Dünya Ülkeleri > Diğer Dünya Ülkeleri
FB - Bindik bir alamete!
Nora Gray:
Kumral cadı gözüne kestirdiği koltuğa oturdu ilk önce ve orada beklemeye başladı daha sonra böyle olmayacak diye ayağı kalktı tekrardan. Ne yapacağını bilmiyordu genç cadı sadece dikkatli, sakin ve şuanda büründüğü kişilikten emin olmalıydı. İçinden sen bir gazetecisin o kadar diye tekrarlıyordu genç cadı. Sanki ajanlığın ilk yılları gibiydi bunca tecrübeye rağmen hala işleri batıracağına inanmak onu geriyordu. Ama bu sefer farklıydı eli boş dönemezdi büyücünün yanına. Kendisine güvenmişti ve onun güvenini boşa çıkarmak istemiyordu. Genç cadı odanın içinde volta atarken ayak sesleri duydu ilk başta kendi ayak sesleri değildi bunlar ve camın önünde bir anda durup arkasını döndü. Yaşlı büyücü ona doğru geliyordu, genç cadı yüzüne gülümseme yerleştirdi ve karşısında ki adamı selamladı. "Ah, Bay d'Ibelin" dedi sakin bir ses tonuyla. Sesi istediği gibi hiç titremeden çıkmış onu kontrol etmeyi başarmıştı. Kendini gizlemek kimliğine emin olmak ve yine kimliğine sadık kalması gerekiyordu bunu yapmak için. Aklında ki olumsuz düşünceleri uzaklaştırdı kısa süreliğine, büyücü ona doğru yaklaşmış ve bir şeyler söyleyip elini uzatmıştı. Genç cadı uzatılan ele karşılık olarak kendi elini uzatmıştı. "Bilirsiniz işte bizler için yolculuk sorun olmuyor" diye gülümsedi daha sonra. İçinde ki Nora büyücüyü bir an önce yakalayıp Azkabana götürmek istiyordu bunca yaptığı şeyden sonra ama elinde delil olması gerekiyordu. Bir konsey üyesini böyle yapamayacağını kendisi de biliyordu, bir an önce bu işi bitirip artık olaylara son vermek istiyordu. Daha sonra içine doğan his ile umarım Balian mektubu okumuştur diye geçirdi o ara daha sonra bakışlarını büyücüye çevirdi tekrardan. "Öncelikle beni tekrardan kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyorum Bay d'Ibelin" dedi genç cadı. Yaşlı büyücü bu teşekküre aldırış etmeden konuşmaya başlamıştı bile. Sır? neler oluyordu büyücü neden ona sırrını açıklayacaktı ki. Nora'nın aklını bu kurcalamaya başlamıştı belki de aptalca ve yanlış yazılan özel hayatla ilgili şeyler yüzündendi gazetelerde. İçinde ki ses her şekilde ona dikkat etmesi gerektiğini bağırıyordu bunun tehlikeli olabileceğini ama cadı bunu yapması gerektiğini biliyordu. Tek yol buydu karşısında ki adamın açığını yakalaması gerektiğinin tek yolu buydu. Yaşlı büyücü ona kolunu uzatıp cisimlenceğini söylediğinde cadı ona endişe ile baktı. Büyücünün bunu anlamış olduğunu biliyordu ama herkes endişe ederdi öyle değil mi. Nora ince parmaklarını yaşlı adamın kolunu tuttuktan sonra kısa süre içinde cisimlendiler.
Ahşap tahta kokusu, yanan mumların kokusu ve is kokusu hepsi bir birine karışmıştı bu odanın içinde. Etrafa bakındığında odayı sadece yanan mumlar aydınlatıyordu ve duvarlarda asılı tablolardan başka bir şey yoktu odanın içinde. Nora tablolara tek tek göz atıyordu. Sanki bir hikaye anlatıyordu her bir tablo ve her hikayede bir sır yatıyordu. Burayı baş seherbaz bilip bilmediğini sorgulamaya başladı genç cadı içinden. Sanki d'Ibelin ailesinin tarihi bura da, hangi odanın oldu bilmediği bu yerde yatıyordu. Tarih kokuyordu adeta odanın içi, ahşap kokusu sanki elle işlenmiş ve zamanla yoğrulup tarihi sırlar olarak sunulmuştu genç cadıya. Yanında ki büyücünün şimdi neden ona böyle bir gizemi açtığını bilmiyordu genç cadıya ama öğrenecekti sonuçta. Yoksa basında ki söylentilerin üzerine basıp konseye nasıl da köklü bir aileden gelip ego tatmini mi yapacaktı yaşlı büyücü. Konseyde ki çoğu kişinin aile hikayesini okumuştu en azından basında açıklandığı kadarıyla çoğu kısa bilgilerdi ve öyle köklü aileden gelme üye olarak bir karşısında ki yaşlı büyücü vardı. Büyücünün sözlerini duyduğunda bakışlarını ona doğru çevirdi. Tek kardeş sistemi evet bunu biliyordu. Kendi ailesinde ki olaydan çok farklıydı bu aile sistemi. Kendi aile sistemi sadece erkek bireylere önem veriyor ve soyun ondan devam edeceğine inanıp erkek bireyleri çoğaltmayı sağlıyordu. Mirasın bölünüp bölünmeyeceği umurlarında değildi yeter ki soy korunması adına ve tabi bir de safkan takıntısı. Aile bireyleri özellikle ana kolda ki bir yer sadece safkanlarla evlenebiliyordu. Genç cadı böyle bir aileyi terk edip gitmişti ve şimdi karşısına daha farklı bir aile sistemi gelmişti. Kendi ailesi gibi köklü bir aile, kumral cadı bakışlarını yaşlı büyücünün işaret ettiği yere doğru çevirdi. İki kişi düello ederken resmedilmişti. Büyücü resmi anlattıktan sonra ilerlerken genç cadı da hemen arkasından ilerliyordu. Çantasından çıkan sihirli kuş tüyü kalemi ve not defteri büyücünün sözlerini not alıyordu. Büyücü