17 Nisan, 2026 09:39:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Nora Gray

Sayfa: [1] 2 3
1
Sihir Bakanlığı / Ynt: Greath d'Ibelin
« : 26 Mayıs, 2023 20:47:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Richard Vincent

Richard ofisten çıkmak için ayaklandığında masasındaki ferahlığa huzurla bakıyordu. Birkaç gündür yaşadığı yoğunluktan masasında biriken evrak yığınına bakamamış, gelen postaları, hazırlanan raporlar, genel kurul kararları, yayınlanması gereken kararlar derken tamamen dağılmıştı. Bu dağınıklığı halletmiş olmanın tüm rahatlığı bedenine yayılmıştı. Fakat diğer yandan da Bay Darren'ın ise iş seyahatinde olması işlerin tüm yükünü neredeyse üzerinde toplamıştı. Yine de her şekilde tüm gerekli bilgileri kendisine iletiyordu. Üzerindeki ceketini düzeltip derin bir nefes aldığında odadan çıkmak üzereydi ki kendisine doğru gelen postayı gördü. Bu hiç de normal gözükmemişti kendisine. Hatta bu baykuşu tanıyor bile olabilirdi. Baykuş kendisine geldiğinde, zarfı hızla aldı ve okumaya başladı. Doğru mu okumuştu? Harika! Yeni giymiş olduğu ceketini nazikçe çıkardı ve tekrar eski yerine astı. Mektupla beraber gelen raporlardan her bir tanesi için kopya oluşturmaya başlamıştı bile. Hemen cevap dönmek yerine her bir konsey için baykuş hazırladı. Yolladığı zarfların içine birer adet Baş Seherbaz tarafından hazırlanan raporları koydu.


Kahvesinden birkaç yudum aldıktan sonra uykulu gözlerini ovuşturdu. Ardından duvarda asılı olan saate baktığında toplantı saatine az bir süre kaldığını gördü. Tüm gece boyunca dosyayı tekrar tekrar okumuştu. Delillere bin kere dönüp durmuştu. Fakat hala kafasında oturmayan bazı şeyler vardı. Yani, tam olarak bir ailevi meselelerinin içerisinde bulmuştu kendisini. Oysaki durum görünenden daha karmaşıktı. Zaten d'Ibelin ailesinin uzun bir soy ağacı vardı ve bunu incelemesi bile kafanın karışması için başlı başına bir nedendi. Bir yandan ise Balian'ın neden böyle bir talepte bulunduğunu anlamaya çalışıyordu. Acaba mesleki kimliği ile mi yoksa yeğeni sıfatıyla mı kararlarını almıştı?

Bu sırada Balian'ın salona girişini, konuşmaya başlamasını, sakin başlayan fakat daha sonra öfkeye dönen konuşmasını dinledi. Bartemius ile göz göze geldiğinde en mimiksiz hali ile bakıyordu. Seherbazın sözlerini dinlediğinde düşüncesine hak vermişti. İki canlı şahit, yeterliydi. En azından şimdilik. Bu yüzden buna itirazı olmamıştı. Daha sonra söylediklerine ise tepkisizliğini sürdürmüştü. Ardından konuşan 'kurt temsilcisine' dikkatini yönelttiğinde onunda Bay Rosier ile aynı fikirdeydi. Richard ise beyninden geçenleri kısa bir süzgeçten geçirdiğinde küçük bir nefes verdi ve konuşmasına başladı.

''Bay d'Ibelin, dosyadaki kanıtlarınız şimdilik tatmin edici fakat benim aklıma takılan asıl mesele, tüm bu noktaya gelene kadar nasıl hareket ettiğinizde. Neticede gayr-i resmi yürütülen bir soruşturmanın sonucunda bakanlığın imkanlarını kullanarak elde ettiğiniz verileri önümüze sunuyorsunuz. Pekala, tüm bunların altında bir kişisel kin aramalı mıyız? Ajanınız ne için Bay Adras d'Ibelin'im peşindeydi?''

Önünde açık bulunan dosyayı yavaşça kapattığında zihninde şahitlerin yazılı ifadelerini canlandırıyordu. Bu işin arkasında kişisel sebeplerin olduğuna inanıyordu Richard. Elindeki kanıtlar elbette somuttu. Elbette yargılanması gerekirdi fakat neden? Olayı özümsemek istiyordu Richard. Tüm sebeplerini, gerekirse şirketin tüm verilerini incelemeye, ailenin tüm sicilinin detaylarına kadar inebilirdi. Bunun için gerekli ne yapılması gerekiyorsa yapılırdı fakat davanın başında Balian'ın olması mesleki açıdan etik olmayacağını düşünüyordu. Richard kısa bir sessizlikten sonra konuşmasına devam etti.

''Şahsi fikrimce olay süresince Bay Balian: d'Ibelin'in de Baş Seherbazlık görevinin askıya alınmasıdır. İki tarafında aynı aileden olması, meslek etiği açısından soruşturmanın Bay Balian tarafından yönetilmesini doğru bulmuyorum. Dava sürecinin ilerletilmesi için başka bir seherbaz ve ya hakim görevlendirilmesi.''

2
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« : 21 Mayıs, 2023 14:24:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
En taş kalpli gözü dönen bir insanın bile kalbi olduğuna en açık örneğiydi bu. Belki de zaman için de duygular köreliyordu ama yine orada bir yerdeydiler işte orada duruyorlardı. Belki de sadece açığa çıkmayı bekliyorlardı orada bir yerde saklandıkları yerde. Fakat acıyı köreltmek daha zordu onca duygu varken ona sığınmak onun yok olmasını güçleştiriyordu. Belki de o yaşlı kurdun tutunduğu şey buydu, onu yok etmek yerine ona sımsıkı tutunmuş ve yok olmasını engellemiş bu da etrafına ateş gibi düşmesine neden olmuştu. Genç cadı bütün bildiklerini anlatmıştı genç cadıya ve ona söylenen ismi bile vermişti. Cadı ismi duyduğunda tekrar etmişti şaşkınlık ile. Demek küçük d'Ibelin bile bilmiyordu gerçi Balian bilseydi Sophia'yı muhakak ona söylerdi ki bu küçük cadı nereden bilsin.  Cadının sözüne küçük bir gülümseme gönderdi, ilgi çekici? Aslında daha derinlere inmeyi genç kadın da isterdi, daha ne gibi sırları vardı o kızıl saçlı güzel kadınla ve böyle bir adamı nasıl bu kadar çok etkilemeyi başarmıştı. Aşk denilen şey demek ki herkes için vardı en zarifinden en taş kalplisine kadar peki ya kendisi için? Birisi tarafından terk edilmişti zaman yarasını kapatırken ve karşısına yeni birini çıkarmışken bu sefer de o genç kadını aldatmıştı. Kendisini hiç bir zaman şanslı hissetmemişti belkide anca peri masallarında olurdu böyleleri.

Cadının artık gitmeliyim sözünü duyduğunda genç kıza gülümseme gönderdi. Arkasında ki yastığı yavaşça düzelttikten sonra yaslandı, cadının kapıya gitmişken geri dönmesi dikkatini çekmişti ne soracaktı tekrardan gerçi cadının sormasını beklediği bir soru da yok değildi. Cadıdan çıkan ilk sözcükleri duyduğunda tek kaşını kaldırdı. Gerçi genç cadı da bunun yanlış bir başlangıç olduğunun farkına varıp tekrardan cümlesine başlamıştı. Nora'nın beklediği soru buydu işte babamla aranda ne var? Bakanlıkta son derece bir birlerine samimiydiler ve bu durum bilmeyenler için oldukça dikkat çekiyordu özellikle de bu kişi genç cadı için babasıysa. Bu cümle genç kadını kendi geçmişine götürmüştü. Annesini başka bir adamla samimi bir şekilde gördüğünde annesi ile yalnız kaldığında sormuştu aynı cümleyi "Anne o adamla aranda ne var?" kıskançlıktan onun ki bariz bir şekilde. Babasının ölümünü zaten çok zor kabul etmişti genç cadı kimsede üzerinde durmamıştı bir gece ansızın gelen bu ölümü. Annesinin üzerinde ki baskıları da biliyordu. Gray ailesinin katı kuralları vardı belki de kadın kurtulmak için bu gibi bir yol bulmuştu kendince ama kızının kıskançlığı ve bazı geçen olaylar bu yeni filizlenecek aşka engel olmuştu.  Genç kadın düşüncelerinden sıyrılıp bakışlarını genç cadıya çevirdi. "Bay d'Ibelin yani baban ile çok uzun süredir arkadaşız" dedi genç cadı. O kelimenin altında onlarca şey yatıyordu sadece arkadaş kalmamışlardı daha ileriye de gitmişlerdi ama şuan ki konumları arkadaştı. "Öyle Hogwarts'a kadar bir geçmiş değil tabi ki de ama uzun bir geçmiş bizimki bir birimize iyi dostta olduk daha ileriye de gittik ama sonuç olarak iyi bir arkadaşlık bizim ki" dedi genç cadı. "Benim yerine baban olsaydı gözümü kırpmadan aynısını yapardım" dedi genç cadıya. Zaten gittiği görev başlı başlına bir sorundu ve bunu bile bile kabul etmişti. Geçmişin hatırası mıydı buna sebep olan yoksa geçmişten kalan kırıntılar mıydı?

