17 Nisan, 2026 09:11:26 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Darren Shan

Sayfa: [1]
1
Birleşik Krallık / Yeni hayat
« : 08 Haziran, 2022 22:22:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Flashback Yıllar yıllar önce - Londra'da ki evleri]

Sabah terler içinde uyandığında kalbi tekliyordu. Yatağında doğrulup, sırtını yatak başlığına yasladı ve kafasını tavana çevirdi. Mavi dört duvardan oluşan odasının beyaz boyalı tavanından sarkan avizeye baktı. Mumlar eşliğinde etrafındaki kristalli avizeye bakarken aslında kafasının içinde, sırılsıklam uyanmasına sebep olan kabusunu hatırlamaya çalışıyordu. Bunun yerine aklında sadece bazı belirsiz görüntüler canlandı. Yağmurlu ve karanlık bir ormanda koştuğunu ve kızıl bir alev topunun gecenin karanlığında yer yüzünü kırmızıya boyadığını hatırlıyordu. Bu karmaşık görüntüleri hatırlamak bile karnında bir şeylerin hareketlenmesine sebep olmuştu. Elini kalbine koyup derin nefeslerle vücut dengesinin normale dönmesini bekledi. Kendini daha iyi hissettiğinde ince yorganını üzerinden atıp bacaklarını yere uzattı. Ayaklarının soğuk zemine değmesi iyi gelmişti. Ayağa kalktı ve özensizce yorganını düzeltti. Pijamaları zayıf vücudunda sarkarken kapıya doğru yürüdü. Koridorda çıplak ayaklarıyla yürüyüp lavaboya ulaştı. Aynadan kendine baktı ve dağınık saçlarının kabardığını gördü ve eliyle indirmeye çalıştı. Bir nebze düzelttiği saçlarının uzamış olduğunu fark etti. Saçlarının omzunun altına gelmesinden rahatsız oluyordu özellikle de bu mevsimde saçlarına tahammülü yoktu. Lavabonun musluğuna asılı olan lastik tokayı bileğine geçirip elleriyle saçını kafasının üzerinde toparladıktan sonra lastikle saçını sıkıca bağladı.

Diğer eliyle de diş macunu aldı ve ucunu sağ elindeki diş fırçasına yaklaştırdı. Tüpe hafifçe baskı uygulayarak fırçanın telleri üzerine bir parça diş macunu yerleştirdi. Yaklaşık üç dakika boyunca aynadaki yansımasıyla bakışarak dişlerini fırçaladı. En son ağzındaki köpüklü suyu tükürüp fırçasını temizleyip yerine koydu. Yan tarafta katlı duran havlulardan biriyle ağzını sildi ve lavabodan çıktı. Annesi Igritte ve babası Sebastian'ın ne yaptığını merak ediyordu. Salonun olduğu taraftan gelen tıkırtı sesini duydu. Minik adımlarını evin salonuna çevirdi. Salonda  Sebastian'ın şöminenin içini karıştırırken gördü. Sebastian şömine odunlarını içindeki kiymiklar ile uğraşırken onu fark edince gülümsedi. ’’Günaydın Prens Hazretleri.’’ dedi dalga geçerek. Darren ’’Günaydın.’’ dedi usulca. Sonra kapının önünde yerde duran demir kafesi görünce baykuşuna ilerledi. Igrıtte salonla bitişik olan mutfağın dolaplarını karıştırıyordu. Igrıtte onu fark etmeden elindeki kafesle tekrar odasına yürüdü. Kafesi üzeri boş çalışma masasına bıraktı ve eğilip baykuşuyla göz göze geldi. Kafesin içerisindeki kuş soluk sarı renkli iri gözlerini Darren'ın üzerine dikmişti. Darren ise onun iri vücudunun etrafındaki beyaz ve grimsi tüylerini inceliyordu. Kafesin kapağını açıp daha yakından bakmak istedi. İlk başta bundan biraz tedirgin olsa da bu kuşların evcilleştirilmiş olduğunu kendine hatırlatarak rahatladı. Demir kafesin kapağını açtığında kuş tepki vermedi bundan cesaret alan Darren elini onun kısa bacaklarının önüne uzattı.Kuş bacaklarını kaldırıp ayaklarıyla Darren'ın ince bileğini kavradığında Darren, yavaşça kolunu kafesten çekti ve kuşun küçük yüzünü kendi yüzünün hizasında tuttu. Diagon Yolunda alışveriş yaparken gördüğü baykuşlara göre daha büyük bir vücudu vardı. İki sene önce muggle okulunda bir ödev için gökkuzgunumsular hakkında okuduğu bir kitaptan öğrendiklerini hatırladı. Dişi baykuşların kuluçka süresince yuvayı terk etmedikleri için açlıktan ölmemelerini sağlayan iri vücutları olduğunu, erkeklerin ise daha çevik olup daha iyi avlanabilmek için dişilere nazaran küçük vücutları ve uzun kanatları olduğunu okumuştu. Cinsiyetini tam anlamıyla anlamak için bileğini çevirdi ve kuşun kanatlarını inceledi. Gözüne oldukça uzun gelmişti. Hem iri bir vücudu hem de uzun kanatları olmasının iki olası farklı anlama gelebilirdi. Ya tembel ve şişman bir erkekti ya da çevik bir dişiydi. Arkadaşlarıyla mektuplaşması gerektiğini hatırladığında ikinci ihtimalin doğru olmasını ummuştu. Cinsiyetinden tam emin olamadığı için bir ad seçerken de bunu göz önünde bulundurması gerekiyordu. Hayvanı ürkütmemeye çalışarak yavaşça diğer elini kaldırdı ve ona doğru götürüp yavaşça tüylerini sevdi. Kuş herhangi bir tepki göstermeden suratına bakmaya devam edince o da durmadı. Ardından kuş tüylerini kabarttı ve Darren'ın ağzından ’’Dolce.’’ kelimesi çıktı.Masanın başında oturan Sebastian'ın yanında, Igritte'in çaprazındaki sandalyeyi çekip oturdu. Bir saniyeliğine Igritte ile göz göze geldiğinde kadının yeşil gözlerinde herhangi bir duygu belirtisi arasa da bulamadı. Uzun sarı saçları fotoğraf çekimlerinde olduğunun aksine, yarasını kapatacak şekilde yüzünün sol tarafına doğru taranmış uçlarına doğru örülmüştü. Örülmüş haline rağmen neredeyse kalçasına kadar uzanıyordu. Igritte'in gözleri Darren'ın özensizce toplanmış saçlarına gittiğinde Darren oturduğu yerde küçüldü. İçinden daha da küçülüp karşısından yok olabilmeyi diliyordu. Eskiden merhametle bakan orman rengi bu yeşil gözler ona uzun zamandır korkutucu ve aşağılayıcı bakıyor gibi geliyordu. Igritte tek bir kelime bile etmeden üzerinde kurduğu baskıdan nefret ediyordu. Büyüyüp ona bağlı olmayacağı bir geleceğin hayalini kuruyordu. Ellerinin üzerindeki bakışlarını önündeki masada duranlara yöneltti. Masada reçel, sürülebilir çikolata gibi tatlı şeylerin yanında peynir, salam ve sosis gibi şeyler de vardı. Salamdan gelen kokuyla yüzünü ekşitip sepetteki sade kruvasanlardan bir tane aldı ve eliyle parçalayarak yavaşça yemeye başladı. Dün sabahtan beri neredeyse hiçbir şey yememiş olmasına rağmen iştahı yoktu ve tek lokma bile yemek istemiyordu.Oyalana oyalana kruvasanını yerken önce Sebastian'ın yemeğini bitirip köpeğini beslemek için ön bahçeye çıkmış sonra Igritte kendi önündekileri bitirip tabağını kaldırmış ve kahve yapmaya başlamıştı. Darren kendisine kahve yapan Igritte gidene kadar izlemiş o gittikten sonra yavaşça oturduğu yerden kalkıp yemediği yemekleri kaldırıp yerlerine yerleştirdi. Ardından emin adımlarla odasına döndü. Çantasından tüy kalemini alıp çalışma masasının başına oturdu. Çekmecelerden bir parşömen çıkardı ve derin bir nefes aldı. Ardından özlediği arkadaşına ulaştırmak üzere parşömenine yazılar doldurdu.Mektubunu bitirip ardından tüy kalemini bırakıp parşömeninin üzerindeki mürekkebin kurumasını bekledi. Hafifçe dokunarak kuruyup kurumadığını kontrol etti. Mürekkebin parşömen üzerinde dağılmadığını gördüğünde parşömeni rulo haline getirip ayağa kalktı. Balkon kapısının önüne gidip kapıyı açtı fakat balkona adımını atmadı. En yakın zamanda bu tozlu balkonu temizlemesi gerektiğini hatırladı. İpe benzer bir şey bulmak içi etrafına bakındı. Dolabının kapağına asılı duran süsü gördü. Seneler öncesinde bir yaz tatilinde canı sıkıldığı için bulduğu tahta çubuklar ve kurdelelerden kendi elleriyle yapmıştı bunu. Şu an ise gözüne oldukça çocuksu geliyordu. Dolaba ilerleyip kapağına asılan süse uzandı ve mavi kurdelelerden birini çekerek tahtanın üzerinde asılı olduğu yerden çıkardı. Ardından mavi kurdeleyi elindeki rulo parşömenin etrafına sarıp bağladı ve küçük bir fiyonk yaptı. Ardından Dolce'nin kafesinin kapağını açtı ve bileğiyle kuşu dışarı çıkardı. Koluna konan kuşla birlikte balkon kapısının önüne yürüdü. Kolunu kapıdan dışarı uzattı. ’’Oraya bir defa beraber gittik..O yüzden adresi bulabileceğine eminim..Riley'e git lütfen...’’ dedi ve elindeki parşömeni kuşun bacaklarının önüne uzattı. Bacaklarıyla parşömeni kavrayan kuş  görkemli kanatlarını iki yana açtı ve hızla yükseldi. Dolce'nin mektubunu doğru sahibine,Riley'e  iletip geri dönmesini umuyordu.