bakışlarını en uzakta duran resme çevirdiğinde o resimlerin daha ilk geldiği andan beri ilgisini çekmişti genç cadının. Kızıl saçlı kadının bir kadın vardı ve hiçte d'Ibelin ailesine benzemiyordu. Büyücünün sözlerini duyduğunda tek kaşını kaldırdı genç cadı aileden değil? Peki kimdi bu kadın. Bunun altından bir şey çıkacağını biliyordu lakin büyücü ona o resme çok farklı bakıyordu. Büyücünün kısa açıklaması ile şaşkın gözler ile adamın yüzüne baktı. Bir kadın? olay bu muydu yani bunun altında mı yatıyordu tüm gizem. Bunun Balian'ın bilmediğine emindi genç cadı bilseydi kendisine söylerdi en azından. Büyücü konuşmaya devam ederken kumral cadı hikayeyi dinliyordu. Sanki olay gözleri önünde yaşanıyordu. Tüm o sevda hikayesi, acı gerçek ve yangın olayları tek tek gözlerinin önüne gelmişti. Tablo da sanki bunu yansıtıyordu o hüzünlü hikayede ki kadın vardı şimdi karşısında. Büyücü kayıplarını sayarken kardeşini nasıl kaybettiğini anlamamıştı. Bakışlarını yaşlı adama çevirdi Nora sanki kardeşini nasıl kaybettin ki diye soruyordu adama. Büyücü de bu soruyu görmüş ve hemen cevabını anlatmaya koyulmuştu. Tüy kalemi ve kağıdı her şeyi not alırken bakışlarını tekrardan tabloya çevirdi. Böyle acı dolu bir geçmiş beklemiyordu genç cadı, demek ki bütün gizem buydu altında yatan büyücünün. Zayıf noktası bu kadındı yaşlı büyücünün. Tabloya doğru bir kaç adım attı genç cadı sanki ağlamak üzere duran bir kadın var gibi hissediyordu karşısında. Kızıl saçları ve açık renk teni ile muhteşem gözüküyordu. Sanki bir Yunan tanrıçası gibiydi, genç cadı elini uzattı tabloya doğru ve tablonun üzerine doğru gezdirdi elini o anda bir şeyler olmuştu. Tüm bedeni tuzak diye bağırmaya başlamıştı.
Bakışları ile etrafı tarıyordu genç cadı. İkinci katta ki depo gibi bir yerdeydi. Alt katta beton bloklar diziliydi ve kendi bulunduğu katta ise etraf tahtadan yapılmıştı. Ahşap kokusu bir kere daha sarmıştı etrafını ve bu sefer yanında rutubet kokusu da vardı. Sanki denize yakın bir depoda duruyor gibiydi. "Lanet olsun resim bir anahtardı" dedi genç cadı. Şimdi neler olacaktı ki, bir kaç adım attı genç cadı ve ayağının altında ki tahtaların gıcırdadığını duydu. Yaşlı adam onu buraya neden göndermiş olabilirdi. Genç cadı ceketinin cebinden çıkardı asasını temkinli olmak için. Etrafa küçük bakışlar atıyor ve çıkış yolunu arıyordu. O sırada bir ses ile arkasını dönüp baktı. "Edith?" arkadaşının burada ne işi vardı yoksa Adras onu da mı buraya göndermişti. "Edith senin burada ne işin var?" dedi genç cadı ama cadıda sanki bir terslik var gibi duruyordu. Sarışın kadın ona doğru yaklaşmış ve ona sorulan soruyu o da ona yöneltmişti. "Sanırım tuzağın içine düştüm ama nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum fakat bunu öğreneceğim" dedi. Yanında ki cadı ile çok uzun zamandır arkadaştı genç cadı onu iyi tanıyordu. Bakanlığa girmek ikisinin de fikriydi ama ikisi de bakanlığa seherbaz olarak değil ajan olarak girmişlerdi. Hogwarts yıllarını beraber geçirmişler cadının yaptığı haylazlıkları sarışın cadı örtmüştü. Kendisinden bir yaş küçüktü sadece ama ikisinin de aynı binadan oluşu ikilinin Hogwarts hayatında bir birlerine olan güveni aşılamıştı. Cadı bakışlarını etrafta gezdirdi "Belki bir çıkış yolu bulabiliriz belki de..." sözleri yarım kaldı cadının, hiç beklemediği bir şey olmuştu cadı onu itmişti arkasında bulunan boşluğa doğru, boşluğa çit gibi, çekilen tahtalar kırılmış genç cadı son anda düşmemek için son sağlam kalan tahtaya tutunmuştu. Sarışın cadı ona doğru yaklaşıp bakmıştı. Kumral cadı neden bunu yaptın dergi cadıya bakarken tutunduğu eline hissettiği baskı ile canı yandı. Düşmenin etkisi ile diğer elinde ki asa elinden fırlamış çoktan aşağıya düşmüştü ve nerede olduğunu bilmiyordu. Sarışın kadın ayağına verdiği ağırlık ile cadı küçük bir çığlık attı. "Edith dur" dedi genç cadı. Kadının ayağını elinden çekmesi ve bir kaç cümle bir şey söylemesinden sonra cadı ne olduğunu anlamadı daha sonra cadı tekrardan ayağını kumral cadının eline doğru bastırdı. Nora'nın elleri gevşerken altında ki beton yığınına baktı. Uzun çubuklar halinde uzanan demirler vardı. Elleri artık onu daha fazla taşıyamadı. "Bu benim sonum olacak" dedi genç cadı ve ardından gelen acı dolu tiz bir çığlık. Beton yığınının üzerine düşmüştü ve çubuk şeklinde ki demir belinden girmiş ve ön taraftan çıkmıştı. Nora bir eli ile yarasının olduğu yeri tutarken başını hafiften kaldırıp yarasına baktı daha sonra tekrardan başını yere koydu. Kısa zaman sonra kan kaybından öleceğini biliyordu. Derin derin nefesler alırken her aldığı nefes canını biraz daha yakıyordu genç cadının.
