1
Birleşik Krallık / Yeni hayat
« : 08 Haziran, 2022 22:22:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Flashback Yıllar yıllar önce - Londra'da ki evleri]
Sabah terler içinde uyandığında kalbi tekliyordu. Yatağında doğrulup, sırtını yatak başlığına yasladı ve kafasını tavana çevirdi. Mavi dört duvardan oluşan odasının beyaz boyalı tavanından sarkan avizeye baktı. Mumlar eşliğinde etrafındaki kristalli avizeye bakarken aslında kafasının içinde, sırılsıklam uyanmasına sebep olan kabusunu hatırlamaya çalışıyordu. Bunun yerine aklında sadece bazı belirsiz görüntüler canlandı. Yağmurlu ve karanlık bir ormanda koştuğunu ve kızıl bir alev topunun gecenin karanlığında yer yüzünü kırmızıya boyadığını hatırlıyordu. Bu karmaşık görüntüleri hatırlamak bile karnında bir şeylerin hareketlenmesine sebep olmuştu. Elini kalbine koyup derin nefeslerle vücut dengesinin normale dönmesini bekledi. Kendini daha iyi hissettiğinde ince yorganını üzerinden atıp bacaklarını yere uzattı. Ayaklarının soğuk zemine değmesi iyi gelmişti. Ayağa kalktı ve özensizce yorganını düzeltti. Pijamaları zayıf vücudunda sarkarken kapıya doğru yürüdü. Koridorda çıplak ayaklarıyla yürüyüp lavaboya ulaştı. Aynadan kendine baktı ve dağınık saçlarının kabardığını gördü ve eliyle indirmeye çalıştı. Bir nebze düzelttiği saçlarının uzamış olduğunu fark etti. Saçlarının omzunun altına gelmesinden rahatsız oluyordu özellikle de bu mevsimde saçlarına tahammülü yoktu. Lavabonun musluğuna asılı olan lastik tokayı bileğine geçirip elleriyle saçını kafasının üzerinde toparladıktan sonra lastikle saçını sıkıca bağladı.
Diğer eliyle de diş macunu aldı ve ucunu sağ elindeki diş fırçasına yaklaştırdı. Tüpe hafifçe baskı uygulayarak fırçanın telleri üzerine bir parça diş macunu yerleştirdi. Yaklaşık üç dakika boyunca aynadaki yansımasıyla bakışarak dişlerini fırçaladı. En son ağzındaki köpüklü suyu tükürüp fırçasını temizleyip yerine koydu. Yan tarafta katlı duran havlulardan biriyle ağzını sildi ve lavabodan çıktı. Annesi Igritte ve babası Sebastian'ın ne yaptığını merak ediyordu. Salonun olduğu taraftan gelen tıkırtı sesini duydu. Minik adımlarını evin salonuna çevirdi. Salonda Sebastian'ın şöminenin içini karıştırırken gördü. Sebastian şömine odunlarını içindeki kiymiklar ile uğraşırken onu fark edince gülümsedi. ’’Günaydın Prens Hazretleri.’’ dedi dalga geçerek. Darren ’’Günaydın.’’ dedi usulca. Sonra kapının önünde yerde duran demir kafesi görünce baykuşuna ilerledi. Igrıtte salonla bitişik olan mutfağın dolaplarını karıştırıyordu. Igrıtte onu fark etmeden elindeki kafesle tekrar odasına yürüdü. Kafesi üzeri boş çalışma masasına bıraktı ve eğilip baykuşuyla göz göze geldi. Kafesin içerisindeki kuş soluk sarı renkli iri gözlerini Darren'ın üzerine dikmişti. Darren ise onun iri vücudunun etrafındaki beyaz ve grimsi tüylerini inceliyordu. Kafesin kapağını açıp daha yakından bakmak istedi. İlk başta bundan biraz tedirgin olsa da bu kuşların evcilleştirilmiş olduğunu kendine hatırlatarak rahatladı. Demir kafesin kapağını açtığında kuş tepki