17 Nisan, 2026 09:58:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Regina Alexandrovna Romanovna

Sayfa: [1] 2
1
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 07 Eylül, 2022 16:47:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Çay pek seven birisi değildi Regina. Konuşmayı istemediği zamanlarda konuşmaktan kaçınmak için kullandığı bir silahtı leydilerle oturduğu masalardaki çaylar. Ve aynı zamanda bu akşam yapması gereken başka şeyler de vardı. Diagon yoluna ufak bir kaçamak gibi. Annesi yakında gelecek gibi hissediyordu. O gelmeden kendine kaçacak bir yer hazırlasa iyi olurdu.
 
Fakat bunları daha sonra halletme kararı aldı Regina. Karşısındaki minikle bir müddet daha konuşmaya zaman ayırabilirdi. İşlerini yarın halletme kararı aldıktan sonra konuştu.
 
“Elbette Çin’den yanınızda getirdiğiniz çayları denemeyi çok isterim. Farklı kültürlere ait lezzetleri her zaman tatma şansı bulamayız pek tabii.”

Yüzündeki gülümsemesi ile çaya olan ilgisizliğinin üstünü kapatmaya çalıştı. Ne kadar kapatabildiği tartışmaya açıktı pek tabii. Fakat elinden geldiğince ilgili durmaya çalıştı. Ve çaylar gelmeden ise Hogwarts hakkında konuşmaya devam etti.
 
“Ah nerede kalmıştım...? Tabii ya- Binaların hayaletlerinden de bahsetmeden binalardan bahsetmek olmaz şimdi. Öncelikle kendi favorimden başlayacağım. Kanlı Baron...”[/justify]

~RP Sonu~

2
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 21 Ağustos, 2022 20:34:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kendi merakına sürekli yenik düşen Regina kendisinden meraklısını bugün böyle göreceğini hiç düşünmemişti. Victoria’nın merakı hem şaşırtıcı hem de anlaşılabilirdi. En sonunda hiç bilmediği bir yere gelmiş buradan da yine hiç bilmediği başka bir yere gidecekti. Fakat bazı noktalardaki merakının tuhaflığını fark etmemek zordu. Bunların üzerine gitmek ise büyük ihtimalle küçük kızın içine kapanmasına sebebiyet verirdi.

Bu yüzden hemen kendisine yöneltilmiş soru üzerine düşündü Regina. Hogwarts nasıl bir yer? Cevaplaması oldukça zor bir soruydu bu. Regina  için ailesinden bir kaçış yeriydi. Fakat öyle övebileceği bir yer de değildi. Birçok problemi olan ve bunları düzeltmeyen bir okulu övmek zaten zordu. Ama önündeki kıza Hogwarts’ın kötü yanlarından bahsetmek istemiyordu.

“Hogwarts dediğim gibi 11. yüzyılda kurulmuş bir okul. Tarihin birçok izini de anlayacağınız gibi üzerinde taşımakta. Etrafı büyük bir ormanla çevrili. Yasak orman, adından da anlayacağınız üzere genelde girilmesi yasaklı bir alan. Güneye doğru kalan kara gölü de unutmamak gerek. Benim şahsım adına favori yerlerimden biridir. Bu iki alan da çeşitli sihirli yaratıklara ev sahipliği yapmakta.”

Sihirli yaratıklar konusuna en başında girmeyi düşündü Regina. Fakat şimdilik bu noktayı geçmesinin en iyisi olacağı kararını aldı. Hogwarts konusunda daha söylenebilecek çok şey vardı ne de olsa.

“Bunun dışında dışarda bir Quidditch sahası ve bitkibilim dersleri için seralar da bulunmakta. Quidditch benim pek de ilgili olmadığım bir spor o yüzden o konuda sizi bilgilendirebileceğimi sanmıyorum. Fakat emin olun hakkında okulda geçireceğiniz yedi senede istediğinizden de fazla şey duyacaksınız.”

Bu spora en ilgisizinin bile konu okuldaki maçlar olduğunda nasıl fikrinin değiştiğini okuldaki altı senesinde çok iyi görmüştü. Binalar arası rekabetin en üst sınırlarına ulaştığı anlardı bu maçlar. Neredeyse her öğrencinin binası için tezahüratlar yağdırmak için tribünleri doldurduğu anlardı. İlk senesinde hangi binaya düşerse bu anları onlarla birlikte deneyimlerdi Victoria. Regina’ya kalırsa pek de önemli bir konu değildi bu, biraz da o yüzden üzerinde durmayacaktı.

“Hogwarts tarihini içine adım attığınızda hissedebildiğiniz bir yer. Bir sürü anıyı ve hikâyeyi hareketli portreleri ve hayaletleri ile taşıyan bir yer. Hareketli portreler veya bir benzeri Asya’da var mı bilmiyorum. Kişinin resmedildiği andaki halini saklayan bir şey diye özetlenebilir ama sanırım. Kişinin kendisi değil ama anıları ve düşüncelerinin bir kopyası.”

Bunları anlatırken elinden geldiğince sanki hareketli portreler konusunda çok ilgili birisiymiş gibi davrandı. Şu noktada karşısındaki miniğin bu konu üzerinde hiçbir bilgisi olmadığına neredeyse emindi. Fakat onun fark edilmiş hissetmesini istemiyordu. Bu yüzden kendisini bu konu üzerinde çok konuştuğu için mahcup hissediyormuş gibi göstererek konuşmaya devam etti.

“Çok pardon konudan şaştım. Asıl sorunun cevabına devam edeyim. Nerede kalmıştım?  Ah evet şuradan devam edeyim. Binalardan en başında pek de hazzetmeyerek bahsettim ve genel olarak haklarındaki düşüncem o yönde. Fakat iyi yönleri de yok değil. Binalar arası rekabet her ne kadar yıpratıcı bir süreci beraberinde getiriyor olsa da aynı zamanda öğrenme hevesini de bazı kişiler için arttıran bir unsur olduğunu söyleyebilirim. Ah tabii bir de sadece bina adını kötüye çıkarmamak için kuralları takip edenlerin olduğunu da söylemek gerek.”[/justify]

3
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 19 Ağustos, 2022 02:02:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Küçük cadının gözlerindeki merakı görmesiyle gösterilen tarafa doğru ilerledi. Koltuklardan birine yerleşmesi ile birlikte küçük kızın oturmasını bekledi. Asasını elinde sallarken kızın oturması ardından konuşmaya girişti. Konuşmayı asıl geleceği yere kadar oturması için olan davete teşekkür etmek gibi şeylerle uzatabilirdi. Fakat küçük kıza asıl istediği şeyi çok da uzatmadan vermenin en iyisi olacağı belliydi.

“Eminim Asya’daki okullar hakkında benden daha çok şey biliyorsunuzdur. O yüzden onlar hakkında konuşarak sizi yormayacağım. Fakat Hogwarts, iş Hogwarts’a geldiğinde bilgilerinizin sınırlı olması olağan.”

