17 Nisan, 2026 09:09:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Hayat devam ediyor  (Okunma sayısı 49 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Nora Gray

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 42
  • 211 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nora Gray
  • Güç Puanı: 25
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Nora
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 13
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Hayat devam ediyor
« : 14 Nisan, 2023 14:15:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Genç cadı mermer merdivenleri çıkarken topuklu ayakkabılarının sesleri koridorda yankılanıyordu. Kırmızı ayakkabıları üzerinde ki beyaz renkli ve kırmızı puantiyeleri olan ayakkabısı ile oldukça uyumluydu. Uzaktan görüldüğünde önemli bir buluşmaya, partiye gidilmiş gibi gözüküyordu ama cadının tek gittiği yer bakanlıktan aldığı görev için gittiği randevuydu. Bakanlıktan aldığı görevlerin bazıları sıradan oluyor bazıları da gerçekten onu zorluyordur. En azından hiç kimsenin onu isteği dışında yatağa atamazdı. En azından küçük oyuncakları ile bunu engelliyor ve işler o safhaya gelmeden istediğini alıyordu. Sonuçta uzun bir eğitim geçirmişti hayatında ve bazı şeylerin ne olduğunu en başta öğrenmişti. Bazen de keşke orduda kalsaydım diyordu elbette ama  İngilterenin de acı dolu anıları olduğu gibi güzel anıları da vardı onun için. Kapıyı açıp üzerindeki lastiği kontrol etti. Orada duruyordu, içeri girdikten sonra sol tarafta bulunan oda parfümünün düğmesine bastı. Etrafa yayılan lotus çiçeği kokusu tüm odayı doldururken genç cadı derin bir nefes çekti içine. Tabi ki de bu yapay kokular hoştu ve etrafı güzelleştiriyordu ama  onun asıl sevdiği koku sadece birkaç adım ötesinde ki tuvalet aynasının üzerinde kırılmaz cam bir fanusun içinde duran kırmızı taze güldü. Genç cadı ona baktıktan sonra gülümsedi, yıl başı şurada geçeli sadece birkaç gün olmuştu o kadar ama sevdiği adamın dediğine göre bu gül onların aşkları ile hep taze kalacaktı. Genç cadı gülümsedikten sonra saçında ki küçük tüllü şapkayı çıkarttı ve sandalyenin üzerine koydu. Bu gün ki işinden dolayı yarın büroya gitmesi gerekmiyordu. Gerçi istese gitmezdi elbette ama yine de genç cadının evde durmak ve bakanlıktan gelecek emirleri beklemek değildi tarzı. Üzerinde ki elbiseyi çıkarıp kendisini sıcak suyun kollarına atmak istiyordu. Elbisenin fermuarını açmaya yeltendiğinde camının tıkladığını fark etti. Çok geçmeden bakanlıktan gönderilen baykuş tam karşısında duruyordu. Camı açıp baykuşu içeri aldı ve baykuşun ayağında ki mektubu eline aldı. Mektubun ondan görebiliyordu üzerinde de Balin'ın mührü vardı.

Bayan Gray,

Eski Konsey üyesi Adras d'Ibelin çiftliğini terk ederek kaçtıktan sonra, arkasında bıraktığı tüm düşünseli sıvılarını içeren şişeler ortadan kayboldu. Bulunması için görevlendirdiğim kişiler görevlerini bitirdiğinde yargılanması konusunda önemli yol gösterici olacaklar. Bu şişelerin izini sürebilecek ve onları bulabilecek kadar deneyimli olduğunuza güvenerek, sizin bu görev için en iyi seçenek olduğunuzu düşünüyorum.Şişelerin güvenli şekilde saklanması için Esrar Dairesinden görevlilerle birlikte çalışmanızı tavsiye etmek isterim.


Aniden Beliren not= Seni seviyorum.

Balian d'Ibelin


İkinci notu gördüğünde yüzünde gülümsemeyi saklayamadı genç cadı. Derin bir iç çektikten sonra yeni gelecek görev için bakanlığa gidip şişeler hakkında daha fazla bilgi edinmesi gerektiğini biliyordu.

