17 Nisan, 2026 09:54:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat

Sayfa: [1] 2
1
Birleşik Krallık / Küllük Yürek
« : 06 Nisan, 2023 23:28:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[youtube]https://www.youtube.com/watch?v=8yBB2bPfuZE[/youtube]

Diagon ve Knockturn Yol'ları arasında geçiş yapan sokaklardan biri üzerinde yürüyordu Siyah giyimli adam. Günün oldukça erken saatlerindeydi ama varacağı yere geç kalmak istemiyordu, bu konuda günün ilki olması kendisi için önemliydi. Az da olsa yağmak ve yağmamak arasında kalan Yağmur damlaları, yerlerini gündüz çiği ve kalkmaya yüz tutmuş olan sisin içinde yönü belirsizce düşüşen kar tanelerine benzer ufak su damlacıklarına bırakmışlardı yarım saat önce. Adamın varmak istediği yer Diagon Sokağı'nın parasal açıdan çok da varlıklı olmayan bölgelerinden birinde bulunuyordu; az iş yaptığı anlaşılabilir durumdaki bir rehinci dükkanı ve vitrini tahta kalaslarla döşenerek kapalı duran boş bir dükkanın arasındaki pis bir çıkmaz sokakta saklanmış gibiydi bina. Dış cephesi soyulmuş boyası ve kararmış pencere kenarlıklarıyla eski güzelliğine göre herhangi bir özelliği kalmayan üzgün bir döküntü durumuna düşmüştü. Rengi soluk, gümüş kaplaması yer yer kabarıp dökülmüş olan süslü ve işlemeli kapı zili paneline çakılı ve olağanca "A. L. Trayhearth" yazan soluk bir çerçevecik aradığını bulduğunu gösteriyordu.
Büyücü ara sokaktaki bakımsız ve yıpranmış apartmanın dışında kaygılı ve gergin biçimde durdu. Önümüzdeki günlerde yapması gereken bir işi ve üstesinden gelmesi fazladan zor bir görevi vardı. Nedense bir şeylerin ters gideceği sezginden kurtulamıyordu ve yapmak üzere olduğu eylemlerin kendisi üzerindeki ağırlığı anlayacak "dışarıdan" biriyle konuşması gerekiyordu. En yakın dostları, dertleştiği barmeni, herkesten bile daha yakın olan öz kardeşi bile yeterli gelebilecek gibi değildi bu konuda. Zilinin çalışmadığını bildiği apartman kapısını eldivensiz eliyle iterek açtı adam. Dışı gibi içi de kılıksız bir yerdi; girişin birkaç adım ötesindeki ana salonda ziyaretçilerin içki siparişi verebilecekleri ve diğerleriyle konuşabilecekleri, şu an için bar tezgahının arkasında boş bardakları temizleyen sahibi dışında alıcısız duran küçük bir bar bulunuyordu. Barla gür sakallı ve boz tavırlı; huysuz, bir insana göre orta yaşlı sayılabilecek bir Cincüce ilgileniyordu. Eski püskü görünümüne karşın, bu yerin kendine özgü bir çekiciliği vardı. Yine de adam bu kuruluşu sık sık misafir olmaya gelen diğer erkekler gibi kullanan biri değildi, buraya eksik kalan isteklerini gidermek için gelmemişti. O nedenle giriş alanının ötesine doğru kurumla yürüyerek ilerledi; bardaki yaşlı "Mengenedil" Urgragg'ın sorgulayıcı ters bakışlarını yanıtsız bırakarak. Yürüdüğü koridor normalde alışıp bildiği apartmanlara göre daha darca bir biçimde ilerliyor, bir dizi özensizce üretilmiş ve ustalıktan uzak oymalar taşıyan süssüz kapıların kapalı tuttuğu odalara doğru açılıyordu. Ortama koyu bir loşluk katarak duvarları ışıklandıran toz dolu camlarıyla can vermeye yakın bir yılgınlıkla çalışan lambalar asılmış, çok yerde ise duvar kağıdı yırtılıp altındaki eski tahta ve tuğlaları ortaya çıkarmış olan koridor; her biri önemsiz yaşamlarını tatmak istedikleri beğenileri para karşılığı yaşadıkları insanlarının ayrı odalarına açılan kapalı kapılarla sıralanarak dairelere ayrılmıştı. Adam koridorun en sonuna doğru yollanıp sağ tarafında kalan son kapıyı çaldı dingince.

"Kim o?" diye tanıdık bir ses içeriden seslendi.
"Benim. Alpharian." diye yanıtladı katil. Verdiği yanıt Ryan değildi, hayır; başka insanların yanında olduğu gibi kendi değilmişçesine o koruyucu kimliğine bürünmeyecekti. Kendi olarak, kendisi için gelmişti buraya...
Kısa bir sessizlik anından sonra yuvasında dönen bir kilidin sesi koridorda duyuldu. Gıcırdayarak açıldı kapı, koridordakinden daha canlı bir loşlukla ışıklandırılmış odasındaki kadını sergileyerek. Kadın üzerinde bedenini zar zor kapatan ipek bir gecelik giyiniyordu, saçları da uykudan yeni kalkmış birine göre bile çokça dağınık ve karışık durumdaydı. Yaptığı işinin Doğa'sına karşın; bu kendine özel, tek kişilik gündüz genelevini hem alıcılarının hem de alanındaki diğer çalışanların saygısını kazanarak, belirli bir saygınlık ve incelikle yönetiyordu. Üstüne de genç yaşına göre oldukça çarpıcı bir dış görünüşü ve bulunduğu odayı kısacık bir anda aydınlatıp sıcacıklaştırabilecek güzellikte bir gülümseyişi vardı. Kadının kendisi bile sıcak ve konuksever bir varlıktandı, Alpharian için de her zaman içten bir söz ya da sıcakkanlı bir kulakla sorununu dinlemeye hazırdı. Onu görmek her seferinde daha önce hiç görmediği ama hep kendisine anlatıldığı güzel bir günbatımını ilk kez görmek gibi geliyordu bazen bu adama.
"Alph, n'apıyorsun burada?" diye sordu kadın şaşkınlıkla, adamı onunla ilgili olan düşüncelerinden koparıp.
"Biriyle konuşmam gerek, Ashley." diye yanıtladı eşzamanlı olarak odaya adımını atarak. Kadın kapıyı arkasından kapattı ve onu odanın köşesindeki yıpranmış bir koltuğa buyur etti çok sorgulamadan. Büyük bir koşturmacadan çıkmışçasına koltuğa yavaşça bıraktı adam kendini, dışarının soğukluğu üzerinden akıp koltuğum kumaşına geçiyordu sanki. Alışkın olsa bile odada gözleri gezindi adamın; içerde ortamın havasında gizlice süzülen tütsü ve parfüm kokusu, biraz önce de algıladığı gibi koridordakinden daha canlı bir ışıkla ama yine de normal koşullara göre loş kalan odada asılıydı. Duvarlar koyu Kırmızı renge boyanmış, soluk ve süslü duvar halıları ile yaldızlı çerçeveleri boşlukları süsleyen eski Muggle işi tablolarla donatılmıştı. Diğer eşyalar ise her biri yıpranmışlık ve yaşanmışlıklarını ortaya koyan alımlı kadife kanepeler ile kalın kumaşlı ağır koltukların uyumsuzluğuyla döşeliydi. Yine, yaptığı uğraşına karşın neredeyse gösterişsiz giyinirdi Ashley; yumuşak ipekten ya da pamuktan yapılma, üstüne tam oturmayan elbiseler giymeyi severdi. Alpharian'ı oturttuktan sonra hatlarıyla ilgili detayları gözlemleme eğilimde olan birine karşı hiçbir açık bırakmayacak olan geceliğinin üstüne de bu elbiselerden birini geçirip koltuğun yanındaki ayak uzatma sehpasına oturmuştu. Ayrıca seyrek olarak makyaj yapardı bu kadın, Doğal güzelliğinin açıklama gerektirmeyecek ölçüde yeterli oluşuna kanıt olarak ortada olmasını yeğlerdi. Gözleri sıcak kehribar renginde; yatıştırıcı, yumuşak ve soylu bir ışıkla parlıyorlardı.

Adam ister istemez bu kadının güzelliği ve gülümsemesine dalıp giderken bulabiliyordu kendini böyle işte. Ancak usundaki yükün ağırlığıyla Alpharian koltuğuna daha da derince gömüldü; fiziksel olarak bitkin, duygusal olarak tükenmişti.
Önce koltuğun kolluğuna yaklaşıp, sonra da adamın koluna sarılarak "Sorun ne?" diye sordu genç kadın.
"Başarıyla sonuçlandırmam gereken bir iş var..." dedi adam, sesi bir fısıltıdan yalnızca biraz daha fazlası olarak çıkabilmişti; "Bu zor bir görev ve daha da önemlisi bunun sonucuyla başa çıkıp çıkamayacağımı gerçekten bilmiyorum." diye devam etti. Sözlerini bitirdiğinde adamın ayrı renkte irisleri olan gözleri yine kadına odaklanmıştı.. ama haksız da sayılmazlardı. "Ah, Ashley Lynne Trayhearth..." diye içinden iç geçirdi kendi kendine Alpharian.
Kadının odakları üzerine çeken çarpıcı, köşeli yüz hatları vardı. Yüksek, çıkık elmacık kemikleri, keskin bir çene çizgisi ve tatlılıkla dolgun dudakları; kayıtsız bir gevşeklikle dalgalı biçimde sırtından aşağı dökülerek inen alevli Kızıl saçlarından var olan bir perdeyle çerçevelenmişti. Burnu, yanakları ve omuzlarının üstü uçuk serpintilerle yerleştirilmiş çillerle süslü soluk benizli teni, güzellik açısından yetkin ve eksiksizdi. Ayrıca tanıştıkları ilk günden beri sık sık sessiz ve genellikle çekingen olmasına karşın, Ashley'in Deniz Halkı'nın bir parçası olmasa bile insanları kendisine çeken gümbür gümbür sessizlikte bir güçü vardı. Dinine karşı sarsılmaz bir adanmışlığı da vardı kadının ve kendini bu inançlarının yaptığı her eylemde ona yol gösterip rehberlik ettiğini düşünürdü. Zorlu yaşantısının deneyimleri onu sessiz ve melankolik bir havada bırakmıştı ama, mutluluğunda takılgan bir şakacılığı dolaylıca ortaya koyan bir yaramazlık çizgisinin izlerini de taşıyordu. Çelişkili ikilemleri de vardı; dinibütün bir Hıristiyan ve bir fahişeydi ama, kendi yolundan gitmeye devam ederek aykırılıklarıyla barışıp yaşantısını sessiz bir alımlılıkla sürdürmüştü bugüne dek. Kuşkusuz Londra'nın yıkıntı bir bölgesinde, yoksul bir ailede büyüdüğünden, zorlu bir çocukluk geçirmişti. İçinde bulunduğu koşullardan kaçmak için seçeneksiz kalan Ashley, belki olması gerekenden çok daha genç yaşta fahişeliğe yönelmek zorunda kalmıştı. Tehlikeli ve aşağılayıcı bir işti ama ona sağ kalması için gereken parayı kazandırabiliyordu. Zaman içinde Büyücedünya'nın tehlikeli yeraltı Dünyas'ında yolunu bulma becerisini kazandı ve küçük ama bağlılığı olan bir alıcılar kitlesi kurmayı başarmıştı. Koşullar ne olursa olsun, Ashley işi konusunda hırçınca bağımsız ve yeringenliksiz kaldı. Yaşamını devam ettirmek için yapması gerekenlerden utanması düşüncesini geri çevirdi ve kimsenin ona kötü davranmasına ya da ondan yararlanmasına hiç izin vermedi. Gücü ve dayanıklılığı, onu tanıyanlar için bir esin kaynağıydı ve Diagon Yolu'nun pis yeraltı Dünyası'nda bir tür efsane olduğunu bile öne sürebilirdi Alpharian. İkili kadının daha o günlerine gelmeye çok yaklaştığı bir zaman diliminde tanışmışlardı ve kadın onu geçmişinde yaptığı tüm kötü eylemlerini anlatırken dayançla dinlemişti bugün olduğu gibi. Bugün de olduğu gibi Ashley, Alpharian'ın üzerinde ve usunda taşıdığı acı ile suçluluk duygusunu anlatışını dinlerken yüreği burkulmuştu. Böylelikle kadında adama karşı derin bir sevecenlik duygusu yeşermişti. Adam ona kendini anlattıkça kadın da ansızın, ister istemez kendi öyküsünü ona anlatırken bulmuştu kendini; anne ve babasının zamansız ölümlerini, sonrasında hasta düşen küçük kız kardeşine bakabilmek için neden fahişelik yoluna düşmek zorunda kaldığını ve inancı ile seçtiği işi bağladaştırıp ara yol bulmaktaki zorlanışını uzun uzun anlatmıştı. Alpharian'ın ise özenle dinleyip de kendisini yargılamamış olması onu çok şaşırtmıştı, böylelikle adamda da kadına karşı derin bir sevecenlik ve yakınlık duygusu yeşermişti...

2
Topiarii Sanctionem / Magna Purgatio: Karanlık Leke - Bölüm II
« : 06 Nisan, 2022 03:24:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
İşlek ve at arabalarının demir çerçevelerinin taş yolunu bolca aşındırdığı ana caddenin sağlıklı bir bedendeki damarlar gibi yanlarına saçılan ara sokaklarından birinde bekliyordu Londra'nın usta sayılabilecek cepçileri arasında adı bilinen "Çınar Malcolm". Yenleri sırtı bolca aşınmış Mor renkli ceketinin kolları üzerinden yukarı doğru katlanmış kirli Beyaz gömleğiyle birlikte uzun boyu, sırım gibi kalın kaslı kolları ama bir o derecede bozuk bir duruşa sahip olmasına neden olan koca göbeğiyle normal insanların yanına eşlik etmekten çekindikleri bir başıboştu. Daha henüz yaktığı sarma sigarasından çektiği derin, duman dolu soluğunu dudaklarının arasından üfürmemişken kürkündeki çizgilerini çokça yakından tanıdığı; tuğla duvarlı evlerin arasında gerilmiş çamaşır iplerinin arasından takılmadan ustaca inen sarman bir kedinin kendine yaklaştığını görmüştü. Günün erken saatlerinde üzerinde taşıdığı neşesinin sesinden duyulduğu bir tonlamayla, "Ne dolanıyon kedi gibi Nicholas?" dedi bozuk diksiyonunun tüm avamlığını kullanarak Animagus arkadaşına. Pis bakışlarını adamın gözlerinden bir an için bile ayırmadan insan biçimine geri döndüğünde "Boş yapma Malcolm, ekmeğimizdeyiz..." deyip, metalden kordonu ağzından sarkan altın işlemeli cep saatini eline almıştı arkadaşı. Özellikle dirseklerinin yamalı olduğu ceketi ve aşınmış dizlerinin yer yaptığı kırışık kumaşlı pantolonuyla, kedi biçimindeyken taşıdığı tüylerinin çok daha kirli bir Kahverengi tonunu kuşanıyordu Animagus. Her zaman yan yana görünmeseler de, sıklıkla ortak hedeflerini sırayla soyan bu iki hırsız günün böylesi erken saatlerinde başladıkları işleriyle kahvaltılarını yapabilecekleri bir kazanca erişmeye çalışıyorlardı. Devletin kayıtlarına bulunmaktan kaçan ve yeri geldiğinde evlerin pencerelerine manzarası olan ağaçların dallarından yeniyetme hanımların yatak odalarını dikizlemek en sevdiği hobilerinden olan toplumun pislik yumaklarından "Hınzır Nicholas" gülüştüğü Malcolm'ın omzuna kolunu atarak tanıdıkları en yakın rehinciye doğru yol almaktaydılar. Günlerinin neşesi, zenginlerin ceplerinden şimdilik kopartabildikleri küçük hediyeleriyle birlikte iki kılıksız yoldaş biçiminde yürüyüşlerinin durmasına neden olan Alpharian'ı gördüklerinde daha ara sokaktan yeni çıkayazmışlardı.