Küçük kızın gözlerinin içine bakıyordu. Merakını doyuracak işaretleri bekliyordu. Ailesi hakkında onu rahatsız eden bir şeyler olmuş olduğu belliydi. Fakat bir büyücü ailesinden gelen bu kızın konu büyücü okulları olduğundaki bu merakını anlayamamıştı. Asasına olan bakışları da elbette kaçırmamıştı Regina. Miniğin başına evinden bu kadar uzak bir yere gelmesine sebep olacak ne geldiyse pek de iyi bir şey olmadığı belliydi.

Bunların hepsinin cevabını fazlasıyla merak ediyordu. Fakat küçük kızı daha fazla sıkıştırmama kararını çoktan almıştı. Merakını daha sonra, başka yerlerde hiç hazzetmediği insanlarla konuşarak doyurabilirdi.

“Son sözlerimi size ve aldığınız eğitime karşı bir hakaret olarak algılamazsınız diye düşünüyorum. Ne de olsa kıta farkının ortaya çıkaracağı bir bölgesel bilgi eksikliği sizinkisi gibi durumlarda her zaman görülür. Hogwarts’a okul hakkında kısıtlı bilgilerle giden çok fazla öğrenci olması gibi bir durum da var tabii.”

Siz kalıbı üzerine konuşmak Regina’yı fazlasıyla rahatsız ediyordu. Bunu dışardan bakan bir göz fark edemezdi elbette fakat içinde neler yaşadığını odada teyzesi Yüce Boleyn olsa belki de gülerek dinlerdi. Babası ile konuşmaları hep bu kalıpta oluyordu, böyle bir konuşmayı gerçekleştirirken onu ve ona olan nefretini hatırlamamak genç cadı için oldukça zordu. Fakat bir kere başlamıştı böyle konuşmaya önündeki miniğin biraz da olsa yanında rahat hissetmesini sağlamak için. Bu noktadan sonra katlanacaktı.

“Bu durum her ne kadar çok yaşanan bir durum olsa da Hogwarts’a öyle giden öğrencilerden olmanızı istemem. Hogwarts 11. yüzyılın Avrupa için önemli dört büyücü ve cadısı tarafından kurulmuş Avrupa’nın en büyük büyücü okullarından biri. Kurucuları Godric Gryffindor, Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw ve Salazar Slytherin. Benim kendi açımdan pek de öğrencileri için yararlı bulmadığım bir bina sistemi bulunmakta. Her bir kurucuyu ve onların bu okuldaki öğrencilerden beklentilerini temsil eden 4 bina.”

Binaları uzun uzun elbette anlatabilirdi fakat şimdilik kısa bir şeyler söylemeliydi. Karşısındaki küçük kızı en azından başlangıç için boş bilgilerle yormak istemiyordu. Binalar hakkında okuldaki günlerinde gereğinden fazla şey duyacaktı zaten. Kurucular hakkındaki yüzyıllardır bitmeyen ve bitmeyecek döneminden kalma aşk dedikoduları gibi gereksiz bolca “bilgi”.

Kendi binasının hangisi olduğundan bahsetmemeye özen gösteriyordu anlatırken. Küçük kızın binası hakkında onun üzerinden tahminlerde bulunmasını istemezdi. Ne de olsa pek de iyi bir izlenim bırakmış sayılmazdı.

“Kendimce bu binaları tek bir kelime özetleyeceğim size. Gryffindor ve cesaret, Hufflepuff ve adalet, Ravenclaw ve bilgelik, Slytherin ve hırs. Bunlardan başka şeyler de söylenilebilir pek tabii binalar hakkında. Fakat sizin sorularınızla devam edelim diyorum ne dersiniz? Belki de biraz büyü görmek istersiniz?”[/justify]

4
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 16 Ağustos, 2022 04:14:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Aile konusunun kızın zayıflıklarından biri olduğu çok belliydi. Bunu kızın yanına gelmeden önce birileri ile konuşsa elbette bilebilirdi. Fakat Boleyn Adasında akıl sağlığını korumak için buradaki insanlarla iletişime geçmemek en iyisiydi. Adayı zaten genelde birkaç günlüğüne ziyaret eden genç kız burayı annesinden kaçmak için kullanıyorken elbette buradaki insanların geneli ile pek kaynaşmamayı tercih ediyordu. Genç cadının kıza olan merakı yavaş yavaş bu bilgileri dedikodu meraklısı ada halkından alabileceği gerçeği ile sönerken bir yandan da girdiği yoldan dönmeyen birisi oluşu gerçeği bunun üzerini kapatıyordu.

Kızın onu kibarca kovduğunu fark etmiyor değildi. Fakat onun kovuyor olması Regina’nın gideceği anlamına elbette gelmiyordu. İnsanlarla birebir konuşmak bu yüzden hoşuna gidiyordu. Bu son sözlerin üzerine gitmiyor olması yüzünden kimse onu ilerde yargılayamazdı odadaki minik hariç.

Kızın üzerine doğru adımına karşı o da ona doğru yürüyebilirdi. Fakat karşısındaki kişinin bu konuşma sürecinde ufak bir kontrole sahip olmayı istediğinin farkındaydı. Bu yüzden bulunduğu yere çivi ile çakılmışçasına yerinden kıpırdamadı. Gerektiği gibi konuşmayı en azından “siz” gibi kalıplarla devam ettirerek kıza normalde rahat olduğu konuşma tarzını biraz da olsa verecekti. Rusya’daki günlerinde bu tarz çay saati muhabbetlerinden kaçınan genç kızın burada aslında hiç gerekmeyen bir yerde bunu yapıyor olması elbette tuhaftı. Fakat merakına yenik düşmüştü işte.

“Aile her yerde önemlidir. Bize olan etkileri ise bizim için değerlerindedir. Arkanızda sevdiklerinize bolca güzel anı bırakmış olmalısınız. Yokluğunuzun yarattığı boşluğu umuyorum o anıları hatırlayarak kapatabiliyorlardır.”

Bu sözlerin bitimiyle kızın tepkisini beklemedi. Çünkü aile konusunda kıza bu kadar şey söylüyor olması bile ne için üzülüyorsa bunu deşmeye büyük ihtimalle yeterliydi. Bunun üzerine nasıl devam edeceğini düşünürken aklına gelen fikirle gülümsedi. Yüzündeki gülümsemesi kızın burada olmasının hangi okula gidiyor olacağı anlamına geldiğini bilmesiyle büyüdü ve eli elbisesinin cebine attığı asasını buldu istemsizce. Asayı asa eliyle kaldırmasının ardından konuşmaya devam etti.

“Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu, burada kalıyor olduğunuza göre büyük ihtimalle gideceğiniz okul. Mektubunuzu aldınız diye umuyorum. Yaşınız çoktan gelmiş gibi duruyor. Japonya’daki köklü tarihi ile bilinen Mahoutokoro ve benzeri okullar açısından düşününce çoktan yaşınız geçiyor bile aslında. Fakat onlar da yanlış hatırlamıyorsam 11 yaşlarında tam anlamıyla yatılı kalarak okumaya başlıyorlar.”[/justify]

5
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 16 Ağustos, 2022 02:25:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Karşısındaki kızı gözlemlerken onu irrite ettiğini ve elbette kızın onu yargıladığını fark ediyordu. Fakat bu Regina’yı kızdırmaktan daha çok eğlendiriyordu. Avrupa’da bile yakışıksız karşılanan davranışları kim bilir bu uzak doğulu kız tarafından nasıl görülüyordu. İnsanların bu tarz şeylere takılması eğlendiriyordu genç cadıyı. Kibar konuşamıyor değildi. Elbette her soylu ailenin çocuğunun alması gereken o basit dersleri almıştı. Ama bu bilgilerini çok gerekmedikçe kullanmayı tercih etmiyordu sadece.

Kız konuşurken kim olduğu ve Boleyn ailesi ile olan bağlantısı sorulduğunda bir tık bıkkın bir ifade almıştı yüzünü. Bu sorunun neden sorulduğunu elbet biliyordu. Odaya girişiğindeki ‘kabalığı’ karşısında başka bir şey beklemesi de tuhaf olurdu tabii. Fakat bu gerçek soruyu daha katlanılabilir yapmıyordu.

Kızın konuşması bittikten sonra üzerindekileri incelediğini elbette fark etmişti. Akrabalarından herhangi biri onu görmüş olsa azar işitmesine sebep olacak bu görüntüsünün kıza neler düşündürttüğünü merak ediyordu. Ve bu sırada ufak bir süreliğine olsa da küçük kızın yüzündeki acıyı gördü Regina. Bundan sonra bu gibi durumlarda herkesin yüzünde görmeye alışık olduğu o donuk ifadeye geçmişti kızın yüzü. İlginç.

“Ah ne kadar da kabayım. Kendimi düzgünce tanıtmadım. Buradaki durumlar hakkında bilgili olmanızı beklemek saçma olur. Daha yeni geldiniz ne de olsa.”

Bu sözleri söylerken gülümsemesi daha içten bir gülümsemeye dönmüştü. Az önce kızın yüzünde çok kısa süreliğine de olsa gördüğü o ifadeden etkilendiğini içten içe biliyordu. Fakat merakını kabullenmeyeceği gibi bunu da asla kabul etmezdi. Bundan sonraki konuşma konusu onu ne kadar rahatsız etse de bu gülümsemeyi yüzünde tutmaya çalıştı içeriye doğru birkaç adım ilerlerken.

“Öncelikle tanıştığıma memnun oldum. Sorunun cevabına gelirsek. Yüce Boleyn’in kız kardeşinin ikinci ve en küçük kızı oluyorum. Öbür tarafı anlatmam uzun sürer o yüzden hiç girmeyeceğim. Rusya’daki unvanlar Britanya’dakilerden biraz farklı. Buradakini öğrenmeden önce kafanı karıştırmak istemem.”

Yüzündeki gülümseme ile kıza bakarken konuşmayı devam ettirecek bir şeyler söylemesi gerektiğini düşündü. Küçük kızın onu burada istemediği belliydi. Fakat merakı için buraya gelmişti. Ve öyle hemen duracak biri değildi Regina.

“Eh sen benim ailem hakkında soru sorduğuna göre benim de seninkiler hakkında bir şeyler duymaya hakkım vardır herhalde. Uzak yollardan geldin, onları ve evini özlüyor olmalısın.”[/justify]

6
Boleyn Adası / Ynt: Göklere Uzanan Altın Kuleler
« : 16 Ağustos, 2022 01:05:19 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Çoğunluğun tuhaf bulacağı ama Regina’nın rutini haline gelmiş bir yaz günüydü yine. Herkesten olabildiğince uzakta geçirmek için gününü her şeyini yapmıştı yine. Erkenden uyanmış odasına kimse gelemeden giyinip çıkmıştı. Tek tek insanların pek uğramadığı yerlerde birisi alana giriş yapana kadar durmuş sonra konumunu değiştirmişti. Ama sadece ada için geçerli değildi elbette bu çabası. Hiçbir zaman öyle olmamıştı.

Annesinden kaçmak için sürekli yer değiştirdiği günlerdeydi yine. Bir hafta önce arkadaşının evinde annesinden mektup almasıyla adaya kaçmıştı. Buradaki günleri de büyük ihtimalle sayılıydı. Ablası Tanya’nın mektupları içinde ufak da olsa biraz Rusya’ya geri dönme isteği açığa çıkarıyordu. Fakat annesinin varlığı bu isteğin üzerine çok çabuk kapatıyordu. Bundan sonra burada da annesinden o beklenen mektubu aldığında nereye kaçacağını düşündüğü sıralarda ilgisini çeken bir şeyler olduğunu fark etmişti adada.

Adaya uzak doğudan gelen minik bir kız olduğu üzerine birkaç şey duymuştu. İnsanlarla daha çok konuşuyor olsa ya da insanları onlarla konuşurken gerçekten dinliyor olsa belki daha fazla şey de biliyor olabilirdi kız hakkında. Fakat şimdilik sadece kızın odasının neresi olduğunu çalışanlardan duydukları kadarıyla biliyordu. Adadaki günlerinin çoğunu yalnız geçirmeyi tercih eden Regina ufak da olsa bir süresini sosyalleşmeye ayırabileceğini düşündü bunun üzerine. Kız hakkında merakıydı onu bunu yapmaya iten. Fakat bunu elbette itiraf etmezdi.

Kızın odasının yakınında biraz bekledi fakat ondan önce başka biri kızın kapısını çalmadan dalmıştı içeriye. Merakından bu kişiyi durdurma gibi bir şey yapmamış olan Regina olacakları beklemişti. Adanın yeni misafiri bu minik alttan alıp bu kabalık üzerine yorum yapmayacak mıydı?  Yoksa karşısındakini yaptığı bu hata karşısında pişman mı edecekti?  Bu soruları uzun bir süre cevapsız kalmamıştı. Odaya dalan kişinin odadan azarlamaya benzeyen tek bir ses bile duyulmadan apar topar çıkması olanları anlamaya yetiyordu.

Bu miniğin önemli bir minik olduğunu anlamak zor değildi. Yoksa kısa süreli misafirliğe bile gelmenin zor olduğu bu adaya kalmak için minik bir kızın gelebiliyor olmasını açıklayacak başka tek bir şey bile yoktu. Yüce Boleyn’in bu durumdan nasıl bir şey elde ediyor olduğunu merak etmiyor değildi. Ama bunu öğrenecek kadar uzun süreli bir konuşmayı birileri ile yapmaya pek hevesli değildi.

Kapıdan çıkan diğer kişinin sonunda uzaklaşmasıyla kapının önüne doğru ilerledi Regina. Bundan önceki kişinin yaptığı şekilde bir “hata” yapıp kızın tepkisini kendisi görmeyi isterdi. Fakat onunla düzgün bir konuşmada bulunmaya en azından çalışmak ikisi için de daha iyi olurdu.

