Genç cadı mermer merdivenleri çıkarken topuklu ayakkabılarının sesleri koridorda yankılanıyordu. Kırmızı ayakkabıları üzerinde ki beyaz renkli ve kırmızı puantiyeleri olan ayakkabısı ile oldukça uyumluydu. Uzaktan görüldüğünde önemli bir buluşmaya, partiye gidilmiş gibi gözüküyordu ama cadının tek gittiği yer bakanlıktan aldığı görev için gittiği randevuydu. Bakanlıktan aldığı görevlerin bazıları sıradan oluyor bazıları da gerçekten onu zorluyordur. En azından hiç kimsenin onu isteği dışında yatağa atamazdı. En azından küçük oyuncakları ile bunu engelliyor ve işler o safhaya gelmeden istediğini alıyordu. Sonuçta uzun bir eğitim geçirmişti hayatında ve bazı şeylerin ne olduğunu en başta öğrenmişti. Bazen de keşke orduda kalsaydım diyordu elbette ama İngilterenin de acı dolu anıları olduğu gibi güzel anıları da vardı onun için. Kapıyı açıp üzerindeki lastiği kontrol etti. Orada duruyordu, içeri girdikten sonra sol tarafta bulunan oda parfümünün düğmesine bastı. Etrafa yayılan lotus çiçeği kokusu tüm odayı doldururken genç cadı derin bir nefes çekti içine. Tabi ki de bu yapay kokular hoştu ve etrafı güzelleştiriyordu ama onun asıl sevdiği koku sadece birkaç adım ötesinde ki tuvalet aynasının üzerinde kırılmaz cam bir fanusun içinde duran kırmızı taze güldü. Genç cadı ona baktıktan sonra gülümsedi, yıl başı şurada geçeli sadece birkaç gün olmuştu o kadar ama sevdiği adamın dediğine göre bu gül onların aşkları ile hep taze kalacaktı. Genç cadı gülümsedikten sonra saçında ki küçük tüllü şapkayı çıkarttı ve sandalyenin üzerine koydu. Bu gün ki işinden dolayı yarın büroya gitmesi gerekmiyordu. Gerçi istese gitmezdi elbette ama yine de genç cadının evde durmak ve bakanlıktan gelecek emirleri beklemek değildi tarzı. Üzerinde ki elbiseyi çıkarıp kendisini sıcak suyun kollarına atmak istiyordu. Elbisenin fermuarını açmaya yeltendiğinde camının tıkladığını fark etti. Çok geçmeden bakanlıktan gönderilen baykuş tam karşısında duruyordu. Camı açıp baykuşu içeri aldı ve baykuşun ayağında ki mektubu eline aldı. Mektubun ondan görebiliyordu üzerinde de Balin'ın mührü vardı.
Bayan Gray,
Eski Konsey üyesi Adras d'Ibelin çiftliğini terk ederek kaçtıktan sonra, arkasında bıraktığı tüm düşünseli sıvılarını içeren şişeler ortadan kayboldu. Bulunması için görevlendirdiğim kişiler görevlerini bitirdiğinde yargılanması konusunda önemli yol gösterici olacaklar. Bu şişelerin izini sürebilecek ve onları bulabilecek kadar deneyimli olduğunuza güvenerek, sizin bu görev için en iyi seçenek olduğunuzu düşünüyorum.Şişelerin güvenli şekilde saklanması için Esrar Dairesinden görevlilerle birlikte çalışmanızı tavsiye etmek isterim.
Aniden Beliren not= Seni seviyorum.Balian d'Ibelin
İkinci notu gördüğünde yüzünde gülümsemeyi saklayamadı genç cadı. Derin bir iç çektikten sonra yeni gelecek görev için bakanlığa gidip şişeler hakkında daha fazla bilgi edinmesi gerektiğini biliyordu.
«Beş gün sonra - İtalya/Milano Saat: 08:30Aşıklar şehrimi denmeli yoksa aşıklar ülkesi mi. Genç cadıya ikisini de kapsıyordu. Gerçi bir çok ülkeye verilmişti bu isimler Fransa, Rusya ve İtalya şimdi de onlardan birindeydi genç cadı. Arnavut kaldırımların bulunduğu meydanda yürüyordu şuan için ve çok geçmeden de gitmesi gereken bir yer vardı. Bir kaç gündür bu olayı ayarlamak için uğraşıyordu. Milano da küçük bir Hotel de kalmıştı bir kaç gündür ve şişenin bulunduğu büyük şirkete sızabilmişti aslında tam sızma değildi. Büyük bir ticari şirketti ve genç cadı oraya sekreter olarak işe girmişti. İş yerinin patronu İngiliz bayanlara özel ilgisi olduğundan ve genç cadının İngiliz aksanı sayesin kolayca alınmıştı iş yerine. Büyük binanın önünde durdu kısa süreliğine daha sonra adımlarını hızlandırıp içeri girdi. Kendi masasına geçerken elinde ki çantasını bıraktı. Çok geçmeden içeri kumral, ela gözleri olan uzun boylu patron girdi.
