1
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Eskidendi,çok eskiden
« : 15 Mart, 2023 22:56:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Büyülü sözlerin bitişi ile enerjinin bütün vücuduna dağıldığını hissetti yaşlı adam. Fakat yanlış bir şeyler vardı. Enerji kulaklarına, daha doğrusu kafasına ulaştığı anda çevresini sessizlik, görüşünü beyazlık kaplamıştı. İçinden küfretti Ecthelion. Bir şeyler yanlıştı, duyularına etki etmemeliydi büyü. Kafasındaki dönme azalıp, görüşünü kaplayan beyazlık azalırken kulaklarına bir çınlama doldu. Bir saniye sonra burnundan dudaklarına inen sıcaklıkla birlikte genzinin de dolduğunu hissetti ve yan döndü adam. Yere burnundan akan kan büyük damlalar halinde sıçrarken Misty’nin çemberin biraz dışına diz çöktüğünü hissetti ama umursamadı. Yere hala damlamakla meşgul kanın üstünde dolaştı sarı gözleri. Çok saçmaydı, yeterince büyü gücü vardı, deneylerinde olumlu sonuç veren her şeyi yapmıştı, bir adamı kurban etmişti. Ama işe yaramıyordu. Kaderin oyunu, yada tanrının onaylamaması dedikleri şey bu muydu? Kendi kendine güldü Ecthelion. O tanrıya inanmazdı. Şeytana belki. Ama o da semavi bir varlık değildi gözünde, daha çok insanların kendi içlerinde olduğunu bildikleri kötülüğün simgesiydi. Henüz gençken Japon’ya ya yaptığı bir araştırma gezisinde ilginç bir cadı ile tanışmıştı. Kadın tıpkı kendisi gibi yeteneklerini kendi başına keşfetmiş, bunun için okula gitmemiş ve bildiği her şeyi kendi kendine öğretmişti. Meslek olarak muggleların isteklerini gerçekleştiriyordu kadın, yada sorularına cevap veriyordu. Fakat kapısına her gelen için yapmıyordu bunu, dışarıdan küçük, içeride ise devasa olan evinin çevresinde yapıyı çoğu insanın gözünden gizleyen tılsımlar vardı. Sadece dileği yada sorusu cadının kulaklarına layık olan yada cadının kendi deyimi ile ona cidden ihtiyacı olanlar evi görebilir, içeri girebilirdi. Ki buda ayrı bir gariplikti çünkü evin önünde ‘dilekleriniz gerçekleştirilir’ tarzı bir tabela yoktu, bazı insanlar evin çekimine karşı koyamıyor, çoğunlukla cevabını aradıkları bir soru olduğunu bile bilmeden içeri giriyorlardı. Ecthelion kadının aynı zamanda görücü olduğuna yüzde yüz emindi. İlk tanıştıkları gün genç hali kadından aniden evine girdiği için özür dilemiş, şans eseri karşısına böyle değişik bir yapı çıkınca ister istemez içine girdiğini söylemişti. Cadı güldükten sonra ona şimdi aklına gelmesine neden olan iki cümleyi seslendirmişti. ‘Bu dünyada şans diye bir şey yoktur. Olan sadece kaderdir.’ Kuru bir şekilde yutkundu yaşlı adam. Belki de kadın gerçekten görücüydü. Belki de o günkü sözleri bu günü bilerek söylemişti. Bu muydu kaderi? Yaşlı bir bedende hiç bir şeyi tamamlamadan, başaramadan, arkasında bir şey bırakmadan ölmek.
“-lion! Ecthelion! Beni duyabiliyor musun? İyi misin?” Kulaklarındaki çınlamalar yavaş yavaş geçerek ona duyma kabiliyetini geri vermeye başladığından sonunda çemberin hemen dışında diz çökmüş öğrencisini duyabilmişti. Yüzünden akan kanlara rağmen sakin bir şekilde Misty’ye döndü Ecthelion. “Gayet iyiyim.” diye mırıldandı isteksiz bir biçimde. Öğrencisinin gözünün önünde başarısızlığa uğramak hiç bir öğretmenin tecrübe etmek isteyeceği bir şey değildi. Ne var ki sarışın kadın bunu pek umursuyor gibi değildi, yaşlı adamın sözleri ile rahatlayıp dışarı derin bir nefes vermişti. Ecthelion eğer çemberi bozmayacak olsa çoktan yakınına gelip onu iyileştirmeye çalışacağını tahmin edebiliyordu. “Çığlık atmaya başladın bir anda, ölüyorsun sandım.” dedi Misty titrek bir sesle, ellerini diz çöktüğü dizlerinin üstüne koymuştu, parmakları eteklerinin koyu renkli kumaşını sıkıyordu. Kafasını sallayarak “İyiyim ben, merak etme.” diye tekrarladı yaşlı adam burnundan kan akmaya devam ettiği halde. Çığlıkları büyük ihtimalle kulakları o duymaz hale geldiğinde, görüşü beyazlıkla kaplandığında atmış olmalıydı. Görüşü hala tam olarak düzelmemişti, yine de çevresine bakındı deneyimli bir şekilde. Bu denemeler bile çemberin, kurbanın gücünün az da olsa bir kısmını harcıyordu. Artık yapabileceği en fazla iki, iyimser bakarsa üç deneme hakkı kalmıştı. Sonra yeni bir kurban gerekecekti.