Kapıya elini getirip melodik bir şekilde tıklattıktan sonra bir onay bekledi. Bunu aldığında da içeri girdi. Küçük kıza doğru bakışlarını çevirdikten sonra kapıyı arkasından kapattı Regina. Bunun ardından da kapının yanındaki duvara yaslandı ve içeriye giren kişi olarak kendisinden bekleneni yaptı. Konuştu.

“Umarım seni rahatsız etmiyorumdur. Fakat Boleyn Adasını kendine mesken edebilen yabancılar pek olmaz. Bu sık karşılaşılmayacak durumun sebebi olan leydiyi selamlamak istedim. Boleyn Adasına hoş geldin. Ben Regina Alexandrovna Romanovna. Bana ismini bahşeder misin?”

Merakına yenik düşen genç, kızı inceledi konuşmasının bitiminden sonra. Yüzünün gözlerine pek ulaşamayan gülümsemesi dışında duyguları belli etmeyecek şekilde donuk durmasına özen gösteriyordu. [/justify]

7
Karakter Talepleri / Ynt: Diğer Talepler
« : 26 Şubat, 2022 20:59:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Eveeeettttt duyuru esnasında da biraz ayıb tabii ama ben bu karakterimin silinmesini talep ediyorum. Sadece iki gpsi var zaten seviye ile almadığımı da sayarsam ve bunun zaten şu an elimde olanını almayı talep etmiştim öncesinde Raiden ile. Şimdiden teşekkürler^^

8
Karanlık Sanatlar Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Karanlık Sanatlar Dersi
« : 20 Şubat, 2022 20:26:49 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Sınıfa dalgın dalgın ilerleyen Regina önüne gelen birkaç kişiyle çarpışmış ve özür dilemeden ilerlemeye devam etmişti. Kafası yine ablasından aldığı mektuplar yüzünden doluydu. Derse girmeyecekti ama bunu bir şekilde öğrenebilecek lan ablası bunun için de bir mektup yollardı kesin. Böyle dalgın dalgın yürürken sınıfın kapısına varmış olan Regina derse giriş selamlaşmasını da tabii unutmuştu. Üzerine gelen laneti direkt bir savunma olmadan yiyen Regina'nın yediği lanet ise sersemletti. Kendini birkaç saniyeliğine yerde bulan kız Profesörün söyledikleri karşısında sadece başını eğip tüm dalgınlığı üzerinden gitmeden sırasına doğru ilerlemeye devam etmişti. Boş bir sıraya doğru ilerlerken Sophia'yı görünce de yolunu değiştirip dünyanın en uyuşuk selamını verdikten sonra kısın yanına oturmuştu. Profesör konuşa dursun Regina kendi dünyasına dalmış ve dersi dinliyormuşçasına profesöre doğru bakıyordu.[/justify]

9
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 17 Şubat, 2022 01:09:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Regina profesörün sınıftakilerle konuşmalarını tüm dikkatini vererek dinledi. Adamın gözlerinin içine aşkla bakıyordu ama kendisini tanımıyorsanız bu bakışın sıkıldığındaki bakışlarından tuhaftır ki pek bir farkı yoktu. Yanında oturan Mari kızın aklından geçenleri görebiliyordu tabii. Hogwarts’a ilk geldiklerinden beri tuhaftır iyi anlaşıyorlardı. Çoğu Regina’nın Mari’yi kullanmak için kıza yakınlaştığını ve bu ilişkinin tamamen Regina’nın çıkarları üzerine kurulu olduğunu düşünse de ikili birbirlerine her zaman karşılıksız yardım ediyordu. Mari arkadaşının bakışlarının asıl manasını anlamıştı anlamasına ama ağzından çıkacak herhangi bir lafla ders çıkışında kızın soğuk tavırlarına katlanmak zorunda kalmaktan korkuyordu. Regina sevmezdi insan içinde böyle şeyleri konuşmayı çoğu onun Mari ile yalnız kaldıklarında konuşmalarını duysa içine bir şeylerin kaçtığını bile düşünebilirdi.
 
Mari arkadaşını dürtüp ona ‘Profesörü gözlerinle yemesen mi artık.’ dememek için kendisini zor tutarken Regina da kendisini profesörü gözleriyle yememek için zor tutuyordu. Profesör Xavier Olineaux kuzeni Samuel’e kapıdan girdiklerinde gördükleri her şeyin onların olduğuyla alakalı bir cümle kurarken gülmeden edemedi genç kız. ‘Bu istersek onun da bizim olduğu anlamına gelmez mi?’ Mari’nin kulağına eğilip bunları söylemekten kendini son anda alıkoyabildi.
 
Sıra kendisine geldiğinde ondan önce konuşan çocukla alakalı bir şey demişti profesör ama aldırış etmedi bunlara. Aldırış etse de adamın son sözlerini duyduğunda her şeyi unuturdu zaten. Odasına girmek için açık davet olarak görebilir miydi bunu? Evet. Evet görebilirdi. 
 
O bu düşüncelerle güle dursun tanışma faslı devam etmekteydi. Binadaşı Fransizka koşturarak sınıfa girmiş, Kuzeni Eadwig soytarılığından laf yemiş sonrasında profesörün odasına düpedüz davet almıştı. Tabii bunlardan kızın dikkatini tek çeken o davet olmuştu. Suratı asılmıştı. Ama kendini hızlıca toparladı Regina. En azından çalıştı.
 
Tanışma faslı kapandıktan sonra çoğunluğun asıl eğlenceli bulacağı kısımlar gelmişti. Kafatası bir şeyler söylüyordu ama ders dinlemeye istekli gelmeyen Regina pek de dikkatle dinlemiyordu bunları. Kendisi daha çok profesörlerini kesmekle meşguldü. Konu ne olursa olsun daha sonra kendisi çalıştığında her zaman daha iyi öğreniyordu zaten. O böyle düşüne dursun profesör kafasına iksir şişesi yemişti. Şaşkınca dönüp bir Mari’ye baktı Regina. Profesöre ne olduğunu anlamak için oturduğu yerden ayağa kalktı ve bir iki adım çekingen bir şekilde ilerledi. Bir duman yükseliyordu adamın düştüğü yerden bu dumanın çekilmesini beklerken birkaç adım daha ileri gitmişti genç cadı. Duman dağılmaya başladığında ne olduğuna bakmaya ve anlamaya çalıştı Regina.[/justify]

10
Biçim Değiştirme Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı |Güz Dönemi Biçim Değiştirme Dersi
« : 03 Şubat, 2022 15:37:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]O gün slytherin ortak salonuna kitabını almak için gittiğinde derse geç kalacak olduğuna emindi. Ama yine de koşmamış ya da telaşlı telaşlı hızlı adımlar atmamıştı koridorlarda. Dersleri önemsiyordu ama derslerin kendilerine girecek kadar önemsemiyordu. En sonunda Regina için okul bitiminde alacağı notlar önemliydi geri kalanı pek de umursamıyordu.