vermedi bundan cesaret alan Darren elini onun kısa bacaklarının önüne uzattı.Kuş bacaklarını kaldırıp ayaklarıyla Darren'ın ince bileğini kavradığında Darren, yavaşça kolunu kafesten çekti ve kuşun küçük yüzünü kendi yüzünün hizasında tuttu. Diagon Yolunda alışveriş yaparken gördüğü baykuşlara göre daha büyük bir vücudu vardı. İki sene önce muggle okulunda bir ödev için gökkuzgunumsular hakkında okuduğu bir kitaptan öğrendiklerini hatırladı. Dişi baykuşların kuluçka süresince yuvayı terk etmedikleri için açlıktan ölmemelerini sağlayan iri vücutları olduğunu, erkeklerin ise daha çevik olup daha iyi avlanabilmek için dişilere nazaran küçük vücutları ve uzun kanatları olduğunu okumuştu. Cinsiyetini tam anlamıyla anlamak için bileğini çevirdi ve kuşun kanatlarını inceledi. Gözüne oldukça uzun gelmişti. Hem iri bir vücudu hem de uzun kanatları olmasının iki olası farklı anlama gelebilirdi. Ya tembel ve şişman bir erkekti ya da çevik bir dişiydi. Arkadaşlarıyla mektuplaşması gerektiğini hatırladığında ikinci ihtimalin doğru olmasını ummuştu. Cinsiyetinden tam emin olamadığı için bir ad seçerken de bunu göz önünde bulundurması gerekiyordu. Hayvanı ürkütmemeye çalışarak yavaşça diğer elini kaldırdı ve ona doğru götürüp yavaşça tüylerini sevdi. Kuş herhangi bir tepki göstermeden suratına bakmaya devam edince o da durmadı. Ardından kuş tüylerini kabarttı ve Darren'ın ağzından ’’Dolce.’’ kelimesi çıktı.Masanın başında oturan Sebastian'ın yanında, Igritte'in çaprazındaki sandalyeyi çekip oturdu. Bir saniyeliğine Igritte ile göz göze geldiğinde kadının yeşil gözlerinde herhangi bir duygu belirtisi arasa da bulamadı. Uzun sarı saçları fotoğraf çekimlerinde olduğunun aksine, yarasını kapatacak şekilde yüzünün sol tarafına doğru taranmış uçlarına doğru örülmüştü. Örülmüş haline rağmen neredeyse kalçasına kadar uzanıyordu. Igritte'in gözleri Darren'ın özensizce toplanmış saçlarına gittiğinde Darren oturduğu yerde küçüldü. İçinden daha da küçülüp karşısından yok olabilmeyi diliyordu. Eskiden merhametle bakan orman rengi bu yeşil gözler ona uzun zamandır korkutucu ve aşağılayıcı bakıyor gibi geliyordu. Igritte tek bir kelime bile etmeden üzerinde kurduğu baskıdan nefret ediyordu. Büyüyüp ona bağlı olmayacağı bir geleceğin hayalini kuruyordu. Ellerinin üzerindeki bakışlarını önündeki masada duranlara yöneltti. Masada reçel, sürülebilir çikolata gibi tatlı şeylerin yanında peynir, salam ve sosis gibi şeyler de vardı. Salamdan gelen kokuyla yüzünü ekşitip sepetteki sade kruvasanlardan bir tane aldı ve eliyle parçalayarak yavaşça yemeye başladı. Dün sabahtan beri neredeyse hiçbir şey yememiş olmasına rağmen iştahı yoktu ve tek lokma bile yemek istemiyordu.Oyalana oyalana kruvasanını yerken önce Sebastian'ın yemeğini bitirip köpeğini beslemek için ön bahçeye çıkmış sonra Igritte kendi önündekileri bitirip tabağını kaldırmış ve kahve yapmaya başlamıştı. Darren kendisine kahve yapan Igritte gidene kadar izlemiş o gittikten sonra yavaşça oturduğu yerden kalkıp yemediği yemekleri kaldırıp yerlerine yerleştirdi. Ardından