Balian d'Ibelin:
Uğursuz bir gündü. Sabahın köründe içine düştüğü koşuşturmaca yüzünden güne oldukça kötü başlamıştı. Konsey üyelerinden birinin sebep olduğu karmaşayı çözebilmek için verdiği uğraş yüzünden tüm enerjisini kaybetmiş gibi hissediyordu. Bakanlığın odasına giden koridorlarını adımlarken takındığı o soğuk ifadeyi görenler, bakışlarını başka yöne çevirip, bir an önce Balian'ın görüş açısından çıkmak için adımlarını hızlandırıyordu. Sadece Jacop onun peşine takılıp, olanları öğrenebilmek için sorular sorma cesaretine sahipti. Genç d'Ibelin büroya adım attığında hemen dibinde bitmişti elinde tuttuğu fincanla. Seherbazın ihtiyacının sıcak bir kahve olduğunu çok iyi biliyordu.
"Sihir bakanımız bu üyeleri seçerken çok düşünmüşlerdir kesin..." kalkarken duvara doğru dönen koltuğunu düzeltip otururken konuşuyordu bir yandan "Jacop bana hemen bir kahve..." konuşmasını bitirmeden masasına koyulan fincanı görünce sustu. "Teşekkürler." eli boğazına bir yılan misali saran kravatına gitti ve sonunda kurtuldu eziyetinin bir kısmından. "Kravatlara hala alışamadınız bay d'Ibelin." dedi Jacop, birkaç dedikodu öğrenme fırsatı bulmuşken bu odayı terk edemezdi tabi. Kahvesinden aldığı bir yudumun rahatlatıcı etkisini hissetmeye çalışırken "Günlerdir yaşadıklarımı ne sen sor Jacop, ne ben söyleyeyim." dedi ve imalı bakışlarını çalışana çevirip "Sorma yani." diyerek hevesini kıracaktı Jacop'un. Sonra bakışları masasının üzerinde gezindi, odasına uğrayamamıştı son günlerde yoğunluktan dolayı. Gözle görülür bir değişiklik yoktu, " Ben yokken gelen giden oldu mu buraya ?" diye sordu. "Hatırladığım kadarıyla bayan Gray birkaç kere gelip gitti, sizi bulamayınca bir not yazdı ve çıktı. " Jacop cevaplarken yüzüne hınzır bir gülümseme yerleşmişti. Birkaç adımla yaklaştığı masanın çekmecesini işaret etti. Balian meraklanmıştı, önemli bir şeylerin döndüğünü anlamak zor değildi söz konusu Nora olunca. Çekmeceyi açıp, notu bulabilmek için elini içine attı. "Birde bayan Spencer geldi. Tek seferlikti onun ziyareti, onunda bir not bıraktığını biliyorum. Onu okumaya fırsatım olmadı, içeriğini bilemiyorum. Siz gelmeden belki birkaç saat kadar önce, peş peşe geldi ikisi de." gencin konuşması bittiğinde, diğer notun içeriğini öğrenebilmek için sessizce bekleyişe geçti. Bu sırada Balian iki not kağıdını da elinde tutuyordu, önce Nora'nın yazdıklarını okuyacaktı.
Balian,
İki gündür sana ulaşmaya çalışıyorum ama bir türlü seni ya bulamıyorum yada yalnız değildin. Adras bana beklediğimiz mektubu gönderdi. Tekrardan çiftliğe gideceğim, sena ulaşamadığım için mektup bırakıyorum umarım bunu görürsün. Bu gün Yunanistan da ki çiftliğe gidip Adras ile konuşacağım. Umarım işe yarar bilgiler ile dönerim.
