91
Mag Mell - Bar / Ynt: Scarlet Masquerade
« : 02 Kasım, 2021 00:40:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify] Niçin bakışlarını kaçırıyorsun? Burada olduğumu bildiğini biliyorum. Niçin? Gözleri çakmağa kilitlenmiş adamın karşısında dimdik duruyor olmasına rağmen dokunsanız yıkılacak kadar güçsüz hissediyordu. Seth'in gözleri onun gözleriyle buluşmadığı her saniye daha gergin daha huysuz bir ruh hali ele geçiriyordu onu. Milyonlarca zehirli dart karşısında kendini savunmayı tercih ederdi şu an içinde bulunduğu bu duruma. Hoş nasıl bir durumda olduğunu da anlamlandıramıyordu. Aşina olmadığı düşünceler ve hisler bütün bedenini sarmalayan bir ateş çemberi gibiydi adeta. Gergin sessizlik, yanlarına yaklaşan karanlık bir melek tarafından bozulunca iyiden iyiye nevri dönmeye başladı. Bu sefer başka bir duygu karıştı hissettiği curcunaya. Önünde birleştirdiği ellerinin baş parmaklarını ovuşturuyordu gergin bir şekilde. Karışan duygu tanıdık bir duyguydu. Çocukluğundan beri abisine karşı hissettiği bir şeyin biraz daha farklı boyuta bürünmüş biraz daha yoğun bir haliydi. Kıskançlık. O kıskançlık her zaman öfkeye dönüşürdü. Bu sefer de değişmedi bu. Bir dürtü onu etkisi altına almak üzereydi. Kadının saçlarını bileklerine dolayıp kafasını duvarlara vurmak, o kafayı kıvılcımlar çıkana kadar duvarlara sürtmek istiyordu. Fakat... yapmadı. Sessizce izledi olanları. Kadının vahşi bir hayvan gibi Seth'e kur yapmasını izledi. Kadının sigarasındaki tütün alevlenirken saçlarını ateşe vermeyi geçirdi aklından. Derin mi derin bir nefes aldı. Belki de kalkıp gitmeliyim. Benim yüzümden evliliği bitti, onunla ilgilenen birisi var burada durup kafasını karıştırmamalıyım. Sözlerinin doğruluğunu biliyor olsa bile içinde bir şeyler bu sözlere inanmayı reddediyordu. Bir şeyler, onu durduğu salona mıhlamıştı ve gitmesine katiyen izin vermiyordu. Ayakları düşüncelerine itaat etmiyor, ruhu bu mekandan ayrılmayı ihtimaller arasında görmüyordu. İçgüdülerinin boyunduruğu altına girdi Cwénhild. Giydiği elbise gibi karanlık, sessiz bir gece gibi durdu sadece.
Adam kadının elini tutunca kalbinde bir hareketlenme oldu. Bir hançer sağ kapakçığından girip sol kapakçığını paramparça etti sanki. Sonra o el adamın dudaklarıyla buluşunca bütün kalbi cama dönüştü ve dönüştüğü gibi binlerce parçaya ayrılarak tuz buz oldu. Bütün parçalar göğüs kafesine dağıldı ve hepsinin kestiği eti cayır cayır yaktı canını. Yirmi beş yılın acısını mı çıkarıyorsun be adam? Seni yaktığım yangınların cezası mı bu? diye sorguladı adamın hareketlerini. Masaya koyduğu sigarayı, kadına olan bakışlarını ve kondurduğu o öpücüğü. Sorguladığı adamın hareketleri miydi, yoksa içine düştüğü bu dipsiz kuyu muydu onu bilmiyordu. Rahatsız hissediyordu, mutsuz hissediyordu, kıskanmış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Bir insan aynı anda bu kadar şeyi nasıl hissedebiliyordu patlamadan? Yada bu yaşadığı bir patlama mıydı? Otuz yıldır bastırılan hisler artık kapatıldıkları mahzenlerden taşmışlar mıydı? Bu sorulara bir cevap bulmak istiyordu. Hepsini cevaplayacak bir cevap bulup bütün bu keşmekeşten kendisini çıkarmak istiyordu. Her zaman öyle olmuştu çünkü. Kendini bir derdin içine sokup, kendini kurtarırdı o durumdan. Fakat bu sefer bu dipsiz kuyuya kendi düşmemişti, atılmıştı ve çıkamıyordu. Seth oturduğu yerden kalktı. Kadının elini bıraktığını görünce içindeki sızı bir miktar dindi. Yavaşça ona yaklaşırken paramparça olan kalbi küt küt atıyordu. Sadece kalbinin sesini duyabiliyordu. İnsanların uğultusu, kızının söylediği şarkı, hepsi silinmişti sanki. Bir boşluğun ortasındaydı ve görebildiği tek şey maskenin ardından ona doğru bakan bir çift gözdü.