emin adımlarla odasına döndü. Çantasından tüy kalemini alıp çalışma masasının başına oturdu. Çekmecelerden bir parşömen çıkardı ve derin bir nefes aldı. Ardından özlediği arkadaşına ulaştırmak üzere parşömenine yazılar doldurdu.Mektubunu bitirip ardından tüy kalemini bırakıp parşömeninin üzerindeki mürekkebin kurumasını bekledi. Hafifçe dokunarak kuruyup kurumadığını kontrol etti. Mürekkebin parşömen üzerinde dağılmadığını gördüğünde parşömeni rulo haline getirip ayağa kalktı. Balkon kapısının önüne gidip kapıyı açtı fakat balkona adımını atmadı. En yakın zamanda bu tozlu balkonu temizlemesi gerektiğini hatırladı. İpe benzer bir şey bulmak içi etrafına bakındı. Dolabının kapağına asılı duran süsü gördü. Seneler öncesinde bir yaz tatilinde canı sıkıldığı için bulduğu tahta çubuklar ve kurdelelerden kendi elleriyle yapmıştı bunu. Şu an ise gözüne oldukça çocuksu geliyordu. Dolaba ilerleyip kapağına asılan süse uzandı ve mavi kurdelelerden birini çekerek tahtanın üzerinde asılı olduğu yerden çıkardı. Ardından mavi kurdeleyi elindeki rulo parşömenin etrafına sarıp bağladı ve küçük bir fiyonk yaptı. Ardından Dolce'nin kafesinin kapağını açtı ve bileğiyle kuşu dışarı çıkardı. Koluna konan kuşla birlikte balkon kapısının önüne yürüdü. Kolunu kapıdan dışarı uzattı. ’’Oraya bir defa beraber gittik..O yüzden adresi bulabileceğine eminim..Riley'e git lütfen...’’ dedi ve elindeki parşömeni kuşun bacaklarının önüne uzattı. Bacaklarıyla parşömeni kavrayan kuş görkemli kanatlarını iki yana açtı ve hızla yükseldi. Dolce'nin mektubunu doğru sahibine,Riley'e iletip geri dönmesini umuyordu.
Sabah terler içinde uyandığında kalbi tekliyordu. Yatağında doğrulup, sırtını yatak başlığına yasladı ve kafasını tavana çevirdi. Mavi dört duvardan oluşan odasının beyaz boyalı tavanından sarkan avizeye baktı. Mumlar eşliğinde etrafındaki kristalli avizeye bakarken aslında kafasının içinde, sırılsıklam uyanmasına sebep olan kabusunu hatırlamaya çalışıyordu. Bunun yerine aklında sadece bazı belirsiz görüntüler canlandı. Yağmurlu ve karanlık bir ormanda koştuğunu ve kızıl bir alev topunun gecenin karanlığında yer yüzünü kırmızıya boyadığını hatırlıyordu. Bu karmaşık görüntüleri hatırlamak bile karnında bir şeylerin hareketlenmesine sebep olmuştu. Elini kalbine koyup derin nefeslerle vücut dengesinin normale dönmesini bekledi. Kendini daha iyi hissettiğinde ince yorganını üzerinden atıp bacaklarını yere uzattı. Ayaklarının soğuk zemine değmesi iyi gelmişti. Ayağa kalktı ve özensizce yorganını düzeltti. Pijamaları zayıf vücudunda sarkarken kapıya doğru yürüdü. Koridorda çıplak ayaklarıyla yürüyüp lavaboya ulaştı. Aynadan kendine baktı ve dağınık saçlarının kabardığını gördü ve eliyle indirmeye çalıştı. Bir nebze düzelttiği saçlarının uzamış olduğunu fark etti. Saçlarının omzunun altına gelmesinden rahatsız oluyordu özellikle de bu mevsimde saçlarına tahammülü yoktu. Lavabonun musluğuna asılı olan lastik tokayı bileğine geçirip elleriyle saçını kafasının üzerinde toparladıktan sonra lastikle saçını sıkıca bağladı.