Nora Gray
Ne hissedeceğini bilememişti önce. Çünkü cadıyı oraya tek başına göndermek hiç bir zaman iyi bir fikir gibi gelmiyordu. İlk sefer başarıyla tamamlamıştı görevini ama hala içinde Adras'ın her şeyi öğrenebileceğine dair duyduğu o korku vardı. Öğrenirse Nora'nın sonu olurdu bu, Balian içinde taşıyamayacağı felaket bir yük binerdi sırtına. İkinci nota geçti, Persephone'nin durup dururken neden konuşmak istediğine dair hiç bir fikri yoktu.
Birini öldürmemi istedi Balian. Kendi için. Annemi kullanarak. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bir daha masum birini öldürmek istemiyorum. Öldürmek istemiyorum...
Ne bir hitapla başlamıştı yazdıklarına ne de ismini eklemişti. Jacop söylemese isimsiz ve anlamsız bir not olacaktı bu. Ama okudukları zihninde bir anlam oluşturmaya başladığında, elindeki not kağıdı süzülerek yere düştü. Edith'e birisini öldürme emrini verebilecek tek kişi Adras'tı. Geçmişte yaşananları ve genç cadının annesini ona karşı kullanabileceğini biliyordu. 'Adras birisini öldürtmek istiyor.' bu cümle belki de binlerce kere tekrarlandı zihninde. Nora'nın bugün çiftliğe Adras ile buluşmaya gitmesi tesadüf olamazdı. Bu nota göre cadıyı arkadaşını öldürtmek için kullanacaktı. "Benim hemen çıkmam lazım. Nora tehlikede." diyebildi kendi kendine. Yapbozun parçaları kusursuzca birleşiyordu, Nora ölümüne doğru gidiyordu şu anda. Belki de varmıştı. Yaşadığı pişmanlık ve korku onu odasından çoktan çıkartmış, ne yapacağını bilemez halde koridorlarda yürürken aklında sadece bakanlıktan bir an önce çıkmak vardı. Sıkı sıkıya kavradığı asası ile affedilmez laneti yapmaya bile hazırdı. 'Kendine gel Balian!' bir şeyler düşünmezse aklından geçenlerin hepsi gerçek olacaktı. Tek yapabileceği çiftliğe gitmekti, anında çok iyi bildiği topraklara cisimlendi. Yetişmeliydi.
Çocukluğunun geçtiği tanıdık toprakla buluşunca, bir işaret görmeyi bekleyen gözleri rastgele gezindi etrafta. Her şey fazlaca olması gerektiği gibiydi, sessiz değildi ama huzurlu bir sakinlik vardı. Çiftlik evinden içeri girdiğinde gözleri girişteki salonda bekleyen Matthew'i gördü. Kaldırdığı ve tam olarak onun bedenine doğru hizaladığı asasıyla ilerlerken fark edildiğinde, zihnindeki her şeyin gerçek olduğunu anladığı bir bakış gördü Matthew'in gözlerinde. "Balian." şaşkınlık ve korkuyla söyleyebildiği tek kelime olmuştu çünkü Balian ona doğru gönderdiği güçlü bir sersemletme büyüsü ile onu duvara yapıştırmıştı. Dağılan mobilyalar ve duvara çarpan bedenin çıkardığı ses bir birine karıştı. Düzgün düşünemeyen Balian, içindeki öfkeyle birkaç kez daha aynı büyüyle vurdu zaten hareket etmeye hali kalmayan adamı. Evin içinde çıkan kargaşayı duyamıyordu, tatmin olduğunda Matthew'in yanına birkaç adımda varıp eğildi. Kanlar içinde kalan gömleğinin yakasından tutup, gözlerinin içine bakmak için kafasını kaldırdı. Diğer elinde hala asası ona doğru tutulmuş şekilde bekliyordu. "Nora nerede?" tüm gücüyle bağırdığında, açılan güç bela dudaklardan hafif bir kahkaha duyuldu "Demek adı buydu." yediği yumruğun etkisiyle yeniden yere düşen kafayı, bu sefer saçlarından tutarak kaldırdı "Nerede dedim." ilk attığı yumrukla kana bulanan elini tekrar kaldırmıştı ki Matthew güç bela çıkarabildiği kelimeler ile "Depodadır. Geç kaldın." dedi. Balian duyduğu bu cümle ile orada bıraktı Matthew'in kanlar içindeki bedenini. Düşünecek ne vakti ne de hali vardı. Kendini, çiftlikte malların toplandığı depoya attığında, korkudan titrediğini bile fark etmemişti. Endişe tüm vücudunu sarmıştı 'Ya ölmüşse, ya yetişemediysem?' soruları dönüp duruyordu kafasında. Boş bakışlarla kocaman depoda gidebileceği yönü kestirmeye çalışırken gelen keskin bir çığlık sesi ile irkildi. Sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı, bacaklarındaki titreme onu yavaşlatıyordu ama depoyu tam olarak bilemediğinden cisimlenemiyordu. Gittiği yönün doğruluğundan emin bile değildi. Ama sonunda çığlığın sahibi ile karşılaşacaktı ve bu kişi Nora değil, Edith olmuştu. Yere attığı bedenine sarılarak ağlıyordu, Balian neler olduğunu umursamadan eğildi ve kızın omuzlarından tutarak sordu "Nerede o?" Genç cadı tanıdık simayı görünce yüzünde beliren umut dolu ifadeye bakılırsa çokta geç kalmamış gibiydi. İşaret ettiği merdivenlere doğru koşmaya başladı. Demir basamaklardan çıkarken kulaklarında çınlıyordu çıkan ses, bacaklarının dermanının kalmadığını hissettiği bir anda en yükseğe çıkabilmişti. Başka bir odaya açılan kapıyı açmak için tekmesini kullandığından, kapının duvara çarpma sesi yankılanmıştı boş depoda. Odanın balkon gibi bir yerdi ve korkuluklarının bir bölümümün kırıldığını gördü. Anında oraya cisimlendi ve aşağıya baktığında gördüğü manzara, Nora'nın kanlar içinde kalan bedeninden başka bir şey değildi. Buradan düşmüştü yada düşürülmüştü. Yine cisimlendi, bu sefer Nora'nın yanı başındaydı. Genç cadının ona bakan yorgun bakışlarıyla karşılaşınca rahatladı ama hayatı hala tehlikedeydi. Hemen yanına, dizlerinin üzerine çöktü ve yarasına göz attı. Çok kan kaybetmişti. "Nora, sen tanıdığım en güçlü kadınsın." dedi titrek bir sesle "Buradan sağ salim kurtulacaksın."