"İyi günler Bay Agostino, kahveniz her zaman ki gibi mi olsun" dedi. Kırk yaşlarının başında olan adam başını evet anlamında salladıktan sonra
"Bu gün büyük bir toplantım var, buraya birkaç adam gelecek başka içeri kimseyi alma lütfen" genç cadı tamam dercesine başını salladı ve kahveyi getirmek için gitti. Ne toplantısı olduğunu masanın altına yerleştirdiği küçük bir böcek sayesinde öğrenmişti genç cadı. O şişeden bahsetmişlerdi , mavi renkli gökyüzü demişlerdi ismine ve gök yüzü gözlere sahip adamın demişlerdi. Adrastan bahsettiklerini anlıyordu Nora tabi ki de, şişe yine el değiştirecekti ve değiştirmeden Nora onu alması gerektiğini biliyordu. Elinde ki kahveyi patrona çok geçmeden götürdü, bardağı bırakırken masanın üzerinde duran notlara göz atmak için biraz ağırdan aldı. Adamın dikkatini dağıtmak için adama daha çok sokuluyor adamın da bu olay hoşuna gidiyor ve cadıya ilgi gösteriyordu. Nora bacağında hissettiği el ile irkilirken şişenin nereye gideceğini öğrenmişti başka bir şehre gidiyordu. Bu binadan çıkmadan onu alması gerekiyordu.
"Bay Agostino toplantınız beş dakika sonra başlamak üzere" dedi ve adamın yakalarına gitti elleri. Onları düzeltir gibi yaptı ve adama daha çok sokuldu.
"Umarım toplantınız iyi geçer ve toplantıdan sonra bunu kutlayabiliriz" dedi. Adam yüzünde ki memnun ifade ile başını onaylarken oturduğu yerden kalkmıştı. Nora adamdan uzaklaşıp yüzüne küçük bir gülümseme koydu, kapıdan çıkarken tabi beni bulabilirsen dedi. Şişenin şuanda tutulduğu yerin anahtarı artık ondaydı. Adama sokulduğunda kemerinde ki küçük çantaya benzer şeyde anahtarı tuttuğunu çok önceden biliyordu şimdi de anahtar avuçları arasındaydı. Hızlı adımlar ile giriş kata indikten sonra şişenin bulunduğu odaya sadece bir koridor kalmıştı ki önünde korumanın biri olduğunu gördü. Ne yani bir koruma mı diye geçirdi içinden, sorun değildi bu işine gelirdi. Arkasında ki yangın düğmesine bastığında bütün binanın alarm sistemi devreye girdi. Kapıda ki görevli ne olduğunu anlamadan etrafı kolaçan etmek için yerinden ayrılmıştı ki Nora hızlı adımlar ile odaya yaklaştı ve kapıyı anahtar ile açtı. İçeri girdiğin cam bir fanusun içinde iki tane şişe duruyordu.
"Ah Mugglelar ellerinde neyi tuttuklarından haberleri bile yok" dedi. Etrafa göz attıktan sonra şişeyi koruyan herhangi bir şey olup olmadığını araştırdı. Cam fanusu kaldırdığında alarmın çalacağını biliyordu onu tetikleyen bir çip vardı. Üzerinde ki gömleğin düğmelerini açtı ve südyenine ulaştı. Südyeninin telini çıkarıp onu kıvırdı. Cam fanusu dikkatlice tam yerinden kaldırmadan oynattı daha sonra teli içine sokup çipe basınç yaptı. İki şişeyi alırken bu sefer fanusu tekrardan geri kapattı. Artık iki şişe ellerinin arasındaydı.
« Bir gün sonra - Avustralya/Sydney Saat: 21:15Işıl ışıl parlayan bu şehirde gezmek gerçekten de güzeldi genç cadı için. Dünkü başarıyla sonuçlanan görevinin tadını şimdi Avustralya da çıkarıyordu. Bu görev sayesinde bütün dünyayı dolaşacağım dedi kendi kendine. Gemilerin siren seslerini duyabiliyordu ve denizin tuzlu kokusu gemilerin çıkardığı kükürt kokusuna karışıyordu. Şimdilik sadece liman ve sanayi şehriydi ama ilerde bir gün buranında güzel bir şehir olacağına inanıyordu. Tam karşısında duran Opera binasındaydı şimdi ki görevi. Adımlarını hızlandırdı genç cadı, üzerinde ki kırmızı renkli elbise bu bina için oldukça uygundu. İçeri girdiğinde herkes yerini almıştı ve opera birazdan başlayacaktı. Çok geçmeden de beklediği olmuş ve bütün gözler sahnede ki kadına çevrilmişti. Genç cadı yanında ki adamdan geçmek için izin isteyip yavaş hareketler ile kalkmıştı. Herkes büyülenmiş gözler ile sanatçı kadına bakarken genç cadı koridora çıkmıştı. Merdivenlere yönelip alt kata inmişti genç kadın. Çok geçmeden beyaz renkli kapının önüne gelmişti.Son günlerde kullanılan kilit sistemi ile karşılaştı. Bir kaç yerde nadiren rastlamıştı bunlara çoğunlukla büyük yerlerde oluyordu ama henüz çok az bilinen bir şeydi fakat genç cadıda bunun çözümünü bulmuştu. Çantasından çıkardığı pudrasını iyice fırçasına yedirip anahtara sürdü daha sonra çantasından çıkardığı burun bandını bastırdı olduğu yere. Yeşil ışık yanması ile birlikte kilit açıldı.
"Kadın olmayı seviyorum" dedi gülümseyerek. İçeri girdiğinde asasını çıkaran genç cadı küçük bir
Lumos büyüsü ile etrafı aydınlattı. Küçük bir kasa vardı tam karşısında genç cadı ona yaklaştığında aynı güvenlik sisteminin orada da olduğunu gördü. Aynı sistemi denedi yine ve en sonunda şişeleri eline aldı.
"Aptallar bu sisteme çok güveniyor olmalılar" dedi genç cadı. Kasanın içine hologram büyüsü ile iki tane şişe yerleştirdi. Şişeleri çantasına atıp artık bir sonra ki görev için ilk baş İngiltereye sonra görev yerine gidebilirdi.