dedim yanlarına büyük adımlar atarak ilerlerken. "Daha iyi olmayı umuyoruz Bay Urswick." dedi adam memnuniyetsiz bir şekilde. Ben ne yapayım ya? Devam ettirseydin işine, sanki bir şey dedik. "Anlıyorum. Küçük bir işimiz kaldı." diye mırıldandım. "Olay yeri neresi tam olarak?" dediğimde bana eşlik ederek merdivenlere doğru yürümeye başladılar. Etrafta birkaç da güvenlik görevlisi bekliyordu. Merdivenleri tırmanırken etraftaki devrilerek kırılmış vazo parçalarını fark etmiştim. Buraya dün tam bir kaos hakimdi belli ki. Aynı bizim ev! Kaç vazo kırmıştır o canavarlar şimdiye kadar, ah ah!

Geniş alana geldiğimde bir köşede toplanmış mektup dağını ve etraftaki dağınıklığı inceledim merakla. İlginç bir durumdu gerçekten. "Kimse dokunmadı değil mi kesin?" dedim Müdür'den onay almak için. Ardından asamı kaldırarak  büyük hareketlerle "Appare Vestigium." dedim ve etrafta en son yapılan büyüleri ortaya çıkarmaya başladım. Sersemletme, hem de bol bol... Nebulus yapılmış. Buraya bir sis hakimdi demek ki. Koruma büyüleri... Birileri dövüşmüştü, hem de öyle basit bir şekilde değil sert bir dövüş yaşanmış gibiydi.  En son mektup dağına ilerledim ve en üstteki zarfı elime alarak arkasında yazana baktım. Eadwig Alger Boleyn. Apollo Boleyn'e gönderilmesi gereken bir mektup. Stajyere döndüm ve mektubu eline tutuşturdum. "Bu mektupların hepsinin ne zaman yazıldığının incelenmesini istiyorum. Mürekkebin kuruluğunu kontrol etsinler, tam saatini istiyorum."

15
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 22 Şubat, 2022 01:40:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
seviye 4 olmuşum başından beri de almamışım 4 gp rica ediyorum efenim

Sayfa: [1] 2