Nora Gray:
Acı, adeta dalga dalga bütün vücudunu ele geçiriyordu kumral cadının. Bütün duyuları sanki o bölgeye yönelmişti ve o sızlamayı hissediyordu. Yavaş yavaş gücünün tükendiğini kanının çekildiğini hissediyordu genç cadı. Her bir nefes alışta ciğerleri parçalanıyordu sanki. Küçük bir kıpırtı bile canınını yakıyordu. Ama asıl canını yakan bunu arkadaşının yapmasıydı. Güvendiği kişi, dostu diye bildiği arkadaşı ölümüne sebep olacaktı. Bitecek diyordu genç cadı en sonunda bitecek. Bunların hiç birini hissetmeyeceksin hepsi kısa süre sonra son bulacak diyordu. Ama tek endişesi bütün bu öğrendiklerinin de onla birlikte gitmesiydi. Hayatta tek değer verdiği kişi olan annesine ajan olacağını söylediğinde kadın başta karşı çıkmıştı. Fakat kızının hayalleri peşinde koşmasını istiyordu. O zamanlar Nora bakanlıkta çalışmak istiyordu ama bir seherbaz olarak değil. Annesinin bu sırrını öğrendiğinde onla konuşmuştu. Kadın ona bu mesleğin çok zor olduğunu her an ölümle yüzleşeceğini ve her şeyini bu meslek için feda etmesi gerektiğini söylemişti. Sarışın kadın, büyücü ile evlendiğinde ailesini feda edemediği için mesleğini bırakmıştı, kumral cadıya hayatta yaşadığı zorlukları anlatmıştı tek tek ama cadı yine de annesinin izinden gitmeyi seçmişti o gün. Şimdi de annesinin dediği noktaya gelmişti işte, her şeyi geride bırakması gerekiyordu ama yaptığı onca şey hepsi yarım kalacaktı onla birlikte solup gidecekti şimdi.
Genç cadı bütün bunların kendisiyle birlikte kaybolmasını istemiyordu. Son nefesinde bile en azından büyücüye yardımının dokunmasını istiyordu. Yazabilecek herhangi bir şey bulsa yada daha demin iki mermerin arasında sıkışan asasını görmüştü ona ulaşabilse tüm bunları bir yere yazar ve büyücüye ulaştırabilirdi ama şimdi hepsi birer çöp olacaktı. Onla beraber gelecekti tüm bu itiraflar. Genç cadı kana bulanmış parmaklarına baktı daha sonra bakışlarını beyaz betona çevirdi. En azından küçük bir şey yazabilirdi en azından asıl olayların kilit noktasını büyücüye ulaştırabilirdi. Onu kurtarmaya yetişemeyecekti belki ama öldüğünde muhakkak onu bulabileceğini biliyordu. Kumral cadı başını hafifçe kaldırıp yana doğru baktı. Beton zemine Sofia yazdı kanla. Adrasın biricik aşkının ismini kanla betona yazmıştı. Başını tekrardan yere koyarken yavaş yavaş gözlerini kapamaya çalışıyordu. Artık onun için buraya kadardı, bitmişti bütün her şeyi arkasında bıraktığına emin olarak belki de bu şekilde huzura kavuşacaktı.