---

"Senin gibi Melek yüzlü, jilet gibi yakışıklı bi delikanlıyı almayacaklar da kimi alacaklar Ryan abi!" diyerek Malcolm'ın şimdi konuşmaya başlasa en az 10 dakika dırdır edeceğini öngördüğü sözlerini kesen Nicholas. Alpharian'ın ısmarladığı sıcak çörekleri kahvaltı ettikleri masada duvara sırtını dayadığı yerinde geniş geniş gerinerek bacaklarını açıp yer tutmuş olan Malcolm'ın ters bakışlarının konuşmadan soğumadığını göstermesiyle birlikte sözlerini sürdürmesini bekledi Siyah giyimli olan. Çınar takma adlı adam düşüncelerini iletmeye devam etti:
"Bir haftaya yakın zamanda bir toplantı yapılacakmış diye duyduk ama çalışan sormaya başladılar mı bilmiyorum. Belki bugün haber verirler." diyerek. Bu sözlerin üstüne iki gündür tıraş olmadığı için az da olsa uzamaya başlayan sakallarının masaya dayadığı dirseğinden destek alarak yüzüne dayadığı eline batmasına aldırmadan çenesini sıvazlayan Alpharian, düşünceyle kıstığı gözlerini iki adamın gözlerinin üzerinden geçirdi bir süre.
"İyi bakalım, başvururuz biz de. Her zamanki gibi, bu konuşma yaşanmadı. Biliyorsunuz. Başkasından duyarsam bozuşuruz..." dedi masasındaki ikiliye ve "Haydi size afiyet olsun, harcayacak fazla zamanım yok gençler." diyerek masadan kalkmıştı katil. Arkasından yalnızca dolu ağızlardan gelen esenlik dileyici homurdanmalarla birlikte hızlı adımlarla hedefine doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Kensington dolaylarında bulunan Paltrow Köşkü, Alpharian'ın sorguladığı yerdi; son yıllarda oldukça sevilen bir yöntem olan toplantı yeri kiralama işlerini sürdüren bir işletmeydi burası ve işinde iyi olmasıyla ünlenmişti. Parası yeten insanlar; temizliği ve Gümüş yemek takımlarının çalışması korkusu taşımadan, bir başkasının evinde toplantı ya da kutlamalarını yapabilecekleri evleri kiralayabiliyorlardı. Genelde kent dışından gelen toplulukların üyelerini düzenli ve daha az uğraştırıcı biçimde bir araya getirme yolu olarak kullanılan bu yöntem olmuştu. Topiarii Sanctionem adına giriştikleri bu gizli görevde Alpharian'ın üstüne büyük bir parça düşüyordu ve ilk adımı atmıştı bile.

3
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: Argumentum A Fortiori (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm III)
« : 06 Nisan, 2022 03:14:14 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Barışın öğrenilmesi, anlaşılması, kucak açılması gereklidir. Ancak Dünya'ya ite kaka, yeğince ve tutarsızca geliyoruz. Biz buyuz işte...

Shipley'de çok fazla kumarhane vardı... Yalnızca Muggle'ların girdiği kumarhaneler, yalnızca Büyücü'lerin girdiği kumarhaneler, iki Dünya'dan da insanların girebildiği kumarhaneler ve yalnızca üyesi olunduğunda girilebilen kumarhaneler. Aralarında gizli ya da açıktan Büyücü Satrancı oynatılanlar ve bahis yatırılarak oynatılanlar da ayrıydılar. Bu nedenle işinin çok olduğunu bildiğinden boşa hiç zaman harcamamak adına, Omegan'a bir not bırakmıştı Alpharian; eğer onun için de uygun olacaksa Mali-Phali-Ty-Co'da bulunmasını isteyen. İkizinin kendisi için hazırlamış olduğu rahat yatakta gözlerini açtığında Güneş doğmaya yeni yeni başlamıştı. Pub'ı neredeyse Finn'le birlikte açmış, mutfağın çalışmaya başlamasını beklemiş, hızla karnını doyurmuştu. Hazırlıklarını yapıp Scrinium'dan ayrılmak üzereyken barmenin kendine seslendiğini duydu Alpharian:
"Gitmeden önce, sana bir sorum olacak 'İki ruhlu' dostum."
Ceketinin yakasını düzeltmekle uğraşarak "Buyurun, yanıtlayarak yardımcı olabileceğim bir sorudur umarım?" diye karşılık verdi Lautus.
"Gerçek nedir, Alpharian av Thrawsunblat?"
"Benliğimize kondurmakla güvendiğimiz inançtır. Dünya'yı gerçekte olduğu gibi görüyor olduğumuza ve bir gün tüm insanlığın benzer bir şeyi görebileceğini umarak."
"Öyleyse Dünya nedir?" diye sorusunun içeriğini genişletmişti bar masasının arkasında duran adam, yanıtına gerekecek zamanın tanınmasına önem verici biçimde bekleyerek.
"Bir yanılsama. Çoğunun yaptığı gibi sorgusuzca boyun eğebileceğimiz ya da alt edip aşabileceğimiz bir tanesi."
Az da olsa çatılmış kaşlarla karşısındaki adamın iki ayrı renkte irisleri olan gözlerine bakarak son bir kez daha sordu Scrinium'un temel kolonlarından biri görevini yerine getiren Finn;
"Dile getirdiğin 'Aşmak' ne demek olmalı peki?"
"Bakımızın etkisinde bizlere sunulan her şeyin doğru olamayacağını tanıyıp ayırt edebilmek, özgürlükte olan bir us içinse yasaklanacak tek bir şeyin bile olamayacağını benimseyebilmektir. Doğa'nın uyguladığı yasaların Göklerden gelecek gizemli bir yabancılıktan değil, uslamlanmış bir nedensellikten geldiğini bilmek. İnançlarımızın bizi özgürleşmeye ulaşmaktan daha çok, bilgeliğe doğru dizginleyişini önde tutmak."
Eski günlerinden gelen anılarının yüzünde yarattığı sıcak bir gülümseme iletişimlerine katılırken son sözlerini söyledi adam;
"Sözlerinle ortaya koyduğun gibi, Yabanotları'nın neden böylesine zararlı olduğunu çoğu Lautus'tan daha iyi biliyorsun..."
"Bizler yanılsamaları ortadan kaldırmaya didinirken, onlar kendi ve diğerlerinin yaşamlarını yönetmeye kullanıyorlar diye."
"Evet. Güvenlik ve esenlik seninle olsun dostum." Kendinden daha genç olan Alpharian'ın son günlerde böylesine yalnız başına ve Purgatio dışında işler yapıyor oluşuna ister istemez kafa yoruyordu bu kıdemli örgüt üyesi. Adamın gözlerindeki kararsızlığı görebiliyor ama daha derine kazıp çıkaramıyordu ondaki yükleri. Bu konuşmalarının bugün burada bitmediği ortadaydı ama onu daha fazla bekletmek istememişti.

Alpharian'ın Shipley çevresinde yaptığı araştırmaları sonuç verebilmişti. Ancak Carvell adının peşinde iz sürerken, çenesi düşük kumarbazlar ve korumaların konuşmaları arasında karşısına bir ad daha çıkmıştı; "DeWitt". Hepsi de bu adam için yaşamlarını içtenlikle vermeye hazır birçok takipçisi olduğunu söylüyordu. Bazi tanıklar ise içki masalarında yaptıkları konuşmalarda eğer olur da adama zarar gelebilecek bir durum olsa, takipçilerinin araya girip kaçmasını sağlayacaklarını da açık açık anlatıyorlardı. Geçip gittiği bir mahalle meydanında birden ortaya çıkan yaşlı ve cılız çağırtkan, tam olarak aradığı şeyi kendisine sunarak Alpharian'ın odağını özellikle üzerine çekmişti:
"Yaşadığımız sıkıntılı dönemler bunlar ey millet. Yiyecekler kıt, paralar sıkışık.. ama herkes için böyle olması gerekmiyor! Yakalamaya yüreği olanlara olanak bol. Yoksunlukla çekip çevirmeye daha fazla gerek yok. Çalışmayı isteyecek kim varsa karşılığını alacak! Gelin, benimle konuşun ve sizlere Bay North'un neler sunabileceğini söyleyeyim."
Birden ortalığın işçi pazarına dönüşürcesine çağırtkanın çevresini dolduran insanlar arasında göz önünde ayırt edilemeyecek biçimde durup dinlemeye devam etti Siyah giyimli adam; çağırtkanın çevresinde durdukları daha önce özende incelenmediğinde varlıklarını anlamanın zor olacağı koruma görünümlü iki adam hızla ceketlerinin ceplerinden çıkardıkları bildirileri insanlara dağıtırken, konuşma devam ediyordu:
"Dinleyin, iyi bir yaşamın rahatlıkları artık sizin de olabilir. Bay North acınızı anlıyor; sizde ne eksikse sağlayacak, ne açığınız varsa kapatacak! Karşılığında tek istenilen dürüst bir günlük işini yapmanız. Büyük kazançlar için küçük bir özveri sayılmaz mı bu? Geleceğin neler getireceğini kim bilebilir, yarın ne üzüntüler getirebilir? Belirsiz bir geleceğe karşı kendinizi, sevdiklerinizi koruyun. Sıkı çalışın ve ödüllendirilin! Bay Carvell North size her şeyi sağlayacak!"

Adamın sözlerini bitirdikten sonra iki korumayla konuşması ve ortamdan uzaklaşması çok sürmemişti. Belki de başka bir yerde bu konuşmanın bir benzerini daha yapacak ve insan toplamaya devam edecekti. Peşinden gelen ve bir deniz fenerinin duvarlarını döven Okyanus dalgası gibi çarpmaya hazır Alpharian'ın varlığından haberi olmadan güvenle atıyordu adımlarını yaşlı çağırtkan. Konuşmanın yapıldığı yerden çok uzaklaşmamışlardı ancak yüksek sesle yapılacak bir iletişimin de odakları üzerlerine çekmeyecekleri bir konumdalarken ensesinden yapıştığı gibi en yakın duvara kafasını vurduğu çağırtkanı bir arka sokağa atıvermişti Alpharian. Deneyimli çağırtkan ilk kez soyulmuyordu ya bu ülkede? Adamın istediklerini verip kurtaracaktı paçasını...
"Kısa bir süre için biraz benimle, ya da hemen şimdi sonsuza dek Tanrı'nla konuş. Seçim senin!" dedi katil kuru bir sesle. Çağırtkan kolunu dayayabildiği duvardan destek alarak ayağa kalktığında "Yaptığı işi durdurmayacaksın. D-Durduramazsın!" diye çekinerek çemkirmişti karşısındaki adama. Siyah giyimli adamın daha "Ne işi?" diye sormasına zaman bile tanımadan dökülmüştü hemencecik yaşlı adam:
"Tanıdığın, sevdiğin mi var aralarında? Blackpool'daki depodalar. Orada tuttuklarını yolculuk için hazırlıyorlar, yenileri gelsin diye. Zamanı geldiğinde de hazır olanları gönderiyorlar işte. Bırak peşimi de git Carvell'la konuşup kurtar dostlarını, benle işin yok senin!" yanıtını vermişti.
Sinirlenmiş oluşu ve dünden kalan yaralarının da sürekli rahatsızlık vermesiyle "Nerede bu depo? Neden Blackpool?" diye tısladı sıkılı dişleri arasından Alpharian; dayanamadığı bir şey varsa o da böylesine ülküsünü satan ucuz insanlar olmuştu hep.
"Ben nerden bileyim be adam? Crowgill Yolu'yla Rosse Sokağı'nın birleştiği yerde kime sorsan seni Bay North'a götürür. Sana söyleyecek başka da bir şeyim yok! Carvell bana bilmem gerekenleri söylüyor, daha fazlasını değil. Böylesi daha güvenli."
"Onun için belki ama; senin için.. korkarım değil."

.. ve yaşlı adamın kısa kesilen bir karşı çıkma çığlığıyla birlikte, hızlı adımlarla hedefine yollanan Alpharian'ın bıçağı bir kez daha kana bulanmıştı.

4
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: Parva Sub Ingenti (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm II)
« : 06 Nisan, 2022 02:58:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Düzen olmaksızın gerçek barış var olamaz.. ve düzen yetke gerektirir.

Londra'nın halk içinde Tefeciler Prensi olarak da bilinen bankacısı Solomon Rothberg, yaşantısının çok da erken olmayan bir döneminde Cadı Avcıları'na katılmış ve zamanla avcıların yasal ödemeleri nedeniyle kendi amaçları için kullanmayı planladıkları değerli bir üye olmuştu. Alpharian'ın Mahir'in ofisinden yürüttüğü mühürlü mektubun yönlendirmesiyle birlikte Finn'e bir kez daha danıştığında öğrendiği bilgiler az da olsa yetersiz kalsa bile, yönlendirme amacı taşıyordu...
"Kentin en bilge barmeni bana Solomon Rothberg adındaki adamla ilgili ne bilgiler verebilir?" diye sorduğunda aldığı yanıt kafasında dönüp duruyordu sonraki gün sokakları dolaştığında:
"Yalnızca yürüdüğün yol seni onun karşısına götürüyorsa bile, çok kötü işlere imza atan bir Nesunt olduğunu açıkça söyleyebilirim..." demişti Finn; "Kentin soylu semtlerinin süslü giyimlerine bürünmüş biçimde, kendi gibileriyle birlikte olup diğer insanlardan uzak durduğunu duymuşluğum var. Çokça kendi işleriyle ilgili bir adam, her zaman bir şeylerin peşinde olan. Onun gibiler arasında biraz zaman geçirirseniz; eğer sizi tanıyor ve yeteneklerinizi biliyorsam genç dostum, onunla ilgili bilmeniz gereken her şeyi öğreneceğinize kesin gözüyle bakabilirim!"...
Böylelikle Alpharian uyanır uyanmaz sokaklara çıktığında yönünü Birmingham taraflarına yöneltmişti. Her zaman için, içinde büyük bir tiksinti taşıdığı zengin kesimden insanların arasında bulunmak huzurunu bozuyor olacak olsa bile; her sokağın bir ara sokağı ve her yerleşim yerinin de varlıksız insanlarıyla dolu bir bölümü vardı.. bu, insanların oluşturduğu bir toplumda neredeyse her zaman için kaçınılmazdı. Günün erken saatlerinde başladığı ve yalnız başına üstlendiği bu görevinde fazla zaman harcamadan içinde bulunması gerektiği bölgeye doğru ilerliyordu. Hartshill'in dingin sokaklarına vardığında saatler gün ortasına daha varmamıştı bile. Yine de işinin başında olanlar ve boş boş dolaşan insanların yollarına gittiği sokakların birleştiği bir yerde; yükseltilmiş tahtadan bir podyumun üstüne çıkmış, genel insan konuşmaları arasında sesi yüksekçe çıkan bir çağırtkan odakları üzerine çekiyordu. Alpharian adamı duyabileceği ama konumundan ayrıldığında gözünden kaçırmayacağı bir uzaklıkta olan banklardan birine oturarak konuşmasını gizlice dinlemeye başlamıştı.

"Kentimizi yoksulluğun ve eğlencesizliğin pençelerinden kesin bir yolla kurtaran Solomon Rothberg'e övgüler olsun! Bize yatacak bir yatak, bürünecek giysiler verme görevini kendi cebinden ödeme isteğiyle üstlenmiş; bizi koruyan, arka çıkan, gözeten kişiye!" sözleri yer yer bir gösteri olduğu ortada olan sözler ya da alkışlarla birlikte gelen övünç dolu sözlerle kesiliyordu. Adam işinin alışkın olduğu bir parçası olarak böyle bir düzenli oyunu özünden benimsemişti yıllar içinde.
"Ödemelerini kendi cebinden harçlık ettiği adamları, biz ısınalım ve sıcak yemeklerimizi yiyebilelim diye ocakların ve fırınların alevini yakıp tutuşmasıyla ilgileniyorlar. Ah, onun iyilikleri sınır tanımaz; şimdi edinmiş olduğumuz her şeyimiz onun yardım ve yol göstericiliği ile bizimdir! Solomon Rothberg'den parasını ve malını esirgemeden veren, daha eli açık biri yoktur!" diye sözlerine devam eden adama; yer yer kendince söylenen, yer yer de hızlıca susturulan biçimde sesli düşünen karşılıklar veriliyordu. Yine de bu karşı düşüncelerin hepsi yapılan sahte şakşakçılıkların sesi altında yitip gidiyorlardı esen yelde yakılmış bir kibrit gibi...
"Bu yüce yürekli adam her hafta olduğu gibi bu hafta da kapılarını Londra halkına açıyor, yüklerini bıraksınlar ve neşeyi bilsinler diye!" sözünü duyduğunda Alpharian'ın kulakları Siyah kumaşlı başlığı altında bir avcı köpeği gibi ilgiyle dikilmişti.
"Yaşamlarımız karanlık olabilir ama onun yardımıyla artık günlerimiz düzenlediği eğlencelerle aydınlanıyor! Tefecilerin prensi, bankacıların kralı herkesin eksiğini kapatmak için çalışıyor! Karşılığında hiçbir şey istemeden! Eli açıklığı hepimize örnek olsun, herkes onun gibi olmaya çalışmalı!" sözleriyle adam görevini başarıyla yerine getirmiş ve cebindeki Şilin'lerin yarattığı ağırlıkların karşılığını vermişti. Şimdi ise karşılığını vermesi gereken bir başka ödeme vardı...