«Beş gün sonra - İtalya/Milano Saat: 08:30

Aşıklar şehrimi denmeli yoksa aşıklar ülkesi mi. Genç cadıya ikisini de kapsıyordu. Gerçi bir çok ülkeye verilmişti bu isimler Fransa, Rusya ve İtalya şimdi de onlardan birindeydi genç cadı. Arnavut kaldırımların bulunduğu meydanda yürüyordu şuan için ve çok geçmeden de gitmesi gereken bir yer vardı. Bir kaç gündür bu olayı ayarlamak için uğraşıyordu. Milano da küçük bir Hotel de kalmıştı bir kaç gündür ve şişenin bulunduğu büyük şirkete sızabilmişti aslında tam sızma değildi. Büyük bir ticari şirketti ve genç cadı oraya sekreter olarak işe girmişti. İş yerinin patronu İngiliz bayanlara özel ilgisi olduğundan ve genç cadının İngiliz aksanı sayesin kolayca alınmıştı iş yerine.  Büyük binanın önünde durdu kısa süreliğine daha sonra adımlarını hızlandırıp içeri girdi. Kendi masasına geçerken elinde ki çantasını bıraktı. Çok geçmeden içeri kumral, ela gözleri olan uzun boylu patron girdi. "İyi günler Bay Agostino, kahveniz her zaman ki gibi mi olsun" dedi. Kırk yaşlarının başında olan adam başını evet anlamında salladıktan sonra "Bu gün büyük bir toplantım var, buraya birkaç adam gelecek başka içeri kimseyi alma lütfen" genç cadı tamam dercesine başını salladı ve kahveyi getirmek için gitti. Ne toplantısı olduğunu masanın altına yerleştirdiği küçük bir böcek sayesinde öğrenmişti genç cadı. O şişeden bahsetmişlerdi , mavi renkli gökyüzü demişlerdi ismine ve gök yüzü gözlere sahip adamın demişlerdi. Adrastan bahsettiklerini anlıyordu Nora tabi ki de, şişe yine el değiştirecekti ve değiştirmeden Nora onu alması gerektiğini biliyordu. Elinde ki kahveyi patrona çok geçmeden götürdü, bardağı bırakırken masanın üzerinde duran notlara göz atmak için biraz ağırdan aldı. Adamın dikkatini dağıtmak için adama daha çok sokuluyor adamın da bu olay hoşuna gidiyor ve cadıya ilgi gösteriyordu. Nora bacağında hissettiği el ile irkilirken şişenin nereye gideceğini öğrenmişti başka bir şehre gidiyordu. Bu binadan çıkmadan onu alması gerekiyordu. "Bay Agostino toplantınız beş dakika sonra başlamak üzere" dedi ve adamın yakalarına gitti elleri. Onları düzeltir gibi yaptı ve adama daha çok sokuldu. "Umarım toplantınız iyi geçer ve toplantıdan sonra bunu kutlayabiliriz" dedi. Adam yüzünde ki memnun ifade ile başını onaylarken oturduğu yerden kalkmıştı. Nora adamdan uzaklaşıp yüzüne küçük bir gülümseme koydu, kapıdan çıkarken tabi beni bulabilirsen dedi. Şişenin şuanda tutulduğu yerin anahtarı artık ondaydı. Adama sokulduğunda kemerinde ki küçük çantaya benzer şeyde anahtarı tuttuğunu çok önceden biliyordu şimdi de anahtar avuçları arasındaydı. Hızlı adımlar ile giriş kata indikten sonra şişenin bulunduğu odaya sadece bir koridor kalmıştı ki önünde korumanın biri olduğunu gördü. Ne yani bir koruma mı diye geçirdi içinden, sorun değildi bu işine gelirdi.  Arkasında ki yangın düğmesine bastığında bütün binanın alarm sistemi devreye girdi. Kapıda ki görevli ne olduğunu anlamadan etrafı kolaçan etmek için yerinden ayrılmıştı ki Nora hızlı adımlar ile odaya yaklaştı ve kapıyı anahtar ile açtı. İçeri girdiğin cam bir fanusun içinde iki tane şişe duruyordu. "Ah Mugglelar ellerinde neyi tuttuklarından haberleri bile yok" dedi. Etrafa göz attıktan sonra şişeyi koruyan herhangi bir şey olup olmadığını araştırdı. Cam fanusu kaldırdığında alarmın çalacağını biliyordu onu tetikleyen bir çip vardı. Üzerinde ki gömleğin düğmelerini açtı ve südyenine ulaştı. Südyeninin telini çıkarıp onu kıvırdı. Cam fanusu dikkatlice tam yerinden kaldırmadan oynattı daha sonra teli içine sokup çipe basınç yaptı. İki şişeyi alırken bu sefer fanusu tekrardan geri kapattı. Artık iki şişe ellerinin arasındaydı.

« Bir gün sonra - Avustralya/Sydney Saat: 21:15

Işıl ışıl parlayan bu şehirde gezmek gerçekten de güzeldi genç cadı için. Dünkü başarıyla sonuçlanan görevinin tadını şimdi Avustralya da çıkarıyordu. Bu görev sayesinde bütün dünyayı dolaşacağım dedi kendi kendine. Gemilerin siren seslerini duyabiliyordu ve denizin tuzlu kokusu gemilerin çıkardığı kükürt kokusuna karışıyordu. Şimdilik sadece liman ve sanayi şehriydi ama ilerde bir gün buranında güzel bir şehir olacağına inanıyordu. Tam karşısında duran Opera binasındaydı şimdi ki görevi. Adımlarını hızlandırdı genç cadı, üzerinde ki kırmızı renkli elbise bu bina için oldukça uygundu. İçeri girdiğinde herkes yerini almıştı ve opera birazdan başlayacaktı. Çok geçmeden de beklediği olmuş ve bütün gözler sahnede ki kadına çevrilmişti. Genç cadı yanında ki adamdan geçmek için izin isteyip yavaş hareketler ile kalkmıştı. Herkes büyülenmiş gözler ile sanatçı kadına bakarken genç cadı koridora çıkmıştı. Merdivenlere yönelip alt kata inmişti genç kadın. Çok geçmeden beyaz renkli kapının önüne gelmişti.Son günlerde kullanılan kilit sistemi ile karşılaştı. Bir kaç yerde nadiren rastlamıştı bunlara çoğunlukla büyük yerlerde oluyordu ama henüz çok az bilinen bir şeydi fakat genç cadıda bunun çözümünü bulmuştu. Çantasından çıkardığı pudrasını iyice fırçasına yedirip anahtara sürdü daha sonra çantasından çıkardığı burun bandını bastırdı olduğu yere. Yeşil ışık yanması ile birlikte kilit açıldı. "Kadın olmayı seviyorum" dedi gülümseyerek. İçeri girdiğinde asasını çıkaran genç cadı küçük bir Lumos büyüsü ile etrafı aydınlattı. Küçük bir kasa vardı tam karşısında genç cadı ona yaklaştığında aynı güvenlik sisteminin orada da olduğunu gördü. Aynı sistemi denedi yine ve en sonunda şişeleri eline aldı. "Aptallar bu sisteme çok güveniyor olmalılar" dedi genç cadı. Kasanın içine hologram büyüsü ile iki tane şişe yerleştirdi. Şişeleri çantasına atıp artık bir sonra ki görev için ilk baş İngiltereye sonra görev yerine gidebilirdi.
« Son Düzenleme: 16 Nisan, 2023 00:47:11 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Nora Gray »

Çevrimdışı Nora Gray

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 42
  • 211 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nora Gray
  • Güç Puanı: 25
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Nora
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 13
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Hayat devam ediyor
« Yanıtla #1 : 14 Nisan, 2023 23:04:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Brezilya/Rio