RPG SONU

3
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« : 20 Mayıs, 2023 13:58:35 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Daha önce bu kadar büyük bir işe girişmiş miydi genç cadı bilmiyordu. Son cadı avcılarına karşı verilen savaşa gitmeyi saymazsa bakanlığın ona verdiği görevleri yerine getiriyordu sadece. Bakanlık mührü taşıyan mektubu geldiğinde oyuncaklarını da hazırlayıp her seferinde gönderildiği yere gidiyor daha sonra da istenileni yapıyordu. İlk zamanlarda hatta bakanlıktan azar yediği bile olmuştu, bir kaç ajan için not düşülenleri göz ardı etmiş ve sadece kendisi gitmişti göreve sonucu ise üsleri öğrendiğinde genç cadıya övgü yerine bir kaç aza göndermişlerdi. Cadı kendi en iyi bildiği şeyi yapıyordu her zaman, aklına ne yatarsa onu. Gittiği o görevler belki kendi dışında diğer ajanlar da gidebilirdi bir kaç kişilik ama kendisi her zaman tek çalışırdı. Başka bir kişiye bürünüp bam başka kişiler olurdu. Belki de bunun etkisi de vardı bu ricayı kabul etmesine, hayatında ki küçük küçük görevlere uzun ve anlamlı bir görev katmak istiyordu. Sadece bunu teklif eden kişi için değildi bu kendisi içindi de. Aile dramının etkisi de değildi daha başkaydı, aile dramından yola çıkarak konseyi, bakanlığı hatta İngiltereyi etkiliyordu bu görev bundan iyisini başka nerede bulabilirdi ki. Tabi ki de kendisini de riske atmalıydı zaten hayatında yaptığı mesleklerin hepsi riskli değil miydi daha Hogwarts zamanında kendisini riske atmayı öğrenmiş arkadaşı için iksir profesöründen kurtboğan iksirleri çalmıştı daha sonra büroda stajyerliği ve tabi orduya katılıp yüzbaşı rütbesine kadar aldığı terfiler. Bütün hayatı pamuk ipliğine bağlı geçmemiş miydi genç cadının şimdi yaşıyor oluşu bile genç cadıya göre büyük şanstı. Yunanistana ikinci defa giderken kesin burada bitecek gözü ile bakıyordu ama istediğini almadan bitiremezdi. Bir keresinde Hogwarts'ta yasak ormanda küçük ne olduğu belli olmayan bir yaratığı alıp odasında bakmıştı. Küçük yaratık yaralıydı ve genç cadı onu iyileştirmek için herkesten saklamıştı. O yaratığa bakarken de yakalanmıştı, okuldan atılmadığı için şanslıydı ama inatçı kişiliği başına dert olmuştu. Küçük yaratığı asla bırakmamıştı yine de, oda arkadaşı da onun tarafına geçmiş müdürün odasında bulmuştu soluğu. Persephone ile böyle iyi arkadaş olmuşlardı aslında, odadayken sadece bir birleri ile arada sırada konuşur selamlaşırlardı fakat bu olaydan sonra ikisi de en iyi dost olmuşlar beraber çalışmışlar beraber büroda staj yapmışlardı ve yine beraber iş yapıyorlardı ta ki onu yaralayana kadar. Arkadan vurma bu değil de neydi, Nora bunda ters giden bir şeylerin olduğunu düşünüyordu Persephone ona zarar vermezdi ama şimdi vermişti.

Genç cadı arkadaşına bakarken küçük cadının notları en baştan okuduğunu gördü. Leonardo ise cadıyla ikisini yalnız bırakmak için dışarı çıkmıştı. Onun üzerinde ki kanlı gömleği görmüştü genç cadı olaylara bakılacak olursa genç kadını hastaneye yetiştiren oydu. Nora bayıldıktan sonra ne olduğunu bilmiyordu bunu ya Balian'a yada Leonardoya soracaktı gerçi Balian'ın şuanda işinin başından aşkın olduğunu biliyordu. Genç cadının sesini duyduğunda bakışlarını yine ona yöneltti. Cadının aklına takılan bir şey vardı demek, kadın ne biliyorsa hepsini anlatmıştı oysa ki. "Adrasın sakladığı bir yer demek" dedi genç cadı kendisine hazırlanan mükemmel bir tuzağın girişiydi. "Oraya zaten cisimlenerek gittik aslında girişi bende tam bilmiyorum içerisi büyük tablolar ile çevirili ve Adras ile onun ikizi olan Andasın beraber geçirdikleri zamanın fotoğrafları var" dedi genç cadı daha sonra odayı hatırlamaya çalıştı. "Öyle ailevi portreler değiller geçen olayları simgeleryen, resmedilen resimlerdi. Her biri özenle hazırlanmış ve ışıklarla bulundukları yerlerde duruyordu daha sonra kızıl bir kadın vardı. Anahtar olan oydu, çok güzel, beyaz tenli, kızıl saçlı bir kadın. Adının Sofia olduğunu öğrendi ve Adras bana kim olduğunu söyledi. Kendi biricik sevgilisiymiş aslına bakarsan çoğu şeyi bunun için yapıyormuş. Bana hikayesini anlattı acıklı bir aşk hikayesi kim derdi ki o adamın bile bir kalbi olduğunu" dedi genç cadı.

4
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Ynt: Beyaz ışık
« : 19 Mayıs, 2023 10:50:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Her zaman işi şakaya vurmamış mıydı genç cadı. Ya bir anda olayı değiştirir insanın aklını karıştırırdı yada işleri şakaya vurup umursamıyor gibi yapardı. Yerinden kıpırdandığında sargıda olan yerine küçük bir bıçak saplanıyor gibi hissetti. Her yeri tutulmuş yatmaktan sırtından tut kalçasına kadar her yeri sızlıyordu. Kaç gündür buradaydı yada kaç saattir bilmiyordu ama neler olduğunu hatırlıyordu. Adrasın ona tuzak kuracağından elbette haberi yoktu ama böyle bir şey bekliyordu kimliğinin ortaya çıkması an meselesiydi. Balian'ın nasıl etrafta adamları varsa büyük d'Ibelin'in de adamlarının olmayışı şaşılacak durum olurdu. Peki ona ifşa eden kimdi? Onu açığa çıkarmak için ya gerçek kimliğinin bulunması gerekiyordu ki bu da zor bir şeydi asıl ismiyle bile Ajan kavramı yoktu ortada bir sır perdesi gibi saklanmıştı bakanlıktan çalışan birisi olarak gözüküyordu. Ya da bakanlıktan birileri onun kimliğini açık etmişti ki onun Ajan olduğunu bilen çok az kişi vardı neredeyse bir elin parmağını geçmiyordu tek seçenek Balian ile konuşurken görülmüş ve Adrasa hemen yetiştirilmiş büyük d'Ibelin ise bu durumdan huzursuzlanmış ve işi yokuşa sürmemek için böyle bir plan yapmıştı. Peki ya Persephone o söyler miydi genç cadının da ajan olduğunu. Kendi arkadaşını öldürmeye çalışacak kadar  bir duruma düştüyse söylerdi demek. Diğer seçenekte buydu işte, cadının aklında tonlarca soru tonlarca cümle vardı. En azından olayları Balian'a anlatmıştı yani önemli kısımlarını. Öldüğünü sanıyordu bu sefer gerçekten de ölüyordu ama hayat yine onu kucaklamıştı.

