Düzen olmaksızın gerçek barış var olamaz.. ve düzen yetke gerektirir.
Londra'nın halk içinde Tefeciler Prensi olarak da bilinen bankacısı Solomon Rothberg, yaşantısının çok da erken olmayan bir döneminde Cadı Avcıları'na katılmış ve zamanla avcıların yasal ödemeleri nedeniyle kendi amaçları için kullanmayı planladıkları değerli bir üye olmuştu. Alpharian'ın Mahir'in ofisinden yürüttüğü mühürlü mektubun yönlendirmesiyle birlikte Finn'e bir kez daha danıştığında öğrendiği bilgiler az da olsa yetersiz kalsa bile, yönlendirme amacı taşıyordu...
"
Kentin en bilge barmeni bana Solomon Rothberg adındaki adamla ilgili ne bilgiler verebilir?" diye sorduğunda aldığı yanıt kafasında dönüp duruyordu sonraki gün sokakları dolaştığında:
"
Yalnızca yürüdüğün yol seni onun karşısına götürüyorsa bile, çok kötü işlere imza atan bir Nesunt olduğunu açıkça söyleyebilirim..." demişti Finn; "
Kentin soylu semtlerinin süslü giyimlerine bürünmüş biçimde, kendi gibileriyle birlikte olup diğer insanlardan uzak durduğunu duymuşluğum var. Çokça kendi işleriyle ilgili bir adam, her zaman bir şeylerin peşinde olan. Onun gibiler arasında biraz zaman geçirirseniz; eğer sizi tanıyor ve yeteneklerinizi biliyorsam genç dostum, onunla ilgili bilmeniz gereken her şeyi öğreneceğinize kesin gözüyle bakabilirim!"...
Böylelikle Alpharian uyanır uyanmaz sokaklara çıktığında yönünü Birmingham taraflarına yöneltmişti. Her zaman için, içinde büyük bir tiksinti taşıdığı zengin kesimden insanların arasında bulunmak huzurunu bozuyor olacak olsa bile; her sokağın bir ara sokağı ve her yerleşim yerinin de varlıksız insanlarıyla dolu bir bölümü vardı.. bu, insanların oluşturduğu bir toplumda neredeyse her zaman için kaçınılmazdı. Günün erken saatlerinde başladığı ve yalnız başına üstlendiği bu görevinde fazla zaman harcamadan içinde bulunması gerektiği bölgeye doğru ilerliyordu. Hartshill'in dingin sokaklarına vardığında saatler gün ortasına daha varmamıştı bile. Yine de işinin başında olanlar ve boş boş dolaşan insanların yollarına gittiği sokakların birleştiği bir yerde; yükseltilmiş tahtadan bir podyumun üstüne çıkmış, genel insan konuşmaları arasında sesi yüksekçe çıkan bir çağırtkan odakları üzerine çekiyordu. Alpharian adamı duyabileceği ama konumundan ayrıldığında gözünden kaçırmayacağı bir uzaklıkta olan banklardan birine oturarak konuşmasını gizlice dinlemeye başlamıştı.
"
Kentimizi yoksulluğun ve eğlencesizliğin pençelerinden kesin bir yolla kurtaran Solomon Rothberg'e övgüler olsun! Bize yatacak bir yatak, bürünecek giysiler verme görevini kendi cebinden ödeme isteğiyle üstlenmiş; bizi koruyan, arka çıkan, gözeten kişiye!" sözleri yer yer bir gösteri olduğu ortada olan sözler ya da alkışlarla birlikte gelen övünç dolu sözlerle kesiliyordu. Adam işinin alışkın olduğu bir parçası olarak böyle bir düzenli oyunu özünden benimsemişti yıllar içinde.