Diğer eliyle de diş macunu aldı ve ucunu sağ elindeki diş fırçasına yaklaştırdı. Tüpe hafifçe baskı uygulayarak fırçanın telleri üzerine bir parça diş macunu yerleştirdi. Yaklaşık üç dakika boyunca aynadaki yansımasıyla bakışarak dişlerini fırçaladı. En son ağzındaki köpüklü suyu tükürüp fırçasını temizleyip yerine koydu. Yan tarafta katlı duran havlulardan biriyle ağzını sildi ve lavabodan çıktı. Annesi Igritte ve babası Sebastian'ın ne yaptığını merak ediyordu. Salonun olduğu taraftan gelen tıkırtı sesini duydu. Minik adımlarını evin salonuna çevirdi. Salonda Sebastian'ın şöminenin içini karıştırırken gördü. Sebastian şömine odunlarını içindeki kiymiklar ile uğraşırken onu fark edince gülümsedi. ’’Günaydın Prens Hazretleri.’’ dedi dalga geçerek. Darren ’’Günaydın.’’ dedi usulca. Sonra kapının önünde yerde duran demir kafesi görünce baykuşuna ilerledi. Igrıtte salonla bitişik olan mutfağın dolaplarını karıştırıyordu. Igrıtte onu fark etmeden elindeki kafesle tekrar odasına yürüdü. Kafesi üzeri boş çalışma masasına bıraktı ve eğilip baykuşuyla göz göze geldi. Kafesin içerisindeki kuş soluk sarı renkli iri gözlerini Darren'ın üzerine dikmişti. Darren ise onun iri vücudunun etrafındaki beyaz ve grimsi tüylerini inceliyordu. Kafesin kapağını açıp daha yakından bakmak istedi. İlk başta bundan biraz tedirgin olsa da bu kuşların evcilleştirilmiş olduğunu kendine hatırlatarak rahatladı. Demir kafesin kapağını açtığında kuş tepki vermedi bundan cesaret alan Darren elini onun kısa bacaklarının önüne uzattı.Kuş bacaklarını kaldırıp ayaklarıyla Darren'ın ince bileğini kavradığında Darren, yavaşça kolunu kafesten çekti ve kuşun küçük yüzünü kendi yüzünün hizasında tuttu. Diagon Yolunda alışveriş yaparken gördüğü baykuşlara göre daha büyük bir vücudu vardı. İki sene önce muggle okulunda bir ödev için gökkuzgunumsular hakkında okuduğu bir kitaptan öğrendiklerini hatırladı. Dişi baykuşların kuluçka süresince yuvayı terk etmedikleri için açlıktan ölmemelerini sağlayan iri vücutları olduğunu, erkeklerin ise daha çevik olup daha iyi avlanabilmek için dişilere nazaran küçük vücutları ve uzun kanatları olduğunu okumuştu. Cinsiyetini tam anlamıyla anlamak için bileğini çevirdi ve kuşun kanatlarını inceledi. Gözüne oldukça uzun gelmişti. Hem iri bir vücudu hem de uzun kanatları olmasının iki olası farklı anlama gelebilirdi. Ya tembel ve şişman bir erkekti ya da çevik bir dişiydi. Arkadaşlarıyla mektuplaşması gerektiğini hatırladığında ikinci ihtimalin doğru olmasını ummuştu. Cinsiyetinden tam emin olamadığı için bir ad seçerken de bunu göz önünde bulundurması gerekiyordu. Hayvanı ürkütmemeye çalışarak yavaşça diğer elini kaldırdı ve ona doğru götürüp yavaşça tüylerini sevdi. Kuş herhangi bir tepki göstermeden suratına bakmaya devam edince o da durmadı. Ardından kuş tüylerini kabarttı ve Darren'ın ağzından ’’Dolce.’’ kelimesi çıktı.Masanın başında oturan Sebastian'ın yanında, Igritte'in çaprazındaki sandalyeyi çekip oturdu. Bir saniyeliğine Igritte ile göz göze geldiğinde kadının yeşil gözlerinde herhangi bir duygu belirtisi arasa da bulamadı. Uzun sarı saçları fotoğraf çekimlerinde olduğunun aksine, yarasını kapatacak şekilde yüzünün sol tarafına doğru taranmış uçlarına doğru örülmüştü. Örülmüş haline rağmen neredeyse kalçasına kadar uzanıyordu. Igritte'in gözleri Darren'ın özensizce toplanmış saçlarına gittiğinde Darren oturduğu yerde küçüldü. İçinden daha da küçülüp karşısından yok olabilmeyi diliyordu. Eskiden merhametle bakan orman rengi bu yeşil gözler ona uzun zamandır korkutucu ve aşağılayıcı bakıyor gibi geliyordu. Igritte tek bir kelime bile etmeden üzerinde kurduğu baskıdan nefret ediyordu. Büyüyüp ona bağlı olmayacağı bir geleceğin hayalini kuruyordu. Ellerinin üzerindeki bakışlarını önündeki masada duranlara yöneltti. Masada reçel, sürülebilir çikolata gibi tatlı şeylerin yanında peynir, salam ve sosis gibi şeyler de vardı. Salamdan gelen kokuyla yüzünü ekşitip sepetteki sade kruvasanlardan bir tane aldı ve eliyle parçalayarak yavaşça yemeye başladı. Dün sabahtan beri neredeyse hiçbir şey yememiş olmasına rağmen iştahı yoktu ve tek lokma bile yemek istemiyordu.Oyalana oyalana kruvasanını yerken önce Sebastian'ın yemeğini bitirip köpeğini beslemek için ön bahçeye çıkmış sonra Igritte kendi önündekileri bitirip tabağını kaldırmış ve kahve yapmaya başlamıştı. Darren kendisine kahve yapan Igritte gidene kadar izlemiş o gittikten sonra yavaşça oturduğu yerden kalkıp yemediği yemekleri kaldırıp yerlerine yerleştirdi. Ardından emin adımlarla odasına döndü. Çantasından tüy kalemini alıp çalışma masasının başına oturdu. Çekmecelerden bir parşömen çıkardı ve derin bir nefes aldı. Ardından özlediği arkadaşına ulaştırmak üzere parşömenine yazılar doldurdu.Mektubunu bitirip ardından tüy kalemini bırakıp parşömeninin üzerindeki mürekkebin kurumasını bekledi. Hafifçe dokunarak kuruyup kurumadığını kontrol etti. Mürekkebin parşömen üzerinde dağılmadığını gördüğünde parşömeni rulo haline getirip ayağa kalktı. Balkon kapısının önüne gidip kapıyı açtı fakat balkona adımını atmadı. En yakın zamanda bu tozlu balkonu temizlemesi gerektiğini hatırladı. İpe benzer bir şey bulmak içi etrafına bakındı. Dolabının kapağına asılı duran süsü gördü. Seneler öncesinde bir yaz tatilinde canı sıkıldığı için bulduğu tahta çubuklar ve kurdelelerden kendi elleriyle yapmıştı bunu. Şu an ise gözüne oldukça çocuksu geliyordu. Dolaba ilerleyip kapağına asılan süse uzandı ve mavi kurdelelerden birini çekerek tahtanın üzerinde asılı olduğu yerden çıkardı. Ardından mavi kurdeleyi elindeki rulo parşömenin etrafına sarıp bağladı ve küçük bir fiyonk yaptı. Ardından Dolce'nin kafesinin kapağını açtı ve bileğiyle kuşu dışarı çıkardı. Koluna konan kuşla birlikte balkon kapısının önüne yürüdü. Kolunu kapıdan dışarı uzattı. ’’Oraya bir defa beraber gittik..O yüzden adresi bulabileceğine eminim..Riley'e git lütfen...’’ dedi ve elindeki parşömeni kuşun bacaklarının önüne uzattı. Bacaklarıyla parşömeni kavrayan kuş görkemli kanatlarını iki yana açtı ve hızla yükseldi. Dolce'nin mektubunu doğru sahibine,Riley'e iletip geri dönmesini umuyordu.