Koridorlarda yürürken dersine yetişmek için koşan birkaç öğrenci gördü. Hâlâ daha birkaç kişiyi dışarıda gördüğüne göre öyle çok da geç kalmamıştı demekti. Derin bir iç çektikten sonra biçim değiştirme dersliğinin olduğu kata ardından da sınıfın kendisine ulaştı. Sınıfa girdiğinde profesörü göremeyince etrafta bir hayvan veya öğrenci olmak için fazla olgun bir duruş sergileyen birileri var mı diye baktı. Ne de olsa biçim değiştirme profesörü olduğu için bir animagus ya da Metamorfmagus olma ihtimali yüksekti profesörün.

Derse girmeden önce Hufflepuff bir yaşıtından kendisi için bir oturak getirmesi ricasında bulunmuştu. Derse geç kalma ihtimali üzerine konuşunca kıyamayıp hemen kabul etmişti Mari isimli bu Hufflepuff kiz da. Gözleri ile onu aradı bir müddet. Ardından da çekingen adımlarla kızın yanına gitmişti. Kızın iki kişilik  fazlasıyla rahat duran küçük bir kanepe getirmiş olduğunu görünce biraz dona kalmış olsa da bir Hufflepuff'tan iyilik istediğini hatırlayınca durumun normal olduğunun farkına varmıştı. Kızın yanına oturduktan sonra kanepe için önce bir teşekkür etti. Sonrasında da kızın kulağına eğilip fısıldadı.

“Mari Profesör nerede?”

“Sanırım üstünü değiştirmeye gitti.”

Üstünü mü değiştirmeye gitti? Ne diye üstünü değiştirmesi gerekmişti ki? Kızın anlamaz yüzünü görmüş olacak ki Mari konuşmaya devam etti.

“Biz sınıfta profesörü beklerken masanın altından gecelikleri ile çıktı da.”

Bunun üzerine istemese de sessizce gülmeye başladı Regina. Kızçemiz böyle güle dursun sınıfa bir dehşet’ül vahşet girdi. Gülerken bir anda öksürmeye başlayan kızımız gözlerine inanamadı. Bu güzel varlık niye buradaydı? Yoksa profesörleri o muydu? Bu kadar güzel bir insan niye profesör olurdu ki? İnsanlar sadece onu görmek için bile para verip üstüne sıraya girebilecekken niye veletler ders vermek istemişti? Bunu biraz düşündükten sonra kendini durdurdu Regina. Merlin’in bir lütfu karşısına gelmişken onu sorgulamak kabalıktı. Şu an buradaydı ve güzelliği ile onları kutsuyordu adam, bu yeterliydi.

Adama büyülenmiş gözlerle bakarken hediyeler dağıtılmıştı. Sınıftakiler hediyelerini açarken Regina o kutunun içinde ne olduğunu zerre umursuyor gibi durmuyordu. Gözlerinin önündeki manzara dururken başka şeylere dikkat etmek istemiyor gibiydi. Hem ders bitip de bu yakışıklısın bulunduğu ortamdan ayrılmak zorunda kalınca bakardı hediyesin. Şimdi önemli olan gözlerini doyurmaktaydı. Mari onu birkaç kez dürtüp hediyeye bakıp bakmayacağını sorsa da en sonunda vazgeçmişti. Çevresinde ne olduğunu umursamıyor gibiydi kız.

Ve herkesin dakikalar önce fark ettiği konuşan kafatasını da tam bu yüzden profesör kendini tanıtmaya başlayıp bölününce fark etmişti. Kafatasını görmesi ile birkaç saniyelik bir dikkat dağılması olmuş olsa da yine pür dikkat profesörü dinlemeye koyulmuştu. Konuşan bir kafatası fazlasıyla ilgi çekiciydi ama güzele bakmak varken kafatasının ilgi çekiciliği bile fazla dikkat çekici olamıyordu Regina için.

Tabii tüm bu ilgisi tam anlamıyla olmasa da Profesör Xavier Olineaux kendini tanıttıktan sonra öğrencilerden kendilerini tanıtmalarını isteyince geçmişti. İsmi dışında başka ne diyecekti ki? İsmi onunla alakalı üç şeyi özetliyordu zaten. Kim olduğunu, ailesini ve nereli olduğu sadece ismi ile anlaşılıyordu. Başka ne diyebilirdi. Aklına bir şey gelmiyordu. Ama yine de denemesi gerekecekti.

“Ben Regina Alexandrovna Romanovna. Sanırım kendimle alakalı ismim dışında öyle çok söyleyebileceğim bir şey yok. Ama yazmayı seviyorum. Bu yeterlidir umarım. Bunun dışında biçim değiştirme dersinin en çok ilgimi çeken ders olduğu ile alakalı bir yalan söylemek istemiyorum. Fakat sizin dersi nasıl işleyeceğiniz konusunda birkaç sorum var. Masanızdaki kafatası çoğu arkadaşımın ilgisini çektiği gibi benim de ilgimi çekti. Ama ben daha çok derslerinizde bunun dışında başka başka ilginç şeyler gösterecek misiniz bize onu merak ediyorum. Ah bir de bir sorum daha var. Kabalığımın bir mahsuru olmaz diye umuyorum. Cildiniz öyle güzel parlıyor ki hakkında soru sormamak mümkün değil. Cildiniz için hangi bakım ürünlerini kullanıyorsunuz merak etmiştim.”[/justify]

11
Öğrenci Postası / Regina Alexandrovna Romanovna | Baykuşhane
« : 02 Şubat, 2022 04:07:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »

~
Önemli konular dışında mektup göndermemeniz dileğiyle.
Baykuşlarınızı boşuna yormanızı istemem.

Beni de boş mektuplarınızla yormazsanız iyi olur hani.

12
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Satın Alım Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 03:34:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
3 GP ile kabiliyetlerimin

Biçim Değiştirme Gücü: 3+2
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 7+3
İksir Kabiliyeti: 1+1

Biçim Değiştirme Gücü: 5
Lanet Gücü: 10
Tılsım Gücü: 10
İksir Kabiliyeti: 2

şeklinde yükseltilmesini talep ediyorum
şimdiden tişekkürler :>

13
Güç Puanı Dükkanı / Ynt: Güç Puanı Dükkanı - Güç Puanı Talepleri
« : 02 Şubat, 2022 03:26:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1. seviye GP'mi alacaktım efendim
bir de onun yanında Raiden'deki 1 GP de bu hesaba işlenirse
şimdiden tişekkürler^^

14
Kehanet Dersliği / Ynt: 1865-66 Eğitim Yılı | Güz Dönemi Kehanet Dersi
« : 02 Şubat, 2022 03:20:25 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Esneye esneye yolunu tutmuştu o gün de Kehanet kulesinin. Kehanet konu olarak ilgisini çekse de dersi veren ve aynı zamanda da bölüm sorumluları olan Cynthia Jean Urswick anlatıyorsa dinlemesi işkenceden farksızdı. O yüzden bugün geçmek bilmeyen bu dersi uyumak için kullanmayı kafasına koymuştu. En fazla ne sorun yaşayabilirdi ki bu konuda? Asıl yeri yerine arka tarafta bir yere oturursa sorun olmayacağını düşünüyordu. Profesör asla arka sıralara bakmazdı. Bundan sadece bu seferlik yararlanacaktı.