Boğuk bir ses duydu genç cadı daha sonra buna tıkırtılar eşlik etti. Güçlükle nefes almaya başlamıştı artık, yavaş yavaş kirpiklerini bir birinden ayırdı ve bakışlarını sesin geldiği tarafa çevirdi. Tanıdık bir ses ona ismini söylüyor bir şeyler fısıldıyordu. "Balian" diye küçük bir fısıltı döküldü dudaklarında. Büyücü ona yardım etmek için dizlerinin üzerine çökmüştü ama zaten çok fazla kan kaybetmişti ve şimdi de ona saplanan demiri ondan ayırırlarsa kanaması daha çok artacak ve bu sefer daha çabuk hayata veda edebilecekti. "Ölüyorum" diye fısıldadı genç cadı bu sefer. Bakışlarını büyücünün gözlerine çevirdi. İki d'Ibelinin de göz renkleri aynıydı fakat genç cadı büyücüde daha farklı bir şeyler görüyordu. Onun gözlerinin maviliği cadıya daha bir huzur veriyordu. Gözlerini sonsuzluğa kapatırken en azından sevdiği adamın yanında ölecek onun görmek istediği gözlerini görecekti. En azından bu huzur veriyordu genç cadıya. Büyücü ne yapması gerektiğine bakarken genç cadıyı yerinden biraz kıpırdatmış buda onun canını daha çok yakmıştı. "Yapma" dedi genç cadı. Büyücüyü biraz olsun durdurmuştu en azından. "Onu buldum Balian onun zayıf yanını buldum" dedi genç cadı. Büyücü sanki bunları daha sonra açıklarsın der gibi ona bakarken genç cadı bir kez daha durdurdu, bakışlarını kanlı yazıya çevirdi genç cadı. "Onun için yapıyormuş her şeyi, sevdiği kadın için. O hem sevdiği kadının, hem ikinci çocuğunun hemde kardeşinin ölümüne neden olmuş" diye fısıldadı. En azından bütün bunlar onla beraber gitmeyecekti sonsuzluğa. Kilit noktaları büyücüye söylemişti ama artık dayanacak gücü kalmadığını biliyordu. Büyücü onu demirden ayırıp yarasına bir şeyler bastırdığında genç cadı bakışlarını tekrardan büyücünün gözlerine çevirdi. "Şimdi götür beni bu lanet olasıca yerden" Yavaş yavaş göz kapaklarına ağırlık çökerken. "En azından böyle bitmesi güzel" diye fısıldadı gözlerini kapatırken.
Bartemius Rosier:
Npc Seherbaz: Leonardo Ferguson
Genç büyücü elindeki sigarasını dudaklarının arasına götürdükten sonra derin bir nefes çekti içine daha sonra onu kül tablasında döndürdü. Arkasında ki camın küçük aralığından kaçan dumanlar kaybolup gidiyordu sonsuzluğa. Nora olsaydı kesinlikle büroda sigara içtiği için söylenirdi diye geçirdi içinden. Sabah onun garip yüz ifadesini görmüştü şimdi de ne o nede Balian ortalarda yoktu. Arkadaşlarının bu sıralar yoğun olduklarını biliyordu kendisi de gelen emirlere uyuyor arada bir turlamak içinde dışarı çıkıyordu. Bakışlarını kadının kardeşi olan adama çevirdi. Büroya geleli çok olmamıştı ama aralarında ki bu soğuk sessizlik ne zaman patlak vereceğini düşünüyordu. İki kardeş arasında ki savaşta arada kalmak istemiyordu genç adam. En azından büronun da kalmasını istemiyordu, genç cadının geçmişinde bir kardeşi olduğunu biliyordu hatta öğrencilik yıllarında öğrenmişti pek geçinemediklerini yaşları ilerlediğinde bunun hakkında pek konuşmamışlardı. Nora'nın aile hayatının çok karışık olduğunu biliyordu. Kardeşi ile aralarında ki ilişkinin de pek iyi olmadığını biliyordu şimdi büyücü buraya geldiğinde ise bunu daha net görebiliyordu. İkinci bir sigara yakacağı zaman Balian'ın yardımcısını gördü. Bakışlarını ona çevirdi genç adam. "Jacop ne bu halin neler oldu" dedi. Genç adam ona Balian'ın bir anda gittiğini ve Nora'nın tehlikede olduğunu söylemişti. Leonardo elinde ki paketi bir anda masanın üzerine bırakıp ayağa kalktı. "Ne demek tehlikede" masadan kalkıp bir kaç adım attı o arada Jacop olayı anlatırken Samuel'inde onları dinlediğini gördü. Leonardo baş seherbazın odasına doğru gittiğinde açık kapıdan gördü tek şey yerde duran mektuptu. Mektubu alıp okudu genç adam. O sırada arkasında gelen sesleri duyuyordu. Samuel'in yanında genç stajyer cadı da bulunuyordu. Cadı onlara babasının gittiği yeri neresi olduğunu söylüyor orayı bildiğini dile getiriyordu. Büyücü büroya gidip içeride ki seherbazlara baktı. Sayıca azlardı ama yine de hiç yoktan iyiydi. "Gitmemiz gerekiyor hadi"dedi. Sarışın kadın ilk baş Leonardoya baktıktan sonra karşı masasında oturan diğer seherbaza baktı. "Baş seherbaz tehlikede ve tabi Bayan Gray de hadisenize" dedi. Hızla büronun çıkışına doğru yöneldiler zaman kaybetmeden bakanlıktan çıkıp genç stajyerin rehberliğinde oraya gitmeleri gerekiyordu.
Kısa bir yolculuktan sonra büyük bir çiftliğe gelmişlerdi. Genç seherbaz elinde asasını hazır tutuyordu her ihtimale karşı. Neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı ama koskoca çiftlikte ve özellikle de konsey üyesinin çiftliğinde korumaların olduğunu biliyordu. Umarım genç değildir diye geçirdi büyücü içinden. Çiftlikte ilerlerken bir büyünün yanından geçtiğini gördü. Seherbazlar etrafa dağılırken uyarı neticesinde büyü orada durmalarını istiyordu. "Buna niyetimiz yok" dedi büyücü. Asasınından çıkan mavi ışık ile sersemletme büyüsünü korumanın birine göndermişti. Sağlam yaptığı büyü korumayı geriye doğru fırlatmış adam duvarın çarpma etkisi ile bayılmıştı. "Bay d'Ibelin ile Bayan Gray'i bulalım bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz" dedi genç adam. Sarışın kadın çoktan ilerde kanlar içinde yatan adamı görmüş ve yanına cisimlenmişti. O sırada bir kaç koruma daha fırlamış ve onları hedef alırken kendisi ile beraber stajyer seherbazda adamların icabına bakmıştı.