Konuşması sonlandıktan sonra çağırtkan görev yerinden hızlı ve tombul bacaklarının elverdiği ölçüde kısa kalan adımlarla oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Alpharian avını gözlerinin önünden kaçırmayan bir Atmaca gibi peşinden gidiyordu önüne geçen insanları omuzlarına dokunarak gücü az olan bir itişle yolundan göndererek. Konuşmayı dinlemek için toplanan kalabalığı aştığında adamın ara sokakların gölgelerine yöneldiğini görmese de bileceği ustalığı vardı ne de olsa. Hedefine ilerleyen bir Kedigil'in patilerinden beklenilecek sessizliğiyle birlikte adamla yalnız kalacağı bir sokağa varması çok da uzun sürmemişti. Kazandığı haksız kazancın yaydığı kokuyu sezebiliyormuşçasına sürek avı boyunca izinden gittiği çağırtkanın omzundan tutup yüzünü kendine döndürmesiyle, adamı dünden kalan morluklarının üzerine daha da koyu renk katacak yumruklarını indirmesi bir olmuştu. Alpharian'ın adamı boyun eğene dek dövmesi uzun sürmemişti, ana yoldan seslerini duyup kimselerin karışmayacağı uzaklıkta dizlerinin üstünde salya sümük ağlamaya başlayan çağırtkanın yalnızca "Yeter! Yeter, konuşacağım! Konuşacağım!" diye yakardığı anda Siyah giyimli adamın yumrukları bedenine çarpmayı bırakmıştı.
"Param için ölmek gibi bir isteğim yok. Kimsenin parası incinmeme değmez." diye ağlamaya başladığında katilden aldığı yanıt kısa olmuştu: "Mantıklı bir yaklaşım...".
Sonrasında konuşma komutu verilmesine gerek kalmadan, bir eli yakasına yapışmış ve diğer eli yumruk biçimini almıyor olsa bile her an yeniden saldırmaya başlayabileceği duruşundan anlaşılabilen adama karşı çağırtkan sözlerini "Ne istiyorsun benden? Tüm param kemerimde asılı olan kesemde, başka bir şeyim yok!" diye sürdürmeye başlamıştı.
"Bankacılar kralıyla işim var." biçimdeki yanıt kısa olsa bile anlaşılır biçimdeydi.
Çağırtkan korku ve şaşkınlık karışımı bir ses tonuyla "Hah! Sana bol şans o zaman. O hiç kimseyle buluşmaz ki. Villa'sının balkonundan bile uzaklaşmaz.." yanıtıyla kendine biraz daha zaman kazanmaya çalışmıştı. Belki karşısındaki adam acırdı kendisine, kim bilir?
"Neden? Birinden korkuyor mu yoksa?" diye sordu katil yüzünde beliren keskin bir gülümsemeyle. Dün yaşantısını sonlandırdığı Mahir'den sonra Solomon'a haber ulaştırılmış olması olasıydı ama buna güvenip yoldan dönmek olmazdı. Başlığının örttüğü yüzü görünmese bile gözlerinden saçılan ışıltı, çağırtkanın ruhunu delebilecek nitelikteydi neredeyse.
"Korku değil beyim, nefret. Hizmet ediyormuş gibi davrandığı insanlardan nefret ettiğinden daha fazla kendinden nefret eder. İşini yaptığı efendisiyle bir olmadığından. Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum!" sözleriyle Alpharian'a kendini yetenekli bir yardımcısı olduğuna inandırmayı ister gibiydi;
"Tam olarak nedir bilmem ama hep işini yaptığımdan, yakınında bulunduğumdan bilirim... Utancından kendini dört duvarı arasına kilitler o."
Düşünceyle kısa bir anlığına yana yatmıştı Alpharian'ın kafası, duyduklarını kafasında tartıyor gibiydi sanki. Sonra o an için yüzünden eksilmiş olan gülümsemesini yeniden takınıp:
"Sonsuza dek saklanamaz ya?" dedi, sanki sesindeki kana susamışlığı sezebilmeye başlayan çağırtkanın korkudan titremesiyle birlikte.
"Yok beyim. Kalamaz. Hep bu eğlenceler ve yaptırdığı konuşmalar. İnsanlara tepeden bakmak için. İçkili toplantıları başladığı zaman onu bir gör, her seferinde ilk baş konuşmaya çıkar. Bir ilişkinlik isteğindendir belki? Bilemem. Az ve kısa süreli de olsa..." diyerek onaylamıştı katili.
"Böylesine da kendini saklayacak nesi var bu adamın?" diye sorduğunda stres nedeniyle ölümden kaçan bir maymun gibi dişlerini göstere göstere gülümsemeye çalışan çağırtkan alçak sesle kıkırdayarak "Görürsün beyim, adama benzemez bir adamdır..." diyebilmişti.
Alpharian o an kafasında dolaşan düşüncelere yanıt bulamamışken "Bırak beni gideyim beyim, ne sorduysan söyledim sana!" diyen adamın sözlerine karşılık yakasını bıraktıktan sonra:
"Nerede bu adamın evi? Eğlencesi nerede yapılacak?" diye sorması kaçınılmazdı. Bugün çağırtkanın sevindirici haberini ulaştırdığı eğlenceyle ilgili bilgi sorulduğu ortadaydı ve adamda Alpharian'a karşı yalan söyleyebilecek yüreklilik kalmamıştı:
"Wolverhampton'da onunkinden daha beyaz, daha granit heykeli olan villa yoktur beyim. Beni salarsan kapısına dek götürürüm seni!" demişti yalvaran bir sesle.
"Bırakayım da o gür sesinle Britanya'ya planlarımı ilet ve onun tüm korumalarına benden söz et diye değil mi?" diye karşılık verdi yüzünde acı bir gülümsemeyle Alpharian.
"Bir şey bile söylemem beyim!" dedi tombul adam, Siyah giyimli adamın elleri uzun süredir yakalarından tutmuyor olsa bile yerinden kıpırdayacak gücü kendinde bulamamış olsa da.
"Yo, hayır... Söylemeyeceksin." dedi soğuk bir sesle ve sol kolunda bulunan Gizli Bıçağı'nı tombul gövdesinin Karaciğerini bulundurduğu bölgeye sapladıktan sonra yerde titreyen bir debelenmeyle can çekişmeye başlayan adamı yerde yalnız bırakıp arkasına bakmadan ilerledi.

5
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Magna Purgatio: In flagrante delicto (Gizdüzen Üçlemesi Bölüm I)
« : 02 Mart, 2022 18:23:02 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Önem tek bir eylemden değil, içinde gerçekleştirildiği bağlamdan ve ondan doğan sonuçlardan gelir.

Son bir haftadır yatakta erken saatlerde uyanmış olsa da güne başlamayı seçmiyordu Alpharian. Normalde hiç böyle bir tembellik örneği göstermezdi ama değişik bir ağırlık vardı üzerinde, yataktan çıkmak fazla zor geliyordu. Yine de gün içinde fazla zamanı olmadığını bildiği için hazırlanmaya başladı. Kahvaltısını bugün de Mali-Phali-Ty-Co'da yapmak yerine başka bir şeyler denemek istemişti. Doğal olarak önce Korone'yi puba bırakması gerekiyordu tuvaletini yaptırdıktan sonra. Mali-Phali-Ty-Co'dan çıktıktan sonra elleri ceplerinde yürümeye başlamıştı; fırından yeni çıkmış Fransız ekmeklerinden alıp tereyağı mı sürerek yese, günün erken saatlerinde tutulmuş balıklardan mı alsa, kremalı tartlardan küçük bir ziyafet mi çekseydi yoksa... Kafasında bu düşünceleriyle biraz yürüyüp, biraz cisimlenerek Finchley taraflarına dek gitmişti. Adımları adamı eskiden ezbere bildiği sokaklara habersizce getirmişti, buralar bir zamanlar Tahtaparmak Çetesi'ndeyken çokça görev yaptığı yerlerdendi. Yaşlı Bill Payne'in çetesinden uzaklaştığı uzun yıllar boyunca pek uğramamıştı buralara, yine de değişmeyen sokakları mimarlığını kendi yapmışçasına iyi bilirdi. Kendisi gibi çetede olup büyüyen ve yaşlandığında kendi yasal işlerine başlayan eski bir dostunun dükkan açtığını duymuştu birkaç yıl önce. Buraya dek gelip ona uğramamak ayıp olurdu diye düşünerek adımlarını konumunu tam olarak bilmediği yeri bulma amacıyla atarken. Ara sokaklardan birinde, küçük bir dükkanın vitrininden içerideki hızlı çalışmanın sessiz görüntüleri seçilebiliyordu. Reuben'in Kobalt Tozları yazılı küçük bir yerdi ama içeride bir-ikisi çocuk en az 7 çalışan vardı. Alpharian dışarıdan bakıp eski dostu Kırpık Reuben'la göz göze geldiklerinde ikisinin de yüzü çocuklar gibi gülmüştü. Üstündeki önlüğü çıkarıp kapıyı açtıktan sonra arkadaşının üzerini kirletmemek adına kendini sarılmaktan son anda alıkoyan Reuben, çalışanlarına işaret ederek dükkanın kapısı önündeki dar yola iki sandalye ve küçük bir sehpa getirmelerini söylemişti. Daha sehpa yerleştirilmeden önlerine koyulan çaylarla birlikte iki eski dost konuşmaya başlamışlardı.

"Ryan, seni görmek ne güzel. Özellikle de tek parça!" diye başlatmıştı konuşmayı Reuben, "Seni de dostum, seni de..." diye yanıtladı Alpharian.
"Son yıllardan beri arkandan iyi sözler konuşan bir ben, bir de usta Payne kaldı. Giderken eşyalarını kırıp dökmeleri, o güzel çizimlerini yırtmaları... Tüm bunlar yaşanırken engel olamadığıma çok üzgünüm." demişti önlüğünün örtmediği yerler Mavi renkli hafif bir gradyanla kirlenmiş adam.
"Üzülmene değmez, boşver." sözleriyle arkadaşının üzüntüsünü az da olsa gidermek istemişti siyahlar içindeki adam. Reuben'in renklere olan ilgisini biliyordu; sokakta ya da hırsızlıkları sırasında buldukları renkli tebeşirlerle çizdikleri resimleri düşününce, çeteden ayrıldığında geride bıraktığı eserler şimdilerine göre bir eskiz kalitesinde bile sayılmazlardı ne de olsa.
"Doğrusunu söylemek gerekirse birkaç kardeşimiz erken saatlerde buradaydılar. Bu gün bile aramızdan ayrılışını kendilerine yediremeyenler var." diye devam etti Reuben, kısa bir anlığına ana yoldan geçen yayalara bakarak. Sonra da "Off, arkandan söylediklerini bir duysaydın var ya... Kesinlikle oturdukları yerden kalkmalarına bile zaman tanımadan gebertirdin hepsini!" diye ekledi sırıtarak. Evet, Reuben ve diğerleri sevdikleri kardeşleri Ryan'ın aralarından ayrıldığı ama zamanında elini kana bulamaktan da çok fazla çekinmeyen biri olduğunu ve bu yola girmiş birilerinin kan dökmekle ilgili işlerden uzak kalmayacağını iyi biliyorlardı.
"Hiç sorun değil!" diyerek geçiştirmişti Alpharian eliyle pis kokulu bir yığıntıdan havalanmış bir sineği kovarcasına, böyle şeylere harcayacak zamanı yoktu.
"Evet, evet... Hiç tam olarak çeteyi ailenin bir parçası olarak görme yanlısı olmamıştın değil mi?" diye iç geçirdi adam.
Bu sözü karşısında Alpharian'ın rahatsız edici bakışlarıyla karşılaştığında ise hızlıca;
"Üzgünüm, bazen ağzımdan çıkan sözlerin önemini düşünemiyorum" deyivermişti. Bu sözlerden sonra bir süre için sessiz kalıp çokça Mavi renkli işlemeleri olan seramik fincanlardan çaylarını yudumladılar. Reuben'in bu küçük dükkanından çıkan toz boyalarla yapıldıklarından kuşku yoktu, iyi kalitesi karşılığında yapılan maldan hammaddecisine örnek hediyeler verilmesi esnaflığın geleneklerindendi ne de olsa.
Sessizliği bozan yine Reuben'in çekinceyle başladığı sözleri olmuştu;
"Bak Ryan... Biliyorum eski yaşantımızdan biraz da olsa bir arınma arıyorsun ama.. kentte en az Şeytan denginde acımasız bazı insanlar var."
Eski dostunun bu sözüne karşı az da olsa havalanan bir kaşıyla odaklandı Alpharian. Bugün serüven aramıyordu tam olarak ama adamı susturmak yerine dinlemeyi seçmişti.
"Bu bölgedeki birkaç dükkan sahibi, açık stantlarda insanlara çürük et satmaya başladı. Son zamanlarda nasıl oldu bilmiyorum ama o etleri ucuz yolda elde etmenin bir yolunu buldular ve neden oldukları hastalıkları çok da önemsedikleri söylenemez" dedi Alpharian'dan gözlerini kaçırarak. Adamın sesindeki gizli nefret, bu durum karşısındaki yetersizliğini ve güçsüzlüğünü ortaya koyar biçimdeydi.
"Bunun sonucunda mahalleden birkaç çocuk öldü bile! Bu haksızlığın devam etmesine izin vermemeliyiz, buna bir son vermeye yardım etmek ister misin?" diye bitirdiği konuşmasının sonunda yüzünü Alpharian'a döndüğünde, adamın çoktan ayağa kalmış ve omuzlarındaki kısa pelerininin başlığını kafasına geçirmiş olduğunu görmüştü...

6
İlanlar / Topiarii Sanctionem Üyelik Başvuruları
« : 11 Şubat, 2022 13:56:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çiçeği burnunda örgütümüze katılmak isteyen üyelerimiz için başvuru ve bilgilendirme başlığı (:

Örgütümüzün üssüyle ilgili tanıtımımız:
Mali-Phali-Ty-Co ve Scrinium la Phali Hakkında

Örgütümüzün liderinin görüşleri ve vizyonuyla ilgili:
"Kaptan Farrell'ın Bir Mektubu"

Örgütümüzün işleyişi ve katılım bilgileri:
"Güzel bir bahçe yaratmak için yapmamız gereken eylemler" (Evet, uzun bir yazı...)

Üzülerek, içeriği ve işleyişinin gerektirdikleri nedeniyle ayrım yapılmaksızın 18 yaşından küçük üyelerin katılımına kapalı olduğumuzu ve başvurunun yalnızca yetişkin karakterlere açık biçimde belirtmek isteriz.

Başvurularınız için;
Karakterin Adı ve Soyadı:
Karakterin Yaşı:
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:
Karakterin Çok Kısaca Geçmişi:
Lautus Tezi tipi ve konusu:
Sizi örgütle tanıştıran Caupo: (Londra içindenseniz bu seçenek Raymond Harvey Davis dışında biri olamaz ama NPC bir karakter yaratabilirsiniz)
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: (Topiarii Sanctionem üyeliği Hizipler-üstü bir bağlılık olup, ana kurgu içindeki görevler göz önüne alınırsa örgütün görevleri Hizip Görevleri'nden önde tutulmalıdır. Mensubu olduğunuz hiziplerin görüşleriyle sizin ve örgütümüzün görüşleri çatıştığında, örgütü seçmenizin çok daha yararlı olduğunu belirtmemiz gereklidir.
Büyü Yatkınlıkları:
  • Biçim Değiştirme Gücü: #
  • Lanet Gücü: #
  • Tılsım Gücü: #
  • İksir Gücü: #
taslağını kullanabilirsiniz.


