Havada uçuşan çaydanlık ve çay fincanlarını izlemekteydi Chester. Küp şekerler fincanları kovalıyor, fincanlar ise çaydanlığın altına girip kendilerini doldurmaya çalışıyordu. Çaydanlık mı? Ah, o keyif yapıyordu! Üşümüştü belli ki, bir orada bir burada beliren ateşlerin üstüne uça uça ısınıp içindeki çayı demlemeye çalışıyordu. Ateşi yakalamaya alışan zavallı, çiçek desenli çaydanlık, kocaman bir tabelanın önünden geçti. Sirkin eski tabelasıydı bu, kocaman harflerle Chester'ın adı yazıyordu.
"Ah, doğru... Benim adım Cheshire'di." diye mırıldandı ve uzun bacaklarını masanın üstüne atıverdi. Üstünde oturduğu kedi şekilli sandalyede öne arkaya sallanırken kollarını iki yana bırakarak bağımsız şekilde hareket etmelerine izin verdi. Boş gözlerle ebelemece oynayan çay takımını izlemeye devam etti. Canı sıkılıyordu. Canı çok sıkılıyordu. Fenhua da ortalıkta yoktu zaten. Neredeydi harbiden? Alışverişe mi gitmişti, gezmeye mi gitmişti, yoksa içeride bir yerlerde mi takılıyordu? Belki de ölmüştü. Ölmediyse gelirdi bir ara, çok da önemli değildi. Gerçi burada olsa Cheshire'in sıkıntısını alabilirdi.
"AAAAH! SIKILIYORUM BE! SİRKTE YAŞIYORUM AMA SIKILIYORUM, HİÇ EĞLENCELİ DEĞİL! Eğlenceli değil, eğlenceli değil, eğlenceli değil!"
Sinirle yerinde tepiniyor, ayakkabılarının topuklarını masaya sanki kırmak istercesine vuruyordu. Sıkılmışlığın getirdiği sinir de gitgide büyüyordu. Tam o esnada küçük, kambur, çirkin bir yaratık odaya daldı. Ağzından dışarı çıkan onar santimlik çarpık dişlerini birbirine vura vura, ağzından tükürükler saça saça konuşmaya çalıştı.
“Eğf- eğğğfendhim-“
Lafını bile bitiremeden Cheshire hışımla ayağa kalktı ve önündeki koskoca ahşap çalışma masasını, üstündeki tüm ıvır zıvırlarla birlikte yarım metre boyundaki zavallı hizmetkarın üstüne fırlattı. Tüm öfkesiyle başarısız deneylerinden biri olan küçük şeye bağırmaya başladı.
“Ben demedim mi sana habersiz odama girmeyeceksin diye? Seni tekrar VIP bölümün soytarılarının arasına mı atmamı istiyorsun, çirkin puşt?!”
Hizmetkar korkuyla konuşmaya başladı, "Eğffendhim- dav- huuh... Daveththiz... Mithafir..." dedi zorlanarak. Beyaz saçlı yönetici sonunda öfkesini bir nebze olsun dindirip karşısındakini dinlemeye çalıştı. "Ne diyorsun? Ne davetsiz misafiri? Sirkime biri mi girdi? Kapıları düzgün koruyun, kimse çadıra benim haberim olmadan girmesin demedim mi size, hepinizi öldüreyim mi ha?! Kim gelmiş, söyle bari." dedi. Demesine kalmadan kapısı tıklatıldı ve içeri oldukça çekici bir beyefendi girdi. Cheshire'in tipi denemezdi, daha çok güzel yüzlü köseler ilgisini çekerdi ama bu adam da fena değildi. Şöyle bir süzdü karşısındakini, kısa bir süreliğine zihni çok farklı şeylere kaysa da müşterisini selamlaması gerektiğini kendine hatırlattı.
“Aaaa! Sen, sen... Hii, habersiz geldin! Girişte sana güzel sirkimiz içeri girebilesin diye daha diz bile çökemeden, zıplaya zıplaya girdin bir de! Kapısız köyden mi geldin güzelim ya? Özel içeceğimizden de içmedin, tarifi hazırlamaya o kadar uğraşmıştım oysaki! Hüüüü!”
Adamın mavi gözlerinden sular aynı bir şelale gibi fışkırmaya başladı. Fışkıran su ziyan olmasın diye nereden çıkarttığı belli olmayan iki saksıyı suların düştüğü iki yere koydu ve ‘ühü’ diyerek ağlamaya devam etti. Karşısındakinin sorgulayan bakışlarını fark edince otuz iki diş sırıtarak ağlamayı kesti.
“Neydi canımcığım senin adın? Rian? Riané? Rain? Raine? Rainé? Ri... Hıı, Ryan. Memnun oldum şekerim. Niye gelmiştin bakayım sen? Bana haber vermeden geldiğine göre çok önemli bir şey olmalı. Çok çok çok önemli bir şey değilse bak şuna çeviriveririm seni ha!” derken sol eliyle bir yeri işaret etti. Gösterdiği yerde sadece bir ağaç vardı. Şekilsiz şemalsiz, farklı farklı çiçekler, yapraklar ve dikenlerle dolu bir ağaçtı bu. Bazı yerlerinde görkemli rengarenk çiçekler varken bazı yerlerinde kurumuş, yamuk yumuk, çirkin çiçekler düşmeye yüz tutuyordu. Rainé midir nedir, ağaca tek kaşını kaldırarak baksa da yine de oraya yönelik bir cevap alamamıştı Cheshire. Daha önceden konuşmuşlar mıydı ki? Öyleyse bile belli ki pek umursamamıştı, hatırlamıyordu çünkü.
"Söyle hadi, neden buradasın?"