Seth'in eli yanaklarına dokunduğunda yanaklarının ısındığını ve utançtan kızardığını hissetti. Haklısın diye düşündü. Döktüğüm göz yaşlarının sebebi bunlar değil. Mira'nın sesini işitti kulakları. Kadife kadar yumuşak narin bir ses. Seçtiği şarkı, seçtiği sözler. Bir bir içine işliyordu. Sanki bu geceyi özetliyordu. Dediği gibi, hiç bir zaman böyle hissetmemişti, kalbi böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyordu. Lakin paramparçaydı o kalp, göğüs kafesine sığmıyordu. Ve evet ilk kez bir yerlere aitmiş gibi hissetmişti. Hiç bir zaman giymeyeceğini düşündüğü bir elbisenin içinde, ait olmadığından emin olduğu bir yerde ilk defa kendini bir şeyin parçasıymış gibi hissetmişti bu gece. Bir adamın kollarında. O adamın eli kendi elini buldu ve göğsüne doğru çekti. Bedeni karşı koymayı reddetti. Kendini bir anda adamın kollarının arasında buldu. Göğsünün üzerindeki eli adamın kalp atışlarını hissetti. Kulaklarına fısıldanan sözler içini ısıttı. Sanki herkes yok olmuştu. O, Seth ve kızının kadife gibi sesi. Ona daha önce binlerce kez güzel demişti. Farklı biçimlerde, farklı yerlerde. Lakin ilk kez bu sefer ulaşmıştı sözleri. Başını adamın göğsüne koydu. Kızarmış yanaklarını, ve mutluluktan sırıtan dudaklarını görmesinden utandı. Sessizce fısıldadı. "Olur." Adamın elleri kadının beline doğru inerken o da kollarını Seth'in boynuna sardı. Gözleri gözleriyle buluştu. Bir süre sadece gözlerine baktı adamın. Hiç bir şey söylemeden, hiç bir şey düşünmeden sadece gözlerine baktı. "Bundan yıllar önce, bana bir yangın olduğumu söylemiştin. Ormanlarını yakan bir yangın. Ben defalarca yaktım o ormanları, sense defalarca yeni ağaçlar diktin. Ben yakmaktan bıktım ama sen yanmaktan bıkmadın. 'Sana yaklaşanlar yanacak. Bundan kaçış yok.' Bunlar senin sözlerindi bilmem hatırlar mısın? Yanmaktan korkmuyor musun Seth? Bunca yılın ardından hala yanmaktan korkmuyor musun?