En son gördüğü yüz onun yüzüyken şimdi yanında arkadaşı ve hemen az ilerde şifacı olan arkadaşının stajyeri ve başka bir d'Ibelin vardı. Bu d'Ibelinlerden kurtulamayacağım galiba diye gülümsedi. Ölümüme sebep olacak bir başka d'Ibelin yaşamama sebep olanda şimdi beni sorgulayacak olanda ne ironi ama diye geçirdi içinden genç cadı. Sağ tarafında sehpanın üzerinde duran içi su dolu bardağı gözüne kestirdi genç cadı. Dudakları ve boğazı kurumuştu oraya doğru yavaşça dönüp uzanırken genç cadının sesini duydu. Bardağı eline alıp sudan küçük birkaç yudum aldı ve dudaklarını ıslattı. "Teşekkürler tatlım" dedi genç cadı, bardaktaki sıvının büyük kısmını bıraktıktan sonra onu geri yerine koydu. Genç cadının yapmacık gülümsemesini görebiliyordu, bunun nedenini de çok iyi anlayabiliyordu. Elbette her şey bana bir gün geri döner diye geçirdi içinden tekrardan. Geçmişinde yaşadıkları ve verdiği tepkiler karşısında ki cadıyı çok iyi anlıyordu. Küçük cadı cümlelerini sıralarken genç cadı biliyorum dercesine başını sallıyordu. Her bir kelimeyi her bir harfi istiyordu demek en azından işin bu kadar ileri gitmesi ve artık Adrasın neredeyse adaletin önünde hesap verecek olması iyi bir sonuçtu. "En azından yaralanmama değdi" dedi genç cadı. Lilith kağıt ve kalemle genç cadının dudaklarından dökülecek sözcükleri beklerken karşısında ki büyücüde olduğu yerden kalkıp neler olduğunu duymak için bekliyordu.

"Olaylar bundan ibaret" dedi genç cadı daha sonra atladığı bir şey var mı diye düşündü. Hayır yoktu lazım olan her şeyi anlatmıştı ve karşısında ki arkadaşı ona şaşkın bir şekilde bakıyordu. "Leo, ne söyleyeceksen söyle, evet kendimi bir aile dramının içine attım ama en sonunda çoğu masum kişinin belki de hayatı kurtuldu" dedi genç adam onaylarken Nora başını yastığa koydu. "Başka sorun var mı tatlım?" dedi.

5
St. Mungo Sihirli Hastalıklar Hastanesi / Beyaz ışık
« : 16 Mayıs, 2023 18:20:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Soğuk, vücudunun titrediğini hissediyordu genç cadı. Parmak uçlarının soğuktan uyuştuğunu hissediyordu ve nefes alışının düzensizliğini. Kalp atışlarını dinliyordu sadece, yavaş atıyordu. Yavaş ve düzensiz, her vuruş ona sanki bu soğuktan kurtaracak kanı pompalamaya çalışıyor ama yetersiz kaldığını hissettiriyordu. Her kan hücresi vücudunda donmuştu sanki ve çözülmeyi bekliyordu. Vücudunda ki oksijenin azaldığını hissetmişti, kan hücrelerinin çekildiğini ve her şeyin son bulduğunu. Yavaş yavaş karanlığa gömülürken küçük bir ışık parçası bırakmıştı belki de arkasında. Belki o ışık parçası yetmişti onun hayatına tutunmasına. Öldüğünde böylemi oluyordu, her şey karanlık ve soğuk. Oysa ki genç cadı sıcaklığı bulacağını sanıyordu her zaman. En azından annesinin anlattıkları kadarına inanıyordu gerçi inanıp inanmadığını hiç bir zaman sorgulamamıştı kendi kendine ve şimdi ise hissettiği tek şey soğuktu.

Tüm hücreleri sanki soğuktan kas katı kesildiğini hissediyordu, ah hayır soğuktan değildi bu acıdan dolayıydı. Kasları gerilmişti acıdan dolayı ve tek bir noktaya sabitlemişti kendisini. Yeni açılmaya başlayan zihnine bütün sinir hücreleri acıyı iletiyordu, bütün duyu organları oraya sabitlemişti kendisini bütün vücudu sanki tek bir şeye odaklanmıştı.

Gözlerini arala yamıyordu genç cadı sanki göz kasları emirlerini hiçe sayıyordu, parmaklarını oynatmaya çalıştığında sanki kan tekrardan vücuduna hücum etmeye başladığını hissetti. Uyuşan parmak uçları karımcalaşmaya başlamış oynattığında küçük küçük kürdanlar sanki parmak uçlarına saplanıyordu. Küçük cızırtılar duymaya başladı ilk önce daha sonra anlayamadığı boğuk seslere dönüştü. Yavaş yavaş neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordu sanki hafızası bir yapboz parçası gibi tek tek geri geliyordu. İlk baş bir kimlik hatırladı üzerinde farklı bir isim yazan daha sonra yeşillikler ile çevrili güzel bir daha sonra kızıl saçlara sahip bir kadın portesi. Portre? o anda işte tüm taşlar yerine oturmaya başladı. Her şey o resme dokunduğunda tek tek gerçekleşti. Yüksek bir yerden düşmüştü ve acısını hissettiği yere demir saplandığını hatırlıyordu. "Balian" diye fısıldadı genç cadı ama sesi çok güçsüz çıkmıştı. Kirpiklerini araladığında görüşü net değildi ama çevresinde birinini olduğunu gördü. Görüşü yavaş yavaş netleşmeye başladığında bu kişinin ismini söylediği şifacı olduğunu anladı.

Başını hafif kaldırıp yana çevirdiğinde arkadaşını gördü, meraklı bir şekilde ona bakıyordu. "Ah, Leo ölmedim mi?" dedi. Genç büyücü başını hayır anlamında sallandıktantan sonra genç cadı tekrardan önüne döndü ve başını gerisi geriye yastığa bıraktı. "Tabi ya ölseydim senin burada ne işin vardı, muhakkak çoktan bende ateşin içinde olurdum" dedi şakaya karışık ses tonu ile. "Sanki tüm kemiklerimi kırmışlar gibi hissediyorum" dedi bu sefer. Vücudunu küçük küçük oynatmaya çalıştı ilk baş ayak parmaklarını daha sonra bacaklarını, kollarını fakat her kıpırdandığında karın boşluğuna sanki bir bıçak saplanıyordu. Başında ki şifacı ona bir şeyler sayarken sadece başı ile evet anlamında sallayıp geçiştiriyordu. St. Mungo da işi gereği çok fazla yatmışlığı vardı ama hiç biri bunun kadar acı verici değildi. Sadece bir kaç gün sürmüşlerdi hatta kolunu kırdığında ise zorla bir hafta geçirmişti kemiklerin kaynaması için ona verilen acı suyu hatırlayınca yüzünü buruşturdu. Bakışlarını bu sefer arkadaşının yanında ki genç adama çevirdi. Onu tanıyordu şifacı dostunun stajyeriydi. Demek oraya kadar gitmişti yaralandığı belki de Luna gelememiş ve stajyerini göndermişti nasıl olduğunu kontrol etmesi için. Yavaşça doğrulmaya çalışan cadıya şifacı yardım ederken "Öyle bakmayın, birkaç güne kadar hiç bir şeyim kalmaz" dedi genç cadı.

6
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« : 10 Mayıs, 2023 20:50:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Yüzünden sahte bir samimilik akan adamın tehditkar tavırları midesini bulandırıyordu. Kafasını çevirdi kadın. Ayaklarını masanın üzerinden çoktan çekmişti. Fakat cam törpüsüyle tırnaklarıyla uğraşmaya devam ediyordu. Adamın konuşmasının arasında gözlerini ona çevirdi. Ruhsuz surat ifadesi, cam mavisi soluk gözleriyle uyum halindeydi. "Sorduğunuz için teşekkürler Bay d'Ibelin." Kenarında beyaz tozlar oluşan tırnağına üfledi. "Annem mükemmel, yeni kocasıyla bu sene Afrika gezisine çıktı. Babamsa..." babasından konuşmak istemedi kız. Şefkatli biri numarası yapan yaşlı adam babasının durumunu sorarken aklından ne geçtiğini merak etti kız. Bu sefer hedefi kimdi? Babası mı? Kafasını hızlı hızlı iki yana salladı. Tırnağı yanlış törpülemişti. Babasının adamın umurunda olmadığını biliyordu. Derdi annesiyleydi. Seph'in doğumundan üç sene önce oğluyla evlendirmek istemişti. Tam olayları bilmiyordu genç kadın lakin düğün günü annesi, yaşlı bunağın oğlunu terk edip bir muggle olan babasıyla kaçmıştı. Annesi bununla ilgili şu sözleri söylemişti, "Çok naif bir çocuktu. Tutkudan uzak ama zarif. Babasından farklı olarak sevme duygusunu henüz kaybetmemişti. Ama onun yavan ve basit aşkı beni kendine hiç bir zaman çekmedi." Annesinin sözleri kulaklarında yankılanırken. Ne kadar bencilce diye düşündü genç kadın. Arzu, tutku, ten uyumu... Üzerinde biraz kafa yorunca annesini yargılamaması gerektiğini anlamıştı genç kadın. Zira kendisi içinde önemliydi bu kavramlar. "Senden istenilen bu küçük ricayı yerine getirirsen, çevrendeki herkes iyi olacaktır."