2
Birleşik Krallık / Ev...
« : 08 Haziran, 2022 21:52:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
(Flashback - Yıllar yıllar önce - Londra, Yeni Evlerinde İlk Anları)

Hep beraber arabadan indiklerinde Darren nasıl bir yere geleceğini bilmiyordu ve biraz tedirgindi. Etrafına bakındığında gördükleri karşısında biraz şaşırmıştı, burası Paris deki evlerine benzer şekilde dekore edilmişti. Anne ve babasının buraya gelmeyi planladıklarına kısa süre önce kulak misafiri olmuştu ama gerçekleşene kadar bunun nasıl olacağını hiç düşünmemişti, bu ana kadar aklında sadece  annesinin hikayelerini ve Darren'ın rüyalarını süsleyen okula gideceği günü beklemek vardı.Geçen bir sene su gibi akıp gitmişti ve şimdiden okulunu özlemişti.Ancak İngiltere de ilk defa bu kadar uzun süre kalacaktı. Şimdi tamamen farklı bir ülkede, farklı kültürü, farklı bir dili olan bambaşka bir iklime sahip İngiltere’deydi. Anne ve babası da köken olarak İngiltere, İngilizce konuşulan bir yerden geldiği için bu dilde bir sorun yaşamıyordu ama bu lisanda Fransızca'nın samimi sıcaklığı olmadığını düşünüyordu. ’Artık yeni hayatım burada, en azından kışın.’ diye düşünmekten kendini alamamıştı. Bu yerde nereleri sevdiğini, nerelerde vakit geçirmekten hoşlandığını bilmiyordu, bir su kenarı var mıydı acaba, Paristeyken annesiyle nehir kenarında yaptıkları rahatlatıcı yürüyüşlere benzer alışkanlıklarını burada da sürdürebilecekler miydi?

Belirsizliğin verdiği endişeyle bulundukları odayı incelemeye başladı, oradaki gibi güneşi tamamen içeri alabilsin diye yere kadar camdan bir kapı yoktu, eski tip, ortasından ince tahtaların geçtiği beyaz çerçeveli bir kapı ve aynı şekilde camlar vardı. Duvarlarda pürüzsüz ekru renginde boya vardı ama hiçbir şekilde ev gibi hissettirmiyordu, ne bir resim ne de bir fotoğraf vardı, eski evinde duvarlarda ailesiyle veya tek başına bir sürü resmi vardı duvarlarda, hatta annesini onlara bakıp dalarken görürdü bazen, yüzünde şefkat dolu tatlı bir gülümseme olurdu. Mobilya olarak üç tane gri koltuk ve ceviz ağacı renginde bir orta sehpa vardı, koltuklar eski evindekiler gibi rahat olabilirlerdi ama bu renk yeterince güneş ışığı olmayınca içeriyi boğuyor, her yeri karartıyor gibi görünüyordu.
Buradan kapısı olmayan bir eşikten başka bir odaya geçiliyordu, bu oda duvarın ortasındaki camsız çerçeveden de görülebiliyordu, Darren temkinli adımlarla oraya gittiğinde mutfak ve yemek odasının burada olduğunu gördü. Salondan ayrı olmasına rağmen devamı gibi aynı renklerin kullanıldığı dolaplar, ortadaki büyük ada tezgah ve masayla sandalyeleri biraz solgun görünüyordu, sandalyelerin yumuşak kısımlarını örten kumaş, salondaki koltuklarla aynı renkti, sandalyelerin iskeletiyse yine salonda bir rengi bulunan ceviz ağacındandı. Duvara bakan tezgahların arkasındaysa ekru, sarı ve grinin uyum yakaladığı seramikler vardı, burası ona eski evinin çarpık, cansız bir kopyası gibi gelmişti.