Karnavallar şehri, Brezilyanın renkli bir dünya olmadığını bilmeyen yoktu herhalde ama bir yandan da en çok ırkçılığın olduğu ülke burasıydı. Şişelerin belki de almak için zorlanacağı ülkeydi burası çünkü bir saattir sokaklarında geziyordu ve beyaz kadın diye tabir ettikleri kendisi oluyordu. Bakışların üzerinde olduğunu biliyordu Nora, her bir bakış ona tiksindirici bir şekilde bakıyordu. Her bir gözler ırkçılığın getirdi tiksinme yüzündendi. Renkler ve diller farklıydı ama neden bu kadar düşmancaydı hepsi, her şey sömürge, politika ve ülkelerin bir biri ile yarışmasından dolayı değil miydi zaten. Kölelik her zaman siyahileri vurmuştu, ondan bu kadar nefret etmiyorlar mıydı beyaz insanlara karşı. Genç cadı renkli bu sokaklarda gezerken müzik seslerini de dinlemeden geçemiyordu. Her zaman coşkulu bir ülke sadece gündüzleri değil geceleri de böyleydi. İkinci gelişiydi bu Rio'ya ve ilki bundan seneler öncesinde daha ilk ajan olduğunda gelmişti. Gerçi pek güzel bitmemişti işin sonu omzunda bulunan kurşun izleri buranın eseriydi.

Sessiz bir köşede duran kulübemsi tarzdaki depoya yanaştı genç cadı. İki adam tam karşısında duruyordu. "Ah beyler arabam az ilerde bozuldu da acaba yardım edebilecek birilerini tanıyor musunuz" dedi genç cadı. İri kıyım olan iki adam bir birine bakıp gülümserken genç cadı adamları inceliyordu. Adamın birinin sol arka baldırında sorun vardı tek bir adımı bile yetmişti buna anlamak için diğer ise sigara içtiğinde boğaz hastalığı vardı ve çok geçmeden bunun ilerlediğini tahmin edebiliyordu bu da adamın bir kaç kere öksürmesinden anlamıştı. Boğaz hastası olan adam biraz uzaklaşıp cadıyla ilerlediğinde Nora hamle yaparak ilk baş boğazına sonra da karnına direk attı. Adam küçük bir inilti ile yerde yatarken diğer adam sesin geldiği yere doğru koşmuş sadece arkadaşını bulmuştu yerde. Nora adama doğru yaklaşıp baldırına tekmeyi vurmuş acı içinde bağıran adamın boynuna daha demin bulduğu teli dolayıp sıkmaya başlamıştı. "İçeri de kaç kişi var söyle" dedi sert bir ses tonu ile. Adam boğuk sesler çıkarırken diğer adam uyanmaya başlamış Nora asasını çıkarıp adama sersemletme büyüsü yaptıktan sonra diğer adama dönmüştü. Adam neler olduğunu anlamamış içeri de zorla da olsa üç kişinin olduğunu söylemişti. Nora adamı bayılttıktan sonra bu büyü olayını hafızasından silmek için küçük bir büyü daha kullanmış sonra da binaya doğru yönelmişti. Binanın köşesine bıraktığı çantasını alıp içeri girdi genç cadı. Elindeki asa ile küçük patlama büyüleri iki adamın dikkatini dağıtmış ve Nora onları da bayılttıktan sonra şişelerin tutulduğu odaya doğru adımladı. Tek kişi kaldığını biliyordu genç cadı. Üst üste dizilmiş kutuların arkasında saklanırken aynasını çıkardı. Adamın ne yaptığını öğrenmeye çalışıyordu yansımasından. Adam odanın kapısından başını çıkartıp etrafa bakınırken genç cadı silahını çıkartıp içine birkaç kurşun daha doldurdu. Daha sonra onu çekip yürümeye başladı. Kapıya birkaç el sıkarken adam içeri kaçtı, genç cadı da kapıdaki deliği büyütmek için birkaç el daha sıktıktan sonra çantasında ki bayıltıcı gazı çıkarıp içeri saldı. Kendi yüzüne taktığı maske ile içeri girerken adamın çoktan bayıldığını gördü. Kapının açılması ile gaz etrafa yayılmaya başlamış odanın içindeki etkisini yavaştan kaybediyordu. Sağlam bir çantada saklanan şişelerin bulmuş kendi çantasına yerleştirirken boynuna sarılan kol ile yere yığılmıştı. Mücadeler nefes almasını daha çok engelliyordu, omuzları zemin ile buluştuğunda adamın kaslı kollarına gitti eli. Asasını düşürmüştü genç cadı ve tepinmekte bir işe yaramıyordu. Çok yakında bu gidişle havasızlıktan ölecekti, gözleri yavaş yavaş kararmaya başlasa da son bir gayret ile çantasının küçük kulubunu tuttu ve köşesinden bıçağı çıkardı. Bıçağı adamın baldırına sapladıktan sonra adamın elinden kurtuldu ve adamın yüzüne tekme yapıştırdıktan sonra adam kanlar içinde yere yığılırken genç cadı derin bir nefes çekti ciğerlerine. Çantayı alıp dışarı çıktı o sırada daha demin telle boğazladığı adam ayılmaya başlamıştı. Nora yanına gidip baldırına bir tekme daha yapıştırdı. "Dördüncü bir kişi olduğunu söylemen gerekiyordu, saymayı öğren" dedi ve oradan uzaklaştı.

Endonezya/Cakarta

Evinden çok uzaklaşmıştı artık genç cadı, Endonezya ya gidebileceğini hiç düşünmemişti. Adalardan oluşan bir ülkedeydi şimdi, ülke ülke cisimlenmiş ve kendisine verilen adreste bulmuştu artık. Masmavi bir okyanus ülkesiydi burası, yeşilliklerin kavuştuğu ve gök yüzünün deniz rengi olduğu. Genç cadının içine huzur dolduruyordu böyle yerler biraz da hüzün. "Sanırım Balian'ı ikna edip bir kaç günlüğüne buraya gelsek çok güzel olur" dedi kendi kendine. Büyücüyü masasından kaldırabilirse böyle bir tatil ikisi içinde güzel olurdu tabi ki de kışın değildi ama yazın tatil yapmak için güzel yerlerden birisi gibi duruyordu. Hem zaten mevsimler burada ters değil miydi. Onlar Kuzey Yarım Kürede kışı yazarken burası adeta Temmuz sıcağı ile kavruluyordu. Bunu aklının bir köşesine yazdı genç cadı gülümseyerek. Pek görülecek bir yeri yok gibiydi ülkenin ama yeşilliği ve maviliği içinde bulundurması en güzel huzur verici tatil olurdu. Hem bir birlerine zaman ayırsalar kötü mü olurdu.