Çembere girip onu omuzlarından tutup sarsmak istiyormuş gibi görünen Misty yalvarır bir sesle ona döndü. “Bu günlük bu kadar yetmez mi? Sonra tekrar deneyebiliriz.” Sarı gözleri ile kötü kötü kadına baktı Ecthelion. “Olmaz.” derken kollarına kuvvet verip kendini yerde oturur pozisyona getirdi. Bir kaç dakika önce dediği gibi senelerdir bekliyordu bunun için. Şimdi bir kaç kez lanet olası kader onu yanılttı diye başka bir güne atmayacaktı planlarını. “Usta…” yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdandı kadın yaşlı adamın diyeceklerinden memnun olmayacağını bildiği için. “Lütfen beni dinle, kendi kafanı kızartacaksın!” Şimdi de yalvarmaktan bağırmaya geçmişti. Sinirli bir ses çıkartırken elinin tersi ile burnunu sildi Ecthelion. Neyse ki kan henüz durmasa da yavaşlamıştı. “Dinle beni kadın, ya bu küçük şeyin içine gireceğim, yada öleceğim.” Sarı gözleri kadının mavilerine kitlenirken ikisi de yaşlı adamın sadece bu günden bahsetmediğini biliyorlardı. Misty ustasının kendini incitmesine izin vereceği için kendine kızarak dudaklarını birbirine bastırdı ama kafası ile onayladı. Söylemek istediği kelimeleri yutmak zordu fakat onları söylemenin de bir anlamı yoktu, adam her zamanki gibi o ne derse desin kendi bildiğini okuyacaktı. Bu yüzden Ecthelion asası üstündeki tutuşunu sıkılaştırırken kendi yaralı kolunu tutup çemberden uzaklaşmak dışında bir şey yapmadı. Yaşlı adam sanki büyü onunda canını yakmış gibi yerde ağlamasa da huzursuz bir şekilde mızırdanmaya başlamış bebeğe bir bakış atarak asasını önce kendine, sonrada ona doğrulttu. “Sufletul se debarasa! Să accepte și să plaseze suflet!”
“-lion! Ecthelion! Beni duyabiliyor musun? İyi misin?” Kulaklarındaki çınlamalar yavaş yavaş geçerek ona duyma kabiliyetini geri vermeye başladığından sonunda çemberin hemen dışında diz çökmüş öğrencisini duyabilmişti. Yüzünden akan kanlara rağmen sakin bir şekilde Misty’ye döndü Ecthelion. “Gayet iyiyim.” diye mırıldandı isteksiz bir biçimde. Öğrencisinin gözünün önünde başarısızlığa uğramak hiç bir öğretmenin tecrübe etmek isteyeceği bir şey değildi. Ne var ki sarışın kadın bunu pek umursuyor gibi değildi, yaşlı adamın sözleri ile rahatlayıp dışarı derin bir nefes vermişti. Ecthelion eğer çemberi bozmayacak olsa çoktan yakınına gelip onu iyileştirmeye çalışacağını tahmin edebiliyordu. “Çığlık atmaya başladın bir anda, ölüyorsun sandım.” dedi Misty titrek bir sesle, ellerini diz çöktüğü dizlerinin üstüne koymuştu, parmakları eteklerinin koyu renkli kumaşını sıkıyordu. Kafasını sallayarak “İyiyim ben, merak etme.” diye tekrarladı yaşlı adam burnundan kan akmaya devam ettiği halde. Çığlıkları büyük ihtimalle kulakları o duymaz hale geldiğinde, görüşü beyazlıkla kaplandığında atmış olmalıydı. Görüşü hala tam olarak düzelmemişti, yine de çevresine bakındı deneyimli bir şekilde. Bu denemeler bile çemberin, kurbanın gücünün az da olsa bir kısmını harcıyordu. Artık yapabileceği en fazla iki, iyimser bakarsa üç deneme hakkı kalmıştı. Sonra yeni bir kurban gerekecekti.
Çembere girip onu omuzlarından tutup sarsmak istiyormuş gibi görünen Misty yalvarır bir sesle ona döndü. “Bu günlük bu kadar yetmez mi? Sonra tekrar deneyebiliriz.” Sarı gözleri ile kötü kötü kadına baktı Ecthelion. “Olmaz.” derken kollarına kuvvet verip kendini yerde oturur pozisyona getirdi. Bir kaç dakika önce dediği gibi senelerdir bekliyordu bunun için. Şimdi bir kaç kez lanet olası kader onu yanılttı diye başka bir güne atmayacaktı planlarını. “Usta…” yerinde huzursuz bir şekilde kıpırdandı kadın yaşlı adamın diyeceklerinden memnun olmayacağını bildiği için. “Lütfen beni dinle, kendi kafanı kızartacaksın!” Şimdi de yalvarmaktan bağırmaya geçmişti. Sinirli bir ses çıkartırken elinin tersi ile burnunu sildi Ecthelion. Neyse ki kan henüz durmasa da yavaşlamıştı. “Dinle beni kadın, ya bu küçük şeyin içine gireceğim, yada öleceğim.” Sarı gözleri kadının mavilerine kitlenirken ikisi de yaşlı adamın sadece bu günden bahsetmediğini biliyorlardı. Misty ustasının kendini incitmesine izin vereceği için kendine kızarak dudaklarını birbirine bastırdı ama kafası ile onayladı. Söylemek istediği kelimeleri yutmak zordu fakat onları söylemenin de bir anlamı yoktu, adam her zamanki gibi o ne derse desin kendi bildiğini okuyacaktı. Bu yüzden Ecthelion asası üstündeki tutuşunu sıkılaştırırken kendi yaralı kolunu tutup çemberden uzaklaşmak dışında bir şey yapmadı. Yaşlı adam sanki büyü onunda canını yakmış gibi yerde ağlamasa da huzursuz bir şekilde mızırdanmaya başlamış bebeğe bir bakış atarak asasını önce kendine, sonrada ona doğrulttu. “Sufletul se debarasa! Să accepte și să plaseze suflet!”