Derin bir iç geçirip salona, onu tepkisini bekleyen ailesinin yanına döndü, Sebastian ve Igrıtte oğullarının gözünün içine bakıyor, her tepkisini yakalayıp ne düşündüğüne dair bir fikir edinmeye çalışıyorlardı. Darren onlara gülümsedi, ”Artık burada yaşayacağız, değil mi?” diye sordu, gülüşü buz yeşili gözlerine ulaşmıyordu ama bunu saklamak için çok uğraşıyordu. Ona benzer bir gülüşle karşılık veren Igritte ”Evet, ama sadece çok kısa bir süre için.” deyip eşine baktı, Sebastian hemen sıcacık bir gülüşle ”Sen okula gidinceye kadar elbette. O zamana kadar bir süre burada yaşayacağız. Yazın geldiğinde de tekrar evimize gideceğiz, seninle beraber tüm yazı orada geçireceğiz.” diye annesini destekledi. Darren ikisini de başıyla onayladı ve ”Peki, odam nerede?” diye sordu, biraz olsun meraklı ve heyecanlı olduğunu düşünmelerini istemişti.
Beraber üst kata çıktıklarında babası orada neler olduğunu bir bir gösterdi, krem rengi ahşap merdiven çıkarlarken bile gıcırdıyordu. Sol taraflarında bir kapı vardı, Sebastian açık renkli kapıyı açtı ve ”Burası bizim odamız, eskisi kadar büyük değil ama…” diye konuşurken devam etmedi, onun yerine kapıyı kapatmadan tam tersi yöne döndü.Merdivenin sağından ilerlediğinde solundaki ilk kapıyı açıp ”Burası lavabo.” dedi, Darren gösterdiği yere bir bakınca ferah bir alan görünce şaşırdı. Buradan sonra babası koridorun ucundaki odaya yöneldi ve kapıyı açıp ”Burası da senin odan, minik Shan.” dedi, oğlunun burada mutlu olmasını çok istiyordu, İgritte de her ne kadar burada olmaktan hoşnut değilse bile o da Darren'ın burayı sevmesini istiyordu.

Darren biraz ürkerek içeri girdi, burayı da eski odasının soluk bir kopyası gibi bekliyordu ama değildi, duvarlar kırık beyaz rengine boyanmıştı ama yatağının arkasındaki uzun duvar gri-mor bir renkteydi. Modern görünümlü mobilyalar yine ekru rengindeydi ama duvardaki tezatlık onları soluk göstermiyor, aksine parlatıyordu, dolabının ve diğer mobilyalarının kapaklarında çerçevelenmiş uçuk gülkurusu rengi duvardaki gri-mor renkle uyum sağlıyor ama çok göze batmıyordu. Diğer odasında olan, camın kenarında duran geniş koltuğun aksine burada tek kişilik küçük bir koltuk vardı, o da silik bir gülkurusu rengindeydi. Fransa’da ki odasında beyazlar ve sıcak renklerin hakimiyeti varken burada daha serin ama göz dolduran renkler vardı. Darren şaşkınlıkla bir odaya bir annesine bakıyordu, ”Burası çok… farklı olmuş.” diyebildi sadece, başka bir şey söyleyemiyordu, yeni bir yere geldiği için hüzünlüydü ama burada yaşayacağını düşündükçe içine mutluluk doluyordu. Açık renk duvarın önündeki koltuğu kesin cam kenarına alır ve saatlerce kitap okumaya dalabilirdi, dolabın kapağındaki aynada kendini tamamen görebilirdi, üzerinin kırışıksız olmasıyla ilgili bir takıntısı olduğu için aynayı çok kullanıyordu. İgritte hevesle ”Beğendin mi? Diğer evdekinden biraz farklı olsun istedik.” diye açıkladı, sesinden merakı belli oluyordu, Darren gülümseyerek ”Çok beğendim, teşekkürler.” deyip ikisine birden sarılınca yüzlerindeki sıcacık, şefkat dolu gülümseme bir süre orada kalmıştı.
Burada kısa bir süre kalacaklardı, ikisinin de burada olmakla ilgili çekinceleri vardı, evet, ama Darren'ın bundan memnun olmasını istiyorlardı ve sesindeki sevinci duyduklarında tüm ikilemleri önemsizleşmişti.

3
Diagon Yolu / Kırmızı montlu çocuk
« : 08 Haziran, 2022 21:14:41 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[Flashback - Yıllar yıllar önce okul alış verişi]

Karşı karşıya pek de geniş olmayan bir yol boyunca sıra sıra dizilmiş dükkânların arasında sıkışmış olan kalabalığın içerisinde etrafına şaşkınca bakındı. Kuşların şakımasıyla yüzünü hafifçe gökyüzüne doğru çevirdi, duraksadı. Yavaş yavaş göz kapaklarının arasından sızan bulutlarla örtünmüş gün ışığı, gözlerini biraz kamaştırdıktan sonra gökyüzünü V şeklinde uçarak göç etmekte olan kuşların süslemekte olduğunu farketti. Onlar da Darren gibi evlerinden uzağa ama aslında yeni evlerine doğru kanat çırpıyorlardı. Bu ufak ama kıymetli rastlantı çehresine hoş bir tebessüm olarak yansıdı. Darren'ın ardında kaldığını fark eden Maddox, geriye dönerek ''Küçük bey, yoruldunuz mu?'' dedi. Gözlerini gökyüzünden ayırmakta zorlanan Darren, gözlerini ovuşturdu ve kuşların bulutlarla olan dansını seyretmeye devam etti. Birkaç adım sonra Maddox da tekrar yanında belirdi. Bugün ona ailesinin bir dostu olan Maddox eşlik ediyordu. Maddox, 40'lı yaşların ortalarında, uzun boylu, yer yer ağarmış saçlı, kirli sakallı, hayatının yorgunluğu yüzüne yansımış bir büyücüydü. Üzerinde biraz eski siyah bir palto, boynunda ise omuzlarından sarkıttığı siyah bir fular vardı. Darren, Maddox'un paltosunu çekiştirerek gökyüzünü işaret etti ve heyecanla dudaklarını araladı ''Kuşlar!'' Küçük çocuğun bu heyecanını gören Maddox gülümsedi, ''İsterseniz size bir baykuş alabiliriz.''Maddox'un bu ince düşüncesi hoşuna gitse de söylediği şey ona çok anlamsız gelmişti. Kuşların uçuşunu hayranlıkla seyretmekle bir baykuşu kafese mahkum etmek birbirinden oldukça bağımsız iki kavramdı. Üstelik baykuşları sadece haberleşmek için kullananlar vardı. Darren için bu çok yanlıştı. Sevgi ile bağlı olamayacağı hiçbir canlıya sahip olmak istemezdi. Diagon yolunda yavaş adımlarla kalabalık arasında ilerlemeyi sürdürdüler.
Buraya daha önce ailesiyle birlikte defalarca gelmişti ama kalabalığından dolayı gelmekten pek hoşlandığı bir yer değildi. Bu yüzden işlerini bir an önce halledip buradan ayrılmak istiyordu. Maddox'tan kabul mektubuyla birlikte gelen alınacaklar listesini istedi. Maddox elini siyah paltosunun cebine doğru attı. Paltosunun cebini kısa bir süre karıştırdıktan sonra biraz kırışmış olan listeyi Darren'a doğru uzattı. Listeyi kırışık gören Darren hoşnutsuzdu. Ne yapacağını bilemeyen adam düşündü, çareyi  ''İsterseniz size bir kedi alabiliriz.'' demekte buldu. Mahcubiyeti yüzünden okunuyordu. Darren, gözlerini devirerek elindeki kırışmış listeye odaklandı:
 HOGWARTS CADILIK VE BÜYÜCÜLÜK OKULU
Birinci sınıf öğrencileri için gerekli eşyalar:
1. Üç takım düz iş cübbesi (siyah)
2. Sivri uçlu düz bir gündelik şapka (siyah)
3. Bir çift koruyucu eldiven (ejderha derisi ya da benzeri)
4. Kışlık bir pelerin (siyah, gümüş tokalı)
Bütün öğrencilerin elbiselerinde adları yazılı künyeler olacaktır.