Örnek başvuru:
[spoiler]Karakterin Adı ve Soyadı: Alpharian av Thrawsunblat
Karakterin Yaşı: 34
Karakterin Temel Kişilik Özellikleri: Yaşadığı iki kişilikli yaşamı nedeniyle içinde bulunduğu ortamlara hızla uyum sağlayıcı bir kişiliği vardır. Bu kendisinin hem saldırı hem de savunma yöntemi olarak ele alınabilir. Örgüt kurallarına ve erdemlerine sonuna dek bağlı biri olsa bile, sözkonusu acı çeken hayvanlar olduğunda özdenetimini yitirebilen bir yapıdadır. Gerçekte soğuk, hesaplayıcı ve pratikliği önde tutan biri olsa bile; insanlar arasında mutlu, pozitif ve sesli kahkahalardan vazgeçmeyen biri olarak rol yapar.
Karakterin Çok Kısaca Geçmişi: Doğumundan sonra öksüz ve yetim kalmış, 13 yaşında da zorunluluktan dolayı Dünya'yı dolaşmaya başlamıştır. Yaşantısının büyük bir bölümünü çeteler içinde geçimini sağlayan bir başıboş olarak geçirmiş ve çok sayıda yararlı insanla tanışmıştır. 18 yaşında Raymond ile tanışıp örgüte davet edilmiştir.
Lautus Tezi adı, tipi ve konusu: "Hjemmesang", Çoksesli Kuş Senfonisi. Nota eğitimi verilmeden ve zorlanılmadan evcilleştirilmiş türlü egzotik ve yerli kuşun kendi aralarında sağladıkları bir uyum içinde yaratılmış yarım saatlik bir parçadır.
Sizi örgütle tanıştıran Caupo: Raymond Harvey Davis
Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip: Özgür Orenda Kardeşliği
Büyü Yatkınlıkları:
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 13
  • İksir Gücü: 0
[/spoiler]

Üyelik ve diğer türlü tüm önemli bulduğunuz ya da kurgunuzu etkileyecek sorularınız için bana, Raymond Harvey Davis'e ve Kenneth Aldo Miller'a mesaj atabilirsiniz.

Ayrıca sitemizin, genel örgütlenme konusundaki bilgilendirme başlığına da buradan ulaşabilirsiniz:
Kulüp/Örgüt İşleyişi


(Hızlı kopyalama için taslak kodu:)
[spoiler]
Kod: [Seç]
[color=#85c0ff][b]Karakterin Adı ve Soyadı:[/b][/color]
[color=#85c0ff][b]Karakterin Yaşı:[/b][/color]
[color=#85c0ff][b]Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:[/b][/color]
[color=#85c0ff][b]Karakterin Çok Kısaca Geçmişi:[/b][/color]
[color=#85c0ff][b]Lautus Tezi tipi ve konusu:[/b][/color]
[color=#85c0ff][b]Sizi örgütle tanıştıran Caupo:[/b][/color] [i](Londra içindenseniz bu seçenek [url=https://buyucedunya-rpg.com/index.php/topic,229.0.html]Raymond Harvey Davis[/url] dışında biri olamaz ama NPC bir karakter yaratabilirsiniz)[/i]
[color=#85c0ff][b]Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:[/b][/color] [i](Topiarii Sanctionem üyeliği Hizipler-üstü bir bağlılık olup, ana kurgu içindeki görevler göz önüne alınırsa örgütün görevleri Hizip Görevleri'nden önde tutulmalıdır. Mensubu olduğunuz hiziplerin görüşleriyle sizin ve örgütümüzün görüşleri çatıştığında, örgütü seçmenizin çok daha yararlı olduğunu belirtmemiz gereklidir.[/i]
[color=#85c0ff][b]Büyü Yatkınlıkları:[/b][/color]
[list][li][b]Biçim Değiştirme Gücü:[/b] # [/li]
[li][b]Lanet Gücü:[/b] # [/li]
[li][b]Tılsım Gücü:[/b] # [/li]
[li][b]İksir Gücü:[/b] # [/li]
[/list]
[/spoiler]

7
Hogsmeade Kermesi / RAY! Mini-Mali-Phali-Ty-Co!
« : 05 Şubat, 2022 02:02:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kermesin açılacağı ilk saatler sırasında geç kaldığını düşünerek hızlı hızlı yürüdüğü, asasının ucunda başının üstünde taşıdığı standıyla değişik bir görüntü oluşturuyordu Alpharian Av Trawsunblat Hogsmeade sokaklarında. Bu ufak köyün böyle cıvıl cıvıl insanla dolu oluşu biraz da olsa bencil bir düşünceyle bu adamın arada bir Korone'yi yürüyüşe çıkartmalarında yolundan sapıp uysal ve dingin havasında yalnızlığının tadını çıkardığı bir yer olarak benimsediği bir yerdi. Şimdi de olmadık kalemden insanlar doluşuvermişti. Sözde Hogwarts adına açılmış bir öğrenci kermesi olacaktı ama her hizipten çığırtkanlar, ne olduğu belirsiz insanlar ve gizli polisçilik oynamaya çalışan birçok yeni yetme Seherbaz'ın kol gezdiğini herkes görebilirdi. Arkasından babasına yetişmeye çalışan minik bir Cocker Spaniel'in çıtılı pıtılı pati sesleriyle birlikte hoflaya puflaya söylenmeyi de eksik etmiyordu. Yanından geçtiği insanlar sözcük sözcük söylediklerini duyuyorlardı ancak yalnızca kendini yavru köpek gibi takip eden biri olsaydı:
"Ya işte neymiş efendim Raymond zaten hastaymış, barmensiz Pub'ı kapatmak gerekirmiş, başka kimseye güvenilmezmiş, Kenneth çok yaşlıymış..." söylenmelerini anlamlı bir sırayla algılayabilirdi.

Adam kermesin düzenleneceği avluya vardığında çoktan her yerin insanlar ve stantlarla dolup taştığını görse bile, köy muhtarının heyet mermurlarınca Mali-Phali-Ty-Co Pub için ayırdıkları küçük alanı bulması zor olmamıştı. Standı yere indirip, şişeleri ve bardakları bir Muggle gibi büyü kullanmadan dizmesi yalnızca 7 dakikasını almıştı Alpharian'ın ve bu bir rekor sayılabilrdi.
"Çatla da patla Finn! Senden daha iyi bir barmen olacağım ilerde..." diye içinden kendi kendine söylenmeden edememişti. En sonunda menünün yazdığı tableti de stanttaki uygun bir yere yerleştiren adam, asasının çevik bir sallanışıyla Pub'ın kapılarındaki eşsiz Muggle oymacılığından az da olsa esinlenilmiş el emeği panoyu ışıklandırmıştı; "Mini-Mali-Phali-Ty-Co!" yazısı kermesin her yerinden görünebilecek biçimde ışıldamıştı işte... Siyah kalın kadifeden ceketini çıkarıp üzerine Bordo ve Mor renkli çizgiler taşıyan yeleğini giymiş, saçlarını geriye atıp servis şapkasını takmış ("Biyrööğğnn!" diyen dönercilerin, Erdal Bakkal'ın taktığından), göğsüne "Ryan" adı yazılı pirinçten yakalığını iliştirmiş ve en son da kurdelesini düzelttikten sonra Korone'yi "Stant güzeli" olarak ortaya yerleştirmişti. Bu Nesunt'lar karşısında soğukkanlı bir ölüm makinesi olan katil, okullu çocuklara ve eğlenmeye gelmiş yetişkinlere satış yapmaya hazırdı artık.


Not:
1 - İçkiler yalnızca In-RP olarak ücretlidir ve site içi Galleon'unuzdan alınmayacak olsa da RP'inizi yazarken "Parası ödeniyor" biçiminde yazmanız okuyucular için daha güzel olacaktır.
2 - Diğer stantlar gibi burada da ilk tadımdan sonra RP'inizin sonunda bir zar atmanız gerekmektedir ancak bu sefer istediğiniz içkiden seçme hakkınız vardır ve RP sonunda atacağınız 1d3'lük zar, içkiden etkilenme oranınızı ortaya çıkaracaktır.
(1 "Çakırkeyf", 2 Sarhoş, 3 "Zom olma" durumu biçiminde)
3 - Yine diğer stantlarda olduğu gibi serüven yaşamak isteyen üyelerimiz "Gözü kapalı biçimde" içerikleri anlaşılmayacak biçimde şişelenmiş "Deneme ürünü" olarak sunuma koyulmuş içkilerimizden 1d7'lik zar atarak içebilirler.
4 - Raymond amcanız izin vermediği, Alph.. Ryan amcanız da başına bela almak istemeyen biri olduğu için yaşı tutmayan karakterlerimize yalnızca 1 ve 7 numaralı ürünler satılacaktır!
(Pişşt, yaramazlık yapmak isteyen gençler olursa ürünleri alkolü biraz azaltılmış olarak masa altından servis alabilirsiniz. Bunun için biraz RP'inizi güzel bir içerikle yazarsanız onaya gerek olmadan otomatik olarak satın almış olursunuz (: )

1 - Ta Osmanlı İmparator'luğundan buraya tarifi bozulmadan getirilmiş olan, tüketim sonrası gaz çıkartıldığında anüsten renkli renkli baloncuklar çıkartan ve alkolsüz servis edilen
"Hüsn-î Şenlendirici Malt İçeceği"


2 - Geğirince burun deliklerinden ufak patlamacıklar yaratan hastalık iyileştirmenin en eğlenceli yolu
"Karabarut Stout'u"


3 - 11 gizli çiçek özünden, en tatlı Pirinç ve Mısır lapalarından üretilmiş ve içene gerçek mutluluğa yakın bir ses tonuya kahkahalar attıran
"Şerbetli Kadın Lager'i"


4 - Yalnızca yiğit oğlu yiğitlerin cenk öncesi ve sonrasında baş başa içtikleri bir ritüel içkisi. İki kişilik porsiyonda servis edilir, içim sonrası bilek güreşi ya da Grekoromen güreşi gibi bir güç gösterisi yapılmazsa, içeriğindeki malzemeler nedeniyle "Er Meydanı'ndan kaçan bir namert gibi" altına sıçırtır diyareye neden olan
"Siegbräü Bockbier'i"


5 - Çin'in en uzak merkezlerinde tarifini bulan Kehanetçi'nin yıllar sonra Dünya'yı kırıp geçirecek bir hastalıkla bağdaştırılacağını duyurduktan sonra krizler geçirip öldüğü, ilk damıtanın kör olduğu ama içenleri en az iki saat kötü şanstan uzak tutucu bir ferahlık sezgisi yaşattığı
"Gorana Pilsen'i"


6 - İyi öpücükler! İçeriğindeki özel ve yalnızca Patlar-Uçlu Keleker kuyruklarında bulunan etkiyi verebilen gizli tat karakterine sahip sevişgen sevgililerin birası. Biraz mayhoş, biraz ağızda patlamalı eğlenceli
"Sevgi Pıtırlatıcı Kölsch"


7 - Biraz kırların üstünde esen yel, biraz tüm Dünya'yı sarabilecek bir sevgi, azıcık da Toz Pembe gözlük camları... Bu alkolü çok hafif esintide olan biradan içen kişi en az iki saat çevresine sevgi saçacak, en kötü durumlardan bile sevinecek bir yön bulacak
"Uwu-Moe-Ale"

[Üretici Davis Ailesi ve Mali-Phali-Ty-Co Pub çalışanları yaşanacak problemlerden sorumlu değildir. Değişecek konuşma biçimi durumunuzu göz önünde bulundurarak sosyal iletişime geçiniz. Alkol dostunuz değildir. Lütfen bilinçli tüketiniz.]

8
Yetişkin Postası / Bağımsız Yorumcu & Sanat Eleştirmeni Ryan Kirkhammer'ın Ofisi | Baykuşhane
« : 01 Şubat, 2022 15:57:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

Haftaiçi:
08:15 ~ 16:32 arası

Haftasonu:

GÖNDERMEYİNİZ!

9
Birleşik Krallık / Yakılanların anısına
« : 09 Aralık, 2021 00:20:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sis dolu geceyi yara yara ilerleyen adımları taş kaldırımlı yollarda ıslak izler bırakarak ilerliyordu. Mali-Phali-Ty-Co'nun "Sarhoş bekçiliğini" yapmadığı sayılı gecelerden biriydi bu; Raymond'dan Pub'daki işi için izin alıp, bundan yalnızca birkaç ay önce aralarına katıldığı, yengesi olarak gördüğü Jane Davis'in tanıdığı bir Muggle tarafından kurulmuş ve geceleri gizli kapaklı biçimde kadınlara eğitim veren bir kursun öğrencisi olmuştu. Şu an ise gece derslerini alacağı binanın yolunu tutmuştu soğuk havada kürk mantosuna sarılarak. Boş sokaklar ve ışıksız Gece göğü değişik bir huzur sağlıyordu her zaman için Omegan'a. Sokak lambalarının titrek ışıkları arasından bir aydınlık, bir karanlık içine gire gire yollarda rahat rahat yürümek terapiye benzer bir durum yaratıyordu Cadı için.

Sürekli değişmeyen bir rutinde devam eden ve yoğun geçen günleri arasında böylesine ses içermeyen ve durgun ortamlara girebilmek, bazı zamanlarda mutlu olduğu günlerde de bir sokak lambasının taş döşeli yolda yarattığı yuvarlak ışığı bir sahne ışığı olarak görerek altında küçük dans koreografileri sergilemek gibi eylemler; kendine sakladığı minik gizli eğlenceler olmuştu Londra'da yaşamaya başladığı yıllardan beri. Kardeşi, Raymond ve Kenneth ağabeyleri gibi kendisi de sanat aşığı birisiydi. İkizler olarak yönelimleri daha çok müzik bestelemek üzerine olsa da, Omegan bazı zamanlar kendini bir sahnede Opera söylediğini düşlerken buluyor ve bu durumuna kendi kendine gülerek karşılık buluyordu.

Yine böyle düşünceler içinde bir ışık çemberinden diğerine hoplaya zıplaya ilerlerken, köşeyi döndüğünde karşısına çıkan sahneyle birlikte birden durdu. Katıldığı kursta her gece almak istediği eğitim olmuyordu ve bu nedenle Cadı'nın sık sık işine yoğunlaşmak yerine dolaşmaya çıkmasına gerek duyacağı bir ortam yoktu. Yine de en son bir hafta gibi bir süre önce geçtiği bu yolda daha önce görmediği bir şey vardı. Sokak lambalarının birinin dibinde birçok bukete yetebilecek sayıda çiçek, küçük notlar, uzun saatler önce yakılmış ve eritip bitmiş ya da sönmeye yüz tutmuş mumlar... Küçük bir sokak andacı, ölenlerin arkasından anılar bırakılan bir türbeye dönüştürülmüştü. Muggle'ların kolayca bulabileceği bir yerde açılmış olması çok büyük bir sorun değildi, ne de olsa herkesin anlayabileceği şeyler yazmıyordu bırakılan notlarda. Yine de bilen biliyordu neden burada böyle bir şey olduğunu. Omegan'ın Londra'da olanlardan haberi vardı, detaysızca bile olsa gazetelerde okumuştu. Sihir Bakanı Kellington'ın geçen haftalarda yaptığı duyuru da sanki kulaklarında şimdi bile çınlıyor gibiydi. Gözüne çarpan notlardan birinde
"1692’den bugüne dek. Özgürlükleri karşılığında, yakılanların anısına." yazıyordu.