Adam kadının elini tutunca kalbinde bir hareketlenme oldu. Bir hançer sağ kapakçığından girip sol kapakçığını paramparça etti sanki. Sonra o el adamın dudaklarıyla buluşunca bütün kalbi cama dönüştü ve dönüştüğü gibi binlerce parçaya ayrılarak tuz buz oldu. Bütün parçalar göğüs kafesine dağıldı ve hepsinin kestiği eti cayır cayır yaktı canını. Yirmi beş yılın acısını mı çıkarıyorsun be adam? Seni yaktığım yangınların cezası mı bu? diye sorguladı adamın hareketlerini. Masaya koyduğu sigarayı, kadına olan bakışlarını ve kondurduğu o öpücüğü. Sorguladığı adamın hareketleri miydi, yoksa içine düştüğü bu dipsiz kuyu muydu onu bilmiyordu. Rahatsız hissediyordu, mutsuz hissediyordu, kıskanmış ve hayal kırıklığına uğramıştı. Bir insan aynı anda bu kadar şeyi nasıl hissedebiliyordu patlamadan? Yada bu yaşadığı bir patlama mıydı? Otuz yıldır bastırılan hisler artık kapatıldıkları mahzenlerden taşmışlar mıydı? Bu sorulara bir cevap bulmak istiyordu. Hepsini cevaplayacak bir cevap bulup bütün bu keşmekeşten kendisini çıkarmak istiyordu. Her zaman öyle olmuştu çünkü. Kendini bir derdin içine sokup, kendini kurtarırdı o durumdan. Fakat bu sefer bu dipsiz kuyuya kendi düşmemişti, atılmıştı ve çıkamıyordu. Seth oturduğu yerden kalktı. Kadının elini bıraktığını görünce içindeki sızı bir miktar dindi. Yavaşça ona yaklaşırken paramparça olan kalbi küt küt atıyordu. Sadece kalbinin sesini duyabiliyordu. İnsanların uğultusu, kızının söylediği şarkı, hepsi silinmişti sanki. Bir boşluğun ortasındaydı ve görebildiği tek şey maskenin ardından ona doğru bakan bir çift gözdü.
Seth'in eli yanaklarına dokunduğunda yanaklarının ısındığını ve utançtan kızardığını hissetti. Haklısın diye düşündü. Döktüğüm göz yaşlarının sebebi bunlar değil. Mira'nın sesini işitti kulakları. Kadife kadar yumuşak narin bir ses. Seçtiği şarkı, seçtiği sözler. Bir bir içine işliyordu. Sanki bu geceyi özetliyordu. Dediği gibi, hiç bir zaman böyle hissetmemişti, kalbi böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyordu. Lakin paramparçaydı o kalp, göğüs kafesine sığmıyordu. Ve evet ilk kez bir yerlere aitmiş gibi hissetmişti. Hiç bir zaman giymeyeceğini düşündüğü bir elbisenin içinde, ait olmadığından emin olduğu bir yerde ilk defa kendini bir şeyin parçasıymış gibi hissetmişti bu gece. Bir adamın kollarında. O adamın eli kendi elini buldu ve göğsüne doğru çekti. Bedeni karşı koymayı reddetti. Kendini bir anda adamın kollarının arasında buldu. Göğsünün üzerindeki eli adamın kalp atışlarını hissetti. Kulaklarına fısıldanan sözler içini ısıttı. Sanki herkes yok olmuştu. O, Seth ve kızının kadife gibi sesi. Ona daha önce binlerce kez güzel demişti. Farklı biçimlerde, farklı yerlerde. Lakin ilk kez bu sefer ulaşmıştı sözleri. Başını adamın göğsüne koydu. Kızarmış yanaklarını, ve mutluluktan sırıtan dudaklarını görmesinden utandı. Sessizce fısıldadı. "Olur." Adamın elleri kadının beline doğru inerken o da kollarını Seth'in boynuna sardı. Gözleri gözleriyle buluştu. Bir süre sadece gözlerine baktı adamın. Hiç bir şey söylemeden, hiç bir şey düşünmeden sadece gözlerine baktı. "Bundan yıllar önce, bana bir yangın olduğumu söylemiştin. Ormanlarını yakan bir yangın. Ben defalarca yaktım o ormanları, sense defalarca yeni ağaçlar diktin. Ben yakmaktan bıktım ama sen yanmaktan bıkmadın. 'Sana yaklaşanlar yanacak. Bundan kaçış yok.' Bunlar senin sözlerindi bilmem hatırlar mısın? Yanmaktan korkmuyor musun Seth? Bunca yılın ardından hala yanmaktan korkmuyor musun?
Yetenek 1d10 : 7, total 7
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 3, total 3
Talih 1d10 : 9, total 9