Öteki Gereçler
● 1 asa
● 1 kazan (kalaylı, orta boy)
● 1 takım cam ya da kristal şişe
● 1 teleskop
● 1 takım pirinç ölçek
Öğrenciler bir baykuş ya da bir kedi ya da bir kurbağa getirebilirler.
...
Liste uzadıkça uzuyordu. Küçük elleriyle tuttuğu listeyi, ince uzun parmaklarıyla düzgünce katlayıp siyah düğmeli kırmızı minik montunun sağ cebine dikkatlice yerleştirdi. Yeşil gözlerini Maddox'a belerterek ''Peki madem, bir kedi alalım.'' dedi. Darren'a kedi almak üzere Diagon yolunun kalabalığına kendilerini bıraktılar.

Diğer cadı ve büyücülerle birlikte dükkânların bacalarından çıkan dumanların içerisinden geçip, gürültülü kalabalığa karıştılar. Diagon yolunun insanın kulağında uğultu hissettiren, kendine has rahatsız edici bir gürültüsü vardı. En azından Darren için bu böyleydi. Etraf oldukça hareketli, bazı cadılar ve büyücüler telaşla, bazıları ise sakinlikle yanlarından geçip gidiyorlardı. Cübbe, teleskop, bakır-gümüş-altın kazan satan dükkânların yanlarından geçtiler. Buralara daha sonra uğrayacaklardı, şu an düşünebildiği tek şey kendisine bir kedi almaktı. Maddox ile beraber bu gürültüye ritmik bir esinti katan baykuş seslerine doğru kalabalığı yararak ilerlediler. Kapı eşiğinde kafesler, kafeslerin içerisinde karbeyazı baykuşlar, vitrinlerde ise birbirinden güzel, renk renk kedilerin bulunduğu Evcil Hayvan Dükkânı'na varmışlardı. Vitrindeki kedilere bir süre baktı. Kedilerin bilinmezliği her zaman ilgisini çekmişti. Bazen çok uysal bazen ise çok vahşi, aklı hep başında, ne zaman ne yapacağı ise hiç belli değil; tanıdık geliyordu. Ailesi daha önce bir hayvan sahibi olmasına izin vermemişti. Sadece ev cinleri vardı, ona da nazik davrandığı zaman ailesi tarafından kınayan bakışlara maruz kalırdı. Şimdi ise minik bedenini bir heyecan kaplamıştı, özgürce sevebilecek olmanın heyecanı... Onu istediği kadar sevebilecekti.Heyecanla Evcil Hayvan Dükkânı'nın kapısını araladı. İçeride kimse yoktu. Yavaş yavaş, etrafına bakınarak dükkânı adımlamaya başladı. Küçük ve biraz karanlık bir yerdi. Köşede, cam bir kutu içerisinde fareler, geniş bir akvaryumun içerisinde ise kurbağalar vardı. Tavandan neredeyse yere kadar uzanan kafeslerin içerisindeki baykuşlar dükkânı çepeçevre sarmıştı. Baykuş ötüşmeleri ve kurbağa vıraglamaları birbirine karışmıştı. Girişin hemen karşısında kısa bir koridor vardı. Koridorun ilerisinde siyah, gri ve beyaz rengindeki tavşanlar görünüyordu. Meraklı gözlerle etrafına bakınmayı sürdürürken, ince bir öksürük sesi hayvanların derin sohbetini bölmek üzere dükkânın içerisinde yankılandı. Boğazını hafifçe temizleyen Maddox yutkundu, yumuşak bir ses tonuyla ''Sihirli günler.'' dedi. Beton duvarın arkasından gelen kızıl saçlı, genç bir adam yanlarında belirdi, ''Sihirli günler efendim.'' Darren ne istediğini biliyordu, daha dükkâna adımını atmadan önce ne istediğine karar vermişti. Vitrindeki siyah, parlak tüylü, yeşil gözlü, iyi beslenmiş dişi kediyi Maddox'a işaret etti. Arkasını döndü, kapıya doğru ilerledi, tokmağı çevirerek kapıyı kendisine doğru çekti ve tekrar Diagon yoluna çıktı. Nefes verdi ve dudaklarından heyecanla bir isim döküldü ''Gece''...

4
Yetişkin Karakter Başvuruları / Darren Shan
« : 05 Haziran, 2022 12:17:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Karakterin Adı ve Soyadı: Darren Shan

Karakterin Yaşı: 40

Karakterin Temel Kişilik Özellikleri:Olgun ve ciddi yapısını genellikle neşesi ile gizlemeye meyillidir çünkü hayatın fazla ciddi yaşamak için çok kısa olduğunu düşünmektedir. Son derece arkadaş canlısı biridir ancak aşırı pozitif yaklaşımı ve enerjikliği bazen insanları sinir edebilmektedir. Karşılaştığı kişiler ya kendisini çok sever ya da nefret eder, bir arası yoktur. Çoğu kişinin aksine gereksiz resmiyet ve ciddiyetten hiç haz etmez, zaten bu sebeple aslında soylu bir aileden gelmesine rağmen bu ünvanını adının önünde tutmamaya çalışır. Yersiz resmiyet gibi yersiz samimiyetten de nefret eder ve bu, bir çok kişinin onu “tuhaf” olarak görmesine neden olur. Fakat Darren insanların düşüncelerini önemsemediği gibi onları şaşırtmayı seven biri olduğundan genellikle bile isteye sorumsuz aptal rolü yaparken istifini bozmadan hemen her konu hakkında detaylı bilgi vererek insanları dumura uğratmaya bayılır.

Karakterin Kısaca Geçmişi:
Muggleların Güney Fransa - Provence dedikleri coğrafyada yaşayan eski aristokrat bir aileden gelir. Kendisine eski Fransa kralı XIV. Louis deValois'nın baş danışmanı ve dostu büyük büyük babası Urban Shan'ın ismi bahşedilmiştir.Babası Marcus Shan, Fransa Sihir Bakanlığı'nda uzun yıllardır Tehlikeli Yaratıkların İtlafı Departmanı'nda çalışmaktadır. Aslen soyları Batı Roma İmp. soylularına kadar dayanan köklü büyücü ailesi Shanların en büyük erkek çocuğudur, prematüre doğduğu için küçüklüğü boyunca zayıf ve çelimsiz bir dış görünüşe sahipti ve bu yüzden sıkça hastalanırdı. Bu durumundan ötürü annesi Lucretia ona öğrencilik hayatı boyunca bile dört yaşında gibi korumacı davrandı. İlköğretimini Provence'daki Shan malikanesindeki ev cinlerinden almıştır ancak dersler ona oldukça kolay ve sıkıcı geldiğinden dersleri mütemadiyen dinlemezdi, derslerden eline geçen her fırsatta kaçar ve arkadaşı küçük Gaius ile "sığınak" diye nitelendirdikleri eski, içi oyulmuş ölü bir çınarın köklerindeki mağaraya giderlerdi ve burada ona Muggle kitaplarında bulunan çeşitli bilgiler, öyküler okur, Muggle oyunları oynarlardı.
Darren'ın babası Fransa Sihir Bakanlığında ki işinden aniden sebepsiz yere istifa edip, ailenin tüm üyeleriyle birlikte Britanya adasında Worcestershire adında mütevazı kasabaya yerleşti.