Cadı Avcıları’na karşı bırakılmış bir uyarı amaçlı gözdağı mıydı, yoksa intikam peşinde olunduğunu ve yaşananların unutulmayacağını belirten, ya da yaptıkları eylemde başarılı olamadıklarını kanıtlayan bir kışkırtma mıydı bilemedi Omegan. Kendi de ölenlerin arkasından bir şeyler bırakmak isterdi. Bırakılan diğer küçük notlardan bazılarını okudu Cadı üzerlerine eğilerek, çiçekleri inceledi uzaktan ve yanında bir mum olmasını diledi. Burada sevdikleri adına yas tutanların gözyaşlarını dökebilmeleri için yaslayacakları bir omuz olmak isterdi. Tüm bunlardan sonra ise yalnız başına karanlık bir odada oturup o özel Davis biralarından büyük bir bardak içmeyi de isterdi şimdi. Biraz önce sokağın ortasında kendi başına dans edebilecek seviyede yükselmiş olan morali ve enerjisi kesinlikle yerinde değildi şimdi… Derken beklenmedik bir ürpertiyle düşüncelerinden çekip alındı Omegan. İşte tam bu anda bulunduğu yere, biraz önce kendi yürüdüğü yoldan yaklaşan birilerinin ayak sesleri gelmeye başlıyordu.

[Açık RP’dir, ölenleri anmak isteyen ve karakterleri tanıştırmak isteyen tüm oyunculara açık davet olarak görülebilir.]

10
Birleşik Krallık / Korone Darbesi!
« : 25 Kasım, 2021 15:00:52 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yorucu bir gece daha sonlanmıştı Mali-Phali-Ty-Co Pub adlı bu küçük ama sıcak yerde. Güneş'in doğması ve sokakları altın ışıklarıyla aydınlatmasına bir saate yakın zaman vardı daha ama bu kadının mesaisi bitmişti işte. Önlüğünü çıkaracak, içeride yüzünü ve ellerini yıkayacak, sonrasında da bar tezgahının arkasından şapkasıyla paltosunu alıp eve yollanacaktı en sonunda. Yalnızca Raymond'ın gelmesini ve vardiyasını devralmasını bekliyordu. Bir yandan da son müşterilerinin artık "Kafa ütüleme" seviyesine çekecek biçimde uzatarak anlattığı öyküsüyle kulaklarını yoran palavracı Faruk adlı adamın hırıltılı ve hışırtılı ses tonu karşısında karşısında savunmasızca kulaklarını yoruşunu inceliyordu. Yaşantısının bu dingin ve güvenli günlerinin tadını çıkarmayı seviyordu Omegan, dayanması zor bir sıkıcılığı olsa bile... Küçüklüğü ve gençliğinin neredeyse tamamını geçirdiği koşturmacalardan sonra erkenden emekliliğe çekilmiş gibi kovuğuna kıvrılıp yuva edindiği bu yaşantı neredeyse her anlamıyla uygundu. Güvenli, uysal, rutin, huzurlu; evet, "uygun". Bar taburelerinden birine oturup çenesini tezgaha dayadığı dirseklerinin desteğiyle elleri arasına dayayıp daldığı bu düşüncelerinden Raymond'ın omzuna dokunuşuyla uyandırılmıştı. Adama yanıt olarak yorgun bir gülümseme ve başını sallamasıyla eve dönüş yolunu tutmaya başlayabilirdi artık.

2 katlı tahtadan köşkün kiraladığı odasına doğru giderken tırmandığı merdivenlerin gıcırtısıyla birlikte üşümekten titreyen elleriyle tuttuğu anahtarını daha da fazla zaman harcamadan yuvasına takıp evinin konforuna girmek istiyordu Alpharian'ın evine gitmeden önce. Önce evdeki küçük sobayı yakıp güzel bir çay demlemeyi ve ısınmayı planlıyordu. Londra'nın bu Gündüz ayazları çok üşütüyordu Omegan'ı son günlerde, sanki kent içindeki insanları üşüterek bir mesaj vermeye çalışıyor gibiydi. Anahtarını kullanıp menteşelerinden gıcırdayan kapıyı geçtiğinde, evin karanlık odalarında olmaması gereken bir ses uzaklardan bir yerlerden kulaklarına ulaşıyordu Omegan'ın. Ne olursa olsun ileri görüşlü olmayı ve kendini zarardan sakınmayı uygun bulduğu için anında çekip çıkardığı asasıyla kapının eşiğinden bir adım öteye kulak kesildi kadın. "Lumos" diye fısıldayarak asasının ucundan çıkan bir ışıkla girişin aydınlanmasını sağlamıştı sesi yapan şeyi görebilme umuduyla. Ölçülü, tonu değişmeden tekrar eden bir sesti bu; sanki neredeyse.. bir soluk sesiydi?

Bir anda gözlerine ulaşan ışıkla birlikte, üzerine örtülmüş küçük battaniyenin altında uyanan ve hareketlenen hayvan; o küçük köpeklere özgü olan enik sesiyle çıkardığı ufak bir havlamayla kafasını örtündüğü kumaşın altından merakla çıkarmıştı. Bu küçük sürpriz karşısında "İNANAMIYORUM! Sen de kimsin?" diye ciyaklayıvermişti genç bir kızın ses tellerinden çıkması beklenilecek incelikteki şaşkın sesiyle Cadı! Karşısındaki minik ve uykusundan uyanır uyanmaz hareketlenen tüy yumağına göz açıp kapayıncaya dek hızla ulaşıp, dizlerinin üstüne eğilerek pofuduk boynuna sarılmıştı. Neler olduğuna tam anlamıyla anlam veremeyen ve dili dışarıda sağına soluna şaşkın şaşkın bakan köpek, dışarıdan bakan birisi için kaşlarıyla yardım çağrısı yapıyor gibi algılanabilirdi annesinin bu hızla gelişen sevgi patlaması karşısında. Bir Cadı olsa bile normal bir Muggle gibi olağan bir kilit sistemiyle kapalı duruyordu evi ve işe çıkmadan önce böyle tatlı bir şeyin 2 odalı evinin girişinde bulunuşunu görebilirdi Omegan. Uzun ve dalgalı karamel rengi tüylerini okşayarak sarılmayı bırakmayı hiç istemese de bu şapşal varlığın yüzüne bakmak için kendini geriye çektiğinde, kulaklarından birine o minik kafasını sıkmadan geçirilmiş Mor renkte saten bir kurdeleye el işiyle "Korone" yazılmıştı. Bu adı bir yerlerden anımsıyordu sanki kadın; çocukluğundan bir yerlerden, okuduğu kitaplardan birindeki bir öyküdendi kuşkusuz. Belki Uzak Doğu esintileri taşıyan bir yazıdan, bir yazardan ya da karakterden. Ya da en azından Uzak Doğu dillerinden esinlendiği anlaşılıyor gibiydi...


Bir yandan dizlerinin üstünde durmaya devam ederek iki eliyle köpeğin minik yüzünü acıtmadan mıncıklayarak seviyor, bir yandan da odada gözlerini gezdirerek bu pofuduk tüylü armağanıyla ilgili bir bilgi edinmeyi amaçlıyordu. Köpeğin üzerinde yattığı püsküllü yastığın kılıfına iliştirilmiş olan ve üzerinde "Dünya'nın en güzel ikiz kardeşine." yazılı bir zarfın varlığını, odayı aramaktan vazgeçip de hayvanı incelemeye başladığı zaman gözlerini aşağıya yönelttiğinde algılayabilmişti. Korone'nin minicik burnuna bir öpücük kondurduktan sonra hayvanla olan değintisinden uzaklaşıp zarfa saldıran elleri, şimdi içinden Alpharian'ın o özenerek yazdığı el yazısını değil ama şu aldığı günden beri hep kullanmaya başladığı "Daktilo" adlı Muggle yapımı araçtan çıkan yazıları içeren kaliteli bir parşomeni tutuyordu gözlerinin önünde:
"Daha doğum günümüz olmadığını biliyorum, yine de bu uzun kadife tüylü meleği kendine sıcak bir yuva ararken buldum bir yerlerde ve o gün gelene dek bundan daha tatlı bir armağan bulabileceğimi sanmıyorum. Eh; doğum günümüz gelene dek de başkasının, özellikle de üyesi bol Davis ya da Miller ailelerinden birinin evinde yaşamasını da bolca kıskanırdım açıkçası. Biliyorsun, ben gün içinde kendi seçimim olduğu anlar dışında her zaman yalnız kalmıyorum ama gecelerin senin için genelde soğuk ve karanlık olduğunu biliyorum benim biricik kardeşim, albenili Bordo renkli kadife yapraklı Gülhatmi çiçeğim, güzel Siyan İnci'm... Artık Londra'da ve konar göçer yaşantılarımızın tam tersi biçimde kendi evlerimizde yaşadığımıza göre, Bu yalnızlığına bulduğum yöntemimi zaman yitirmeden sana sunmayı uygun buldum. Yanında olamadığım zamanlar için dizlerinin üzerine yatıp seni ısıtacak ve sana eşlik edecek bir kızın kızımız var artık 'Karanlık Kelebek'. Evet, sana bir yeğen de veremediğimi biliyorum ve bu durumda bu konuyla ilgili duyduğum sıkılganlığın da bu armağanda katkısı var kesinlikle!" yazmıştı notunda.

Ah, "Karanlık Kelebek"; Alpharian'ın kendisine kondurduğu ve yalnızca özel zamanlarda dile getirdiği takma adı... Cadı'yı eski günlere götürmenin en hızlı yoluydu bu. Kağıda bir kez daha baktığında yazının daha bitmemiş olduğunu gördü.
"Bu arada bu minik yavrucuğumuzu Mali-Phali-Ty-Co'ya gelmeden önce sevgili 'yeğenimiz' Gwen Rosé Davis'in ilgi dolu gözetimi altında tutan ve sen işten eve vardığında karşına çıksın diye Pub'a gelmeden hemen önce evine getirip saklayan Raymond'dı. Ona bunun için teşekkür etmeyi unutma lütfen! Kurdele Gwen'in kendi saçlarına taktıklarından biri, üstüne eliyle işlediği adı da yine Gwen'in bu sürprizle ilgili bir başka katkısı. (Ona da ayrı teşekkür etmemiz gerekli bence?)" diye de eklemişti Alpharian notun sonuna.

"Alphie, seni sevimli sersem!" diye içinden geçirirken oturduğu laminant döşeli eski ve kararmış zeminden kalkıp çalışma odasının çekmecesinde tuttuğu; evdeki tek ayna olmasının dışında, bir diğerine bıraktıkları küçük not kağıtları dışında kardeşiyle iletişimde bulunabileceği tek araç olan şeye yöneldi. Omegan'ın şimdiden aklına bu sürprizin denginge bir plan gelmiş olsa da, bunu uygulamak için bay Davis'in Tılsım yeteneklerinden ve bay Miller'ın bağlantılarından yararlanması gerektiğini iyi biliyordu. Bu hediyenin yanına kalacağını sanıyorsa, daha 34 yıllık ikiz kız kardeşini tanıyamamış demekti Parlak Kelebek Alphie! Önce evine yeni ve daha büyük bir ayna almalıydı ama... Aynada kendi yansımasına bakıp; Alpharian'ın bakışlarını görerek kuracağı ve yalnızca iki kardeşin arasında kalıp, yalnızca bakışarak anlaşacakları iletişim seviyesine uzun zaman önce erişmişlerdi zaten.

11
Cheshire Cat's Circus / Pratik bir teklif
« : 05 Kasım, 2021 23:07:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Şimdi durup düşündüğünde "Cheshire" adlı adamın peşinden birkaç aydır koşuyordu Alpharian. İnsan müşterileri üzerinden para kazanan bir işletme sahibi olan birinin, işletmesini bulunabilmesi kolay bir konumda tutar diye düşünebilirdi ama görünene göre bu çılgın kişi için böyle şeyler gerçekten anlamsızdı... Alpharian ise gün içindeki kısıtlı zamanında hem araştırma yapmak, hem de bu adamın ortağı ve çalışanı olan muciti bulmak için harcadığı emeklerin bugün meyvesini toplayacak gibi görünüyordu. Yıllar önce örgütlerinin yaşlı mı yaşlı bir mühendisine yaptırdığı ve o günden beri bir kez bile "Tık" dememiş, bozulmamış ve aksamamış olan; sol ön kolunun içinde saklı duran bıçağındaki mekanizmanın kaliteli bir kopyasını, biraz daha geliştirilmiş ve başka bir amaç için tasarlanmış bir eşini Londra ve çevre ülkelerde yaptırmaya çalışsa da bunda başarılı olamamıştı. Ustanın da ölümünden sonra seçeneksiz kalan Alpharian'ın bu aracı çoğaltma denemeleri; ya tasarımdaki bir aksaklık, ya üretimde kullanılan bir eksiklik ya da anlamlandırmak için uğraşmadığı bir başka nedenle her zaman için başarısız denemelerin ötesine geçemediği olağan benzetmelerden başkasına sahip olamayışıyla sonuçlanmıştı bugüne dek. Eğer Cheshire'ın yanında çalışan ve adının Qian Fenhua olduğunu öğrendiği kişi söylenildiği gibi işinde yetenekli biriyse, bu ikili arasındaki tek alış-veriş olmayacaktı. Hatta belki bir gün örgütün bir parçası bile olabilirdi? Bunu yalnızca zaman gösterebilirdi Doğal olarak...

Hogsmeade yakınlarında sayılamayacak ama açıklayan biri için gösterilecek başka bilindik bir yer olmadığı bir konumda bulunduğundan, Alpharian'ın Cheshire Cat's Circus'u bulabilmek için en akılcı yöntemi İskoçya kırlarına varabileceği en yakın noktaya atlaya atlaya Cisimlenmek olmuştu. Ne olursa olsun, dört dev ayağıyla aylak aylak dolaşan dev bir sirk çadırını görememek için gerçekten büyük bir uğraş vermiş olmak gerekirdi ama yine de adamın bu işletmeyi bulması birkaç saatinden daha fazlasını almıştı çoktan. Yavaş ama büyük adımlarla yoluna devam eden büyülü çadıra yaklaştığında müşterisiz bir güne rastlamış olmanın verdiği rahatlıkla kapısının olduğu yöne geçip uygun bulduğu bir kaya parçasına asasıyla "Spongify!" komutunu verdikten sonra üzerinden zıplayarak içeri ulaşmıştı adam, neredeyse çocukluğundan beri eğlenerek her zaman yaptığı gibi. Her çalışanın bir oraya, bir buraya gittiği; içinin dışından çok çok daha büyük olduğu içeriye girilmese bile beklenilecek bir yerdi burası. Yanından geçerken rahatsız etmeden kolundan tuttuğu birine patronunun yerini sorduğunda, artık en sonunda Cheshire ile tanışabileceğinin düşüncesiyle omuzlarından az da olsa bir yük azalışına benzer bir duyguyu sezebilmişti. Alpharian ilk önce ne olur ne olmaz diye yeleğinin iç cebindeki planlar yerinde duruyor mu diye kontrol ettikten sonra uzun adımlarla adamın ofis olarak kendine ayırdığı bölüme doğru yollandı.

12
Apples & Oranges / İki haftada bir kez, yarım saatten daha kısa
« : 04 Kasım, 2021 23:41:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Knockturn Yolu'nun boğuk ve karanlık havasına karşın Kırmızı ve Turuncu renklerin göz almaktan hiç zorlanmadığı bu dükkan Alpharian'ın sık sık uğradığı yerlerden biri olmuştu açıldığından beri. Çocukluğundan bugüne dek yaptığı ve tarihin en eski işlerinden biri olan ilk mesleğinin etkilerinden belki ölüm döşeğine dek kurtulmayacaktı ama neredeyse hiçbir şey; belki bu Dünya'yı varlığıyla kirleten bir Nesunt'u acılarla dolu bir sonsuzluğa yok etmek bile küçük hırsızlıklarının, cepçiliklerinin ve kapkaçlarının verdiği tadı veremiyordu.
Kapının açılışıyla eşikten geçişini haber veren zille birlikte adam, belki hiçbir zaman hiçbir şey almayacak olsa bile raflardaki ürünleri inceleyerek kasaya doğru ilerlerdi hep; iki hafta önce burada olup şimdiye çoktan satılanlar, yerinde müşterisini bekleyip toz biriktirenler, hızla gelip satılıverildikleri için rafta kendilerine açılan yerin diğer mallardaki düzenle ters durduğu ürünler... Hepsi değişik bir öykü taşıyorlardı üzerlerinde ve Alpharian kimi zaman bir büyü yaratıp, onların öykülerini tek tek izlemeyi dilerdi. Böyle bir şey için Ramyond gibi bir Tılsım ustasının yardımını almak zorunda kalabilirdi, eğer gün olur da bu düşüncesin gerçekten gerçekleştirmeyi kafasına koyardıysa. Şu an için daha önemli bir olguya odaklanmalıydı ama...