Kafasına silah dayadığı adamı duvara yasladı genç cadı.  Asasını bu Mugglar üzerinde kullanamayacağını biliyordu o yüzden küçük tabancasını yanında taşıyordu her zaman. "Bana yerini söyle" dedi genç cadı. Adam aptala yatıp neyin olduğunu soruyordu. "Ne olduğunu biliyorsun, mavi sıvı, iki şişe onlar nerede" dedi. Adam bilmiyorum demekte ısrar edince yere bir el sıktı genç kadın. Adamın biraz korkaklığı şansını yaver götürmeye yetecek gibiydi ama adam bilmiyorum demekte ısrar ediyordu. "Bak burada olduğunu biliyorum, adamlarının çoğu ilerde baygın yatıyor ve şimdi bana onların yerini söylersin yada birkaç saniye içinde kafanı patlatırım, söyle" dedi genç cadı sesini yükseltip. Adam ilerde ki tahta sandıkların içinde olduğunu söyledi. "Hangi sandıklar, burada düzünelerce sandık var, hangisi" dedi. Adam mavi etiketli olduğunu söyledikten sonra Nora adamın kafasına tabanca ile vurdu. Adamın yere yığılışını gördükten sonra mavi etiketli sandığın bulunduğu yere gitti. Sandığın kapağını kaldırdığında talaşların içinde ki iki küçük şişeyi gördü. "Annenize gelin bebeklerim" diye gülümsedi.

Çevrimdışı Nora Gray

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 42
  • 211 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nora Gray
  • Güç Puanı: 25
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Nora
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 13
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Hayat devam ediyor
« Yanıtla #2 : 15 Nisan, 2023 12:53:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Almanya/Berlin

Soğuk kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Oysa ki Endonezya da hava sıcakken tekrardan Kuzey yarım küreye gelmek ve soğuk havayı tekrardan içine çekmek. Şu bir kaç günlük Endonezya da tatil fikri iyice kafasına yatmaya başladı genç cadının. Hem şu olaylar bittikten sonra biraz olsun rahatlayacaklardı hemde Adras yakalanıp Azkabanı boylaması ile sevdiği adam büyük bir yükten kurtulacaktı. Ceketinin düğmelerini ilikleyen genç cadı soğuktan korunmak için onu iyice bedenine sardı. Yayalara yanan yeşil ışıkla beraber bir avuç insan topluluğu ile karşıya geçti genç cadı. Gideceği koordinatlar buradan fazla uzak değildi ve şehrin merkezinden geçmesi gerekiyordu. Yakınlara bir yere cisimlenmek istemedi neyle karşılaşacağını bilmiyordu çünkü. Yolun ortasına dikilen saatin tik takları arabaların seslerine karışırken etrafı çınlatan sesi duyuldu bu sefer. Öğle vakti çoktan gelmiş ve saat on iki olmuştu. Bir kaç çan sesi etrafta yankılanırken insanlar bu olay sanki sıradanmış gibi hiç tepki vermiyorlardı. "Burada yaşasan gerçekten İngilterenin saat kulelerini özler insan"dedi genç cadı. Ayakların ezdiği karlar etrafı ıslatırken genç cadı arabaların arasından geçip başka bir sokağa saptı. Sanki iki farklı ülke gibiydi bu sokaklar. İlerde büyük apartman dairelerinde oturan insanlar vardı ve arabalarıyla etrafı tozu dumana katan burada ise deme çatma evlerde yaşamaya çalışan insanlar. Anneler çocuklarının üşümemesi için onları buldukları eski battaniyelere sarmışlardı ve karınlarını doyurabilmek için kuru ekmekler ile besliyorlardı. Ona yabancı gözle bakanları görebiliyordu genç cadı. Bu gibi görevler ona çok şey katıyordu, her ülkenin yoksulluk durumu başkaydı ve gelişmiş gibi gözüken ülkelerin bile kenar köşelerinde böyle manzaralar ile karşılaşıyordu. İngiltere de yok muydu, elbette vardı. Kendisi varlıklı bir ailede doğmuş ve büyümüştü ama cadı bunu hiç bir zaman istememişti. Çoğu zamanlar o da normal bir ailede doğmak istemişti en azından annesi de babası da yanında olurdu. Elbette şimdiki konumuna gelemezdi belki bir cadı da olamazdı sıradan bir Muggle olurdu ama en azından mutlu olurdu.

Elinde ki kerpeten ile tel parmaklıkların bir kaçını kesti genç cadı. Nereye geldiğini bilmiyordu ama eski bir okula benziyordu. Kendisine geçecek kadar yer açtığı anda içeri girdi. Okul çok eski duruyordu ve şimdi de terk edilmiş. "Küçük zımbırtıları saklamak için mükemmel bir yer"dedi genç cadı. Ne bir opera binası, ne bir depo nede bir iş yeriydi burası. Kim derdi ki eski bir okulun için şişelerin saklanacağını. Okulun kapısını zorlanmadan açan genç cadı içeriye doğru adımladı. Karanlık koridorlarda sadece kırık camlardan sızan güneş ışıkları aydınlatıyordu. Cebinde ki asasını hazırda tutan genç cadı yavaş ve temkinli adımlar ile yürümeye başladı. Etrafta hiç kimsenin olmayışı dikkatini çekiyordu. Koridorun sağına döndüğünde kapıdan içeri girdi. Küçük bir sınıfla karşılaştı tam ortada duran bir film makinesi. Genç cadı çantasını sıraların üzerine bırakıp sınıfın içine doğru ilerledi. Film makinesi açıktı sadece oynamıyordu o kadar. Tahtanın tam ortasında animasyon olarak küçük bir kız çocuğu oturmuş ağlıyordu. Genç cadı film makinesine dokunduğu anda film oynamaya başladı ve çocuk ağlayıp garip sesler çıkarmaya. Cadı film makinesini tutup tahtaya baktı. Filmi geri sardığında sözler daha anlamlı olmuştu artık. Kendinizi sakının diyordu.