Adam, tüm ayrıntılarıyla isteklerini anlattığında, belirtilen görev hakkında aydınlanmıştı kadın. Öldürmek basit bir istekmiş gibi konuşuyor. Kadından bir cevap bekliyordu. Kadın ağzını açmadı başta. Verilen emirleri sindirmeye çalışıyordu. Eğer şansı olsaydı, cam törpüyü adamın boğazına saplardı. İstemsizce çattığı kaşları başka çaresi olmadığını bilerek yumuşadı. "Yapacağım." dedi dişlerini birbirine bastırarak. "Ama bana bunları yaptırdığın için cezasız kalmayacaksın yaşlı bunak." diye fısıldadı, adamın duymamasını umarak.

7
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: İhanet
« : 02 Mayıs, 2023 16:49:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Genç kadın yıllardır uğramadığı çiftliğe bir kere daha ayak basarken, elleri terliyordu. Ailesinin yıllarca dost bildiği düşman topraklarında olmak içindeki öfkenin alevlenmesini sağlıyor, tehlike içinde olduğunu bilen vücudu dengesini kaybediyordu. Büyük malikaneye girereken derin bir nefes çekti. Modern döşenmiş ama oldukça eski olduğunu bildiği ev toz kokuyordu. Tiksintiyle siyah kısa sivri burunlu stilettolarını girişteki kirişe sildi. Başında duran adam, geldiğinden beri tek kelime etmemişti. Sürekli etrafındaki adamlara emirler veriyor arasıra şüphe çekmemek için kadına dönüp gülüyordu. Ama Seph tüm olup bitenden haberdardı. Boğazını kaşıyarak ona yol gösteren adamı takip etti. Geniş, beyaz ahşaptan yapılmış bir kapının önüne vardıklarında sonunda ağzını açmaya karar veren adam, "Buraya ne için geldiğiniz konusunda bir fikriniz var mı?" dedi fısıldarcasına. Boğazı acımaya başlamıştı. "Tahminlerim var elbette." dedi pis pis sırıtırken. Karşısında düşmanı varken, dikbaşlı olmaktan hoşlanırdı. Ama eğer düşmanının bir piyonu varsa, karşıdakinin aklıyla oynamak her zaman tercihiydi. "Umarım, tahminlerinizde yanılmayacak kadar cesursunuzdur." dedi, kışkırtmaya çalıştığı adam son derece profesyonel bir ses tonuyla. Başarısız girişimini görmezden gelerek adamın cümlesi bitmeden elini siyah renkli, demiri yeni cilalanmış gibi duran kapı koluna götürdü.

Zihni ona alarmlar verirken ağır adımlarla evin geri kalanına hiç uymayan, sanki yüzyıllar önce dizayn edilmiş gibi duran odayı inceledi. Oda boştu. Bunak kurt buralarda değildi anlaşılan. Büyük masanın önündeki eski sandalyelerden birini çekti. Yeni ütülenmiş dar kesimli siyah pantolonunu çekiştirerek oturdu. "Bay d'Ibelin, yakında buraya gelecek. O zamana kadar size eşlik etmemi ister misiniz Bayan Stravos." dedi refakatçisi. "De León. Annemin ailesinin adını kullanmıyorum." olabildiğince sinir bozucu olmaya çalşıyordu kadın. Ayaklarını büyük masaya uzatırken çantasından bir törpü çıkardı. Genç adam, onu şaşkın gözlerle izliyordu. Normal davranışlarının tam zıttında davranmak ister istemez hoşuna gitmişti kadının. "Bunağın bir yerlerde düşüp ölmediğine emin misin? Çünkü bunun olması harika olmaz mıydı?" Cümlesini sahte bir alkışla tamamladı. Tırnaklarını törpülemeye devam etti.

8
Diğer Dünya Ülkeleri / İhanet
« : 30 Nisan, 2023 12:18:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc cadı: Persephone De León

Üzerinde bulunduğu bota çarpan dalgalar yüzünü ıslatıyordu genç kadının. Ege'nin soğuk ve temiz sularına baktıkça boğazının kuruduğunu hissedebiliyordu. Yine de dakikalar sonra inecek olduğundan teknenin öbür tarafına yürüme gereği duymadı. Kaşe montu Yunanistan'ın cehennem kadar sıcak iklimi için fazla sıcaktı. Yüzüne vuran güneş mayışmasına neden oluyordu. Ufak huzur kırıntılarıyla süslenmiş anılarını düşleyerek zihninin rahatlamasını bekledi. Küçüklüğünü geçirdiği sular her zamankinden daha sakindi o gün. Tüm çocukluğunu yaşadığı topraklara dönmek onun nostaljik hissetmesini sağlamıştı. Ama aklında tek bir soru vardı. Adras d'Ibelin onu ne halt yemeye çağırmıştı? Ilık rüzgar yüzüne çarparken, korku ve endişe zihnine yeni yeni sirayet ediyordu. Cebinde duran ve henüz açma gereği duymadığı davet niteliğindeki mektuba uzandı. Zarfı düz beyaz renkteydi fakat güneşe tuttuğunda içini göstermeyecek kadar opaktı. Zarfın üzerinde büyük puntolarla gönderenin adı ve adresi yazıyordu. Gönderen, Darren Shan, her kimse Yunan sınırlarına girmeden mektubu açmaması için not düşmüştü. İsmi nereden hatırladığına emin değildi. Bakanlığın kara listesinden olmaması için dua etti kendi kendine. Arka cebinden çıkardığı kelebek bıçakla son derece sert olan kağıdı tek hamlede keserek zarfı açtı. İçinden çıkan kağıdın üzerinde neredeyse kusursuz bir el yazısı vardı. Uzaktan limanın ve martıların sesleri duyulurken gözlerini kağıt üzerinde gezdirmeye başladı.

"Değerli Bayan De León,
Umarım yolculuğunuz güzel geçmiştir. Önümüzdeki görevde size yardımcı olabilmek beni müteşekkir bırakır. Lütfen kendinize dikkat edin.

Sevgiler
D. Shan"

Görevin ne olduğunu bilememekten muzdarip zihni, aklına düşen aç kurtlar tarafından parçalanıyordu. Yine annesinin yediği bir boktan mıydı acaba? Yoksa teyzesine mi bir şey olmuştu? Endişe ile dudaklarını ısırdı. Ağzına gelen kan tadına rağmen durmuyordu. Zarfın içinden düşen kurumuş bir gül ile dikkati dağıldı. Eğilip gülü yavaşça yerden kaldırdı. Uzun süre önce kurutulmuş olmasına rağmen gülü kokladı. Tekrardan zarfın içine narince yerleştirerek cebine koydu. Bu zarif jest ona zamanında çok sevdiği birini hatırlatmıştı. Bir kaç saniye sonra teknenin motoru durdu. Martılar ağlarmışcasına daha güçlü bir şekilde bağırmaya devam etti. Tekneden inme vakti çoktan gelmişti.


9
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Yeni dostluklar
« : 20 Nisan, 2023 12:23:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü: Matthew Silver

Sohbetin başından beri orada bulunarak adamı inceliyordu Matthew. Karşısında gördüğü en rahatsız edici adam vardı sanki. İçindeki mide bulantısını adamın ettiği her hareket daha çok arttırıyordu. Adras'ı böyle bir adamla tanıştırmak onun için üzücü ve vicdan azabı çektirecek bir davranış olsa da yine de ellerindeki en iyi imkan buydu, bu yüzden sesini alçak tutması en iyisi olacaktı bu sohbette.

