Yürüyordum dükkana doğru. Gece geç dönünce bir güzel kestirmişim, kestirmek de denmez ona ha, bir güzel yatıp zıbarmışım. Sabah yüzüme vuran güneş ışığının sıcaklığıyla kuş cıvıltıları birleşince huzurlu bir sabaha.... uyandım diyemem. Beni uyandırabilecek bir kuş cıvıltısı değil çıkabilir, o kuş beyinliler benim odamın yanında bile geçemez. Evimizin direği canımız Grace yüzüme serptiği sularla bir kedi yavrusu gibi uyandırmıştı beni. Bu aralar nedense beni uyandırmak konusunda değişik bir takıntıları var bu ev hanesinin. Zorla kendime gelmeye çalışırken Grace dün geceden beri Seth ile Kirby'nin eve dönmediğini söyledi. Seth onu en son gördüğümden beri çok büyümüştü, Kirby'deki mallık ise tam bir cahil cesaretine dönüşmüştü. Bu ikilinin başına o saflık ve salaklıkla her şey gelmiş olabilirdi, her ne kadar evden gün ışığında çıkmayı tercih etmesen de, her ne kadar aylardır bensiz hayatlarını sürdürebildikleri hakkında söylensem de ve her ne kadar bir süreliğine dikkat çekmek istemesem de başlarına bir şey gelmediğinden emin olmam gerekirdi. Bu yüzden çıktım evden.
Dediğim gibi, dikkat çekmek istemiyorum. Cornelia Bakanlık'ta çalışmaya başlamış, Das ise hukuk işlerine girişmiş. Şu anda çok işime yarayabilecek durumdalar, yıllardır beklediğim günler yaklaşmış gibi hissediyorum ve bazı planlarım var. Tabi dile dökülmüş planlar değiller, bir kesinlik kazanmadan da hareket etme düşüncem yok ama deniyorum. Bazı konuların arkasındayım diyebilirim. Yüzüme sürdüğüm kara boyayı birkaç seferdir es geçiyordum bu yüzden. Özellikle de bu saatlerde insan içine karışacaksam.
Önce olabilecekleri birkaç dükkanı ve sokağın etrafını turladım, içeriye göz attım ve tanıdık birkaç kişiye soruşturdum ancak ses seda yoktu. Endişelenmekle umursamamak arasında ince bir çizgide ilerliyorken hazır Das'ın mekanına da uğrayarak iki taşla bir kuş vurabileceğimi fark ettim, çocukları gördüyse söylerdi. Çok haberi varmış gibi neler olup bittiğinden. Dükkanını açtığından beri eve bile gelmiyordur bu tipini sevdiğim. Neyse bendeki de bahane. Sıcaktan bıktım demiyorum da işte. Giderken evde Grace'e kıyafet diktirmek için arada fazla kalan kumaşları almaya uğradığımız dükkanın önünde geçiyordum. İlk kenarda durup gözükmeden içeriyi gözlemledim. Boş gözüküyordu, bizim abi de oturuyordu masasında. Uzun zamandır görmeyince bana da geliyor konuşma isteği biliyor musunuz? O kadar da çürümemiş içim daha. Kapıyı gıcırdatarak girdim içeri. Adam beni görünce ayaklandı, "Buyrun nasıl yard- Hm- Iığ- Blaze?"
"Abi ayıp oluyor ya, tanımadın mı?" dedim kollarımı esnetip etrafa bakınırken.
"Valla tanıyamadım ya, dur şu gözlüğü bir çıkarayım... Hah..." Döndüm adama ben de anlık olarak. Dikkatle bakıyor suratıma, rahatsız oldum böyle de. "Ha şöyle bir yüzünü görelim yaa. Yemin ediyorum şu boyan olmadan yolda görsem tanımazmışım seni." dedi.
Tabi ben unuttum suratımın dımdızlak ortada olduğunu. Yanağımı kaşıdım rahatsızlıkla. "Heaaağ doğrudur herhalde." dedim yorum yapmayarak. Dükkanını turlamaya başladım yavaş yavaş. "Eee abicim nasıl gidiyor?" dedim niye geldiğimi düşünürken. İletişim kurma konusunda rahatsızlıklar yaşadığımı söyleyebilirim. Kuramıyorum yani.