"
Ödemelerini kendi cebinden harçlık ettiği adamları, biz ısınalım ve sıcak yemeklerimizi yiyebilelim diye ocakların ve fırınların alevini yakıp tutuşmasıyla ilgileniyorlar. Ah, onun iyilikleri sınır tanımaz; şimdi edinmiş olduğumuz her şeyimiz onun yardım ve yol göstericiliği ile bizimdir! Solomon Rothberg'den parasını ve malını esirgemeden veren, daha eli açık biri yoktur!" diye sözlerine devam eden adama; yer yer kendince söylenen, yer yer de hızlıca susturulan biçimde sesli düşünen karşılıklar veriliyordu. Yine de bu karşı düşüncelerin hepsi yapılan sahte şakşakçılıkların sesi altında yitip gidiyorlardı esen yelde yakılmış bir kibrit gibi...
"
Bu yüce yürekli adam her hafta olduğu gibi bu hafta da kapılarını Londra halkına açıyor, yüklerini bıraksınlar ve neşeyi bilsinler diye!" sözünü duyduğunda Alpharian'ın kulakları Siyah kumaşlı başlığı altında bir avcı köpeği gibi ilgiyle dikilmişti.
"
Yaşamlarımız karanlık olabilir ama onun yardımıyla artık günlerimiz düzenlediği eğlencelerle aydınlanıyor! Tefecilerin prensi, bankacıların kralı herkesin eksiğini kapatmak için çalışıyor! Karşılığında hiçbir şey istemeden! Eli açıklığı hepimize örnek olsun, herkes onun gibi olmaya çalışmalı!" sözleriyle adam görevini başarıyla yerine getirmiş ve cebindeki Şilin'lerin yarattığı ağırlıkların karşılığını vermişti. Şimdi ise karşılığını vermesi gereken bir başka ödeme vardı...
Konuşması sonlandıktan sonra çağırtkan görev yerinden hızlı ve tombul bacaklarının elverdiği ölçüde kısa kalan adımlarla oradan uzaklaşmaya başlamıştı. Alpharian avını gözlerinin önünden kaçırmayan bir Atmaca gibi peşinden gidiyordu önüne geçen insanları omuzlarına dokunarak gücü az olan bir itişle yolundan göndererek. Konuşmayı dinlemek için toplanan kalabalığı aştığında adamın ara sokakların gölgelerine yöneldiğini görmese de bileceği ustalığı vardı ne de olsa. Hedefine ilerleyen bir Kedigil'in patilerinden beklenilecek sessizliğiyle birlikte adamla yalnız kalacağı bir sokağa varması çok da uzun sürmemişti. Kazandığı haksız kazancın yaydığı kokuyu sezebiliyormuşçasına sürek avı boyunca izinden gittiği çağırtkanın omzundan tutup yüzünü kendine döndürmesiyle, adamı dünden kalan morluklarının üzerine daha da koyu renk katacak yumruklarını indirmesi bir olmuştu. Alpharian'ın adamı boyun eğene dek dövmesi uzun sürmemişti, ana yoldan seslerini duyup kimselerin karışmayacağı uzaklıkta dizlerinin üstünde salya sümük ağlamaya başlayan çağırtkanın yalnızca "
Yeter! Yeter, konuşacağım! Konuşacağım!" diye yakardığı anda Siyah giyimli adamın yumrukları bedenine çarpmayı bırakmıştı.
"
Param için ölmek gibi bir isteğim yok. Kimsenin parası incinmeme değmez." diye ağlamaya başladığında katilden aldığı yanıt kısa olmuştu: "
Mantıklı bir yaklaşım...".
Sonrasında konuşma komutu verilmesine gerek kalmadan, bir eli yakasına yapışmış ve diğer eli yumruk biçimini almıyor olsa bile her an yeniden saldırmaya başlayabileceği duruşundan anlaşılabilen adama karşı çağırtkan sözlerini "
Ne istiyorsun benden? Tüm param kemerimde asılı olan kesemde, başka bir şeyim yok!" diye sürdürmeye başlamıştı.
"
Bankacılar kralıyla işim var." biçimdeki yanıt kısa olsa bile anlaşılır biçimdeydi.
