Npc şifacı:Steven Kim
Bir Ekim akşamı hastahane başlayan kargaşa, büyü dünyasında bir şeylerin yolunda gitmediğinin göstergesiydi. Her ne olduysa sonu hastahaneye uzanacak kadar gürültülü bitmiş olmalıydı. Steven sıradan hastalarla uğraşırken çevreye yayılan söylentileri duyunca, merakından dolayı hastahaneden biraz geç çıkmaya karar vermişti. Stajerlik günlerinin her biri ayrı maceralı geçiyordu tabi ama ufak tefek şeylerdi hep. Duyduklarına bakılırsa, konsey üyelerinden birisinin yol açtığı bir kazanın kurbanı getirilmişti hastahaneye. Bu cidden büyük bir olay gibiydi ama sadece söylentilerden ibaretti tabi. Abisinin kesin haberi olurdu ama onun ağzından kelimeleri cımbızla çekmeye çalışmak yerine, kendisi bir şeyler öğrenmek istemişti.
Büyü hasarı bölümüne getirilen birçok büyücü vardı. Giyimlerine bakılırsa koruma oldukları çok açıktı. Çamura bulanmış pelerinlerinin altında ki koyu renk takım elbiseleri hepsini tek bir fabrikadan çıkmış gibi gösteriyordu açıkçası. Sanki topluca savaşa girmişler gibi hepsinde aynı türden yaralanmalar mevcuttu. Ama hiçbiri ölümcül derecede yaralanmışa benzemiyordu, sadece durmadan inleyen yarasaları andırıyorlardı. Steven, gelen bu toplu yaralanma vakası ile ilgilenen şifacıların ağızlarından laf almak için peşlerinde dolanıyordu. İksir şişelerini, gerekli ilaçları getir götür işlerinde yardımcı oluyordu bu sayede. "Bunlar basit saldırı veya savunma hasarı almışlar. Asıl yaralanan bizim bakanlığın çalışanlarından, yani seherbazlardan biri olabilir. " Steven aralarında konuşan iki şifacıya dikkat kesilmişti, duymaya değer şeyler söyledikleri belliydi "Gelen kişi kimse tam göremedim ama kıyafetlerine bakılırsa, çok kan kaybetmiş. Eşya kazaları bölümüne götürüyorlardı, her ne geldiyse başına." sonunda öğrenmek istediği bilgiyi öğrendikten sonra büyü hasarı bölümüyle olan işini bitirdi. İçine korku düşmüştü yaralanan kişinin bakanlıktan olduğunu duyunca. Bakanlıkta çalışan bir sürü sevdiği insan vardı; abisi, Lilith yada onun babası olabilirdi yaralanan kişi. Hızlı adımlarla ilerlerken, Lilith'in başına bela açma potansiyelinin ne kadar fazla olduğunu bildiğinden, kendisini kötü bir manzaraya alıştırmaya başlamıştı bile. 1. kata indiğinde, şifacıların telaşla etrafta koşturduğu koridora doğru bir bakış attı. Tam içeri girecekti ki, koridorda bekleyen iki tane genç seherbaz önünü kestiler. Bu katta çalışan şifacılar haricinde girişler yasaktı. "Orada ki benim bir yakınım olabilir, izin verin bir bakayım." dedi ama büyücülerin ikna olmaya pek niyeti yok gibiydi. Kesin emir aldıklarını ve kim olursa olsun izin vermeyeceklerini söylüyorlardı. "Baş seherbaz, benim babam gibidir. Bakın kim olduğunu öğreneyim, sonra hemen çıkacağım söz." diyerek şansını zorladı son kez ama aldığı tepki "Tabi tabi bay d'Ibelin, benim de öz amcam gibidir." olmuştu. Büyücüler kendi aralarında gülüşürken, Steven yüzünü buruşturmuştu bu iğrenç espriye "Bay d'Ibelin burada olmadığı sürece kimseyi içeri alma lüksümüz yok, büyü hasarı stajyeri. Şimdi kaybol!" çaresiz evin yolunu tutacaktı. Ama içini rahatlatan bir bilgi almıştı, bay d'Ibelin hastahane de değildi. Kızına bir şey olmuş olsa, hastahanede olurdu muhakkak. Abisinin tek parça olduğunu da eve gittiğinde öğrenecekti zaten.
Bir sonraki sabah
Sabah gazetelerde dün hastahaneyi birbirine katan olay hakkında kayda değer hiçbir bilgi yoktu. Bakanlık, her ne olduysa, dışarıya bilgi sızmaması için uğraşıyordu ve başarıyordu belli ki. Abisinin bir şeylerden haberinin olduğu çok açıktı, fakat tabi ki ağzını bıçak açmıyordu işine sadık olan büyücü. İşlerinin yoğun olduğunu söyleyip, evden çıkmıştı. Steven'da, bilgi alacağı en iyi yerin hastahane olduğunu bildiğinden kahvaltıyı erkenden bitirip evden çıktı. Zavallı anne bayan Kim ise acelesi olan oğullarının, işlerine olan bağlılığı ve çalışkanlığı ile gurur duymakla meşguldü. Kahvaltılarını yarım yamalak yapan evlatlarına üzülüyordu tabi.