Shan 11 yaşına geldiğinde ise okula gitmesi için gereken çağrı gelmiş ve Hogwarts express’i Hogwarts'a doğru giderken kendisine bir söz vermiştir. Ailesinin ihtişamını ve saygınlığını koruyarak çok güçlü bir büyücü olacaktı, olduğu kişiden asla ödün vermeyecek ve ailesi için elinden geleni yapacaktır.Çünkü aile onun için her şeydi... Okula geldiğinde Seçmen şapka kafasına değdiği an düşüncelerini anlamış olacak ki salona doğru neşeli bir şekilde Slytherin diye bağırmıştır. Yıllar içinde insanlar ona her ne kadar Slytherin'in işe yaramaz, kötü kişilerin bulunduğu bir bina olduğunu anlatsa da o her zaman farklı düşünmüştür. Kendini her zaman daha fazlasını ve daha iyisini öğrenmeye zorlayacaktır.

Shan çok ama çok hırslı olduğu için derslerinde de büyük bir uğraş ve başarı getirmişti.Bu uğraşı onun 5. senesinde Slytherin bina başkan yardımcı olmasına da yol açmıştır. Aynı yıl girdiği SBD'lerde kariyer planlamasında ilerde bir iksir üstadı olmak istediğine karar vermiştir. Godfrey okuldan mezun olduğunda her ne kadar amacı bir iksir üstadı olmak olsa da bunun için çok toy olduğunu düşünmektedir. Böylece önce babasının yanında biraz daha pişmek daha çok şey öğrenmek ister ve verdiği bu karar ile bu uğurda ilk önce babasının bütün yazıtlarını notlarını ezbere almaya başarmıştır.
Babasının yanında neredeyse iki yıl daha eğitim aldıktan sonra artık babasından dahi iyi iksirler yapıyor ve yeni iksirler bile hazırlamaya başlamıştı.Aylar sonra Shan yapacakları iksirler için ormanda bitkiler ve bilhububat toplamak için evden ayrılır.Geri döndüğünde ise çoktan kül olmuş ev ile karşılaşır..Annesi ve babası artık yoklardı..Darren artık dünyada sadece kardeşinden başka kimsesi kalmamıştır..Ailesinin intikamını almak ve bunu ödemek için çok ama çok güçlü olmalıydı.Sadece iksir konusunda değil her şeyde çok iyi olmalıydı.. Böylece önce dünyayı gezmeye ve dünyanın farklı yerlerinde karanlık sanatlar konusunda eğitim almaya karar verir ve verdiği bu karar ile bu uğurda ilk önce Durmstrang'ı bulmayı kafasına koymuştur. Oradaki karanlık sanatlar eğitimi onu cezbetmiştir ve okulu bulmak için diğer Kuzey Avrupa ülkelerine doğru yola çıkmıştır. Bu uğurda aylarını Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, İrlanda gibi ülkeleri gezerek okulu bulmaya harcamıştır fakat gezerek geçirdiği 8 ayın sonucunda okulu bulamamanın hüsranı onu yıkmıştır. Bu yolculuk süresince tanıdığı birkaç büyücü ile eğitim düellolarında bulunmuş, karşılıklı büyülerini paylaşmıştır. Bu süreçte dost bir büyücüden Durmstrang'ın aslında Kuzey Avrupa yerine Bulgaristan ya da Rusya'da olabileceğini duymuş ve geçirdiği 8 ayın sonrasında Bulgaristan'a yola çıkmıştır


2 ay boyunca da Bulgaristan'da ve çevre ülkelerde arayışını sürdürdükten sonra Rusya'ya gitmeye karar verir. Rusya'ya vardığında burada birkaç büyücü ile tanışır. Hogwarts'tan mezun olduğunu öğrendiklerinde ona büyük ilgi göstermişlerdir. Durmstrang'ı burada da bulamayınca bir süre burada kalmaya ve tanıştığı kişilerden eğitim almaya karar verir. Farklı bir büyücülük okulundan mezun olan insanlardan eğitim almak onun için heyecanlı olacaktır.İki yılını Rusya'da geçirir, burada yaptığı dostça bir düelloda karşısındaki kişiyi silahsız bırakması sonucu ve adamın asasının artık kendisine itaat etmesiyle yeni ve güçlü bir asa da kazanır.Bu asa üstüne rünler kazınmış olan,38 cm uzunluğun da Çobanpüskülü ağacından yapılma ve özünde de Akromantula gözü olan oldukça çok sert bir asadır.Artık Rusya'da daha fazla zaman harcamaması gerektiğine karar verdiğinde karanlık sanatlarda çoğu şeyi ustaca yaptığını ve kendisine farklı bir özellik katmak istediğini düşünüyordur.

Bu nedenle hem bulunduğu bölgeden uzaklaşmak hem de farklı insanlar, farklı hayatlar görmek amacıyla Afrika kıtasına gitmeye karar verir. Şimdiye kadar hayatının 4 yılını genellikle Avrupa'yı gezerek harcamıştır. Afrika'ya geldiğinde kendisini çok yabancı hissetmiştir, tanıdığı dünyadan çok daha farklı bir dünya yatıyordur önünde.Burada 1 yıl boyunca Güney Afrika, Fas, Kenya, Libya gibi irili ufaklı ülkeleri gezdikten sonra en son durağı olan Uganda'ya gelmiştir. Burada daha önce bir büyücülük okulu olduğunu duyduğu için bunun farklı bir deneyim olacağını hissediyordur. Uagadou büyücülük okulunu ararken etrafta adını yayar. Günlerden bir gün gece otelinde uyurken bir rüya görür. Rüyasında bir adamın ona yaklaştığını, daha sonra onu otelinden dışarı çıkardığını ve kolundan tutarak yakınlardaki ormanlık alandaki bir mağaraya götürdüğünü ve eline altın bir para sıkıştırdığını görür. Daha sonra terler içinde sıçrayarak uyanır. Avcunu açtığında elinde bir altın para tutmaktadır. Apar topar üstünü giyinerek otelinden çıkar ve rüyasında hatırladığı mağarayı bulmaya çalışır.2 saatlik bir yolculuk sonucunda mağarayı bularak içeri girer, içeride oturarak onu bekleyen bir adam vardır. Adamın yanına yaklaşır ve onun Uagadou büyücülük okulunun eski bir profesörü olduğunu öğrenir. Kendisini bilmediği konularda eğitmesini ister.Yaklaşık 8 ay boyunca adamın yanında kalmış, bu süreçte rüyalarını nasıl kontrol edebileceğini ve astronominin inceliklerini öğrenmiştir. Bu süreçte Uganda'da insanların genellikle asasız büyü yaptığını görmüş, onlardan bu konuda da eğitim almayı denemiş fakat bu konuda pek de başarılı olmadığını görmüştür. Her ne kadar çok çabalasa da bu konuda sadece birkaç ufak numara öğrenebilmiştir. Ancak bu deneme sürecinde sözsüz büyüler üzerinde de kendini oldukça geliştirmiştir. Bütün öğrendikleriyle ve bulunduğu ülkelerde ki Sihir Bakanlıklarının verdiği görevleri yapmakla geçen yıllar sonrasında 40 yaşına giren Darren,Britanyaya dönme kararı alır..