Kuleyi sürüklene sürüklene tırmandıktan sonra sınıfın girişine varabilmişti. Profesör Cynthia yine işi olmayan şeylere karışıyor milletin kıyafetlerini kendi istediği gibi düzeltiyordu. Kendi üstüne bir baktı Regina bir önündeki kızın üstü düzenlenirken. Yani eteğinin boyunu Regina kısa bulmuyordu. Nasıl rahat ediyorsa öyle giyiyordu ve kısa olsa rahatsız oldu herhalde. Tabii Cynthia hanım bunun hakkında ne düşünürdu bilemezdi.

Kapıdan geçtikten sonra Profesör onu durdurmuş ve eteğini çekip bacaklarına da bir güzel vurmuştu. Ama kızın canını yakan vurma kısmı değil eteğin çekilme kısmı olmuştu. Kadının eteği çektiği yerde bel kısmı kemiğine batmış gibi hissetmişti.

“Нахуя́-“

Fark etmeden sessizce de olsa ağzından kaçırdığı söz ardından anladı mı, duydu mu diye bir Profesöre baktı Regina. Duysa anlayacağını sanmıyordu ama söyleme şekli ve zamanı yüzünden ne olduğunu tahmin edebilir diye korkmuştu. Kadının çoktan başka bir kişinin üzerine düzeltmeye geçtiğini görünce de bir iç çekti.

Yavaşça sol tarafa kızların oturduğu yerlere doğru ilerledi Regina. Muggle-doğum kızlardan birinin yanına oturup önündeki bir diğer muggle-doğum kızın arkasına görünmeyecek bir şekilde oturup kafasını masaya küresinin yanına koydu. Gözlerini kapatıp rüyalarına dalmayı bekledi ama beklediği olmadı. Az önce çok uykusu olsa da uyumakta zorlanıyordu.

‘Biraz daha uyumazsam artık çok geç olacak.’ Diye düşündü Regina. Ve öyle de oldu. Profesör Urswick konuşmaya başlar başlamaz uykusu iyice kaçmıştı. Kafasını görünmeyen yerinde tutarak konuşmasını dinleme kararı aldı kadının. Düşündüğünden daha ilginçti bugün olan konuşma. Kadının konuşmasının her bir noktası komedi malzemesiydi Regina için. Teröristler ve karalamalar. Hogwarts bu kadar yüceltilecek ne katmıştı büyücü dünyasına anlayamıyordu Regina. Sadece bir okuldu işte. İçinden başarı kişilerin çıkmasının bir anlamı yoktu. O kişiler başka yere gitse orada da başarılı olurdu.

Kadının konuşmasındaki gülünç kısım bitince daha gülünç olan kısım gelmişti. Andre’yi birilerinin kurtardığını duymayan yoktu. İlginç bir konuydu evet ama ders konusu olması için bir sebep var mıydı? Birisi için canını tehlikeye atan bir grup aptal genç şu an uyuyamadığından başı ağrırken bir gram bile umurunda değildi. O bunları düşünürken profesörün sözleri yüzünden sınıfta bir uğultu oluşmuştu. Zindanlarda ceza... Neyi ima ettiği belliydi tabii ama bu kadarı da fazla değil miydi?

Sonrasında bir teklifle gelen kadının ne yapmaya çalıştığı açıktı. Ama sınıfta bilen var mıydı ki o süpürgeleri sürenleri o yedi kişi dışında? Çünkü eğer yoksa Cynthia hanımın sözünde durup durmayacağını merak ediyordu. O yedi kişi her kimse bir itirafta bulunacaklarını hiç mi hiç sanmıyordu.

Kürelerle bir şey yapmalarını söylemişti profesör -orayı tam dinlememişti- ama zaten buraya dönüp bir kere bile bakmayacağına emin olduğundan masada yatıyor halini bozmayıp gözlerini dinlendirdi Regina. Kulağı ise herhangi bir gelişmeyi duymak için sınıftaydı.[/justify]

15
Rusya / Euphemia Hanım ve Kızları
« : 01 Şubat, 2022 02:13:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Tarih: 30 Ağustos 1863


Alexander Petrovich’in Şatosunda kalması gereken günlerde genelde oradan ve içindekilerden kaçmak için elinden geleni yapardı Regina. Arkadaşının evine kaçardı. Leydi Euphemia onu bulup geri gelmesini sağlandığında da çeşitli bahaneler üretir odasından çıkmazdı. Leydinin sabrı tükendiğinde ise Boleyn Adasına kaçardı. Şatodan pek de iyi değildi ada deli insanların bolluğu konusunda. Ama en azından daha büyüktü ve yolunu biliyorsan kolayca herkesten uzakta kalabileceğin yerler de vardı adada.
 
Tabii adada da Leydi Euphemia’nın radarından uzunca bir süre kaçmak mümkün değildi. Leydinin on altıncı mektubundan sonra saçından sürüklenerek şatoya götürülmek istemiyorsa dönmesi gerekirdi. Bundan sonra ise elinde tek kalan seçenek arada birkaç bahane ile en sinir bozucu etkinliklerden uzak durup geri kalanına katlanmak olurdu.

Ama bugün şatoda gerçekleşecek çay partisinden kaçmak gibi bir şansı olmamıştı. Sabah erkenden odasına dalan hizmetçiler zorla giydirmişlerdi onu bildiğin. Asası Boleyn adasından döndüğünde elinden alındığından hiçbir şey yapamazdı da. Yanında olsa ne yapabilirdi ki? En sonunda günlerdir hastalık bahanesi ile kendini çivilediği yataktan leydilerini söken hizmetçiler, direnme şansı bile tanımamıştı genç kıza onu banyoya atmadan önce. Uykudan tam uyanmadan hasta olduğu üzerine uzun bir süredir uydurduğu bahaneleri de sıralamıştı ama onu dinlemiyor gibiydi çalışanlar.
 
Banyoda uzun bir süre geçirmelerini rağmen Regina, korsesini gereğinden fazla sıkan hizmetçiye kızmak için arkasını dönmeye çalışırken tam anlamıyla uyanmayı başarabilmişti. Normalde hangi elbiseyi giyeceği, saçı için ne istediği ve makyajı üzerine durmadan sorular soran hizmetçiler bugün suskun görünüyordu. Hatta özel hizmetçilerinin hiçbirini bu çalışan sürüsünün içinde göremiyor gibiydi. Leydi Euphemia yine çalışanları değiştirmiş olsa gerekti.

“Leydim lütfen sabit durun. Hanımefendi hızlı hazırlanmanızı istedi.”
 
