Npc:Adras d'Ibelin Güzel bir kış günü geçiriyordu çiftlik. Yazın satılmak üzere besiye çekilen büyükbaş hayvanların sesleri, sütünden ve kürklerinden yararlanmak için beslenen küçük baş hayvanların seslerine karışıyordu. Huzurluydu Zagora şehrinin bir türlü karla buluşamayan toprakları, sadece Pelion Dağı'nın yüksek tepelerinde vardı beyaz örtü. Çobanlar için en sevilmeyen soğukları taşıdığından, Aralık ve Ocak aylarında tembellik yapmayı seçerlerdi. d'Ibelin Çiftliği birçok çalışanı konuk ediyordu bünyesinde yılın bu zamanlarında. Tabi çiftliğin demirbaşları ise kendi işleriyle uğraşıyordu; yönetmek ve kazanmak.
Beklenilen günün geldiğini habercisi olan kapı tıklatması duyuldu Adras'ın dinlediği çalışma odasında. Matthew, gazeteci konuğun gelmek üzere olduğunu bildirecekti ihtiyara. Plana göre, kendini akıllı zanneden sahte gazeteci öldürülmeden önce, ona anlatmak istediği birkaç konu vardı. Aslında giriştiği bu cesaret ve delilik isteyen göreve bakınca, kendi tarafında istedi bu genç cadıyı. Ama yanlış tarafı seçmişti işte, bunun sonucunda bile ölmek ona biçilen hafif bir cezaydı. Ömrünü, üç öğün yemekten sonra tatlı niyetine, süslü tabaklarda sunulan
'Crucio' laneti ile geçiren düşmanları olmuştu. Ölmek için yalvarmakla başlıyordu her şey, sonra ne konuşacak kelimeleri kalıyordu ne de hayal kurabilecek bir bilince sahip oluyorlardı. Birisini koyabileceğiniz en güzel hapishane; kelimelerinin olmadığı, hayallerinin elinden alındığı bir bedendi. Ya da en güzel anılarını yok edip, yerine en karanlık ve pis olanları yerleştiriyordu. Hayatları boyunca asılsız bir gerçeğin peşinde sürükleniyor yada var olmayan bir cinayetin suçlusu olduklarını sanarak geçiyordu hayatları. Adras, onu öldürmekle zahmetsiz ve kibar bir iyilik yaptığını düşünüyordu.
"Her şey hazır, bahsettiğiniz gibi tabloların olduğu odada siz ona anlatmak istediklerinizi anlatırken dokunacağı bir tablo anahtar haline getirildi. Dokunduğu anda kendisini arkadaşının onu öldürmek için beklediği yerde bulacak." ama sanki anlatamadığı bir şeyler vardı genç adamın, sancılı bir bekleyiş içerisinde olduğunu görebiliyordu Adras. Oturduğu koltuktan diktiği bakışlarını Matthew'den çekmedi, kendini açıklaması için şans tanıyordu. Yoksa aksilik yüzünden doğacak bir sorun olduğunda ölecek kişi Matthew olurdu, başkası değil. Birkaç saniye öylece bekledi, gözlerindeki açıklama bekleyen ifade ile birlikte.
"Küçük bir sorun var efendim." sonunda ağzındaki baklayı çıkartmıştı genç müdür.
"Dinliyorum, çözülmeyecek hiç bir sorun olamaz benim için." dedi.
"Şu Stravos kızı bana pek güvenilir gelmiyor, olası bir vazgeçme durumu yaşayabiliriz." dedikleri zaten olabilecek gerçeklerdi, Adras bile tahmin edebiliyordu ama bu önemsiz bir sorundu
"Evet çok önemli bir sorun değil, basit bir lanet ile aşılır. Asıl sorun yeğeninizle irtibata geçmiş olabileceği." Adras emin gibiydi ona söylenen bu durumun gerçekleşmeyeceğine. Karşısında mahçup şekilde fikrini söyleyen Matthew'e
"Merak etme, bayan Stravos annesini tehlikeye atmak istemez, o kadar cesur değil." diyerek bu seçeneğin varlığını yok etmişti. Kendinden oldukça emindi yaşlı kurt, yanılabileceğini düşünmüyordu.
"Hoşgeldiniz genç bayan." dedi onu girişteki salonda bekleyen gazeteciyi karşılamak için. Yüzünden o bilge ihtiyar gülümsemesini eksik etmiyordu.
"Umarım yolculuğunuz iyi geçmiştir." dediğinde daha önce yapmadığı inceliği göstererek elini uzattı, düşmanına saygısını sunuyordu ölümünü izlemeden önce. Gerçi ölümü bambaşka bir yerde olacaktı, çiftliğini böyle gereksiz ölümler için kullanıp tehlikeye atamazdı.