Merdivenlerden çıkarken, birinci kata geldiğinde duraksadı ve koridora bakındı. Yine o gıcık genç seherbazlar tarafından korunuyordu ve kuş uçurtmayacakları, ellerinde hazırda beklettikleri asalarından belliydi. Biraz torpil bulmadığı sürece, içeri girmesi imkansızdı. Steven'ın geldiğini gören seherbazlar, birer koruma misali hemen koridorun girişinde yerlerini aldılar. Bakışlarıyla konuşup, Steven'a buradan gitmesini söylüyorlardı resmen. Başını Koreli usulü selam vermek üzere hafifçe eğip selam verdi ve "Kolay gelsin." dedikten sonra kendi katına çıkmak üzere merdivenlere yöneldi tekrar. "Steven!" diyen tanıdık sesi duyunca, heyecanla açılan gözleri ile birlikte başını çevirdi koridora doğru tekrardan. Lilith ona seherbazların koruduğu koridorun ilerisinden seslenmişti ve şimdi de hızlı adımlarla yanına doğru geliyordu. Aradığı torpil ayaklanmış geliyordu. Seherbazlara doğru, zafer kazandığını anlatan bir gülümseme yolladı ve onların şaşkın bakışları arasında Lilith'e doğru ilerledi. İzin verip vermemek arasında kaldıkları için birbirlerine saf bakışlar atıyorlardı. "Lilith, seni gördüğüme sevindim." derken cadıya bakıyordu, ama bakışlarını birkaç saniyeliğine seherbazlardan o iğrenç espriyi yapana sabitledi ve "Baban iyi değil mi?" diye sordu. Onu gerçekten tanıdığını ispatlıyordu aklınca. Bu sırada hemen ayaklarının dibine, yeni tanıdığı bir baykuş tarafından, bırakılan bir mektup düşüverecekti. Kendi bölümünün baş şifacısının baykuşuydu, bayan Doukas'tan bir haber getirmiş olmalıydı. Meşgul olduğunda böyle haber yollardı. Seherbazların yanından ayrılıp, yaralının kaldığı odaya ilerlerken, Lilith olanları anlatmakla meşgüldü. Konsey üyelerinden bay d'Ibelin neden olmuştu demek bu kargaşaya, adamı gördükten beridir karanlık tarafını görebiliyordu Steven zaten. Pek şaşırmadı ama işlerin bu noktaya gelmesi, yaralananların olması büyük talihsizlikti. Mektubu açıp okumayı da ihmal etmedi tabi. Baş Şifacı, Steven'dan yaralanan arkadaşı Nora Gray'i ziyaret etmesini istiyordu. Meşgul olduğu için arkadaşını göremeyen cadı üzülmüş ve yerine Steven'ı seçmişti kontrol etmesi için. Genç stajyer sevinmişti baş şifacısının ona duyduğu güveni tecrübe edince. Lilith ile birlikte içeri girdiler, yaralanan ve kendine gelmek üzere olan cadıdan ifade alma işini stajyer cadı yapacaktı. Lilith epeyce mutlu görünüyordu ilk ifadesini alacağı için.
Çok geçmeden içeri girdiklerinde, odada yatan kadını hemen tanıdı. "Ah.. Bayan Doukas ile malzeme alışverişinde karşılaştığımız cadı bu." dedi. İçeride bekleyen, yaşça biraz daha büyük ve tecrübeli, seherbaz olduğu mimiklerinden bile okunan adama döndü Steven. O da bayağı endişeli görünüyordu. O yüzden soru sormaya çekindi. "Neler olduğunu biliyor musun tam olarak? Nasıl bu hale geldi ?" diye fısıldayarak sordu Lilith'e. Genç cadı fısıldamaya gerek duymadan bizzat tecrübe ettiği olayları anlattı. Cadıya kurulan tuzak sonucu, yüksekten bir demirin üzerine düşmüştü. Ölmediği için şanslıydı. Sonra baygın yatan kadının dudaklarından bir isim dökülecekti. Lilith'i memnun etmeyen bu sayıklama, cadının suratını hemen düşürmüştü. Babasını kimseyle paylaşma niyeti olmamıştı zaten. Bayan Gray, çok geçmeden uyandığında şaşılacak şekilde çevresindekilerle şakalaşmaya başlamıştı bile. "Ucuz atlattınız bayan Gray ama evet iyileşeceksiniz. Umarım o zamana kadar sizi burada tutabiliriz." dedi görevli bir şifacı edasıyla Steven. Yatağın baş ucunda duran, hastanın kayıtlarının tutulduğu kağıtların olduğu dosyayı eline aldı ve biraz baktı. "Burada çokça dinlenmeniz gerektiği yazıyor. Bir de unutmadan, bayan Doukas meşgul olduğu için gelemedi. Onun yerine buradayım ben. Ona iletmek istediğiniz bir şey varsa söyleyin lütfen, benden mektup bekliyor durumunuzla alakalı olarak." dedi. Burada işlerin karışık olduğu ve çözülmesi gereken durumların olduğu çok açıktı. Öğreneceğini öğrendiğinden, artık odadan çıkabilirdi gönül rahatlığıyla. "Geçmiş olsun bayan Gray, ben de staj yerime döneyim artık." dedi ve başıyla selamladı içerideki yetişkinleri tek tek. En son Lilith'e dönerek "İşinle duygularını karıştırma Lilith, sonra görüşürüz." dedi ve odadan çıktı.