Bu ne demek oluyordu, burada kimler vardı ve neden böyle bir mesaj bırakmışlardı. Genç cadı karanlık koridorlarda yürümeye devam ederken yatakhanenin bulunduğu tarafa geldi. Küçük kız çocukları için yataklar sıralanmıştı karşılıklı ve yan yana. Genç kadın aralarından geçip ilerledi daha sonra da etrafa göz attı. Buradan ilerisi yok muydu yani bir şeyler olması gerekiyordu. Bakışlarını etrafta gezdirirken dolabı fark etti. Etraf toz içindeydi ve dolap açılır bir kapı olduğu çek belliydi çünkü açılıp kapanırken tozlar yer değiştirmiş yol şeklinde köşede birikmişti. Genç cadı dolaba gidip anahtarı aramaya başladı fakat küçük bir ittirme ile dolap kendiliğinden açıldı. Karanlık merdivenler ve örümcek ağları ile dolu bir geçit. Derin bir nefes çekti cadı ciğerlerine "Bundan nefret ediyorum"diye fısıldadı sonra dudaklarından Lumos sözcüğü ile birlikte küçük bir ışık hüzmesi parıldadı asasında. Yavaş yavaş merdivenlerden inerken bir zindana geldiğini fark etti. Böyle bir okulun içinde zindanın anlamı neydi. Etrafta dolaşırken silah sesleri duydu genç cadı ve bir köşeye saklandı. Kendisini fark edenler şimdi toplanmaya başlamıştı işte. Silah sesleri ona doğru savrulan sersemletme büyülerine karışırken genç cadı asası ile de kendini savunmaya çalıştı. Köşeye sıkışmak buna deniyordu işte. Bir kaç adamı kısa süre içinde bayılttığın da yerinden çıktı genç cadı. Birkaç adım atmıştı ki kolunda ki acıyı hissetti. Arkasına döndüğünde kendisine doğru tutulmuş silahı gördü. Omzunu sıyırmıştı mermi ve şimdi silahlı bir adam ona doğru geliyordu. Çantasını ve asasını yavaşça yere koyup ellerini kaldırdı adam onun ellerini arkasına doğru bağlarken genç cadı adamın baldırına ilk önce bir tekme vurdu daha sonra bileğini büküp silahını yere düşürdü. Adamın yüzüne dizini indirdikten sonra adam yere düşmüştü. Genç cadı koluna baktı, kırmızı sıvı ceketinden yayılmaya başlamıştı. Küçük bir büyü ile birkaç bandaj belirdi eline ve onla iyice sıktı yarayı. Berlinden sonra ki durağı Paris olacaktı ama şu işi bitirdikten sonra yarası ile ilgilense iyi olacaktı. Odanın kapısını açıp tam karşısında duran küçük kutuya baktı. Şişeler içinde duruyordu, onları eline alıp çantasına yerleştirdi.

Fransa/Paris

"Şu Fransızlar ne kadar çok meraklılar böyle işlere" dedi genç cadı yanında ki adama. Fransa da bu görev için ikinci defa gelmişti. "Bayan Gray, tam olarak ne arıyorsunuz?" dedi adam. NORA adama bakıp gülümsedi "Avuçlarımın arasına alınca görürsün" dedi. Fransa da yaşayan bir arkadaşıydı yanında ki adam. Berlinde ki küçük kazadan sonra Parise dönmüş ve tanıdığı bir doktora görünmek için adamın yanına gitmişti. Adam da eski dostunu bu halde görünce huzursuzlanmış fakat genç cadının tehlikeli mesleğinin olduğunu bildiğinden bir şey dememişti. Kadının İngilterede özel bir polis olarak biliyordu bu yüzden ona yardım etmeye karar vermişti. "Şu kuyumcu şimdi nerede tatlım" dedi. Kordinatların gösterdiği yer bir kuyumcuydu, şişelerin kuyumcuda saklanması ilginç bir olaydı. Genç adam ile kısa bir yürüyüşten sonra kuyumcunun önünde durdular. "İstersen sen burada kalabilirsin ben yakında dönerim" dedi. Adam başını olumsuz bir şekilde salladıktan sonra beraber içeri girdiler. Kuyumcu diğer müşteriler ile ilgilenirken genç cadı sanki takılara bakıyormuş gibi etrafı inceliyordu. Oldukça lüks döşenmiş kuyumcu da etrafı aydınlatmak için büyük taşlı bir avize tavandan sarkıyordu. Çoğunlukla bordo ve ona uygun olarak krem rengi kullanılmıştı etrafta. Kuyumcu adam genç cadıya baktığında kadın gülümseyip yanında ki adamın kolundan tuttu. "Nişanlım ile bir şeyler bakıyoruz" dedi. Yanında ki adam afallamış şekilde ne olduğuna anlam verememişti, kuyumcu adam ise müşterilerine dönmüştü. Kumral cadı adamın kolunu bırakıp etrafa yapılan büyü olup olmamasına bakıyordu. Kuyumcunun biraz şüphelendiğini görebiliyordu daha sonra genç cadı adamın ceketinin cebinden sarkan asayı fark etti. Yanında ki adama dönüp "Sen biraz hava alsan çok iyi olacak" dedi. Adam bir şey anlamamıştı ama yine de bu uyarıyı dikkatte alıp dışarı çıktı. O sırada kuyumcu da ki müşteriler de çıkıyordu. Genç cadıya yaklaşan adam hangisini beğendiğini sordu. "Aslında benim istediğim özel bir şey, tam olarak burada bulamadım" dedi adam eğilip tezgahın arkasından birkaç mücevher daha çıkardı. O sırada cadı eli ile asasını kavramıştı. "Ah hayır bunlar gibi değil, iki tane aslında küçük, mavi renkli" diye gülümsedi. Adam asasına gitmişti ki eli genç cadı asasını adama doğru tutuyordu. "Onları istiyorum" dedi. Adam asasını yavaş yavaş indirirken genç cadı "Hemen" dedi. Küçük bir kasanın içinden iki küçük şişeyi çıkardı kuyumcu adam ve cadıya uzattı. Nora şişeleri eline alırken adama doğru baktı. "Sanırım biraz uyusan iyi olacak"dedi ve sersemletme büyüsü döküldü dudaklarından. Kuyumcu yere yığılırken genç cadı dışarıya çıktı. "Bu fazlasıyla kolay oldu" dedi yanında ki adama.