"Sorularınıza başlamadan önce sizi ağırlamak istediğim başka bir odam var. Bugün özel hayattan konuşacağız, size kimseye açıklamadığım bir sırrımı açıklayacağım." cadının şaşkınlık ve heyecan karışımı bir ifadeye büründüğünü görebiliyordu, sözde yeni yetme gazeteciydi ve konsey üyesi sırrını açıklayacaktı. Büyük bir haber demekti bu. Yeniden gösterdiği performansı takdir etti içinden. Kolunu uzattı ve
"Yaşlandıktan sonra evin içinde gezinirken bile cisimlenir oldum, kusura bakmayın." dedi. Cadının bakışlarında beliren tereddütü sezmişti, aklından nelerin geçtiğini merak etti. Saniyeler sonunda, giydiği takımın koluna değen cılız parmakları hissedince üst kattaki gizli odasına cisimlendiler.
Oda ahşap duvarlara asılmış tablolar ve onları aydınlatan mumlar haricinde boş görünüyordu. Koridorlarda ki d'Ibelin kanını taşıyanların sıralandığı portrelerden farklı olarak çoğu birden fazla kişiyi ve bir eylemi anlatıyordu. Birinde masa başında toplanan insanlar, diğerinde düello ettikleri anlaşılan iki genç resmedilmişti.
"Anılar." diyerek açıkladı manzarayı
"d'Ibelin ailesini bilirsiniz, kardeşe izin verilmez." eliyle düello eden iki genci anlatan resmi işaret etti
"Bu resimde ben ve kardeşimi görmek mümkün, ikiz kardeşim Andas'ı yani. Başka türlü bu resimde bulunması imkansızdı zaten, ölmüş olurdu. Berabere biten bir düelloydu, ikimizde genç ve yetenekliydik." sesi ve duygusuzdu, ilerledi ve masa başı resmini işaret etti
"Bu benim ilk başarım, kardeşimi bir yangında kaybettikten sonra kazanılan büyük bir iş ortaklığını anlatıyor bu resimde." bu kadarı yeterli diye düşünüp asıl konuya geçmek üzere, en uzakta duran iki tablonun yanına geldi.
"Bu kızıl saçlar sana da ilginç gelmiştir, ailemizde kimse de yok. Zaten aileden biri değil." kollarını birbirine bağladı ve bakışlarını tabloların üzerinden çekmeden anlatmaya devam etti.
"Ben çok daha gençken, 18-19 yaşlarındayken ilk kez aşık oldum. Adı Sofia idi." şaşıran gazeteciye dönerek
"Evet doğru duydun, çoğu ailede olduğu gibi istediğim kişiyle sırf statüsü düşük diye evlenemedim." diye açıkladı kendini
"Sonuçta aile işlerine yardımı dokunacak bir evlilik yaptım, ama yine de aşkımdan vazgeçemedim. Gizli gizli buluşuyorduk, sevişiyorduk. İkimizden kimsenin haberi yoktu tabi kardeşim Andas haricinde. Bu sırada diğer evliliğimden bir oğlum oldu. Ben yine Sofia'dan başkasını düşünemedim, bencildim ve gençtim. Kararlarım hem onu hemde onun karnındaki doğmamış ikinci çocuğumu ölüme sürükledi. Ben bir gecede hem aşkımı hem çocuğumu hemde kardeşimi kaybettim." sözlerini bitirdiğinde son cümlesinde kardeşiyle kurduğu bağlantıyı anlamamıştı cadı ve meraklı bakışlarını tablolardan, Adras'a çevirdi. [Color==green]"O gece Sofia kendini vurmuştu, ben bir anlık öfkeyle suçu Andas'a attım. Kavga ettik ve sonuçta çıkan yangında beni kurtarmak için kendini feda etti."[/color] genç cadı duyduklarını not almayı sürdürürken bir yandan da bu kadar karmaşık bir geçmiş beklemiyor gibi şaşkın bir hali vardı.
"Ölüm kabullenmesi zor genç bayan, arkada bırakılanlar daha çok acı çekiyor. Bunu bir tür ceza olarak gördüm ve şikayet etmeden bu yükü sırtlandım. " aslında birazdan yaşanacaklara gönderme yapmıştı. Bu genç bayan ölümü başka birisi için ceza olacaktı, Balian d'Ibelin ölümden daha beter bir cezayı hak etmişti. Adras için tek yapması gereken merakına yenik düşen bu sahtekarın tabloya dokunmasını beklemekti.
"Anılara dokunamazsınız ama resimlere dokunun, hissedin." diyerek yönlendirdi onu.
Saniyeler sonrasında, anılarla dolu o odada yalnızdı artık, genç cadının son dokunuşu da bir anı olarak asılmıştı duvara. Zaferle gülümsedi yaşlı kurt.