Darren Britanya’ya döndüğünde bütün gücünü ve kuvvetini toplamış bir durumdaydı..Artık intikam için hazırdı..Olacaklar için tek tehlikeli olan oydu.Yıllarca geçimini ailesinin mirası üzerinden karşılayan Darren,en sonun da cebinde beş parasız kalır.Geçimini sağlamak için iksirler üzerinde ki yeteneğini kullanarak Knockturn yolunda kaçak iksirler satar.Bir zaman sonra bu hayatını kendisine yakıştırmayan Darren daha şerefli ve güzel bir hayat sürmek için arayış içine girer.Çocukluğundan beri iksirgah olmak isteyen Darren'ın sonunda fırsat ayağına gelmiş ve kendisini bir şekilde kaderin yönlendirmesi ile buluşmuştur.

İstediğiniz Meslek:
İksir Üstadı

Karakterinizin (varsa) Mensubu Olduğu Hizip:
Attar Hür Kahinler Cemiyeti

Büyü Yatkınlıkları


Biçim Değiştirme: 0
Lanet: 9
Tılsım: 10
İksir: 18

[spoiler]Bahçenin biraz gerisine cisimlendiğinde sakin adımlarla bahçeyi aştı ve kapıyı çaldı, ev cini onu içeri aldığı sırada tedirgin bir biçimde etrafına bakındı, içeridekiler onun bu şekilde gelmesini beklemiyor olmalılardı, hatta gelmesini dahi beklemedikleri aşikardı. Kendisine bir ömür gibi gelen sürenin sonunda oturduğu yerden kalkıp kendisine sarılan adamın bir an kim olduğunu anlayamadı, adam onu omuzlarından tutup aralarında bir kol boyu mesafe yaratıp ” Darren, gerçekten geldin. “ derken sesinden onun bir halüsinasyon olduğundan şüphelendiği açıktı. Adamın, babasını andıran yüz hatlarına ve sarı kıvırcık saçlarına dikkatle baktı, kaşları merakla çatılırken ” Henry? “ dedi sorar gibi, kuzenini o kadar uzun yıllardır görmemişti ki… en son yirmili yaşlarının başında görmüştü onu, aslında aldığı yaşın doğal etkileri dışında bir değişiklik yoktu fakat Darren burada olduğuna inanamadığı için her şey ona hayal gibi geliyordu. Adam gülümseyerek başını salladı, ” Evet, benim. O kadar değişmiş miyim gerçekten? “ diye sordu, hemen sonra salondaki diğer kişileri tanıttı, eşi ona gülümsemeye çalıştı fakat içinden gelmediğini anlamıştı. Halasını görünce bir an korkuyla gerildi, buradaki son karşılaşmalarını hatırlayınca boğazına bir yerleşti, yaşlı kadın resmi bir tavırla bir baş selamı vererek ” Hoş geldin, Darren. “ dedi, şüphe dolu kısık gözleri şöyle bir şömineye baktıktan sonra ” En azından yalnız gelme inceliğini göstermişsin, teşekkürler. “ dediğinde Darren daha burada bulunduğu birkaç dakikada öfkesinin yükseldiğini hissetti. Sakin tutmaya çalıştığı bir tonla ” Hala, buraya sadece büyükannem istediği için geldim. Bu, olanları kabul ettiğim anlamına gelmiyor. “ diye karşılık verdi, Rheya bir şey söyleyeceği sırada Henry yüksek bir sesle ” Anne, sakin. “ diye uyardı onu, kadın anında sustu hatta karısı da oturduğu yerde kıpırdandı ama bakışlarını düzeltti.
Hemen sonra kuzeni bir kolunu Darren'ın omzuna dolayıp kadını salondan götürdü, ” Hadi gel, sana odanı göstereyim. “ deyip avlunun iki yanından çıkan gösterişli merdivenlerin sol tarafından çıkmaya başladılar.Darren merdivenlerin sonuna geldiklerinde ” Amcamlar da gelmiş olmalı, neredeler, biliyor musun? “ diye sordu, gerçekten buraya yalnız gelmemesi iyi olmuştu, onlarla başa çıkamayacağından değil, yılarca içinde söndürmeye çalıştığı o öfke dışarı çıkıp hepsini yakabileceğindendi bu düşüncesi. Onunla beraber yürüyen Henry biraz bekleyip ” Buradalardı, dayımla gitmeleri gerekti, birazdan gelirler.Büyükanne de çoğunlukla uyuduğundan… açıkçası burada olmamızın ona pek bir yararı yok ama… son zamanlarında onun yanında olmalıyız. “ derken bir kapının önüne geldiler, burası Darren'ın çocukluğunda geldiğinde kaldığı odaydı, kapıyı açtığında beyaz ve kremlerle döşenmiş oda onu karşılamıştı, ufak değişiklikler vardı ama şaşırtıcı şekilde hala aynı hissettirmişti. Büyücü gülümseyerek ” Pek hoş bir sebeple olmasa da seni gördüğüme sevindim, kuzen. “ dedi ve eliyle içeriyi gösterip ” Sen şimdi biraz yorgunluğunu at, zaten amcamlar gelince haberleri olur geldiğinden. Biz daha sonra da konuşuruz. “ deyip göz kırptı, odadan çıkıp onu zihnini karartan öfkesiyle tek başına bıraktı. Darren elinde ki geniş çantayı yere bırakıp yakınlardaki koltuğa oturuverdi, daha doğrusu kendini bıraktı, buranın kendisine hem bu kadar yabancı hem de bu kadar tanıdık gelmesi korkutucuydu, yine de gelmenin hata olup olmadığı konusunda kararsızdı.

Eve döndüğünde eşyalarını çantadan çıkarmaya dahi tenezzül etmemişti, burada uzun süre kalmak gibi bir planı yoktu, birkaç gün kalıp mümkünse yeni hayatına hemen başlamak istiyordu,yıllarca bunun için çalışıp çabalamış bunun için uğraşmıştı. Derin bir iç geçirip küçük eşya çantasındakileri yavaşça başucuna çıkardı, babasının notlarını ve bu notlarındaki Latince kelimelere benzer kelimelerin geçtiği, bitkilerin bulunduğu eski kitabı komodinin üzerine bıraktı. Amcasının gelip görme ihtimali olduğunu biliyordu, gizlice aldığı için belki kızardı, ama bu notları çözmesi için yardımına ihtiyacı olduğu da açıktı. Çantanın içini biraz karıştırdığında üzerinde yıldırım misali geçen yeşil bronz gümüş çizgiler bulunan canlı yeşil renkteki kolyesini çıkarıp başucuna koydu. O sırada çantanın dibine gitmiş olan kar küresi eline değdi, küreyi alıp iki eliyle sıkıca kavradı, halasının tavrından sonra odadan çıkıp da kimseyle görüşmemişti,büyükannesini görebileceği zaman ona haber verileceğini biliyordu. Küreyi yavaşça eğip kar tanelerinin hareket etmesini sağladı, derin bir iç geçirdi ve beyaz pamukçuklar dolana dolana zemine konarken küreyi de başucuna bıraktı. Üzerinde hissettiği yorgunluktan dolayı fazla oyalanmadan direkt uyumuştu, uzun zamandır uyuduğu en huzursuz uykulardan birini geçirmişti fakat kesik uykusundan dolayı erken de kalkamamıştı.