Çevrimdışı Nora Gray

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 42
  • 211 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nora Gray
  • Güç Puanı: 25
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Nora
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 13
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Hayat devam ediyor
« Yanıtla #3 : 15 Nisan, 2023 17:16:09 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Japonya/Tokyo

Kısa sürelik bir aradan sonra şişe görevine tekrardan dönmüştü genç cadı. Fakat o kısa sürede çok şey gelişmişti özellikle anlam veremeyip yapboz parçalarını birleştirmek zorunda kaldığı. Şubatın daha ilk günüydü küçük bir cadı onlara arkadaşının kızı olduğunu söylemişti ve üstelik gelecekten geldiğini. Onu kadının birinin lanetlediğini söylemişti fakat bu lanet değil kurtarıştı. Genç cadıyı birisi kurtarmıştı ama bundan haberi dahi yoktu. Bu olayın nereye gittiğini henüz bilmiyordu tek şey Roselina isimli görücü cadının arkadaşı için bir şeyler anlattığı fakat onların zaten yaşanmış olduğuydu. Bu durumda zaten burnuna pis kokuların geleceğini biliyordu tek tek gelmişti de bütün bunların hepsi. Şimdi sular durulmuş tekrardan dalgaların kıyıya vuruş zamanını bekliyordu sadece. Bunun da kısa süreceğini biliyordu yani bu sessizliğin bu sessizlik içinde şu geri kalan diğer şişeleri bulması gerekiyordu.

Tokyo da ona verilen koordinatlar bir bardı, belki de burada bulunan yada çalışan bir adama aitti. Genç cadı üzerine güzel bir elbise giyip biraz da süslendikten sonra bara girmişti. Büyük şirketler bu şişeler için milyar dolarlık yatırırlarken bu şişelerin burada sıradan birinde olmayacağını biliyordu. İçeri girip etrafı süzdüğün sıradan bir bar olmadığını anladı. Büyük bir binaydı burası içerisi de kumarhaneden farksızdı ve ilk kısmı bar görünümdeyken ilerleyince kumarhane olduğu belli oluyordu. Bakışlarını etrafta taradıktan sonra yavaş yavaş ilerledi genç cadı ve içecek bir şeyler almaya gitti. Bakışlarını barmene çevirip kırmızı şarap istedi. Adam kısa süre sonra şarabını cadıya uzattı. Cadı gözlerini etrafta çevirirken ona doğru gelen neredeyse kırk yaşlarına gelmiş adamı gördü. Adam yanına yaklaşıp barmenden ilk önce bir viski istedi daha sonra genç kadına ismini sormuştu. Nora bakışlarını adama çevirdi. "Ah, kusura bakmayın başkasını bekliyorum" dedi. Adam içkisini yudumlayıp genç cadıya kimi beklediğini sorunca cadı ona patronu beklediğini söyledi. Adam kahkaha atıp ne yapacağını sormuştu ardından. "Ona verecek sanırım bir şeyim var" dedi. Bu cevap yanında ki adamı daha çok kendine çekmişti. "Ah tatlım ben küçük oynamam"dedi genç cadı. Adamın bu cevap hoşuna gitmişti ki yüzünde ki sırıtışı gördü genç cadı. İlk defa patronu beklediğini söylediğinde adamın kendini açık edeceğini biliyordu ve cevaplarının onun gururunu okşayıp iştahını kabartacağını. Adam viskisini bitirdikten sonra kadına iyice yaklaşıp sonra onun beline dolamıştı elini çok geçmeden de dudaklarından öpmüştü. Genç cadı kendini geri çekerken adama baktı. "Demek patronu görmek istiyorsun karşındayım güzelim" dedi. Nora kaşlarını kaldırıp "Öyle mi?" diye cilveli bir bakış attı. Adam cadının dudaklarına tekrardan yapışınca genç cadı adamı gömleğinin yakalarından tutup kendine çekti. Asıl amacı adamın üzerini yoklamaktı ama birkaç saniye daha bu şekilde kalırsa kusabilirdi. Adamın üstünde herhangi bir şey yoktu ne bir şişe nede bir anahtar fakat tek bulduğun bir asaydı. Adamı kendinden ayırdıktan sonra "Sanırım burada yeteri kadar eğlenemeyiz" dedi adam da zaten bunu bekliyordu  ki cadıya göz işareti ile odama geçelim dedi. Cadı yüzüne sahte gülümsemesini koyarken adamı takip etti. Lanet olsun ne içti bu herif gerçekten de çok berbat diye söyleniyordu.  Adam odasına doğru ilerlerken genç cadı ondan kısa bir izin istemişti lavaboyu kullanmak için fakat adam gitmemesi için ısrar etmişti. Nora yine de gitmek istemişti. Adamın inatçı oluşu ona sıkıntılar doğuracaktı. Adam kilitli kapıyı açarken Nora arkasında rujunu tazeliyor gibi özel rujunu sürdü. Kısa süre içinde içeri adımlarken içerisinin gayet lüks bir şekilde döşendiğini gördü. Bir kaç saniye sonra da adamın kolları beline dolanmış yüzü boynuna gömülmüştü. Genç cadı bu olaydan bir an önce kurtulması gerekiyordu. Tokyo da olan Tokyo da kalır dedi kendi kendine bunu rapor olarak sunamazdı elbette. Kısa süre sonra adamın kemerinde ki parıldayan iğnemsi şeyi gördü. İşte anahtar oradaydı. Adama doğru döndüğünde adam onu kavrayıp yatağa götürdü. Genç cadı adamı kendisine doğru çekip sıkıca öptü. Rujun etkisini adama bulaştırmaya çalışıyordu ki çok geçmeden adamın ağırlığı üzerine çöktü. Nora adamı üzerinden atıp kemerinde ki iğnemsi şeyi çıkardı. Kafası aynı bir çelengi anımsatıyordu. Genç cadı bakışlarını etrafta gezdirdi zaten açıkta duran kasayı görmemesi imkansızdı. Kasaya yaklaşıp anahtarı yerine soktu. Kasa açılınca küçük şişeleri eline aldı.