Bu dükkanda her zaman için hoşbulunacağını biliyordu, sahibesi Cornelia'nın güler yüzlü ve bu soğuk, karanlık sokaklar içinde açan bir çiçekten belki daha da güzel birisi olması ise bu ortamı adam için daha da seçilebilir konuma sokuyordu. Buraya gelmekten çekinmesini engelleyen sayılı şeylerden biriydi. Evet; Alpharian bir hırsız olabilirdi, yine de bu onun büyüğü saydığı ve yıllarının çoğunu odalarında geçirdiği Mali-Phali-Ty-Co'da her cebine attığını satabileceği anlamına gelmiyordu. Tılsım ustası ve büyüğü olarak gördüğü adamın değerli bulacağı parçaların dışında çok ender şeyler satabilirdi Alpharian; gerçekten de ne olursa olsun "Satmaya utandığı" bazı parçalar olabiliyordu. İşte böyle durumlarda sokakta tanıdıkları, çetelerden bildiği satış noktaları ya da birkaç daha karanlık dükkandan sonra Apples & Oranges geliyordu "en başlarda". Buraya geldiğinde sıcak bir gülümseme ve adıyla çağırılacağını bilmenin verdiği ayrı bir huzur vardı, ya da ayrı bir.. sahiplenilmişlik duygusu? Bilemiyordu ne olduğunu ama bir şeyler vardı burayla ilgili. O şeylerin de Cornelia'nın Açık Kahverengi gözlerinde bir yerde olduğunu savunabilirdi ama kanıtlayabilecek seviyede onlara uzun uzun bakabileceğini ve bakarken de kafasındaki düşünceleri devam ettirebileceğini düşünemiyordu.

Diğer anlamda ise, burada adının -Ryan'ın adının- seslendiriliyor oluşundan da çok çekinmiyordu açıkçası. Ne de olsa çoğu insan normal gazete bile okumuyordu bu ülkede, okuyanlar arasından da çok çok azı sanatla ilgili köşelerle ya da sanata adanmış yayımlarla ilgileniyordu... Buradaki insanların kendini tanıması çok zor oluyordu böylelikle. Hem bir Sanat Eleştirmeni, paraya sıkışıp elindekileri rehin bırakamaz mıydı ki? Gizli gizli iç cebinde getirdiği diğer malları satıyor ya da satmıyor oluşu en fazla başka köşe yazarlarının diline düşerse küçük bir polemik yaratma potansiyeline sahipti, onları da keskin kalemi ile daha da keskin dili yardımıyla yenebilirdi Alpharian. Yavaş adımları bu düşünceleriyle birlikte kasanın bulunduğu tezgaha ulaştırmıştı bile. Cornelia görünürlerde yok gibiydi, bu nedenle adam tahta tezgahın zeminine kapı çalar gibi tıklatmayı seçmişti varlığını girişteki zilden sonra bir kez daha haber vermek için.

.. aman yine geçen geldiğindeki gibi kardeşi Gabriel kapıdan içeri dalmasaydı da durduk yere siniri bozulmasaydı bu sefer.

13
Mali-Phali-Ty-Co Pub / Hey gidinin!
« : 02 Kasım, 2021 14:38:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çıngıraklar gibi şakırdayarak birbirlerine çarpan bardakların sesi, şakaklarından zehirli dişleriyle ısıran ve ısırmayı bırakmayıp oralara dişlerini geçirerek tutunan iki küçük Doksi varmışçasına başını ağrıtıyordu. Yaşantısından ve yaptığı şeylerden yerinmiyordu ama son birkaç yıldır hastası olduğu ve ne Muggle ne de Büyücü sağlık bilimlerinin bu "Migren" adı verilen şeye kalıcı bir son bulamasına sinir oluyordu. Kapattığı kehribar renkli gözleri ve sıktığı dişlerinin arkasında saklanıp biraz olsun düzelmeyi bekliyordu ellerini üzerine attığı ama daha kavrayıp masasına götüremediği iki siparişin tabağının başında durarak. Böyleyken pub içindeki her müşteriyi ayrı ayrı duyabiliyor gibiydi; hem Muggle'ların, hem de Büyücü'lerin. Gülüşmeler, fısıltılar, çatal-bıçak sesleri, masalara sert ya da uysalca bırakılan bardaklar... Gözlerini tekrar açtığında aynadaki yansımasıyla karşılaştı, bakışları korku dolu ve sorgulayıcı olsa bile bu duruma çok fazla aldırış edemeden kendine ölçülü ve az da olsa korkmuş gözlerle bakmaya devam edildiğini gözlemleyebildi.

"Sorun yok. Yalnızca küçük bir baş ağrısı. İşine bak sen..." diyerek kendini ve yansımasında saklananı dinginleştirmeye çalıştı kediye benzeyen mırıldanıcı ses tonuyla. Yorucu mesailer sırasında bu ağrıların giderek sıklaşıyor oluşlarını düşünerek çattığı kaşlarıyla birlikte müşterilere siparişlerini sunarken, barın aynasına bir kez daha uzaklardan bakıp keşkelerle gerçekten uzun bir okyanus gezintisinde olabilmeyi diledi. Barın bir köşesine sindikten sonra elbisesinin yakasındaki kelebek işlemesine dokunduğunda saatlerdir pencereleri sertçe döven Yağmur damlalarını sanki daha ilk kez duyuyormuş gibi gelmişti. Bu gece bitecek gibi durmuyordu Omegan için ve patronu olarak Raymond ile son görüşmelerinde yeni bir barmen almayı düşündüğünü, böylelikle onun Mali-Phali-Ty-Co'da bulunmadığı günlerde iş yükünün daha da azalacağını haber vermişti. Kadının düşünceleri de bu nedenle aralarına yeni katılacak çalışana yoğunlaşmıştı son günlerde; bir erkek mi yoksa kadın mı olacaktı, genç ya da yaşlı mı, deneyimli ya da bir çaylak mı, Büyücü mü ya da Muggle mı?

Tam da bu anda Mali-Phali-Ty-Co'nun savrularak açılan kapıları duvarlardan geri sekerek onları savurana geri çarptı ve tüm odakları üzerlerine çekti. Omegan gecesinin daha da canlanacağını ve çok daha zorlaşacağını acıyla algılamıştı; onaylamazcasına başını sağa-sola sallayan kadın kısa bir an için başını ellerinin arasına gömerek yaşamına isyan ettiyse de, daha çok zaman harcamadan kapıya doğru yönelerek daha fazla utanç yaşatıcı durumun ortaya çıkmamasına uğraşmayı seçti. Çarpan kapılarla gerisin geriye kalçalarının üstüne düşen adam, homurdanarak ne anlatmaya çalıştığını kimselerin anlayamadığı bir ses tonu ve entonasyonla söylenerek ayağa kalkmaya çalışıyordu. Yer yer gök gürültüleri ve şimşeklerle aydınlanarak ama çok da sağanak yağmayan Yağmur'un altına çok da çıkmamaya çalışan kadın yanına eğilip:
"Yardım istiyor musun amca?" diye sorduğunda adam;
"Plattsburgh savaşında onnnbeş kişiye karşı tek başıma savaştım ben kızım! İki çift gıcırtılı kapı mı beni yıkacak? Şarabın var mı?" diye karşılık vermişti.
Küçük bir iç çekmeyle gözlerini deviren Omegan adamın koluna girerek onu yerden kaldırdığında kendini tutamayarak;
"Plattsburgh savaşını Britanya kazanamadı ki şaşkın adam, neyiyle övünüyorsun? Hem ayrıca kapımız tek çift, sen ikili görüyorsun..." diyerek iğnelemeyi eksik tutmamıştı.

Adamın;
"Babandır amca! Faruk abi diyeceksin... Cebimden kaç tane Raymond çıkartırım ben sen biliyor musun?!" diye şimdiden uydurmalarına başlamıştı.
"Atıp tutmak için bara geçmeyi bekleseydin bari" diye içinden söylenen Omegan; adamı barda her zaman oturduğu arkalıksız sandalyesine oturttuktan sonra karşısına her zamanki gibi bir bardak, bir de şişesiyle Pinot şarabını sunmuş ve adam da her zaman olduğu gibi bardağı onu-bunu önemsemeden şişenin ağzına sarılıvermişti tek eliyle.
"Ver de şişeyi açayım, mantarıyla mı içeceksin?" dedikten sonra zorla adamın ellerinden şişeyi alarak içinden söylene söylene açmış ve;
"Nasılsın, nerelerdeydin iki haftadır? Yoktun ortalıkta. Sensiz bura pek bir sıkıcı oluyor?" diye sorarak adamın yere göğe sığmaz sahte serüvenlerini müşterilerine sunarak, şu an yağmurlarla dövülen soğuk sokaklardan olabildiğince uzak ve az da olsa eğlenceli bir gece geçirmeyi amaçlamıştı.

"Ne yapalım işte; bir orayı temizle, bir burayı... İşlerim ve işverenlerim beni yurtdışına sürüklüyor yavrum. Dakikam boş geçmiyor. Bu işleri bırakıp Fransa'da bi koruluk almayı düşünüyorum, para biriktirmeye başladım, şarapları artık kaynağından içeceğim!" diye söze başlayan adamı, masalarından kalkıp bara gelen müşterilerin yeni siparişlerle uğraşırken göz ucuyla izleyip dinleyen Omegan araya girip;
"Bu sefer içtiğinin parasını da ödersin artık?" diye taş atmayı unutmamıştı gülüşmeler arasından.
Yalan-dolanlarının açtığı yoldan bu küçük yorumla birlikte kayıverip sapan adam, düzenini bozmadan omuz silkerek dırdır etmeye devam etmişti. Omegan bu adamı iyi tanıyordu; yalnızca Omegan değil bütün Mali-Phali-Ty-Co da bu pubın yerleşik içkicisini iyi bilirdi ve "Bir gün" borcunu ödeyeceğinin güvencesiyle hesabına borç üstüne borç yazdırıyor olmasına ses etmiyordu hiç kimse. Zaten her şeyden önce Raymond, bu yaşamın hırpaladığı ve hırpalamayı hiç vazgeçmediği şanssız adama karşı bir sempati besliyordu ve ufak tefek hoyratlıklarına ses etmiyordu; o bir tepki göstermedikten sonra kimseye karışmak düşmezdi. Omegan attığı küçük taşa karşılık verilen tepkiye bıyık altından gülerek işine devam ederken adam her tümcede daha da yüksek perdeden çıkarak yükselen sesiyle bir serüveni anlatmaya daha başlamıştı bile.

Yaşlı adamın sözleri çokça yorum ve tepkilerle bölünüyor olsa bile, o buna aldırmadan anlatmayı sürdürürdü. "Eleştiriler, serüvenin tuzu biberidir" düşüncesini benimsemiş biriydi:
"Hiç unutmam 1806'nın Ocak ayıydı, Güney Afrika'da..."
"Yok artık, nerede?"
"Binlerrce kişi toplandık bekliyoruz, dediler bize Hollanda'nın yarısı geldi, gemilerle çıkartma yapacaklar! Cape Town'a konuşlandık bekliyoruz..."
"İyi de Blaauwberg savaşında Cape Town Batavya Cumhuriyeti'nin elindeydi, gemiyle gelen bizdik!"
"Yahu öyle mi dedim ben, düşmanı anlatıyorum. Gemideyiz gidiyoruz gemi nasıl sallanıyor ama güvertede bir oraya savruluyoruz bir buraya savruluyoruz..."
"Amca hani binlerce kişiydiniz? Birbirinize tutunsaydınız ya?"
"Biz özeldik yeğenim, generalin gemisindeyiz. Ben ve can dostum Kenan komutanım..."
"Yine mi Kenan be?"
"Bu adamın başka hiç mi arkadaşı olmamış?"
"Susun, susun. Nereye varacak bu konu duymak istiyorum! Eee?"
"Baktık haritaya her şey bizim karşımızda. İndim ben gemiden, bir önden gideyim de gözcülük yapayım dedim. Vardım kıyıya her yer çamur balçık içinde..."
"Güney Afrika'da mı çamur?"
"Düşman biz gelmeden önce ıslatıp tuzak kurmuş koçum! Kraliçe şahit olsun nasıl aştım oraları bir ben bilirim! Gittim liman binasının kıyısına yanaştım, içeri bakıp düşmanla ilgili bilgi toplayacam."
Bu sırada adam her zaman yaptığı gibi şişesinden büyük bir yudum yuttuktan ve seslice geğirdikten sonra devam etti:
"Bir baktım karşımda Jan Willem Janssens. Düşman dediğin böyle olur! Upuzun boy, kapkara saç..."
"Sarışın!"
"Neyse işte kumrala yakın... Dağ gibi adam ama kayaya vursa toz eder. İşemeye çıkmış. Çektim kemerimden as-.. aslan işlemeli bıçağımı, geçtim arkasına. Koskoca general ağlıyor böyle bırak gideyim abim, bırak canımı bağışla falan derken bir top güllesi uçtu geldi bizim oraya. Elimden kaçırdım korkağı!"
"Yavaş gel!"
"Bi kafamı kaldırdım bizim gemiler varmış, çatışmaya başlamışlar bile. Nasıl bir savaş ama off, her yer kan, ölüm. İki ay Kırmızı renklere karşı duyarsız oldum, elma diye limon yemişim, siz düşünün!"
"Tadını da mı anlamadın ahh be taçsız kral..."
"Bir baktım Kenan komutanım koşarak yanıma geliyor, cephane getirmiş. 'Limanı patlatacağız!' diyor. Tam bombaları yerleştirdik bir haber geldi ki Sir David Baird, baronumuz, önderimiz ölmüş!"
"30 küsur yıl önce ölmedi mi o adam ya hu? Erken öldürdün?"
Son yorum Faruk'un kulaklarına varmamıştı bile, adam tüm düş gücüyle kaptırmıştı kendini, neredeyse o anı yaşıyor gibiydi;
"Dedim ki nEE?! Baron Baird öldü müü? Çöktük dizlerimizin üstüne ağlıyoruz olamaz, OLAMAZZ, O-LA-MAAZZZ!"

Öykünün devamını Omegan çok kez duymuştu, biraz kendini zorlasa ezberinden kendisi bile anlatacak seviyedeydi. Yine de bu seferlik serüven dinlemek kadının başındaki ağrıyı az da olsa arttırmış gibiydi ve bu nedenle çöpü toplayıp biraz hava almak için arkada çöplerin atıldığı yere doğru yollandı. İçerinin sıcak ortamından sonra üzeri kapalı olsa bile sokağın bir parçası olarak soğuğunu paylaşan yere geçmek içini ürpertmişti kadının. Sanki soğuk biraz baş ağrısını azaltıyor gibiydi. Yine de buna karşılık geçmişinden gelen soğuk gecelerin etkisiyle hastası olduğu Sinüzit nedeniyle çok fazla soğukta da kalamadığı bir ikilem içindeydi. Biraz daha açık havada soluklanıp geri içeri girmişti, "Şimdiye boğazı öykü dinlerken kurumuş birçok müşteri birikmiştir zaten." diye düşünerek.

Yine de; her nasıl Mali-Phali-Ty-Co'nun herkesin bilgisine açık olmayan bir başka yönü vardıysa, bu yaşlı serseriyle ilgili de çok az kişinin bildiği gizli yanlarını olduğunu belirtmek gerekliydi. 1800'lü yılların bilinmeyen bir bölümünde Londra'ya ayak basmış ve ta Osmanlı yönetimindeki Irak'tan buraya yerleşmiş olan adam, yıllar içinde D.F.O.T. adlı bir ekip kurmuş ve karanlık işlerle ilişkilerde bulunmuştu uzun yıllardır. Mali-Phali-Ty-Co'nun gizlice bir üs olarak kullanıldığı Topiarii Sanctionem örgütü içinde birkaç yıl geçirmiş olan herkes Faruk'un ne türden bir yalancı olduğunu çok iyi biliyor olsa da, genel kanı olarak ortak bilinen bir olgu:
"Temizlik için ondan daha fazla güvenebileceğin kimse olamaz ama başka hiçbir konuda da güvenme!" herkeste yer etmişti.