(Bir kaç gün sonra)

Yıllardır ülke değiştirmenin nasıl bir his olduğunu gayet iyi biliyordu.Bu verdiği sersemliği atlatması birkaç gününü almıştı, bu süre içerisinde kimse onun yanına gelmemişti, sadece ev cini yemek getirip ona biraz bilgi vermişti.Artık kendine geldiğinden emin olduğu birkaç günün sonunda sabah uyandığında camdan baktığında kapalı havayı görünce kaşlarını çattı, en azından Afrika’ da olmayışının bir artısı olarak güneşin yüzünü görebilmeyi isterdi ama o da yoktu, bu sis nereye giderse onu takip ediyor gibiydi. Kıyafetlerinin bulunduğu geniş çantayı karıştırıp üzerine siyah ve yeşil çizgileri olan renkli bir cübbe giydi, ardından Uagadou okulunda tanıştığı profesörün hediye ettiği kolyeyi başucuna bıraktığı yerden alıp özenle boynuna taktı.Uzun saçlarını elleriyle tarayıp beline kadar gelmesini sağlayıp düzgün bir şekilde bağlar.Kapısı tıklanınca bir an korktu, kimin gelmiş olabileceğini kestirmek zordu, çoğu onu burada istemese de konuşma fırsatını kaçırmazdı. Merakla bir nefes alıp ” Girin. “ diye dışarıdaki kişiyi davet etti, bu sırada yavaşça duruşunu dikleştirdi, kapı açıldığında ardında amcasını görünce gülümsedi, Anthony adımlarını hızlandırarak yeğenine doğru geldi ve kollarını ona sıkıca doladı. Darren da amcasına sarıldı, adam derin birkaç nefes aldı, ağlamamak için kendini tuttuğu belli oluyordu, ” Amca, nasılsın? “ diye sordu yumuşacık bir tonla, omzunun üzerinden yengesine bakınca kadının ihtiyatlı yüz ifadesini gördü. Anthony geri çekilip baktığında gözlerinde hüzün vardı, titreyen bir nefes aldı, ” İyiyim, iyi olmaya çalışıyorum. Sen nasılsın,çalışmaların en sonun da bitti değil mi? “ diye sordu, ama aklının büyükannesinde olduğu belliydi, sadece nezaket gereği soruyordu.
Beraber yatağın hemen karşısında ki siyah deri koltuğa oturduklarında yengesi de biraz ilerideki koltuğa oturdu, Darren başıyla onaylarken ” Evet amca bütün çalışmalarım bitti “ deyip kısa bir an duraksadı, ardından ” Büyükanne nasıl? Onu hiç gördün mü? “ diye sordu, kimse geldiğinden beri ona bir şey dememişti, ne kadının durumunu ne de onu nasıl, ne zaman görebileceğini biliyordu. Yengesi merak dolu bakışlarla kocasını inceliyordu, Amcası da bu bakışlarına hüzünle karşılık verirken büyükanne’nin kötü olduğunu söyledi, ” Artık çok kısa süreler uyanık kalıyor. Bu zamanlarda da kimi yanına çağırırsa o gidiyor. “ diye durumu açıkladı, bugün kendisini görmeyi isteyeceğini düşündüğü belliydi. Onun durumundan bahsettiğinde yüzüne yayılan kederi görünce Darren'ın içi acıdı, her ne olursa olsun buradakilere değer verdiği belliydi. Bu sırada yengesi sakin bir sesle ” Buraya geldiğinde nasıl karşılandın? “ diye sordu, sesindeki şefkatin altındaki anlamdan ne geleceğini bildiği anlaşılıyordu, sadece bunu eşinin de duymasını istiyordu. Darren derin bir iç geçirip güldü, ” Henry’ yi görmek güzeldi. Halam… yalnız geldiğim için memnun oldu. “ diye kısaca açıkladı, halasının sözlerini hatırlayınca kaşlarını çatmamak için kendini zor tutmuştu, odasına girdiğinden beri başka kimseyle görüşmediğinden burada olan diğer aile üyelerinin kendisine nasıl davranacağını henüz kestiremiyordu. Biraz tereddüt yaşasa da ” Burada kimler var? “ diye sordu, alacağı cevabı merak ediyordu, amcası Charles onunla görüşmemek üzerine yemin etmişti ve büyükannesiyle büyükbabası her zaman olduğu gibi yüksek ihtimalle onun etkisinde kalacaktı, ama diğer amcası Demeter’ i görmeyi çok isterdi.
Yengesi yüzünü düşürüp derin bir iç geçirdikten sonra ” Charles buradaydı, ama biz geldiğimizde gitti. Onun ikizleri gelmediler bile, büyükannen ve büyükbaban… çok kısa süre kalabildiler, sağlıklarıyla ilgili bazı durumlardan dolayı. Demeter burada, ama kızları… onlar da biz geldikten kısa süre sonra gitmişler, ara sıra geliyorlar. “ diye hızlıca açıkladı, yengesinin sesinden kızgınlığı belli oluyordu. Darren merakla kaşlarını çatarak sorar gibi baktığında kadın gülümseyip ” Sonra konuşuruz. Şimdi kahvaltı edelim, büyük annede birazdan uyanır. “ dedi, ardından ayağa kalktı, onunla birlikte amcası da kalkıp gülümsedi ama yüzündeki keder o kadar belli oluyordu ki bir an yüreği sızladı. Beraber dışarı çıktıklarında aşağı inerken yengesi biraz geride kaldı, onun konuşmak istediğini anlayan Darren birkaç adım atıp onlara bakan amcasına” Biz birazdan katılacağız, amca. Bu sırada benim için ev cinin’ den filtre kahve  getirmesini ister misin? ” diye sordu, Amcası onu onaylayıp indiğinde Yengesi hemen konuşmaya başladı. Sakin ama bir o kadar da hararetli bir sesle ” Bilmen gerekiyor, büyükanne’nin durumu hiç iyi değil, her an ölebilir ve bu olduğunda… pek iyi şeyler olmayacak gibi görünüyor. “ diye konuştu, tam olarak neyi kastettiğini anlamak için Darren'ın biraz beklemesi gerekmişti, yengesi bu bekleyişi değerlendirip ” Büyükbaban için bu pek önemli değil, ama amcan Charles… “ derken öfkeyle derin bir iç geçirdi. Kaşlarını çatıp sinirli bir biçimde ” Buradaki insanların neredeyse hepsi kötü ama Charles korkunç bir adam. “ diye mırıldandı, Darren yengesinin ne söylemek istediğini gayet net bir biçimde anlamıştı, amcasının kötü bir adam olduğundan hiç şüphesi yoktu ve bu adamın gözünün büyükanne’nin mirasında olduğu açıktı.Yine de tüm bunlar Darren'ın hiç umurunda değildi, yengesinin sözlerinin ardından sakin bir biçimde ” İnan bana buraların karışması konusundaki tek endişem, bu olduğunda çoktan Londra’ ya gitmemiş olmak olur. Buradan mümkün olduğunca çabuk ayrılmak istiyorum. Saate ayak uydurmak için bile kaç gün geçirdim.“ diye mırıldandıktan sonra kahvaltı içi aşağı indi, yengesi de başka bir şey söylemeden onu takip etti. Artık burada olmanın kendisine eskisi kadar mutluluk vermediğini buraya geldikten kısa süre sonra anlamıştı, bu durum ona biraz ilginç geliyordu, aslında hayatı buraya en son geldiği yıllardan beri fazlasıyla değişmişti, belki de sebebi bu olmalıydı, ama çocukluğunda görmek için can attığı, gençliğinde yaptıklarıyla onu derinden yaralayabilen ailesinin artık onun için pek önemli olmaması şaşırtıcıydı.Büyükannesine, amcası Demeter’ e ve kuzeni Henry’ e hala fazlasıyla değer veriyordu, fakat buradaki kimse artık onun için kayda değer bir önem arz etmiyordu, büyükanne’yi görmeye gelmesinin sebebini henüz tam olarak bilmese de hissettiği tam olarak buydu. Kahvaltısını ederken buradan olabildiğince çabuk gitmeyi umuyordu, her şeyi bir anda bırakıp gelmişti, kimsenin burada daha önceden yaşadıklarından haberi de olmadığı için neden tek gelmesi gerektiğini veya onlardan neden hiç bahsetmediğini de anlatamıyordu. O anda aklına Rusya'da odasındayken tablodaki büyük annesinin yaptıkları geldi, o an yaşadığı öfke hızla gün yüzüne çıkıverdi, o tablo gerçekten hem bir hediye hem bir ceza gibiydi, derin birkaç nefesle kendini sakinleştirmeye çalıştı, hiç kimse için değilse bile ölen babası ve annesi için buradaydı.