İki iş adamının sohbetinden sıkılmaya başlamıştı ki bir çakala benzettiği silah tüccarı masanın üstüne eğilip bir şeyler gevelemeye başladı. Öncelikle işin zorlu olduğundan bahsetti sonra ise konuyu paraya getirdi. Önce duyduklarına anlam veremedi ve aklından tekrar cümleleri geçirdi. Tam üç katını istiyordu. Konuşulan paranın azımsanmayacak bir para olduğunu ve ilk görüşmede paranın yeteceğini söyleyen bu adam şimdi ise paranın tam üç katını istiyordu. Adamın cümlesini bitirmesi ile birlikte öksürerek söze girdi. "Bay Drejlaskov, sizinle bir ay önce konuştuğumuzda paranın yeterli olduğunu ve bir sorun çıkmayacağını söylemiştiniz. Şimdi ise bizden bu paranın üç katını istiyorsunuz." Sesinin tonunu bir tık yükselttikten sonra sözlerine devam etti. "Karşınızda Yunanistan'ın ve Fransa'nın en saygın kişilerinden biri oturuyor ve siz kalkıp onu açık açık soymaya çalışıyorsunuz." Koluna dokunan el ile duraksadı. Adras ondan susmasını istiyordu. Bir adım geri çekildiğinde Adras hafif bir kahkaha ile gülüyordu. Patronunun davranışlarına hiçbir zaman anlam verememişti zaten.

10
Seherbaz Büro / Ynt: Bakirenin ölümü
« : 18 Nisan, 2023 15:04:55 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Bir sorun mu var d'Ibelin?" Sorusundaki aptal tını kendini bile şaşırtmıştı genç kadının. Sorusunu geri alabilmeyi diledi. Ama söz ağızdan bir kere çıkardı ve çıktığı zaman sadece zaman silebilirdi yaptıklarını. "Var Persephone. Az önce kardeşimi kaybettiğimi öğrendim. Ve yapabileceğim hiç bir şey yoktu." Sesindeki üzgün tını artık var olduğundan emin dahi olmadığı kalbini titretmişti. "Hislerini anlıyorum Balian." Gerçek anlıyordu bir kısmını fakat, hafızası silmişti onun zihninden ölüm acısını. O da yaşamıştı benzerlerini. Babası, kuzeni, iş arkadaşları... Hepsi göçmüştü bu dünyadan. Duygularını anlamak zor değildi genç adamın. Tek sorun vardı, sadece onun hissettiklerini hissedemiyordu. Zihni yine ihanet etmişti. Silmişti tüm anıları, duyguları. "Herkes ölür Balian." dedi sesindeki hüznü saklamaya çalışarak. "O yüzden ölüme üzülmek doğru değildir. Ama yaşayanlara olan sevincini göstermekten çekinme. Çünkü sadece yaşarken sevilen insanlar ölmekten en az çekinenlerdir." Söylediklerine kendisinin de inanmadığını biliyordu. Gereksizce Balian'a sarıldı. Daha iyi hissedip hissetmeyeceğini bilmiyordu. Ama Fransızlar böyle yapmaz mıydı üzüldüklerinde? Arkadaşlarına sarılırlar, biraz buzuki çalarlar ve uzo içermezler miydi? Boğazını temizledi. Yüzüne masum bir gülümseme yerleştirdi. "Her gün; kız kardeşimi üzen, dedemin bana karşı olan ilgisini çalan rakip düşmanım olabilirsin Balian. Ama bugün dostumsun. Bugün sadece takım elbise giymiş, gözüne kum attığım, küçük bir Fransız çocuğusun.Şimdi sana üzülme demeyeceğim, eve git. Bir uzo aç. Bir kaç tabak kır. Buradaki işlerini ben hallederim. Bir şeye de ihtiyacın olursa ben buradayım." dedi içten bir sevecenlikle. Ne kadar hissiz duygusuz olsa bile, o da bilirdi acının ne demek olduğunu. Hep hissiz değildi ya! Dosyayı gözünün önünden kaldırmak amacıyla fotoğrafları ve belgeleri toparladı. Ayağa kalktı. Elinden tutup genç adamı da ayağa kaldırdı. Mavi gözleri bulutlanmıştı. Ofisin kapısına kadar eşlik etti.
O anda Persephone'nin aklında tek bir şarkı vardı.

Je te l'ai dit et je te le redis
ne descends pas à la plage
et la mer fait une tempête
et il te prend et tu meurs


SON

11
Seherbaz Büro / Ynt: Bakirenin ölümü
« : 18 Nisan, 2023 11:56:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Seherbaz: Persephone

"Benim bu kadının ölümünü araştıramayacak kadar beceriksiz bir seherbaz olduğumu mu ima ediyorsun seni bücür?" diye sordu genç adam. Persephone bu sorusuna göz devirdi. Neden her şey kendi ile ilgili olmak zorundaydı? Balian küçükken de çekilesi değildi, dedi içinden sözlerini geri alırcasına. O küçük kolları her zaman dev gibi kol düğmeleri taşırdı. Dedesi severdi Balian'ı küçükken, nazik davranışlarıyla herkesi etkilerdi. Dedesinin kendisi dışında birine bu kadar ilgi göstermesini sevmezdi, kıskanırdı küçük Persie. Küçükken nefret etmesinin tek sebebi bu da değildi elbet. Bir kaç yaşlı teyze durup durup "Balian çok yakışıklı değil mi? Sana onu alayım mı?" diyip utandırırlardı küçük kızı. Persie her burun kıvırdığında ise daha yakışıklı ve kibar birini bulamayağını söylerlerdi. Çocukken yaşadığı bu utanç travmasını hala unutamamış olan kızcağız hala her Balian ile karşılaştığında onu görmezlikten gelirdi. 
"Bana bir daha bücür dersen boğazını tekmelerim." dedi gayet sakin bir sesle ama dil çıkararak. Balian omuz silkti. Sıfatını haketmiyor değildi... Fransızlar, dedi kendi kendine. Gerçekten çılgınlardı. Kendisi de bir taraftan Fransızdı ama İspanyol kanı ağır basardı hep. Gibraltar'dı onun evi. En az çapkın babası kadar İspanyol kanı vardı onda. Görüntüsü benzemezdi belki ama ruhu benzerdi. Ruh değil miydi zaten önemli olan? Ruh değil miydi zaten bir insanı bir yere bağlayan?

Kafasını alakasız düşüncelerinden kurtarmak için iki yana salladı. Eğer tanımıyorsa kimdi bu kadın? Belki de yeterince iyi tanımıyordu ailesini genç adam? "Aslına bakarsan Balian..." boğazını temizledi. Üstüne vazife olmayan bir şeyi yapıyormuş gibi hissediyordu. Kötü haberi verme görevi ona düşmüştü. Oluşan acıma hissini yuttu. Duygusal biri sayılmazdı çok. Fakat Balian sevmediği bir arkadaşı olsa bile arkadaşıydı. Onu umursamazlıktan gelen adamın masasına oturdu. Dosyayı eline aldı. Kadının bilgilerinin olduğu sayfayı açtı. Adam dikkatle onu izliyordu. "Baba adı: Dios Feodor d'Ibelin."
Son heceyi duymadan dosyayı çekerek aldı Balian. Yüz ifadesini okumak zordu. Şaşkın yada üzülmüş değildi. Fakat griye çalan gözlerinin altındaki dehşet duygusunun terörü görülebiliyordu. Yıllardır arkadaşlardı fakat Persephone'nin daha önce Balian üzerinde görmediği bir ifadeydi bu. Gerçekten sevdiği biri miydi? Söylediklerinden pişman olmuştu. "Kaybın için üzgünüm Balian." Hislerini anlamaya çalışıyordu Persephone. Bir kısmını anlıyordu hatta. Sorun şuydu ki, hissedemiyordu. "Yapabileceğim bir şey varsa... Her zaman burdayım." Genç adamın yüzündeki dehşet ifadesi bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı. Olağanüstü bir şey dememişti ki Persie, şaşkınlığına bir anlam veremedi. "Bir sorun mu var d'Ibelin?"