Kendisine karşı konuşma cesaretinde bulunulması genç cadıyı şaşırtmıştı. Ne kadar süredir odasından çıkmıyordu bilmiyordu, ama buradakiler diğer çalışanlar tarafından iş verenleri ve çocuklarına yaklaşımları konusunda uyarılmamış gibi duruyorlardı. Onun hizmetçileri dışında değişiklikler de mi olmuştu acaba?

“Efendiniz kıçımın kenarını yalayabilir. Hızlı hazırlanmakmış... Ne var ki bugün? Hasta bir leydiyi yatağından çıkarıp uyanmasını beklemeden, iznini almadan bunları yapmak için iyi bir bahaneniz vardır umarım."
 
Sinirden gözü döndüğünden kapı açılma sesini duyamamıştı Regina. Kendisine yaklaşan ikilinin adımlarını duyduğunda da artık çok geçti. Ağızından o laflar çoktan çıkmıştı.

“Benim emirlerime uyuyorlar! Annenin düzenlediği çay partisine katılmamak için bir sebebin mi vardı kızım? Sana iyileşmen için yeterince zaman verdiğimi düşünüyorum.”
 
Arkasını yavaşça döndü Regina. Tahmin ettiği gibi Leydi Euphemia ve kadının adı konusunda en ufak bir fikre bile sahip olmadığı ‘koruması’. Odasına girmiş ve çoktan karşısında durmuştu kadın. Zırh yığını ise biraz daha kapıya yakın ama hanımının yanından pek de uzaklaşmadan bekliyordu. 

“Görüyorum ki hâlâ daha odama o zırh yığını yanında olmadan girmiyorsun. Hem çay partisi mi? Ne kadar da boktan-”

Yüzünü iliştirdiği sırıtması lafı bitmeden yediği tokada rağmen gitmemişti. Sol yanağındaki sızıyla birkaç saniye gülerek yere baktıktan sonra Leydi Euphemia’nın gözlerinin içine bakmaya geri döndü Regina. Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi cümlesini tamamladı.
 
“-bir sebepmiş anneciğim.”
 
Birkaç saniye sinirini yatıştırmaya çalışıyor gibi duran kadın gözlerini kızın üzerinden bir saniye bile çekmemişti. Kendince üstünlüğün hâlâ elinde olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. ‘Sakin kalmalı ve üstünlüğü elimde tutmalıyım’ kesin böyle düşünüyordu. Kadının acınası olduğunu düşünmesi için böyle anlar yetiyordu Regina’ya. Gözlerinin içine bakmayı bırakmayan kadının sinirlerini tam anlamıyla bozabilmek için tüm sevimliliği ile gülümsedi genç cadı. Önünde makyajından görünmese de kırmızı bir domatese döndüğü belli olan yüzü görmesiyle ise gülümsemesi gözlerine ulaşabilmişti.

“Ne duruyorsunuz?! İşinize devam edin!”

Kızına bakarak konuşmaya giren kadının sözlerinin hizmetçilere olduğu çok belliydi. Leydilerinin sözleri sonrasında hızlıca işe koyuldu çalışan sürüsü. Zırhlı mankafa ise az da olsa terbiye edilmiş olsa gerek hanımının sözlerinin sonunda dışarı çıkmayı akıl edebilmişti.
 
Hazırlanması bittiğinde kusmamak için kendini zor tuttu Regina. Sebebi tabii ki kötü görünmesi falan değildi. Mükemmel görünüyordu, her şey korsesini fazla sıkan gerizekalı yüzündendi. Sonrasında hatasını anlayıp korsenin iplerini yeniden ayarlamıştı bunu yapan. Fakat bu sabah hiçbir şey yemeden karnına aldığı baskının kızın midesini altüst ettiği gerçeğini değiştirmiyordu. Birkaç saatliğine işkencesine dayandıktan sonra bunun sorumlusu ile uzunca konuşması gerekecekti.

Hazırlanmasının bitmesiyle sabahtan beri ilk defa düzgünce oturup bir müddet dinlenmeyi bekleyebilirdi. Tabii Regina saf değildi. Kolundan tutulduğu gibi odadan çıkarılmayı bekliyordu ve beklediği gibi olmuştu. Ama beklemediği şey gitmeden önce Leydi Euphemia’nın kapı önünde durmasıydı.

“Odayı iyice temizlemeden biriniz bile buradan çıkmayı aklınızdan geçirmeyin.”

Hizmetçilerin en azından bir iki tanesinin bu iş için kalması yeterliyken bu gereksiz isteğin Leydi Euphemia gibi bir kadınla tek anlamı vardı. Odadan birkaç adım uzaklaşmaları ile zırh yığını Regina nerden çıktığını anlayamadan diplerinde bitmişti. Patronunun emirlerini bekliyor gibi duruyordu.

“Temizliği bitirmelerine yardım et.”

Bu sözlerin ardından bir müddet ablasının odasına doğru sessizce yürüdüler, fakat Regina en sonunda sessizliğin sesine daha fazla dayanamadı. Bir şeyler söylemediği her saniye kadının peşinden yürümek daha da zorlaşıyordu. Derince bir iç çektikten sonra adımlarını durdurdu.

“Ölmelerine gerek yoktu.”

Onun söylediklerini duymasının ardından kadının yoluna devam etmesi ve bu sözleri umursamaması olağandı. Ama kadın arkasını dönüp kızın gözlerinin içine bakmayı ve içtenmiş gibi hissettiren bir gülümsemeyle elini birkaç dakika önce vurduğu yere koymayı tercih etmişti.

“Annesi tarafından dövülen bir kız olduğun üzerine dedikoduların çıkmasını istemezsin değil mi? Hem sen ne zamandan beri çalışanların hayatını umursuyorsun? Çocukken yaptığın şeyi unuttuğumu mu sanıyorsun.”
 
Sinirlendiği her zerresinden belli olan kadın düşünmeden konuşuyor gibiydi. Az görülür anlardan biriydi bu. Euphemia ne kadar sinirlenirse sinirlensin kendine hâkim olmayı başarabilen biriydi genelde. Kendisinin bu yanını gören de hep Regina oluyordu. Kadının sinirlerini öyle bozuyordu ki kızı bazen onu bir anne olarak sevmeyi bırakamıyor olması zoruna gidiyordu.
 
“Demir yığınının eline çatal saplamamdan bahsediyorsun sanırım. Gözüne saplamadığıma şükretmen gerekiyor. En azından hâlâ işe yarar bir mal olarak kalmış olması senin için yeterli olmalı anneciğim.”

Regina’nın sözlerinden sonra dudakları aralanmıştı kadının. Bir şey söylemek istiyordu ama dili dönmüyordu bir türlü. Dudakları yeniden hareketlendiğinde konuşacağını sandı kız. Fakat konuşmak konusunda fikri değişmişti kadının. Kızın yüzünden elini çekip bir eline bir de az önce dokunduğu yere baktı. Tatmin olmuş olduğunu gösteren bir ifade ile gözlerinin içine bakmaya devam etti genç cadının.

“En azından makyajını iyi yapmışlar. Dokunulsa bile kolay bozulacak gibi durmuyor.”