"Her zamanki gibi, gerçi sen bilmezsin her zamanı. Yoktun bir süredir değil mi? Yoksa özellikle bana mı uğramıyordun?" dedi şakacı bir şekilde.
Kısaca güldüm buna. "Olur mu öyle şey? Yoktum bir süredir. Bizimkilerden de gelen olmadı mı hiç?" dedim, baktım kafasını sallıyor olumsuz anlamda. "Vefasız bunlar biliyorsun!" diye atarlandım ortaya. Sinirlendiriyorlar harbiden de. El bebek gül bebekler. Ben olmasan kıçlarını sokacak pantolonları yok. Kim bilir kaç ay neyle gezdiler etrafta. "Aman, ne bok yiyorlarsa yesinler." dedim homurdanarak. Elimi attım masadaki çer çöpe. Bir defteri alıp incelemeye başladım adam konuşurken. Başladı anlatmaya bana; mahallede olan olayları, yan dükkanla yaşadıkları kavgayı, yeni gelen esnafları, çocukların çevirdikleri işleri falan baya bir şey. Ben de arada yorum yapıyorum, gaza getiriyorum iyice. Bir de dayanamadı çin daması çıkardı en son, dedim yoook. Dinletemedim adam illa da oynayacağız diye tutturunca onu da oynayıp öyle kalktım. Giderken de "Ben alıyorum bu defteri, hadi Merlin kutsasın." diyip fırladım sokağa. Kaç saat kaldım ya kim bilir. İyi boş muhabbet çevirdik.
Çocukları da bulamayınca gittim dükkana sonunda. İçeri girdim, her yer değişmiş. İçeriden konuşma sesleri geliyor ama asla tanımadığım bir ortama dönüşmüş. Bir tane de çocuk var, yüzü deseniz beş karış, gözü deseniz ters dönmüş sanki, kafası deseniz bir şeye basar hali yok. Bomboş bakan bir çocuk var karşımda ya. Arkama baktım, farklı bir yere mi geldim lan ben diye. O kadar da unutmuş olamam ki diyorum. Neyse kaptım elindeki çaylardan birini, sese doğru ilerlemeye başladım. Genişçe bir odaya girdim, Das iki adamla konuşuyordu harıl harıl. Ne yalanlar çeviriyor yine kim bilir. Adamlar geldiğimi fark edince "Devam devam, hiç bozmayın." diyip kafamı salladım, sonra bir koltuğa atlayıp bacaklarımın üstüne oturdum. Bir elimi dizime koydum, çayı yudumlamaya başladım konuşmalarını izlerken. Bunlar konuşurken de kaş göz yapıp bunlar ne ayak anlamaya çalışıyordum. Tiplerinde zaten meymenet yok. Aynı benim gibiler ha. Sevdim de bir yandan.
Bunlar konuşurlarken etrafı inceliyordum, ilk defa geldim ya. Bir baktım bu otistik dikmiş gözlerini bana bakıyor. Bana mısın da demiyor ha, sapık mıdır ne üdüğü belirsiz hayvanat. Hayır tepki de vermiyor hareketlerime. Kafa sallıyorum yok. Ses ediyorum yok. Nah çekiyorum ona da bakıyor sadece. Sanki beyni yok lan çocuğun. Das'a döndüm bu sefer kaş gözle çocuğu işaret ediyordum. Valla bir otantik hali var, rahatsız oldum. Odaklanamadım. Gitti kafamdaki her şey. Kalktım bunlar konuşurken, çocuğun karşısına geçtim. "Ne bakıyorsun lan öyle höddddük gibi?" dedim çıkışarak. "Ayı mı oynuyor hayyyy-ırrrr-dırrr?" Das'a döndüm. "Bu tip ne lan? Evcil hayvanın mı ne bu?" Sohbetlerini bir şekilde böldüm mü farkında da değilim ama şimdi Das'ın işlerini de bozmuş olmayayım. Dikkat çekmeyeceğiz dedik iyi ki. "Beyler bi, bi dakika. Ben de kendimi tanıtayım bir. Ben danışmanı olurum sayın hukukçu beyefendinin." Adına ne diyordu bu unuttum lan. "Birazdan sizin konuya da odaklanacağım ben de tabi, siz devam edin."