12
Seherbaz Büro / Ynt: Bakirenin ölümü
« : 17 Nisan, 2023 22:15:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Seherbaz:Persephone

"Bir sorun mu var Persephone ? Elinde ki dosyayla mı alakalı?" Sesi düşündüğünden daha ciddiydi. Acaba gerçekten haberi yok muydu? Ya yakın bir akrabasıysa? Persephone'den öğrenmesi ne kadar doğru olurdu? "İstersen getir, bakalım." Kafasını hızlı hızlı sağa sola sallayıp dosyayı arkasına saklamaya çalıştı. Eninde sonunda öğrenecekti. Ama... İçinden bir ses yapmaması gerektiğini savunuyordu. Belki de sadece bir rastlantıdır, diye düşündü. Londra büyük bir şehirdi sonuçta. "Küçükken daha çekilebilirdin d'Ibelin."dedi ifadesiz şekilde. Dediği şeyin patavatsızca olacağını düşündü. Genç adamın duymak isteyecebileceği son şey daha çok iğneleme olmalıydı. "Starvosların şirketiyle d'Ibelin'lerin ilk antlaşmasının olduğu geceyi hatırlıyor musun?" diye sordu genç kadın. Kendisi sanki dünmüş gibi hatırlıyordu. Babası ve annesinin ayrılığının ikinci yılıydı. Babası henüz ikinci evliliğini yapmamıştı. Annesi ise Persie'yi daha iyi bir eğitim alabilmesi için teyzesi Selene'nin yanına yollamıştı. Teyzesi evli değildi o yüzden dedesiyle sık görüşürlerdi. Dedesini severdi Persephone, Yunanistan'ın yüce ve şanlı Dionysos Stravos'u öz be öz dedesiydi. Malesef iki sene önce uykusunda vefat etmişti. Dionysos, d'Ibelin ailesinin iş anlayışını profesyonelliğini hep çok takdir etmişti. Aile reisiyle gençlikten beri arkadaşlardı. Fakat onlar büyücü ve Dionysos bir kofti olduğundan aralarında ekonomik olmasa bile sosyal bir sınıf farkı vardı. Ama iki aile de umursamazdı bunu. Balian ve Persephone'nin ilk tanıştıkları gün, d'Ibelin ailesinin dedesi Dionysos'la ilk antlaşma yapmaya karar verdikleri gündü. Ada malikanesinde büyük bir ziyafet vermişti dedesi. İki aileninde tüm fertleri davet edilmişti. Dört yaşını yeni doldurmuş Persephone'nin üzerinde, ebevenylerinin boşanmasıyla oluşan bir hırçınlık vardı. Teyzesinin zorla giydirdiği beyaz gelinliğimsi elbiseyi zorla çıkarmış, yerine kot pantolonu ve tişört giymişti. Dedesi onun bu hırçın davranışlarını her zaman anlayışla karşılardı. O gün Balian'ı da hatırlıyordu. Yedi yaşındaki bir çocuk için fazla süslü giyinmişti. Yedi yaşında kim takım elbise giyerdi? O gece de aynen bunları söyleyip Balian'ın gözüne kum atmıştı. Bir kız kardeşi yada kuzeni olup olmadığını hatırlamaya çalıştı Persephone. Ama zihni nedense o gece için sadece gereksiz anıları toplamıştı.

"Senin... Helen adında bir akraban var mı?" diye sordu tereddütle. Sorusu genç adamın şüpheli bakışlarını üzerine çekmesine sebep olmuştu. Oturduğu yerden kalkan adam üzerine doğru yürüyordu. Yanlış bir şey mi demişti? Yutkundu. Belki de onu öldüren Balian'dı. d'Ibelinler gizemli işleriyle ünlüydü nasılsa. Kafasını iki yana salladı. Arkadaşına, hatta çocukluk arkadaşına kafasının içinden de olsa iftira atması doğru değildi. Üzerine yürüyen adam dosyayı elinden almak için hızlı bir hamle yaptı. Refleksleri kuvvetli olan Persephone hızla geri çekildi. Dosyaya ulaşmasını engellemişti. Ama yer çekimi faktörünü hesaplayamamıştı. İki fotoğrafın sanki ağır çekimdeymiş gibi yere düşüşünü izledi.

13
Seherbaz Büro / Bakirenin ölümü
« : 17 Nisan, 2023 14:58:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Seherbaz:Persephone

Sabahları çalışan biri değildi genç kadın. İşini seviyordu. Masa başında belge doldurmaktansa suçluların peşinde koşmayı severdi. Herkesin bir bağımlılığı vardı sonuçta. Persephone'nin ise adrenalindi. Korku, heyecan ve hareket yaşamının bir parçasıydı artık. Ama o sabah her şey o kadar monotondu ki rapor kağıtlarını doldurmayı bile bitirmişti. Ayaklarını masaya attı. Tam çekmecesinden çıkardığı beyaz dizisini okumaya başlamıştı, kapısı çalındı. "Bayan De León?" Boğazını temizledi. "Gelebilirsiniz." Yeni gelen stajyer oldukça kibar ve nazikti. Ya da sadece üstü olduğundan Persephone'nin tüm isteklerini yapıyordu. Oldukça fırsatçı biriydi genç kadın. Bu nezaketi değerlendirecekti. "İstediğiniz yeni belgeleri getirdim."dedi tiz bir sesle adam. Hayali etrafta koşuşturup, suçluların korkulu rüyası olmaktı belli. Ama ne kadar gerçekleştirebilirdi bu hayali? Kibar biriydi. Seherbaz olmak sert insanların işiydi. Onun gibi tiz sesli bir hanım evladı başarılı olamazdı. Fakat o gün kimsenin hayallerini yıkabilecek kadar neşeli değildi. "Teşekkürler, gidebilirsin." dedi çıkartabileği en nazik ses tonuyla. Ayaklarını masadan indirdi, genç adam odadan çıkarken belgeyi okuyordu.

Yirmi yedi yaşında, kadın, bakanlık çalışanı. Öldürülmüş. Dosya ilgisini çekmişti. Faili meçhul cinayetlerle ilgililenmeyi severdi. Dedektiflik bürosunda çalışmadığı için hayıflandı. Ama istihbarat da oldukça zevkliydi. Yavaşça kapağını açtı dosyanın. İçinden düşen bir kaç fotoğraf yüz üstü düştü. Yere eğilip, fotoğraflardan birini kavradı. Ceset resimleri... Kurbanın görüntüleri, hiç bir duygu uyandırmamıştı. "Belki de artık duygusuzumdur", dedi genç kadın fotoğraflara bakarken. Vahşi bir şekilde ölmemişti kadın en azından. Dosyadaki diğer kağıtlara göz gezdirdi. Birkaç genel bilgi dışında sıradışı bir şey yoktu.

Fakat bir isim ister istemez gözüne takıldı. "Baba adı: Dios Feodor d'Ibelin..." dedi kendi kendine. Soyadı beyninde yankılandı. Daha önce nerede duymuştu bu adı? Zihninin derinliklerine baktı. Balian. Kimdi bu kadın? Neyiydi? Her kimse gidip baş sağlığı dilemek doğru bir davranıştı. Özellikle akrabalarını kaybetmiş kişilere iyi davranırdı Persie. Kendi babasının acısını üzerinden yıllar geçse bile hala atlatamamıştı. Ayağa kalktı ve ofisinden dışarı çıktı. Belki işe gelmemiştir, diye düşündü. Ama gidip bakmak en iyisiydi. Her ne kadar Syrinx yüzünden araları çok iyi olmasa da çocukluktan beri tanıdığı biriydi sonuçta. Ofisinin kapısı çaldı, ses gelmeyince açmayı denedi fakat kilitliydi. En azından denemişti. Kafasını kaldırdı ve sağa doğru döndü. Aradığı genç adamın meraklı gözleriyle karşılaşmıştı. "Balian, ben kayb-" cümlesini tamamlamadan söze atıldı genç adam. Kulaklarına inanamadı Persephone. Kurbanın akrabası olduğunu bilmiyor muydu genç adam?