Çağırtkan korku ve şaşkınlık karışımı bir ses tonuyla "
Hah! Sana bol şans o zaman. O hiç kimseyle buluşmaz ki. Villa'sının balkonundan bile uzaklaşmaz.." yanıtıyla kendine biraz daha zaman kazanmaya çalışmıştı. Belki karşısındaki adam acırdı kendisine, kim bilir?
"
Neden? Birinden korkuyor mu yoksa?" diye sordu katil yüzünde beliren keskin bir gülümsemeyle. Dün yaşantısını sonlandırdığı Mahir'den sonra Solomon'a haber ulaştırılmış olması olasıydı ama buna güvenip yoldan dönmek olmazdı. Başlığının örttüğü yüzü görünmese bile gözlerinden saçılan ışıltı, çağırtkanın ruhunu delebilecek nitelikteydi neredeyse.
"
Korku değil beyim, nefret. Hizmet ediyormuş gibi davrandığı insanlardan nefret ettiğinden daha fazla kendinden nefret eder. İşini yaptığı efendisiyle bir olmadığından. Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum!" sözleriyle Alpharian'a kendini yetenekli bir yardımcısı olduğuna inandırmayı ister gibiydi;
"
Tam olarak nedir bilmem ama hep işini yaptığımdan, yakınında bulunduğumdan bilirim... Utancından kendini dört duvarı arasına kilitler o."
Düşünceyle kısa bir anlığına yana yatmıştı Alpharian'ın kafası, duyduklarını kafasında tartıyor gibiydi sanki. Sonra o an için yüzünden eksilmiş olan gülümsemesini yeniden takınıp:
"
Sonsuza dek saklanamaz ya?" dedi, sanki sesindeki kana susamışlığı sezebilmeye başlayan çağırtkanın korkudan titremesiyle birlikte.
"
Yok beyim. Kalamaz. Hep bu eğlenceler ve yaptırdığı konuşmalar. İnsanlara tepeden bakmak için. İçkili toplantıları başladığı zaman onu bir gör, her seferinde ilk baş konuşmaya çıkar. Bir ilişkinlik isteğindendir belki? Bilemem. Az ve kısa süreli de olsa..." diyerek onaylamıştı katili.
"
Böylesine da kendini saklayacak nesi var bu adamın?" diye sorduğunda stres nedeniyle ölümden kaçan bir maymun gibi dişlerini göstere göstere gülümsemeye çalışan çağırtkan alçak sesle kıkırdayarak "
Görürsün beyim, adama benzemez bir adamdır..." diyebilmişti.
Alpharian o an kafasında dolaşan düşüncelere yanıt bulamamışken "
Bırak beni gideyim beyim, ne sorduysan söyledim sana!" diyen adamın sözlerine karşılık yakasını bıraktıktan sonra:
"
Nerede bu adamın evi? Eğlencesi nerede yapılacak?" diye sorması kaçınılmazdı. Bugün çağırtkanın sevindirici haberini ulaştırdığı eğlenceyle ilgili bilgi sorulduğu ortadaydı ve adamda Alpharian'a karşı yalan söyleyebilecek yüreklilik kalmamıştı:
"
Wolverhampton'da onunkinden daha beyaz, daha granit heykeli olan villa yoktur beyim. Beni salarsan kapısına dek götürürüm seni!" demişti yalvaran bir sesle.
"
Bırakayım da o gür sesinle Britanya'ya planlarımı ilet ve onun tüm korumalarına benden söz et diye değil mi?" diye karşılık verdi yüzünde acı bir gülümsemeyle Alpharian.
"
Bir şey bile söylemem beyim!" dedi tombul adam, Siyah giyimli adamın elleri uzun süredir yakalarından tutmuyor olsa bile yerinden kıpırdayacak gücü kendinde bulamamış olsa da.
"
Yo, hayır... Söylemeyeceksin." dedi soğuk bir sesle ve sol kolunda bulunan Gizli Bıçağı'nı tombul gövdesinin Karaciğerini bulundurduğu bölgeye sapladıktan sonra yerde titreyen bir debelenmeyle can çekişmeye başlayan adamı yerde yalnız bırakıp arkasına bakmadan ilerledi.