Yaptıkları geç kahvaltı sırasında kimseyle karşılaşmak zorunda olmadığı için Darren kendini şanslı saymıştı, yine de öfkesinin hala soğumadığını bir kere daha anlamıştı, yine de Büyük anne’yi hasta yatağında o halde görecek olmanın verdiği tedirginlik, ailenin tamamını görme düşüncesinden daha korkutucuydu.
Kahvaltıdan sonra uzunca bir süre ailesiyle oturmaktan başka bir şey yapamamıştı, bugün kimin geleceğini bilmiyorlardı ve Darren için bu biraz daha endişe vericiydi, kuzenleri veya amcası Charles’ ı görmeyi hiç istemiyordu. Neyse ki geçirdikleri vakitte yengesi ve amcasıyla vakit geçirebiliyordu, uzun zamandır görüşmedikleri için yıllardır neler yaptığı hakkında bir sürü şey soruyorlardı, yengesi bunu biraz da aklını dağıtmak için yapıyor olmalıydı, ama işe yarıyordu, Maisie çaldığını duymadıkları kapıdan içeri girdiğinde Darren gülümsüyordu.Cadı,Darren'ı görünce önce bir şaşkınlık yaşadı, olduğu yerde donup kalması bunu bariz bir biçimde göstermişti, hemen ardından gözlerini kısıp yüzünü hafifçe buruşturarak ” Merhaba. “ dedi buz gibi bir sesle. Ona olan tavrında yirmi dört yaşının verdiği toyluk yoktu, ama o öfke ve tiksinti hala yerindeydi, keza Darren ona başıyla resmi bir selam verip ” Merhaba. “ dediği sırada ona tepeden bakması bunu gözleri önüne seriyordu. Bu soğukluğu anlayan yengesi ve amcası da Maisie’ yi selamlayıp oturmasını teklif ettiklerinde kadın hepsinden en uzaktaki tekli bir koltuğa oturdu, yengesi kesinlikle konuşma niyetinde değildi, ama amcası ortamı yumuşatma umuduyla ona ” Nasılsın, gazetede işler nasıl gidiyor? “ diye sordu, Darren onun buradaki çok köklü bir gazetede yazdığını Henry’ den öğrenmişti. Maisie gülümsemeye çalışarak ” Gayet iyi gidiyor aslında, amca. Şu sıralar ilginç bir makale üzerinde çalışıyoruz. “ deyip yan gözlerle bakışları kendisine yönelince Darren duyacaklarından pek hoşlanmayacağını anlamıştı.
Gözlerini kısıp kaşlarını hafifçe çatarak merakla bir sonraki kelimelerini beklediğini gören Maisie söyleyeceklerinden vazgeçerek ” Ben ve eşim oldukça güzel bir yazı serisi olacağını umuyoruz. “ diye devam etti. Amcası başıyla onaylarken ” Güzel, umarım biz buradayken basılır ve okuma fırsatı buluruz. “ dedi nezaketen fakat kadın bu fırsatı kaçırmadan sahte bir heyecanla ” Bir kopyasını size gönderebilirim. “ deyip hemen bakışlarını Darren'a yöneltti ve ” Gerçi pek seveceğinizi umduğum bir yazı dizisi değil, ama… detaylarından bahsetmeyeceğim. “ diye konuyu kapattı, fakat onun ne demek istediğini anlamışlardı, bazı gazetelerde saf soy propagandaları yapılıyordu ve Maisie’ nin çalıştığının da bunlardan biri olduğu belliydi. Yengesi ona bir şey söyleyeceği sırada ev cini parmak şıklatma sesi ile yanlarında bitiverdi ve yerlere kadar eğilerek herkesi selamladı, ardından Darren'a doğru dönüp hevesle ” Hanımı Wimpus’a bir haber iletmesini emretti. Efendi Marianne, efendi Darren'ı görmek istediğini söyledi. “ dedi, herkes bunu duyunca şaşırdı.
Darren günlerdir odasından çıkamadığı için bunun ne zaman olacağını bilmiyordu, ama bu kadar çabuk olmasını da beklemiyordu, Maisie’nin kin dolu bakışlarının arasında yengesi ve babasına baktıktan sonra yerinden kendinden emin bir hareketle kalktı, o sırada kuzeni ” Wimpus,büyük anneme benim geldiğimi söyle. “ dedi. Ev cini onun önünde yerlere kadar eğilerek ” Hanımın haberi var, efendi Maisie. “ dedikten sonra paytak adımlarla geniş salonu geçip sağ taraftan yükselen merdivenleri tırmanmaya başladı, Darren'da hemen arkasındaydı. Aklında türlü türlü şey dolanırken büyük annesi’ne ne söylemesi gerektiğini bir türlü bilemiyordu, ona olan öfkesinin harlı bir ateş gibi yandığını biliyordu ama sanki bu öfke onun yumuşak tarafını ardında kalıyordu, onu gördüğünde bir an her şeyi göz ardı etmekten korkuyordu.[/spoiler]

Sayfa: [1]