Maskeli Kişi:
Npc:Lilith d'Ibelin
Lilith stajyerlikten tam olarak umduğunu bulabildiği pek söylenemezdi. Babasının anlattıklarını hatırladığında, her gününün maceralı yada tehlikeli geçeceğini ummuştu. Birkaç aydır büroda boş boş oturup, seherbazların getir götür işlerine bakmaktan başka bir işe yaramamıştı. Şanslı olduğu, bürodan ayrılabildiği seferlerde olmuştu ama olay yerini incelemek yada tanıklarla konuşmaktan başka bir görev verilmemişti. Lilith'in aradığı, birebir düellolarda havada uçuşan affedilmez lanetlere şahit olmak yada ortalığı darmaduman eden azılı suçluların peşine düşmekti. Ama stajyerin elindekiler birbirine kulak büyütme büyüsü yapan ergenler yada birkaç galleonunu kaptırmış yaşlılardı. Umutsuzca, kendini kanıtlayabilmek için uygun bir anın gelmesini beklemek zorundaydı. Başka türlü seherbazların gözüne girip, zorlu görevlere onlarla birlikte girişemezdi.
Yine Büro'da bir aydır gözüne kestirip peşinden ayrılmadığı genç bir seherbazla laflıyordu. İsmi Lana olan bu sarışın cadıyı kendine hedef olarak seçmişti, mesleği öğrenme aşamasının çaylak kısmını atlatmak için. Alman uyruklu olduğunu ve melez bir soydan geldiğini öğrenmeden önce, Hufflepuf mezunu olduğunu öğrenmek yetmişti Lilith için. Bu binanın arkadaş canlısı, yardımsever tavırları epeyce kullanışlıydı. "Bugün büro çok sessiz, herkes bir iş peşinde." dedi cadıya. Gerçekten en fazla altı kişi vardı içeride diğer çalışanlarla birlikte. Böyle zamanlarda girdikleri sorgulardan yada suçluyu nasıl yakaladıklarına dair sohbet eden olmadığından, daha sıkıcı bir yer oluyordu bakanlık. "Ben bir kahve alacağım, sizde istermisiniz bayan Knightley ?" diye sordu, cevabı beklemeden önce cadının kulağına doğru "Babamın içtiğinden, biraz torpilliyim bu konuda aramızda kalsın." fısıldadı. Babasının ona büroda verdiği tek imtiyaz buydu zaten, biricik kızına pek yardımı dokunmuyordu işle alakalı olarak. Zaten kızının seçtiği meslekten pek memnun değildi büyücü ve Lilith, babası tarafından bilerek önünün kesildiğini düşünüyordu. Halbuki Baş Seherbaz'ın hiçbir şeye karıştığı yada engellediği yoktu. Sadece kendi kuvvetiyle bir şeyler başarmasını istiyordu ve bunu sürekli dile getiriyordu.
Kahvesini içerken, büronun boş duvarlarında geziniyordu bakışları ama zihninden birçok şey geçiyordu. Zihinbend büyüsünde isteği kıvama getirmişti yeteneğini, bir yılda epey yol kat etmişti. Canlı bir şekilde kullanmak için can atıyordu ve kendisini azılı bir düşmana karşı bu büyü ile savunduğunu hayal ettiği senaryolar kuruyordu kafasında. "Lilith kalk! Baban tehlikede!" hayalindeki senaryo fazla gerçekçiydi sanki, birisinin omzundan tutup onu sarstığını sanıyordu. Sağlam bir tonla "Lilith!" dendiğinde kendine geldi. Hayal falan yoktu ortada, Jacop gerçekti ve babasının tehlikede olduğunu bağırarak söylüyordu ona. Oturduğu sandalyede doğrulurken Jacop'un büroyu birbirine kattığını görebiliyordu. Olan biteni anlamaya çalışırken, endişe vücudunu yavaş yavaş ele geçirmeye başlamıştı. Aniden kalkıp bir avuç seherbazın toplandığı yere doğru koşar adımlarla gitti. Jacop, Baş Seherbaz'ın başka bir seherbazı kurtarmak için apar topar gittiğini anlattığında birilerinin onun odasına koşturduğunu gördü. Babasının arkadaşlarından Leonardo, ikisinin hayatının tehlikede olduğunu ve gitmeleri gerektiğini söylemişti odadan döndüğünde. Her şey Adras'la alakalıydı ve ne olduysa d'Ibelin çiftliğinde olmuştu. Bahsedilen çiftliğin yerini bilen büroda ki tek kişi Lilith'di şuan ve vakit kaybetmeden cisimlenerek herkesi oraya götürebilirdi. Bu sefer hiç bir güç onu geride tutamazdı. "Ben çiftliğin yerini biliyorum, herkesi anında oraya götürebilirim." dedi telaş içindeki ufak kalabalığa. Başka seçenekleri yoktu, bu yüzden birkaç saniyeliğine rehberleri Lilith olacaktı.