Japonya/Osaka

Üzerinde ki sabahlığı çıkarıp yerine kıyafetlerini giymeye başlamıştı genç cadı. Dört şişenin de burada olması onun için şans olmuştu açıkçası. İkisini almış şimdi diğer ikisini bulması gerekiyordu.  Adamı bayıltmayıp onun yerine konuşturması gerekiyordu çünkü diğer koordinatları bir tek o biliyordu bu da demek oluyordu ki onunla pazarlık etmeliydi. Adam ondan ne isteyeceğini bilmiyordu aslında sadece işin kısa sürmesini istiyordu genç cadı ve dün ki olay gibi bir şey de yaşamamak. Çünkü dudaklarında hala o adamın iğrenç tadı vardı. Genç cadı banyoya gidip aynaya baktı saçını düzeltip kendine son bir bakış attıktan sonra otelden çıktı. Gittiği yer küçük eski antika şeyler satan bir dükkandı. Burada böyle şişeleri bulacağını hiç düşünmemişti. Dükkanın kapısını açtığında rüzgar çanları çalmaya başlamıştı. İçeri giren genç cadı yavaş adımlar ile ilerledi. Kısa süre sonra karşısına yaşlı bir kadın çıkmıştı. "Ah merhaba bayan ben şey yanlış geldim sanırım" dedi. Kadın yüzüne bir gülümseme koyup "Sen şu alıcılardan olmalısın" dedi. Nora yüzünde ki gülümsemeyi saklamayıp "Evet, bana burada bir adam olduğunu söylemişlerdi ama" dedi. Kadın yüzünde ki gülümsemeyi soldurup "Kocamdan bahsetmişlerdir tatlım bir kaç gün önce onu kaybettim" dedi. Nora içinde ne şans ama dedi. Kumral cadı kadına doğru yaklaşıp kolunu tezgahın üzerine koydu. "Başkaları ne teklif etti, sanırım iki katını teklif etmek sıkıntı olmaz " dedi. Kadın cadıyı süzerken bakışlarını arkada duran küçük çantaya götürdü ve çantayı alıp cadıya uzattı. "Yeter ki götür bunları bunlar yüzünden kocam öldü, bana değerli olduklarını ve İngiltereden biri gelirse onlara vermem gerektiğini söyledi" dedi. Kadının bulanmış gözlerini görebiliyordu. Peki ya diğer yer orası da o adam ile beraber mezara mı gitmişti. Kadın sanki aklına bir şey gelmiş gibi yanında duran not defterinden bir parça yırttı ve kalem ile üzerine sayılar yazmaya başladı. Bunlar sayı değildi koordinattı. "Kocamın dudaklarından dökülen son şeyler bunlardı anlamını bilmiyorum ama..." dedi ve kağıdı cadıya uzattı. Nora gülümseyip teşekkür etti.

Çevrimdışı Nora Gray

  • Bakanlık Çalışanı
  • 8. Seviye
  • İleti: 42
  • 211 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Nora Gray
  • Güç Puanı: 25
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Nora
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: Merlin Tılsım Kulübü
  • Biçim Değiştirme Gücü: 8
  • Lanet Gücü: 13
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ynt: Hayat devam ediyor
« Yanıtla #4 : 16 Nisan, 2023 00:37:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kore/Seul

Genç cadı Japonyadan sonra ki durağı olan Koreye cisimlenmişti. Son durağıydı burası daha sonra İngiltereye dönecek ve orada ki şişeyi bulacaktı. Yaşlı kadının ona verdiği koordinatları Hotel odasında çözmüştü ve oklar Koreyi göstermişti. Caddelerde yürürken etrafta büyük büyük Korece yazılar ve dev ekran gibi pankartları görebiliyordu. Sokaklarda dükkanların önlerinde tabelalar da eksik değildi. İnsanlar ise yolda koşuşturuyorlar bazıları dükkanların önüne hücum ederken kimisi de sadece gideceği yere yetişmeye çalışıyordu. Genç cadı verildiği koordinatlara tekrardan göz attı. Diğer gitti ülkelerin hepsinin üzeri çizilmişti İngiltere hariç. Elinde ki koordinat listesinin bir ucuna yapıştırmıştı yaşlı kadının verdiği kodları. Adımlarını hızlandırdığında büyük açıklık bir alana geldi ve ilerde büyük bir depo vardı. Büyük kamyonlar nakil için hazırda bekliyordu ve adamların elinde ki şeylerde süt şişeleriydi. "Ne yani süt fabrikası mı" diye fısıldadı genç cadı. Tam önünde ki manzara bunu gösteriyordu. Oraya nasıl girecek yada o süt şişelerinin arasında nasıl arayacaktı o küçük şişeleri bilmiyordu ama burada saklanmış olması yine farklı bir olaydı.

Genç cadı gözlüğünü düzeltip yanında ki adama baktı. Adam ona kontrole geleceklerini bildirmediklerini söylüyordu. "Eğer söyleseydik sürpriz baskın olmazdı öyle değil mi" dedi genç cadı daha sonra üzerinde ki beyaz önlüğü düzeltip ilk kamyonun kasasına girdi. Çantasından çıkardığı tarayıcı ile kasaları açmadan şişelerden alacağı sinyali arıyordu. Aslında Acio büyüsü de işe yarardı ama bazı tehlikeleri vardı ve bunu göze alamazdı. Uzun süren aramadan sonra genç cadı aşağı inip adamın yanına gitti. "Burada yirmi kamyon yazıyor ama ben on dokuz kamyon aradım sonuncusu nerede"dedi. Adam bilmiyorum der gibi omuz kısmıştı ne yani buranın sorumlusu oydu ve bir kamyonun nerede olduğunu bilmiyor muydu. Genç cadı kayıp kamyondan pis kokular alıyordu, kesinlikle o şişeler onun içinde olması gerekiyordu. Cadı depoya doğru ilerlerken etrafına da bakınmadan edemedi, ya kamyon burada bir yerde saklıyorlardı yada gerçekten yoktu, elinden kaçırmıştı. Son fikri aklından kovdu, Balian'a Kore de ki şişeleri bulamadığını söylemek istemiyordu. O sırada hurdaya dönen bir kamyon getiriyorlardı genç cadı kamyona göz attığında kayıp süt kamyonu olduğunu gördü. Kamyona ateş açılmıştı ve hurdaya dönmüştü. Daha demin ki adam yanına gelip sanırım burada deyip gitti. Cadı şimdi ne yapacaktı şişeleri ele geçirememişti ve önünde duran sadece bir hiçti.