14
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Hayat devam ediyor
« : 16 Nisan, 2023 00:37:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kore/Seul

Genç cadı Japonyadan sonra ki durağı olan Koreye cisimlenmişti. Son durağıydı burası daha sonra İngiltereye dönecek ve orada ki şişeyi bulacaktı. Yaşlı kadının ona verdiği koordinatları Hotel odasında çözmüştü ve oklar Koreyi göstermişti. Caddelerde yürürken etrafta büyük büyük Korece yazılar ve dev ekran gibi pankartları görebiliyordu. Sokaklarda dükkanların önlerinde tabelalar da eksik değildi. İnsanlar ise yolda koşuşturuyorlar bazıları dükkanların önüne hücum ederken kimisi de sadece gideceği yere yetişmeye çalışıyordu. Genç cadı verildiği koordinatlara tekrardan göz attı. Diğer gitti ülkelerin hepsinin üzeri çizilmişti İngiltere hariç. Elinde ki koordinat listesinin bir ucuna yapıştırmıştı yaşlı kadının verdiği kodları. Adımlarını hızlandırdığında büyük açıklık bir alana geldi ve ilerde büyük bir depo vardı. Büyük kamyonlar nakil için hazırda bekliyordu ve adamların elinde ki şeylerde süt şişeleriydi. "Ne yani süt fabrikası mı" diye fısıldadı genç cadı. Tam önünde ki manzara bunu gösteriyordu. Oraya nasıl girecek yada o süt şişelerinin arasında nasıl arayacaktı o küçük şişeleri bilmiyordu ama burada saklanmış olması yine farklı bir olaydı.

Genç cadı gözlüğünü düzeltip yanında ki adama baktı. Adam ona kontrole geleceklerini bildirmediklerini söylüyordu. "Eğer söyleseydik sürpriz baskın olmazdı öyle değil mi" dedi genç cadı daha sonra üzerinde ki beyaz önlüğü düzeltip ilk kamyonun kasasına girdi. Çantasından çıkardığı tarayıcı ile kasaları açmadan şişelerden alacağı sinyali arıyordu. Aslında Acio büyüsü de işe yarardı ama bazı tehlikeleri vardı ve bunu göze alamazdı. Uzun süren aramadan sonra genç cadı aşağı inip adamın yanına gitti. "Burada yirmi kamyon yazıyor ama ben on dokuz kamyon aradım sonuncusu nerede"dedi. Adam bilmiyorum der gibi omuz kısmıştı ne yani buranın sorumlusu oydu ve bir kamyonun nerede olduğunu bilmiyor muydu. Genç cadı kayıp kamyondan pis kokular alıyordu, kesinlikle o şişeler onun içinde olması gerekiyordu. Cadı depoya doğru ilerlerken etrafına da bakınmadan edemedi, ya kamyon burada bir yerde saklıyorlardı yada gerçekten yoktu, elinden kaçırmıştı. Son fikri aklından kovdu, Balian'a Kore de ki şişeleri bulamadığını söylemek istemiyordu. O sırada hurdaya dönen bir kamyon getiriyorlardı genç cadı kamyona göz attığında kayıp süt kamyonu olduğunu gördü. Kamyona ateş açılmıştı ve hurdaya dönmüştü. Daha demin ki adam yanına gelip sanırım burada deyip gitti. Cadı şimdi ne yapacaktı şişeleri ele geçirememişti ve önünde duran sadece bir hiçti.

İngiltere/Londra

Genç cadı canı sıkkın bir şekilde camdan dışarısını izliyordu. Kore de ki başarısızlığı canını sıkmıştı ve şimdi sadece elinde alması gereken bir başka iki şişe vardı. Önünde duran çayından bir yudum aldıktan sonra üzerini değiştirmek için ayağı kalktı. Bunla ilgili bir mektup yazmalıydı belki de büyücüye yada diğer şişeleri aldıktan sonra bildirmeliydi bu başarısızlığını. Gardolabından aldığı giysileri giyerken hala şişenin gidebileceği yeri düşünüyordu. Bir başka ülkeye gitmiş bile olabilirdi, demek ondan başkaları da şişeleri arıyordu gerçi hepsinin bu kadar dağılmış olması şaşılacak bir durum değildi hem ellerinden alınan şişelerin sahipleri olan adamlar bu kalan sayılı şişelerin peşine düşecekleri kesindi.

İngiltere/Manchester

Genç cadı İngilterenin yağmurlu sokaklarında geziniyordu. En azından kendi ülkesindeydi ama başka bir şehirde. Yine de bu canının sıkılmasına engel olamıyordu. Yağmur gri renkli şemsiyesine vurdukça ses çıkarıyor aynı zamanda topuklu ayakkabılarının sesleri de buna eşlik ediyordu. Cadı gideceği yerin koordinatlarına baktığında eski bir fabrika olduğunu gördü. Şimdi tam karşısında duruyordu o fabrikanın. Asasını çıkartıp yavaş adımlar ile içeriye girdi. Ne gibi sürprizlerle karşılaşacağını bilmiyordu ve son adresi olan bu yerden bir an önce alacağını alıp gitmek istiyordu. Etrafta biraz gezindikten sonra kimseyi göremedi genç cadı büyük fabrikanın içine cisimlendi aniden. Fabrika soğuk ve rutubet kokuluydu. Uzun zamandır kullanılmadığı belliydi ve kullanıldığında da hiç iç açıcı bir şey için olmadığı belliydi. Cadı etrafa bakarken sanki bir konserve fabrikasında gibiydi belkide öyle bir şeydi. Temkinli adımlarla yürürken az ilerde adam silueti gördü. Yavaş yavaş oraya doğru ilerledi adamın birisinin gölgesi tam karşısında ki duvara vuruyordu. Genç cadı duvarlara sinerek yürürken adamın sesinin daha net şekilde duymaya başladı. Tek başına değildi anlaşılan . Bir süre adamların konuşmasını dinledi mavi sıvılardan bahsediyorlardı demek ki doğru adresteydi. Daha sonra diğer adamın oda dan çıktığını gördü. Genç cadı kendini belli etmemek için duvara iyice sindi. Adam karanlığın içinde kaybolurken genç cadı olduğu yerden çıkıp yavaş yavaş yürüdü ve arkada kalan adama baktı. Eline asasını almıştı ki arkasından duyduğu büyü ile kendisini yere attı. "Sersemlet" diye bağırdı genç cadı daha demin giden adam tekrardan geri gelmiş ve onu görmüştü. Bu süre içinde diğer adam da olduğu yerden çıkmış ve cadıya çevirmişti asasını. Cadı köşeye sıkıştığı belliydi ama genç kadının daha oyuncakları bitmemişti. Elinde ki küçük küreyi yere bırakınca küre dönmeye başlamış ve etrafa sis oluşturmuştu genç cadı bunu fırsat bilip cisimlenmişti. Küçük kere de küçük zararsız sisten sonra bu sefer uyku sisini salmaya başlamış ve iki adam da yere yığılmıştı. Nora gaz maskesi ile geri geldikten sonra adamın odasına girdi. Şişeyi aramaya başladı ki küçük bir kasanın yerini buldu. Masanın hemen alt çekmecesinde gizli bir göz vardı aynı cadının evdeki dolabında ki gibi bir gözdü bu. Cadı gizli gözü ortaya çıkarıp küçük kasayı aldı ve içini açtı. "Dört tane mi?" dedi. Demek ki Kore de ki şişeleri çalanlar da bunlardı. İşi yaver gidiyordu en azından. Şişeleri çantasına yerleştirdikten sonra arkasını döndü ki kadının birisi göğsünün tam ortasına bir tekme savurmuştu ve cadı koltuğa düşmüştü. "Bizde sizi bekliyorduk Bayan" dedi. En azından kimliği belli olmamıştı. "Diğer ülkelerden haberleriniz elbette geldi, şişeleri toplayan bir kadın. Şimdi geri ver bana onları" cadı başı ile hayır dedikten sonra karşısında ki kadına doğru bir atak yaptı. Kadının boşluğuna attığı yumruk ile kendini savuna bilmiş fakat kadından kürek kemiğine dirsek yemişti. Kadın onu savururken genç cadı ilk önce kadının karnına dirsekle vurmuş kadın yalpalayınca ona tekme savurmuştu. Sonuç olarak kadın arkasında ki camdan dışarı doğru düşmüştü. Nora çantayı eline alıp cama doğru yürüdü. Kadının yerde öylece yatıyordu, ardından genç cadı Londraya dönmek için cisimlendi artık bu işi buraya kadardı.

