"Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
Çünkü o ölüm uykularında,
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
Kim dayanabilir zamanın kırbacına?"
Balian bu dizeleri ilk defa Hae Soo öldüğünde bu kadar yakından hissetmişti. Daha sonra babasını kaybetmesiyle tekrar tekrar hatırlamadan edememişti. Ölüm, ondan sevdiğini alırken beraberinde pişmanlık, korku, güçsüzlük, acizlik gibi duygularıda getiriyordu her defasında. Ama bu duygularla savaşmayıda öğretiyordu. Zaman bu kadar hızlı akarken, kaybetmenin verdiği acı o kadar yavaş geçiyordu ki... Babasının bir defasında söylediği "Ölüm doğanın kanunu lakin, ayrılmak insanı asıl yoran." sözünün ne kadar doğru olduğunu anlamıştı. Peki insan hiç beraber olmadığı birinin ölümüne üzülebilir miydi ? Bunu da zaman Balian'a gösterecekti.
Karşısında dikilen çocukluk arkadaşı Persephone'nin kendisini açıklaması için zaman tanısada sonuç alamamıştı. Söylediği 'bücür' kelimesine takılmıştı. Ne zaman konuyu değiştirmek istese bu yola başvururdu. "Aslına bakarsan Balian..." konuşması fazla tereddüt içeriyordu Persie'nin. Bu sefer farklıydı sanki, zihninde neler geçtiğini görebilmeyi çok istemişti o anda Balian. Tabi seherbazın merakı çok uzun sürmeyecekti.
Seherbaz kollarını bağlamışken, önüne açılan dosyayı incelemeye başladı. Gözü ilk olarak kızın ismine kaydı, 'Helen Angelapulos' yazıyordu. Soy ismini ilk defa öğrenmişti bu deli kızın. Ama bir yerde daha okumuştu sanki bu ismi. Hatırlamaya çalışsa da işe yaramamıştı. Ama asıl dikkat etmesi gereken bilgi kızın ağzından döküldü, "Baba adı: Dios Feodor d'Ibelin." Balian başta idrak edememişti. Babasının adının orada ne işi vardı ki ? Dosyayı eline alıp, tekrar tekrar okudu ismi. Daha sonra aklında canlanan bir anı, kızın babasını bulmak için buraya geldiğini söylemişti. O an aşırı sinirli olduğundan, umursamamıştı bile. Ama şuan kızın aradığını söylediği isim karşısında duruyordu. 'Dios Feodor d'Ibelin', kızın babasının adı. Hissettiği duygu ne şaşkınlıktı ne de üzüntüydü o anda, sadece dehşete düşmüştü. Bir hata olmuş olabilirdi tabi ama neden kendi babasının adı yazıyordu bu kağıtta, başka herhangi bir isim yerine. Bunu sorguladı Balian bir süre. Bu zamana kadar, yaklaşık 27 sene, bilmediği bir kız kardeşi mi vardı? Ve o kızın cansız bedenin fotoğrafları öylece duruyordu masa da. Gözleri babasının isminden, fotograflara kaydığında çoğu şeyi kabullenmişti bile. Bir kız kardeşi vardı ama şimdi yok. Cani bir biçimde öldürülmüştü Helen. "Kaybın için üzgünüm Balian. Yapabileceğim bir şey varsa... Her zaman burdayım." Yanıbaşında konuşan Persephone kendine gelmesini sağlamıştı. En azında bulunduğu konumu hatırlatmıştı ona. Bu sefer başka bir anı çarptı Balian'ı, kaç ay önce kasayı açıp parayı alan da bu kızdı. Daha önce ismini, Gringotts'ta ki belgelerde görmüştü. Duygularında ki dehşet yerini şaşkınlığa bırakmıştı o sıralarda. Kainat onları karşılastırmıştı bir şekilde. Ama Balian o kadar kördü ki kız kardeşini korumaktan aciz, ondan bi haber kalmıştı. Haberi olsaydı, eğer tanısaydı şuan bu dosyada bahsi geçen kişi o olmayabilirdi. Balian yine birisini kaybetmişti, kendi kanından bir kız kardeşi. Peki neden ölmüştü ki ? Cevap, almak istediği ama alamadan öldüğü soy isminde yatıyordu zaten. "Bir sorun mu var d'Ibelin?" soruyu duyunca dosyaya olan ilgisini konuşan kıza verdi. "Var Persephone. Az önce kardeşimi kaybettiğimi öğrendim. Ve yapabileceğim hiç bir şey yoktu." korumak bir tarafa dursun tanımıyordu bile. Neden öldüğünü bilmek daha da acıtıyordu insanı. Adras, nasıl olduysa öğrenmişti bu kızcağızı ve iz bile bırakmadan öldürtmüştü birisine. Yaşlansa bile huylarından vazgeçmiyordu, vazgeçmeyecekti de. Durdurulmazsa, biricik kızına da zarar verecekti ve bunu düşünmek bile delirtmeye yetmişti Balian'ı. Bir yolunu bulup durdurması grekiyordu bu saçma geleneği.