İngiltere/Londra

Genç cadı canı sıkkın bir şekilde camdan dışarısını izliyordu. Kore de ki başarısızlığı canını sıkmıştı ve şimdi sadece elinde alması gereken bir başka iki şişe vardı. Önünde duran çayından bir yudum aldıktan sonra üzerini değiştirmek için ayağı kalktı. Bunla ilgili bir mektup yazmalıydı belki de büyücüye yada diğer şişeleri aldıktan sonra bildirmeliydi bu başarısızlığını. Gardolabından aldığı giysileri giyerken hala şişenin gidebileceği yeri düşünüyordu. Bir başka ülkeye gitmiş bile olabilirdi, demek ondan başkaları da şişeleri arıyordu gerçi hepsinin bu kadar dağılmış olması şaşılacak bir durum değildi hem ellerinden alınan şişelerin sahipleri olan adamlar bu kalan sayılı şişelerin peşine düşecekleri kesindi.

İngiltere/Manchester

Genç cadı İngilterenin yağmurlu sokaklarında geziniyordu. En azından kendi ülkesindeydi ama başka bir şehirde. Yine de bu canının sıkılmasına engel olamıyordu. Yağmur gri renkli şemsiyesine vurdukça ses çıkarıyor aynı zamanda topuklu ayakkabılarının sesleri de buna eşlik ediyordu. Cadı gideceği yerin koordinatlarına baktığında eski bir fabrika olduğunu gördü. Şimdi tam karşısında duruyordu o fabrikanın. Asasını çıkartıp yavaş adımlar ile içeriye girdi. Ne gibi sürprizlerle karşılaşacağını bilmiyordu ve son adresi olan bu yerden bir an önce alacağını alıp gitmek istiyordu. Etrafta biraz gezindikten sonra kimseyi göremedi genç cadı büyük fabrikanın içine cisimlendi aniden. Fabrika soğuk ve rutubet kokuluydu. Uzun zamandır kullanılmadığı belliydi ve kullanıldığında da hiç iç açıcı bir şey için olmadığı belliydi. Cadı etrafa bakarken sanki bir konserve fabrikasında gibiydi belkide öyle bir şeydi. Temkinli adımlarla yürürken az ilerde adam silueti gördü. Yavaş yavaş oraya doğru ilerledi adamın birisinin gölgesi tam karşısında ki duvara vuruyordu. Genç cadı duvarlara sinerek yürürken adamın sesinin daha net şekilde duymaya başladı. Tek başına değildi anlaşılan . Bir süre adamların konuşmasını dinledi mavi sıvılardan bahsediyorlardı demek ki doğru adresteydi. Daha sonra diğer adamın oda dan çıktığını gördü. Genç cadı kendini belli etmemek için duvara iyice sindi. Adam karanlığın içinde kaybolurken genç cadı olduğu yerden çıkıp yavaş yavaş yürüdü ve arkada kalan adama baktı. Eline asasını almıştı ki arkasından duyduğu büyü ile kendisini yere attı. "Sersemlet" diye bağırdı genç cadı daha demin giden adam tekrardan geri gelmiş ve onu görmüştü. Bu süre içinde diğer adam da olduğu yerden çıkmış ve cadıya çevirmişti asasını. Cadı köşeye sıkıştığı belliydi ama genç kadının daha oyuncakları bitmemişti. Elinde ki küçük küreyi yere bırakınca küre dönmeye başlamış ve etrafa sis oluşturmuştu genç cadı bunu fırsat bilip cisimlenmişti. Küçük kere de küçük zararsız sisten sonra bu sefer uyku sisini salmaya başlamış ve iki adam da yere yığılmıştı. Nora gaz maskesi ile geri geldikten sonra adamın odasına girdi. Şişeyi aramaya başladı ki küçük bir kasanın yerini buldu. Masanın hemen alt çekmecesinde gizli bir göz vardı aynı cadının evdeki dolabında ki gibi bir gözdü bu. Cadı gizli gözü ortaya çıkarıp küçük kasayı aldı ve içini açtı. "Dört tane mi?" dedi. Demek ki Kore de ki şişeleri çalanlar da bunlardı. İşi yaver gidiyordu en azından. Şişeleri çantasına yerleştirdikten sonra arkasını döndü ki kadının birisi göğsünün tam ortasına bir tekme savurmuştu ve cadı koltuğa düşmüştü. "Bizde sizi bekliyorduk Bayan" dedi. En azından kimliği belli olmamıştı. "Diğer ülkelerden haberleriniz elbette geldi, şişeleri toplayan bir kadın. Şimdi geri ver bana onları" cadı başı ile hayır dedikten sonra karşısında ki kadına doğru bir atak yaptı. Kadının boşluğuna attığı yumruk ile kendini savuna bilmiş fakat kadından kürek kemiğine dirsek yemişti. Kadın onu savururken genç cadı ilk önce kadının karnına dirsekle vurmuş kadın yalpalayınca ona tekme savurmuştu. Sonuç olarak kadın arkasında ki camdan dışarı doğru düşmüştü. Nora çantayı eline alıp cama doğru yürüdü. Kadının yerde öylece yatıyordu, ardından genç cadı Londraya dönmek için cisimlendi artık bu işi buraya kadardı.
« Son Düzenleme: 16 Nisan, 2023 00:44:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Nora Gray »