15
Diğer Dünya Ülkeleri / Ynt: Hayat devam ediyor
« : 15 Nisan, 2023 17:16:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Japonya/Tokyo

Kısa sürelik bir aradan sonra şişe görevine tekrardan dönmüştü genç cadı. Fakat o kısa sürede çok şey gelişmişti özellikle anlam veremeyip yapboz parçalarını birleştirmek zorunda kaldığı. Şubatın daha ilk günüydü küçük bir cadı onlara arkadaşının kızı olduğunu söylemişti ve üstelik gelecekten geldiğini. Onu kadının birinin lanetlediğini söylemişti fakat bu lanet değil kurtarıştı. Genç cadıyı birisi kurtarmıştı ama bundan haberi dahi yoktu. Bu olayın nereye gittiğini henüz bilmiyordu tek şey Roselina isimli görücü cadının arkadaşı için bir şeyler anlattığı fakat onların zaten yaşanmış olduğuydu. Bu durumda zaten burnuna pis kokuların geleceğini biliyordu tek tek gelmişti de bütün bunların hepsi. Şimdi sular durulmuş tekrardan dalgaların kıyıya vuruş zamanını bekliyordu sadece. Bunun da kısa süreceğini biliyordu yani bu sessizliğin bu sessizlik içinde şu geri kalan diğer şişeleri bulması gerekiyordu.

Tokyo da ona verilen koordinatlar bir bardı, belki de burada bulunan yada çalışan bir adama aitti. Genç cadı üzerine güzel bir elbise giyip biraz da süslendikten sonra bara girmişti. Büyük şirketler bu şişeler için milyar dolarlık yatırırlarken bu şişelerin burada sıradan birinde olmayacağını biliyordu. İçeri girip etrafı süzdüğün sıradan bir bar olmadığını anladı. Büyük bir binaydı burası içerisi de kumarhaneden farksızdı ve ilk kısmı bar görünümdeyken ilerleyince kumarhane olduğu belli oluyordu. Bakışlarını etrafta taradıktan sonra yavaş yavaş ilerledi genç cadı ve içecek bir şeyler almaya gitti. Bakışlarını barmene çevirip kırmızı şarap istedi. Adam kısa süre sonra şarabını cadıya uzattı. Cadı gözlerini etrafta çevirirken ona doğru gelen neredeyse kırk yaşlarına gelmiş adamı gördü. Adam yanına yaklaşıp barmenden ilk önce bir viski istedi daha sonra genç kadına ismini sormuştu. Nora bakışlarını adama çevirdi. "Ah, kusura bakmayın başkasını bekliyorum" dedi. Adam içkisini yudumlayıp genç cadıya kimi beklediğini sorunca cadı ona patronu beklediğini söyledi. Adam kahkaha atıp ne yapacağını sormuştu ardından. "Ona verecek sanırım bir şeyim var" dedi. Bu cevap yanında ki adamı daha çok kendine çekmişti. "Ah tatlım ben küçük oynamam"dedi genç cadı. Adamın bu cevap hoşuna gitmişti ki yüzünde ki sırıtışı gördü genç cadı. İlk defa patronu beklediğini söylediğinde adamın kendini açık edeceğini biliyordu ve cevaplarının onun gururunu okşayıp iştahını kabartacağını. Adam viskisini bitirdikten sonra kadına iyice yaklaşıp sonra onun beline dolamıştı elini çok geçmeden de dudaklarından öpmüştü. Genç cadı kendini geri çekerken adama baktı. "Demek patronu görmek istiyorsun karşındayım güzelim" dedi. Nora kaşlarını kaldırıp "Öyle mi?" diye cilveli bir bakış attı. Adam cadının dudaklarına tekrardan yapışınca genç cadı adamı gömleğinin yakalarından tutup kendine çekti. Asıl amacı adamın üzerini yoklamaktı ama birkaç saniye daha bu şekilde kalırsa kusabilirdi. Adamın üstünde herhangi bir şey yoktu ne bir şişe nede bir anahtar fakat tek bulduğun bir asaydı. Adamı kendinden ayırdıktan sonra "Sanırım burada yeteri kadar eğlenemeyiz" dedi adam da zaten bunu bekliyordu  ki cadıya göz işareti ile odama geçelim dedi. Cadı yüzüne sahte gülümsemesini koyarken adamı takip etti. Lanet olsun ne içti bu herif gerçekten de çok berbat diye söyleniyordu.  Adam odasına doğru ilerlerken genç cadı ondan kısa bir izin istemişti lavaboyu kullanmak için fakat adam gitmemesi için ısrar etmişti. Nora yine de gitmek istemişti. Adamın inatçı oluşu ona sıkıntılar doğuracaktı. Adam kilitli kapıyı açarken Nora arkasında rujunu tazeliyor gibi özel rujunu sürdü. Kısa süre içinde içeri adımlarken içerisinin gayet lüks bir şekilde döşendiğini gördü. Bir kaç saniye sonra da adamın kolları beline dolanmış yüzü boynuna gömülmüştü. Genç cadı bu olaydan bir an önce kurtulması gerekiyordu. Tokyo da olan Tokyo da kalır dedi kendi kendine bunu rapor olarak sunamazdı elbette. Kısa süre sonra adamın kemerinde ki parıldayan iğnemsi şeyi gördü. İşte anahtar oradaydı. Adama doğru döndüğünde adam onu kavrayıp yatağa götürdü. Genç cadı adamı kendisine doğru çekip sıkıca öptü. Rujun etkisini adama bulaştırmaya çalışıyordu ki çok geçmeden adamın ağırlığı üzerine çöktü. Nora adamı üzerinden atıp kemerinde ki iğnemsi şeyi çıkardı. Kafası aynı bir çelengi anımsatıyordu. Genç cadı bakışlarını etrafta gezdirdi zaten açıkta duran kasayı görmemesi imkansızdı. Kasaya yaklaşıp anahtarı yerine soktu. Kasa açılınca küçük şişeleri eline aldı.


Japonya/Osaka

Üzerinde ki sabahlığı çıkarıp yerine kıyafetlerini giymeye başlamıştı genç cadı. Dört şişenin de burada olması onun için şans olmuştu açıkçası. İkisini almış şimdi diğer ikisini bulması gerekiyordu.  Adamı bayıltmayıp onun yerine konuşturması gerekiyordu çünkü diğer koordinatları bir tek o biliyordu bu da demek oluyordu ki onunla pazarlık etmeliydi. Adam ondan ne isteyeceğini bilmiyordu aslında sadece işin kısa sürmesini istiyordu genç cadı ve dün ki olay gibi bir şey de yaşamamak. Çünkü dudaklarında hala o adamın iğrenç tadı vardı. Genç cadı banyoya gidip aynaya baktı saçını düzeltip kendine son bir bakış attıktan sonra otelden çıktı. Gittiği yer küçük eski antika şeyler satan bir dükkandı. Burada böyle şişeleri bulacağını hiç düşünmemişti. Dükkanın kapısını açtığında rüzgar çanları çalmaya başlamıştı. İçeri giren genç cadı yavaş adımlar ile ilerledi. Kısa süre sonra karşısına yaşlı bir kadın çıkmıştı. "Ah merhaba bayan ben şey yanlış geldim sanırım" dedi. Kadın yüzüne bir gülümseme koyup "Sen şu alıcılardan olmalısın" dedi. Nora yüzünde ki gülümsemeyi saklamayıp "Evet, bana burada bir adam olduğunu söylemişlerdi ama" dedi. Kadın yüzünde ki gülümsemeyi soldurup "Kocamdan bahsetmişlerdir tatlım bir kaç gün önce onu kaybettim" dedi. Nora içinde ne şans ama dedi. Kumral cadı kadına doğru yaklaşıp kolunu tezgahın üzerine koydu. "Başkaları ne teklif etti, sanırım iki katını teklif etmek sıkıntı olmaz " dedi. Kadın cadıyı süzerken bakışlarını arkada duran küçük çantaya götürdü ve çantayı alıp cadıya uzattı. "Yeter ki götür bunları bunlar yüzünden kocam öldü, bana değerli olduklarını ve İngiltereden biri gelirse onlara vermem gerektiğini söyledi" dedi. Kadının bulanmış gözlerini görebiliyordu. Peki ya diğer yer orası da o adam ile beraber mezara mı gitmişti. Kadın sanki aklına bir şey gelmiş gibi yanında duran not defterinden bir parça yırttı ve kalem ile üzerine sayılar yazmaya başladı. Bunlar sayı değildi koordinattı. "Kocamın dudaklarından dökülen son şeyler bunlardı anlamını bilmiyorum ama..." dedi ve kağıdı cadıya uzattı. Nora gülümseyip teşekkür etti.

Sayfa: [1] 2 3