14
Lejant Alanı / Alpharian/Omegan av Thrawsunblat
« : 15 Ekim, 2021 22:40:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »


Alpharian/Omegan av Thrawsunblat
(Ryan Kirkhammer ve Meghan Necramyth)
*Calamum Lautus*

Doğum Tarihi ve Doğum Yeri: 01.12.1831 – Lødingen, Norveç

Hogwarts Binası: Yok

Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği/Matushka Üçüncü Enternasyonel

Meslek: Sanat Eleştirmeni/Muggle Avukat

Yetenek: Animagus/Telepati

Özet Geçmişi:
Doğumundan sonra öksüz ve yetim kalan çocuk, evin sağ kalan tek hizmetçisi tarafından üvey evlat edinilip Prusya içinde bulunan Danzig'e götürülmüş ve 13 yaşına dek orada yaşatmıştır. Üvey annenin de ölümüyle kökenlerini ve gerçek ailesini aramaya çalışan çocuk, Norveç'e doğru kendi başına yola koyulur ve yaşantısının büyük bir bölümünü çeteler içinde geçimini sağlayan bir başıboş olarak geçirir. Şans eseri tanıştığı Raymond Harvey Davis'le birlikte Londra'ya gelen genç, orada kendine yeni bir yaşam yaratır ve iki ayrı kişi olarak Ryan Kirkhammer ile Meghan Necramyth kimlikleriyle Londra halkından bir parça olur. Raymond aracılığıyla tanıştığı Kenneth Aldo Miller ile arkadaşlık bağlarını aile olma seviyesine yükselten genç, onlar gibi Topiarii Sanctionem adlı gizli bir örgütün bir üyesi olmuştur...

Sahip oldukları Fantastik Canavarlar ve Evciller:
- 1865'te Surrey'de katıldığı bir Magna Purgatio görevinde kurtardığı ve o günden sonra sahiplenip "Korone" adını verdiği tatlı mı tatlı bir dişi Cocker Spaniel'in de anne/babasıdır.

- Yine 1865'te Omegan'la olan iletişimini desteklemek isteyen Das/Gabriel Barthelémy tarafından görkemli bir törenle hediye edilen ama daha adı verilmemiş bir Unicorn kısrağının annesidir. (Bir bakıma Omegan'a özel)

-1866'da Londra genelinde kişisel atılımda bulunduğu bir Magna Purgatio ve Cadı Avcıları'na karşı başardığı görevinin sonucunda örgüt lideri tarafından geri çevirdiği rütbesel ödül karşılığında edindiği ve şu an için "Vrees" (Afrikanca'da "Korku" anlamına gelen) adıyla bilinen bir Cerberus eniğine de babalık yapmaktadır. (Bir bakıma Alpharian'a özel)

Dış Görünümleri:
İkizlerin gözleri ikiselliklerini yansıtacak biçimde bir diğerinin simetriği olacak biçimde biri Kehribar rengi, diğeri de Yeşim Taşı rengine çalan Heterokromi'leriyle birlikte Ela renge sahiptir (Alpharian'ın sol, Omegan'ın sağ gözü Kehribar renkteki irise sahiptir). Ten rengi olarak Omegan'ın Güneş görmemiş teni soluk bir benize sahipken, Alpharian'ın Yaz aylarında bollaşan çilleriyle birlikte ikizine göre daha "normal" bir ten rengine yakın olduğu söylenilebilir. Kardeşlerin koyu Kahverengi renkteki saçları; yine Alpharian'ın Güneş yüzü görmesiyle daha sararmış, Omegan'ın ise olduğundan daha koyulaşmış olduğunu gözlemlemek olasıdır. Giyim tarzı olarak aşağıdaki resimle betimlenilebilirler.

Ailesi olarak saydığı
Raymond Harvey Davis
Kenneth Aldo Miller

İş Arkadaşları
Cheshire
Cornelia
Qian Fenhua

İletişimde Bulunmak Zorunda Kaldıkları
Das


Detaylı Geçmişi:

Norveç'in Nordland ilindeki Lødingen kentinde 1831 yılında gerçekleşen doğumlarından sonra tehlikeli bir operasyonla ayrılan ikizler; kürek kemiklerinden yapışık doğduklarında, doğurtan ebeleri tarafından "Kelebek İkizler" adıyla adlandırılmışlar ve Lapon kökenli "av Thrawsunblat" ailesinin evine büyük bir mutluluk kazandırmışlardı. Kendilerini çok seven anne ve babalarının gözetimi altında daha ilk aylarını dolduramamışken ağır karışıklıklarla hastalanan bebekler, hiç kimsenin karşılaşmaya hazır olamayacağı acıklı sonuçlarla karşılaşmış ve Ecel'i evlerine beklenmedik bir erkenlikle ağırlamışlardı. Alpha ve Omega olgularından esinlenmiş biçimde yeniden adlandırılan ikizlerden hangisi olduğu bugün bilinmese de, 1 Aralık'ta doğan bebeklerden birinin 31 Aralık'ta öldüğü ve bu acıya dayanamayan annelerinin intiharından sonra, babalarının Kara Büyü'ye başvurması kimilerinde kaçınılmaz olarak görülüyordu. Kimsenin düşmeyeceği derinliklerdeki karanlıklara inmekten çekinmeyen adam; Dünya'dan ayrılan çocuğunun ruhunu yakalamanın ve diğer bebeğin küçük bedeninin dayanabileceği en son sınırlara dek zorlayarak yaşayan kardeşinin ruhuyla tek bir bedeni paylaşmasına zorlamanın ücretinin büyük olacağını her şeye rağmen göze almıştı.

"Başlangıç" ve "Son" kavramıyla örtüşecek biçimde "Alpharian" ve "Omegan" adlarıyla yeniden adlandıran bebeğin, normal bir bebek olmadığını söylemek yersiz olur. Yine de tüm aile varlığını çocuğunu yaşatmak için harcadıktan sonra asla ödeyemeyeceği borçlarla yüzleşen babalarının en sonunda akıl sağlığını yitirmesi ve tüm yaşadıklarına dayanamamasıyla birlikte, evini ve bulunduğu tüm arazisini Fiendfyre lanetiyle yok edip intihar edişi; haber bültenlerine "Nedeni bilinmeyen" bir durum olarak yansıtılmıştı. Normal bir yaşantı sürmekten ölene dek sürgün edilen bebek, babasının yıkımından sonra yaşamayı başarabilen Prusyalı bir hizmetçi tarafından kurtarılmıştı. Çocuğu üvey evlat edinen kadın memleketine dönüp, çocuğun olağanüstü varlığı ve gerçek ailesi ile ilgili sorulacak sorulara karşı uygun bahaneler uyduramayacağı korkusuyla onu Büyücü sosyetesinden ve okullarından uzak biçimde büyütmüştü. Gençliğinin büyük bir bölümünü evde kendine ayrılan odasının kapalı kapısı arkasında ve kütüphanedeki kitaplar arasında geçiren çocuk; Kofti üvey annesinin 11 yaşına bastığında hediye ettiği asasını eline aldıktan sonra, evlerine gelip kendine büyü eğitimi veren bir komşunun yardımları sayesinde Büyücülük ile tanıştı. Yaşadığı evin sahip olduğu büyük kütüphane ve çeşitli öğretmenlerinin yardımıyla yıllar içinde yalnızca büyü değil, Büyücülük Dünya'sı içeriğindeki çeşitli eğitim ve bilgiler ile birçok Muggle çalışmaları üzerine kendini eğitmişti; Doğal olarak bu kişisel gelişimde içine kapanık biri olması yararlı olmuştu. İki ayrı kişi olarak çeşitli konulara ilgi duyan çocuk, iki kardeş olarak ilk kez bu yaşlarında bireyselliklerinin ayrı yollardan yürümek zorunda kaldığını en baskın biçimde öğrenmişti. Kütüphanenin çalışma odasında bulunan pencereye her gün uğrayan bir kuşun ötüşüyle uyanan çocuk, zaman içinde yaşayamadığı özgürlüğün içinden kopup gelen en Doğal sanat eseri olan Müzik'le tanışmıştı. Müziğe olan ilgisini kütüphanedeki araştırmalarına da yansıtan çocuk, büyüdüğü yaşlar süresinde bu sanatla ilgili büyük bir sevgi ve tutku duymaya başlamıştı. 13 yaşını bitirmeden önce ailesi olarak bildiği tek insanın zamansız ölümüyle yalnız başına kalan çocuk, komşularının da yardımıyla Danzig'te yaşadığı bu üvey aile evini içindeki her şeyle birlikte sattıktan sonra üvey annesinin yanaklarını elleriyle tutup sevgi dolu sözcükleri arasında ağzından kaçırdığı Norveç'teki kökenlerini bulma amacıyla yollara koyuldu.

Üvey annesinin yaşantısı boyunca sakınganlıkları nedeniyle neredeyse alışkanlık olarak kendisine verilmiş olan gerçek adını kullanmanın zararlı olabileceğini düşüncesiyle küçükken okuduğu kitaplardan esinlenerek kendine koyduğu "Ryan" ve "Meghan" adlarını kullanarak yeni bir yaşantıya, yeni kimliklerle başlamayı seçmişti. Uzun süren bu yolculuğunda yaşamayı sürdürmek için yanına aldığı parayı kolayca kaptıran çocuk, bu Dünya'da var olabilmek için ellerini kirletmesi gerektiği dersini belki de olması gerektiğinden çok geç bir zamanda öğrenmeye başlamıştı. Adını öğrenmeyi çok fazla önemsemediği kentlerin sokaklarından gelip geçtiği ve gündüzleri kendini acındırarak cılız bir oğlancık olarak karnını doyurup, geceleri de kalacak yeri olmayan yalnız bir kızcağız olarak (Bazen de asasının yardımıyla) edindiği sıcak bir yatakta uyuyarak hedefine ilerliyordu. Her zaman kent ve kasabalarda bulunamadığı yolculukları sırasında Doğa'yla iç içe kaldığı için içindeki müzik sevgisini çeşitli kaynaklarda yaşayarak az da olsa mutlu bir "zorlu yaşam" sürdürüyordu. Yasal olmayan yollarla elde ettiklerini kullanarak yaşamaya alışan çocuk; güvenlik birimlerine yakayı ele vermemek için çok uğraşmış olsa bile, yakalandıktan sonra bir daha geri dönmeyeceği yerlerin karakollarından nasıl kaçacağı üzerine de deneyim edinmişti az-çok. Norveç'e vardığında nereye gidip, kimden bilgi edineceğini bilmeyen çocuk uzun süre sokaklarda arayış içinde kaldı. Bu süre içinde Muggle ve Büyücü ayırmadan yerel kanun kaçakları ve çetelerle iletişimde bulunduktan sonra yavaş yavaş böylesi oluşumların içine girmeyi mantıklı bulmuştu. Zaman içinde edindiği sokak yetenekleri ve gizli tuttuğu büyücülük yetenekleriyle ufak tefek çetelerde hızlıca yükselmenin ve liderlerin güvendiği üyelerden olmayı öğrenen çocuk; Büyücülük Dünya'sı ve Muggle Dünyası üzerine de eğitimler almaya, kendini geliştirmeye devam etmişti. Yaşı ilerledikçe daha fazla irade gerektiren büyülere yeteneğini geliştiren çocuk gençliğe adım attığında çoktan Norveç'in birçok ilinde, birçok çetenin lideriyle tanışıp; hepsinden öğrenebileceği Büyüleri ve Muggle yeteneklerini çalıp uzaklaşmıştı bile. Gel zaman git zaman yolu Kuzey'deki Nordland'a vardığında 18 yaşına çoktan girmişti.

"Ryan" olarak bir gün sokakta rutin cepçiliğini yaparken hedef seçtiği ama gençliğinde bu işlerle oldukça içli dışlı olduğu için işlem sırasında yakalandığı; yuvarlak Güneş gözlükleriyle birlikte gencin daha önce görmediği kendine özgü giyimiyle öne çıkan bir adam, yaşantısının değişik bir dönemine açılan kapıları aralamıştı. Küçük yanlış anlaşmalarından sonra kendini savunma ve yaşananları unutturma amacıyla asasını çeken "Ryan"; karşısındaki adamın da asasına davrandığını görünce saldırganlığını bir kenara bırakıp, bilgisi sömürülecek yeni bir öğretmen bulduğunu düşünerek gardını indirmişti. Adının Raymond Harvey Davis olduğunu sonradan oturdukları kafedeki konuşmalarında öğrendiği adamın neden düellodan vazgeçtiğini hiç öğrenememişti ve konuşmaları sırasında karşılıklı yaşam öykülerini paylaşan ikili, ortak hırsızlık geçmişlerinin de büyük yardımıyla kısa zamanda kaynaşmışlardı. Raymond'ın üyesi olduğu ama rütbesini yükseltmekte pürüzler yaşadığı Tılsım kulübü Noiderhjem'in neden Norveç'te olduğunu ve bunun ikisi için de büyük bir şans olduğunu tartışmış olmaları aralarında kurdukları ikinci bağ olabilirdi. Çünkü "Ryan" olarak şu an bildiği Tılsım'ların en önemlilerinin eğitimini aldığı kulüp, genç adamın şu an aktif olarak bağlı bulunduğu çetenin en büyük bağışçılarından biriydi. Konuşmalarının sonunda genç adam sokaklardan öğrendiği en önemli ders olan "Vermeden alamazsın" kuralına uygun olarak bu yeni tanıştığı adama kulüp içindeki üyeliğini yücelteceğini bildiği patronuyla tanışmayı teklif etmişti. İkilinin şansına "Ryan" ve patronu arasındaki güçlü bağlar çarkların dönmesine ve sonuç olarak durum Raymond'ın istediğini elde etmesiyle sonuçlanmıştı. Yıllarını sokaklar ile çeteler arasında harcayıp, buraya en başta neden geldiğini "unuttuğu" ve yolundan çok fazla saptığı özeleştirisini yapan çocuk; Raymond'ın Londra'ya döneceğini öğrendikten sonra artık burada kalmasının kendisine çok fazla şey katmayacağını düşünerek adama katılmayı düşündü. Yalnızca birkaç gündür tanıdığı adamın yola çıkmadan önce haber vermesiyle birlikte "Ryan" olarak büyüyle içi genişletilmiş çantalarından birine saklanan genç, hareketlenen arabanın sesiyle birlikte geç saatlerde "Meghan" olarak ortaya çıkmış ve Norveç'teki sokak çocuklarının hoyratlığına ayrı, karşısında bir anda beliren kıza ayrı şok olan Raymond'a daha önce anlatmadığı bu özel durumunu anlatıp; kendisiyle Londra'ya gidip yeni bir yaşama başlamak istediğini anlatmıştı. Yeteneklerinin eski çetesi Tahta Parmak‘ta kendine yer edinebileceği seviyede yeterli olduğunu düşünen Raymond, gencin bu isteğini onaylamış ve birlikte yaptıkları yolculuk sırasında daha da kaynaşmışlardı.