Bu sözlerin ardından yeniden uzun koridorda ilerlemeye başlayan Euphemia elini birkaç adım sonra geçmelerini beklemek için işini bırakıp başını eğerek duran bir çalışanın üzerine sildi. Arkasından sürüklenmiyor olsa da sanki sürükleniyormuşçasına adımladı Regina da.

Şatonun öteki ucundaki odaya geldiklerinde beklendiği gibi kapısı açık ve çoktan hazır bir şekilde oturuyordu Tanya Alexandrovna. Euphemia’nın beklentilerini karşılamak için sürünen ablasından iğreniyor muydu, yoksa onun için üzülüyor muydu bilemiyordu Regina. Aslında daha çok onun için korkuyordu sanırım. Böyle giderse ona olacak şeylerden, onun olacağı kişiden korkuyordu.

“Uyuyan güzel de bugüne özel uyandığına göre aşağı inebiliriz artık değil mi?”

Ablasının sözlerine tüm yapmacıklığıyla gülümseyen Euphemia; Tanya’yı sağına, Regina’yı birkaç adım arkadan gerecek şekilde soluna aldıktan sonra partinin olacağı yere yani bahçedeki seraya yöneldi. Yol üstünde yanından geçerken ona dalga geçen bakışlar atıp gülen erkek kardeşlerini umursamadı Regina. En sonunda günlük programlarını yanlış hatırlamıyorsa birkaç saat sonra özel derslerinde onların da başları şişirilecekti.

Seraya vardıklarında saçma birçok karşılama konuşmasının ardından sonunda en azından biraz daha ilginç bir noktaya varabilmişlerdi. Çay vakti. Çayı sevmese bile bu tarz partilerde tek dayanağı buydu Regina’nın. Olabildiğince minik yudumlar alarak soğuyana kadar içtiği çay sayesinde saçma sorulardan kaçabiliyordu. Sorulara cevap vermemesi şimdiye kadar başına bela açmamıştı. Her seferinde onun yerine soruları cevaplayacak birisi oluyordu ne de olsa.

“Leydi Tanya’nın bu sene o yatılı okulda son senesi değil mi? Şu İngiltere’de olan pahalı özel okula gidiyordu diye hatırlıyorum. Hazır gereksiz okul seneleri de bitiyorken bundan sonrası için planlar büyük tahmin ediyorum ki!”
 
Markiz Natalya Temryukovna’ya ait olduğunu tahmin ettiği sesin masada geldiği tarafa baktı. Yanında Regina’nın 15 yaşında olduğunu tahmin ettiği kızı ile yan yana oturmuş ve çayını yudumluyordu kadın. Oldukça saçma ve gereksiz sorulardan oluşan bir konuşma olacaktı bugünün konuşması da. Hissedebiliyordu genç cadı bunu.

“Tabii ki! Kızım için en iyisini planladım.”
 
İlgili anne yüzünü hemen takınan Euphemia cevap vermede gecikmemişti. Kadının bu yapmacıklığından iğrendiği yüzünden belli olmasın diye çay yanına verilen tatlı atıştırmalıklardan bir tane aldı Regina. Ortamın tatsızlığını çikolata ile kapatmaya çalışırken adının konuşmada geçmemesini umuyordu.

“Ah doğru ya! Hatırlamışken Leydi Regina da o okula gidiyordu. Sanıyorum ki önünde daha üç senen var. Doğru mudur?”

Sorusunu sorarken gözlerinin içine bakan kadını umursamadan çayından yudumladı Regina. İşte başlıyordu soru silsilesi. Her sene mecbur olduğu selamlamalar dışında konuşmamak için elinden geleni yapıyordu bu tarz partilerde. Sevmiyordu bu yapmacık konuşmaları. Ve dinlemek sorunda kalıyor olmak bile zorken bu konuşmaların bir parçası olmak tabii istemiyordu. Kızına doğru baktıktan sonra beklediği manzara ile karşılaşan Euphemia yapma bir öksürükle dikkati kendine çektikten sonra konuştu.

“Regina’nın eğitimi hâlâ devam ediyor. Daha ablası ile aynı seviyede değil maalesef önünde tahmin ettiğiniz gibi üç koca senesi var daha. Geçen haftalarda da aldığı ek derslerin ağırlığından hasta düştü zaten biliyorsunuz. Bu yüzden bu güzel aylardaki etkinliklerimizde bile aramıza katılamıyor yavrum. Bugün yanımıza gelebilmek için hasta halinde yatağından kalkmasına izin vermem için nasıl yalvardı bir bilseniz. Tabii eğitiminin önde geldiğini söyleyerek onu başta reddetmeyi düşündüm. Fakat kıyamadım. Anne yüreği işte.”

Euphemia’nın yalan silsilesinin uzunluğuna rağmen dikkatler yine Regina’nın üzerinden gitmemişti. ‘Anne yüreği’ gibi bir kelime grubu bu anne topluluğuna kendilerini övmek için çok güzel şanstı aslında. Fakat beklenilenin aksine bu fırsatı değerlendiren olmamıştı. Aslında bir düşününce kızın hastalığı üzerine yapılan vurgu bile yeterli olmalıydı konunun değişmesi için. Tuhaf.

“Anlıyoruz tabii. Ama Leydi Regina neden sorulara kendisi cevap vermiyor. Sanırım hâlâ çocukluğundan kalma utangaçlığı üzerinde.”
 
‘Benim konuşmamı ne diye bu kadar istiyorsun acaba Barones Mariya Gonçarova?’ Bunu demeyi çok isterdi ama sonrasında gelecek cezaya katlanamayacağını biliyordu. Ve katlanabilecek olsa bile ağzını bile tutmasını bilmeyen bir barones için değmezdi.

“Utangaç demek pek doğru olmaz aslında Regina'ya. Onu utangaç gördüğünüzden yardım etmeye çalışmanızı anlayabilirim. Fakat bunu yaptığınız günün uygunsuzluğunun farkındasınızdır umarım. Ne de olsa daha bugün hasta yatağından çıkmış birisinden bahsediyoruz.”

Annesine fırsat vermeden soruya ablası cevap vermişti. Genç kızın sert çıkışından sonra bir özür geveleyen kadına dönüp bakmaya bile tenezzül etmemişti Regina. Herkes onun özrü kabul etmesini beklerken Tanya konuyu Eylül ayındaki bir baloya çekmişti. Hemen o güne kendileri ve yanlarında getirdikleri kızlarına hazırladıkları elbisenin mükemmelliğinden bahsetmeye başlamıştı masadakiler. Böyle abartılarak anlatılan baloya katılmayacak olmak Regina’yı mutlu etmişti. Bu sene de çoğu saçma sosyete etkinliğinden kaçabilmişti.

Masadaki kadınların ilgisi farklı farklı konulara kaymaya devam ettikçe daha da rahatlayan Regina, Alexander Petrovich’in Şatosunda bir gün daha sağ kalabildiği için mutluydu.[/justify]

Sayfa: [1] 2