Kendisini ve beraberindeki seherbazları sağ salim Yunanistan topraklarına getirdiğinde, içten içe kendiyle gurur duymadan edemedi. Babasına bunları anlatacaktı daha sonra. Ama önce Adras'ın arkasında bıraktığı bu küçük orduyla baş etmeleri gerecekti. Adamların gözü dönmüştü, soyadının d'Ibelin olması bile yavaşlatmayacaktı onları. 'Kaçmış olmalı.' diye geçirdi içinden, bu adamları peşinden gelen olmaması için buraya yığmış olmalıydı. Tam asasını çıkarıp, sayıca daha az görünen seherbaz topluluğuna yardım edecekti ki sarışın cadının ona geride kalması gerektiğini söyleyen cümlelerini duydu. "Ben buna pek katılmıyorum." diyerek karşı geldi ona ve etrafa dağılan seherbazların arasına karıştı. Tecrübeli büyücülerin arasında olduğu için şanslıydı Lilith, tek bir sersemletme büyüsü ile savuruyorlardı adamları. Genç stajyer de arada kalkan büyüleri yaparak, karşı saldırıların onlara ulaşmasını engelliyordu. Umduğu şeye sonunda ulaşmış olduğunu hissetse de asıl amacının babasının hayatını kurtarmak olduğunu aklından çıkartmaması gerekti. "Bay d'Ibelin ile Bayan Gray'i bulalım, bu arada içeridekilerin icabına bakmayı unutmayın kim varsa büroya götürüyoruz."duyduğu bu cümle ile akıllıca olanı yaptı ve babasını daha tecrübeli büyücülerin eline bıraktı. "Depoya bakın bay Ferguson. O yaşlı adamın kendi evini bu işe bulaştırmayacağından eminim." dedi ve işaret parmağıyla deponun olduğu binayı işaret etti. Oraya giden taştan yol bomboştu ve bu Adras'ın bütün adamlarını buraya toplayarak hedef şaşırtmaya çalıştığının göstergesiydi. Seherbaz, stajyerin verdiği bilgiye güvenip yanında birkaç kişiyle birlikte adımlarının yönünü oraya çevirmişti. Lana ve Lilith ise asalarını indirmeden, onları çiftlik evinin kapısına ulaştıracak merdivenleri çıkmaya başladılar. Görünürde kimse yoktu, fakat çok geçmeden girişte onları bekleyen bir büyücü ile karşılaştılar. Adam asasını onlara doğrulturken iki cadı da yavaşladı, "Bayan d'Ibelin, geride durun yoksa.." tanıyor olması hoş bir şeydi fakat emir aldıkları kişi babasını hedef almıştı "Expeliarmus! " diyerek karşılık verdi büyücünün sözlerine, asası havadan Lilith'e doğru uçarken yanındaki cadı çoktan asasından çıkan büyü ile onu etkisiz hale getirmişti. Koşar adımlarla içeri girdiler, "Bu taraftan." derken girişte misafirleri karşılayan salondaki dağılmış mobilyaları ve çarpmanın etkisiyle boyası ve sıvası dökülmüş duvarı görmüştü. Gelmeden önce burada bir şeylerin yaşandığı belliydi. İçeri girer girmez Adras'a ait heybetli koltuğun dibinde kanlar içinde yatan bedeni gördüler. "Babam buradaymış." yaşayıp yaşamadığına bakmak için eğilirken konuştu. Etrafındaki sesleri duymuş olacakki hafif iniltiler çıkarmaya başlamıştı adam, "Bu Matthew." dedi ve sarışın cadıya döndü, gülümsüyordu "Büyük balık kaçmış ama bu ahtopot daha çok iş görür." asasıyla dürtükleyerek yaralarının ciddiyetini anlamaya çalışıyordu. Ölümcül bir yarası yoktu, iyi bir dayak yemişti sadece. "Bu adamın yürümeye hali kalmamış, diğer odalara bakalım. Ben olmadan kaybolabilirsiniz bayan Knightley." dedi sahip olduğu mirasıyla övünmeyi atlamadan. Diğer odalarda tek bir şeye dokunulmamıştı gördüğü kadarıyla ve hepsi boştu. Adras, arkasında hiçbir iz bırakmadan kaçıp gitmişti. Çalışma odasına girdiklerinde dikkatini camları kırılıp yerle bir edilmiş boş dolabı fark ettiler. Sarışın cadının dolabın büyü ile korunduğunu ama bu büyünün kırıldığını söylediğini duydu Lilith. Oda dolabın etrafına göz atmakla meşguldu, birkaç kırık boş şişe ve içi beyazımsı bir dumanla dolu bir şişe buldu. Biraz inceledikten sonra şişenin içindekinin ne olduğunu hatırladı, ksks dersinde bunun benzerini daha önce göstermişti profesörleri. "Bu dolabın bir şeyleri koruduğu çok açık ve o şeyler ortalarda yok." elinde sağlam kalan tek şişeyi gösterdi seherbaza "Şişelenmiş anılar... Bence bunlardan daha fazlası vardı ve birileri gelip onları almış. Duruma bakılırsa" yerdeki kırık cam şişelerini ayağıyla itekledi ve "Acelesi olduğu çok açık." dedi. Babasını sapasağlam gördüğünde ona verecek birkaç haberi olduğu için huzurlu hissetmişti. Burada olduğunu görünce kızabilirdi.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git