Londra'ya vardıklarında Raymond'ın ailesine ait olan Mali-Phali-Ty-Co adlı pubın sürekli müşterilerinden biri olmuş ve zamanını çokça orada takılarak geçirmeye başlamıştı "Ryan" ve "Meghan". Yatacak yeri olarak kullandığı yeri "Ryan" olarak bazen yaptığı kapkaç vurgunlarında mallarını satmak için, "Meghan" olarak da bazen kalabalık gecelerde Raymond'a yardım edecek bir çalışan olarak yuva edinmişti kendine. Zamanla oraya gelen saygın müşterilerden biri olan ve Raymond'la sık sık Quidditch üzerine uzun tartışmalara giren Kenneth Aldo Miller adlı adamla tanışmaları da Londra'daki bu uyum sağladığı yılların başlarına denk geliyordu. Daha önce hiç ilgi duymadığı ve varlığını önemsemediği bu sporla ilgili iki koca adamın tutucu tartışmalarına tanık olan genç, zamanla iki adamdan duyduğu çeşitli terimleri ve betimleri özümseyerek bir gün ortaya atılmış ve durduk yere gelişigüzel biçimde birinin bir diğerine sorduğu soruya yanıt vererek konuşmaları arasına dalıvermişti. "Phali" içinde Ryan adıyla bilinen bu gencin yersiz yorumuyla şaşıran ve kahkahalarla katıla katıla gülen adamlar, onu da aralarına alıp hiç anlamadığı spor konuşmalarına devam etmişlerdi. Kullandıkları adları daha kalıcı biçime varlıklandırmayı amaçlayan kardeşler, Ryan'ın içinde bulunduğu yasadışı çetelerin de bolca yardımıyla birlikte Londra Muggle ve Sihir Bakanlıklarına kendilerini Prusya doğumlu Ryan Kirkhammer ve Meghan Necramyth adlarıyla iki ayrı kişi olarak kaydettirmişlerdi. İkizlerin Londra Büyücü Sosyetesi'nin vazgeçilmez bir parçası olan hiziplerle tanışmaları da bu zamanlara denk gelir. Vatandaşlık sıfatlarıyla iyice ülkeyle iç içe olan kardeşler bu özel topluluklarda kendilerine özgünlük bulabildikleri ayrı noktalar seçebildikleri için "Özgür Orenda Kardeşliği" Ryan'a, "Matushka Üçüncü Enternasyonel" ise Meghan'a ikincil birer ilişkinlik yerine geçmişti. Gündüzleri bir, Geceleri bir başka yaşam sürdürmekle lanetlenmiş olan genç; kısa zamanda içine girdiği suç Dünya'sında yeni adını duyurmadan uydurduğu başkaca kimliklerle, çeşitli suç örgütlerinin gölgesi altında tanınmadan yükselmeye başlamıştı. Gündüzleri ikindi saatlerine dek yasadışı işler peşinde koşup içeri giren Ryan, geceleri yeri geldiğinde tan saatlerine dek kendini bir gün avukat olmaya adamış olan Meghan olarak Muggle kanunlarını çalışmaktan sıkılarak pubdan çıkıyordu. Gündüzleri eli-yüzü yara içinde Phali'nin kapısına bırakılan ama cebinde sakladığı değerli taşlara sahip olan takıları sunan Ryan, geceleri kaçak yollarla kadınlara açılmış olan eğitim kurslarına yazılan ve sık sık kendini tanıdığı Muggle avukatlara önermesini isteyen Meghan olarak Raymond'a iki baş belası kardeş olmuşlardı. "Sokakları eğitim temizleyecek beyler!" diyen Meghan'a karşılık, "Sokakları sanat özgürleştirecek abiler!" diyen Ryan karşısında Raymond ve Kenneth; kendilerinden yaşça küçük olan bu iki insanı desteklemekten başka bir çıkar yol bulamıyorlardı.


Raymond'ın yardımıyla girdiği Bill Payne'in çetesinden beklediği verimi alamamaya başlayan Ryan, zamanla çeteyi yalnızca işi düştüğünde kullandığı bir araç olarak görmeye başlamış ve Raymond'ın yaşantısında her geçen gün daha fazla yük olduğunu düşünmeye başlamıştı. Kız kardeşiyle notlaşarak yaptıkları konuşmalardan sonra kendi yaşantılarına bağımsız yollarla devam etmeyi kararlaştıran ikizler, arada sırada günleri ya da haftaları bulan ortadan kaybolmalarını, ansızın bir gün birkaç yıla çıkarmışlardı. Özetlemek gerekirse tamamı Londra içinde geçmemiş olsa da devam eden yılların Ryan ile Meghan'ın ortak bir ilgiyle tutkunu oldukları müzik ve Doğa sevgisi içinde geçtiğini söylemek yeterlidir. Kimi zaman uygarlıktan uzak ormanların içinde, kimi zaman da en büyük senfonilerin yankılandığı yüce opera binalarında zamanları geçip gidiyordu. Yeteneklerinin artmasıyla birlikte ikizlerden biri Animagus olduğunu anladıktan sonra, kendini Biçim Değiştirme üzerine eğiterek, bu yeteneğini bilemeyi kendine erdem edinmişti. Yine de Londra'dan ve öz akrabaları gibi sevdikleri Raymond ile Kenneth ikilisinden uzak kalmak ikizleri yıpratmıştı, ayrıca içinde bulundukları hiziplerden tanıştıklarıyla uzaklaşmış olmaları da bu özlemin üstüne ekleniyordu. Gittikleri ansızlıkla eşit bir yönde Londra'ya geri döndüklerinde, yolculuklarından edindikleri gelirlerle kendi yaşam alanlarına çıkan kardeşler; Phali'de buldukları konforun çeyreğini bile edinemeyeceklerini bilseler bile, artık Raymond'ın sırtında bir yük olma duygusundan kurtulmuş olmanın etkisiyle elleri ceplerinde pubın kapılarından geri girmişlerdi. Ryan çok ilerlemiş yaşı nedeniyle bakımını üstlenemediği aile evini kiralayan Muggle kadına ait olan köhne bir üç katlı villanın orta katını kiralamıştı; ev sahibesi yaşlı kadıncağız romatizmalı dizleriyle merdiven çıkamadığından zemin katta yaşıyor, teras katında ise sahip oldukları düşük gelir nedeniyle sürekli kavga eden ama aralarındaki aşktan vazgeçemeyen genç bir çift yaşıyordu. İlk iki gece iradesini koruyabilen Meghan, böylesi bir gürültüde çalıştığı hiçbir dersi anlayamayacağı gerekçesiyle kendine kentin Thems nehrine manzarası olan ama Ryan'ın evinden birkaç dakikalık yürüyüş uzaklığında bulunan başka bir odayı kiralamayı uygun bularak yaşam alanını ikizinden ayırmıştı. Kardeşler zor da kendi yaşam alanlarına sahip olmanın tadını, özgürlüklerinin verdiği destekle birlikte çıkarıyorlardı.

Phali'ye geri döndüğünde Ryan'a karşı koyamayacağı bir teklifte bulunan Raymond, genç adamı Topiarii Sanctionem adlı gizli bir örgütün bir üyesi yapmayı hızla başarmıştı. Genç adam Sanat ve Bilim düşmanı, din ve görüş fanatiği insanları "temizleyen" bir erdemin parçası olmuştu artık. Ryan daha sonraları davet edildiği bir sanatçılar toplantısında konuk olduğu evin büyük salonunda diğer konuklarla birlikte ev sahibinin toplantı boyunca övünmekle bitiremediği sürprizinin açıklanmasını bekliyordu. Üzeri tülle örtülü köşeli bir taşıyıcı hizmetçiler tarafından odaya getirildiğinde herkes soluğunu tutmuştu. Ev sahibinin sabırsız hareketleriyle hızla açılan tül, altında gümüşten bir kafes içinde tutulmuş özel bir kuşu barındırıyordu. İnsanlardan ve hoyrat alkışlardan ürken hayvanın ötmesi için keskin bir sopayla dürtülmesi ve acı içinde öttüğü şarkısı, Ryan'ın kulaklarından içeri girdiğinde adamı çocukluğuna döndürmüştü. Genç adamın çocukluğunda her gününü çalışma odasının penceresinden güzelleştiren o kuşun bir eşi, şu an övüngen bir züppenin evinde "Egzotik" bir canlı olarak kafese tıkılmış ve canı yakılması pahasına konuklara ötüşüyle gösteri yapmaya zorlanılmıştı. Bu iğrenç gösteriyi izlemeye daha fazla dayanamayan adam; sonraki günün ilk ışıklarıyla bu Muggle evine girmiş ve kuşu özgürlüğüne kavuştururken, ev sahibini de hayvana yaşattıklarından dolayı özdenetimini elden bırakıp öldürmüştü. Alpharian av Thrawsunblat'ın Magna Purgatio adına üstlendiği ilk cinayet bu olmuştu... Sonradan örgüte kabul edilme adına işlediği 9 cinayet içinde yalnızca 5 tanesi Tabulae içinde olduğu için 10 puana erişebilmişti. Bir yıl sonra kendi yazıp yönetmeyi çocukluğundan beri ikiziyle birlikte tasarladığı "Hjemmesang" adlı çoksesli kuş senfonisini gerçekleştirebilmiş ve bunu tez olarak sunduğunda Topiarii Sanctionem'in "Lautus" rütbesine değer görülmüştü. Topiarii Sanctionem içinde, böylesine hızla rütbe atlayan en genç üyelerden biri olmuştu kısa süre içinde.
(Karakter Kartı'mın tamamını okumuş olanlar, aşağıya "Attingendis Impar Auctoritas" yazabilir mi lütfen? Kim okumuş, kim okumamış bilelim)

1849 – Raymond ve Ryan Londra'ya dönerler
1855 – Raymond'ın önerisiyle, Kenneth Topiarii Sanctionem üyesi olur
1856 – Raymond "Calamun Lautus" rütbesine yükselir
1857 – Raymond Ryan'ı Topiarii Sanctionem'e davet eder, Ryan ilk cinayetini işler
1858 – Ryan'ın tezi "Hjemmesang" Topiarii Sanctionem tarafınca kabul edilir, "Lautus" rütbesini alır
1859 – Ryan "Stipendium Lautus" rütbesine yükseltilir
1861 – Ryan "Rubrum Lautus" rütbesine yükseltilir
1864 – Ryan "Calamum Lautus" rütbesine yükseltilir

15
Birleşik Krallık / Kirkhammer Darbesi
« : 05 Ekim, 2021 15:18:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ağustos'un daha yeni başlangıç verdiği ilk haftasının ışıklarıyla güne uyanmıştı Alpharian. Bu sefer üst kat komşularının sesleri çıkmaya başlamadan kahvaltısını yapmayı başarabilmişti ve şu an Londra'da tanındığı kişi olan Ryan Kirkhammer'ın çeşitli sanat eleştirilerini yazmaya başlaması, hak ettiği Şilin ve Galleon'ları çok geciktirmeden edinmesi gerekiyordu. Giuseppe Ravizza yapımı emektar daktilosunun başına geçmişti adam. Parmakları bir kez daktiloya değmiş olsun, gerisi Tanrı'nın vanasını açtığı bir çağlayan gibi aka aka geliyordu her zaman. Adam için bastığı tuşlara bakmadan kafasındakileri yazıya dökme işi sırasında bu sesin hızlanarak odasından yükseldiğini duymak sanki onu yeniden gençliğine götürüyor, Doğa içinde buluveriyordu kendini.

"Genç Buvelotçular" dergisi için Dulwich Resim Galeri'sine yeni eklenen parçalarla ilgili düşüncelerini yazdı ilk önce. Sonra da şiir üzerine Newdigate Ödülü kazanmış birkaç eser üzerine uzunca eleştiriler yaptığı "Kraliyet Müzisyenler Sosyetesi" oluşumuna ait olan gazeteye bir kez daha daha fazla şair ve kompozitörün ortaklık yapmalarını gerektiğini savundu. Alpharian için sanatın ana temellerinden ayrılamayacağını düşündüğü yedi nitelik vardı ve onlar gerçeklik, güzellik, güç, yaşam, anılar, boyun eğiş ve karşılıksız özveriydi. Bu nedenle geçen aylarda
"Toplumun yüzüne bir çanak boyayı fırlatıp atmış!" diyerek yerden yere vura vura eleştirdiği bir sanatçının kendine dava açacağı uyarısına karşılık bu ay daha ağır eleştirilerde bulunarak adamla;
"Davayı kazansa yargıç parasını ödeyemez!" diyerek dalga geçmekten geri tutmadı yazısında kendini bugün.

Bir sanatçının görevinin Doğa'yı gözlemlemek ve onu stüdyosunda yeniden yaratmaya uğraşmak yerine onu herhangi bir kompozisyon kuralından bağımsız olarak sanatında betimlemek olduğuna tutkuyla inanıyordu.
"Doğallığa karşı gerçeklik pahasına resimsel gelenekselliklerden yana olan" sanatçılara karşı olduğunu düzenli olarak vurgulardı eleştirilerinde. Ön-Raffaeloculuk Akımı'nın natüralizme olan bağlılığına hayrandı ve Doğal biçimlere saygısı nedeniyle dönem mimarisinde canlandırıcı etkileri olan ve son derece popülerlik kazanmış Gotik Mimari tasarımı üzerine övgüler yağdırdığı "Kolhisyalı Mimarlar Derneği Dergisi" bu ay da konu üzerine detaylıca sevgi dolu sözlerini taşıyacaktı. "Quattrocento di Londra" gazetesine de Ön-Raffaeloculuk akımı ve 7 kişilik Ön-Raffaelocu Kardeşler'in eserlerini övmeyi de bu aylık yazılarında eksik etmemişti.

Alpharian'ın yeri geldiğinde Doğa ile Tanrı'nın bir ve aynı olduğunu savunarak daha da ileri gittiği de oluyordu. "Sofi Aristokratlar" gazetesine ilk ve son kez yazdığını düşündüğü eleştirisinde
"Gerçeklik, güzellik ve dinin ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu, güzelliğin Tanrı'nın bir armağanı" olduğunu savunduğu yazısından sonra bu hafta kendisinden bir eleştiri yazısı daha istediklerini geçen gün öğrenmişti. Venedik sanatının, sanatçıların İsa Mesih'e olan inançlarını yitirmeleri ve şehvet ve para gibi geçici şeylere tapmaları nedeniyle bozulduğuna inandığı zehir gibi bir yazı da onları bekliyordu. Son haftalarda sanatçılar ve para hırsları üzerine kendi sanatsal düşüncelerinin çokça zorlandığı zamanlar geçiren adam; yazdığı bir diğer yazısında Kraliyet Akademisi veya benzeri gösterilerde bireysel müşterileri çekmenin yanı sıra, sanatçıların kendi başlarına veya bir satıcının yardımıyla büyük eserler sergileyebilir durumda oluşlarına dem vurmuştu.
"Günümüz ressamları, böyle özel bir gösteriye katılmak için halkı ücretlendirerek; finansal bağımlılığını etkin bir biçimde tek bir alıcıdan çok sayıda insana aktarmış olsa da, bunu sanatını tanıtmak için değil ama ceplerini doldurmak için yapmaktadır!" diyerek oturduğu yerden küplere biniyordu. Londra'da eserlerini sergileyen Britanyalı ve yabancı ressamların eserlerini parası karşılığıyla zaman zaman gözlemlemek kolaydı, ancak orta sınıf halka ulaşmak için bu ücretlendirme tekniğinin en büyük ustası son dört yıldır tüm büyük yapımlarını bu şekilde göstermeyi seçen Holman Hunt'tı ve sayın Kirkhammer'ın eleştirilerine de böylelikle açık duruma düşmüştü. Joseph Mallord William Turner'ın uzun zamandır böyle durumlar için kullandığı kendi sergi galerisi vardı ve Benjamin Robert Haydon işi abartarak tekil resimlerinin sergilenmesi için ücret istemeye bile başlamıştı. Üçü için de uzun uzun söyleyecekleri vardı Alpharian'ın ve tüm düşünceleri "Victoria'nın Yıldızları" grubunun sosyete merkezlerindeki gizli dergilerinde yer edecekti. Son olarak "Kardeşler Annibale, Agostino ve kuzenleri Ludovico Carracci'nin Sanat Akademisi ile Bolognese Okulu yine zehirli meyvelerini bugün bile sanat dallarımıza asmaktan geri kalmamışlar. Ah, bu üçlünün 1580'lerden beri Roman Barok'u lekeleriyle kirlenen daha kaç ayrı sanat galerisi gözlerimizi incitecek bilmek bile istemiyorum..." yazarak bu günlük işini bitirdiğinde saatin çoktan 11:28'i gösterdiğini gördü.

Son yazdıklarıyla birlikte işi bitmişti bu ay için. Yorulan gözlerini ovuşturduktan sonra mutfağa, bir bardak çay daha doldurmaya gitti Alpharian; kurt gibi acıkmıştı ve Phali'ye gidip bir şeyler atıştırmayı planlıyordu. Üç odalı kiralık evinin okunup katlanılarak kenara koyulmuş günlük gazetelerle, çeşitli bulaşık ve buruşturulup top yapılmış deneme yazılarıyla dolu olan salonuna geri döndüğünde üst kat komşuları günün ilk kavgasına tutuşmuşlardı bile.

Sayfa: [1] 2