İngiltere Büyücedünyası > Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği
Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67
André Harris:
[justify]Üzerinde bulunduğu merdivenler hareket halindeyken dahi zaman kazanmak namına koşmaya devam eden sarı cübbeli oğlan, nefes nefese kalmış bir şekilde loş ve alışıldıktan biraz daha soğuk olan sınıfın kapısını araladığında, cebinden çıkartıp kontrol etmeye vakit ayıramadığı gümüş köstekli saati, ders başlangıcının birkaç saniye öncesini gösteriyordu. Suratı kızıla bürünmüş; bordo çerçevenin ardında yatan etçiklerinde biriken ter ise gözlerinin yanmak suretiyle birkaç kez kırpışmasına sebep olmuştu. Açılış seremonisinde yüzünü ilk defa gördüğü profesör sınıfta olsa da geç kalmamayı başarmışa benziyordu. Profesör Moore ya da Profesör Urswick gibi kasıntı bir tip ise kürsünün başındaki adam şayet, ilk dersine geç kalmak hiç de iyi bir fikir olmazdı.
Derin bir soluk verdi, gördüğü ilk dostu olan Charlotte'a görür mü bilinmez, göreceğini umarak selam verdi yüzünde ince bir gülümseme eşliğinde elini sallayarak ve omuzundaki çantayı gördüğü ilk boş masaya bırakarak yerleşti hızlıca. Yanında Ilvermorny'den, büyücü satrancından tanıştığı bir oğlan vardı. Neydi ki adı? A- Ar-... Er-... Yok, gelmiyordu aklına. Bozuntuya vermeden sessizce başıyla selam verdi gülümseyerek yalnızca, kendisine adıyla hitap edilmemesini umarak. İki sıra ötesinde Eadwig'i gördü, selam vermeye tenezzül etti ama o sırada göz teması kuramadı. Boş verdi. Çıkışta belki uğrardı yanına.
Daha parşömenlerini çıkartmaya ancak başlamıştı ki arkalarındaki kapının kapatılışı, "Sanırım koşarak iyi ettim," diye düşündürttü kumral saçlı oğlana. "Ters adammış cidden sanırım. Eski seherbaz mı? Ov..." Not almak için gerekli teçhizatlarını tertiplediğinde derse de odaklanmıştı. Yeni dönem, yeni bir profesör için beklemediği derecede hızlı giriş yapmış olmaları biraz afallatıcıydı tabii. "Külbükül demek... Evet, biraz sıkıntılı yaratıklar. Şu kum saati ne ki?.." İksir malzemesi temini üzerine konuşulurken taşlaştırma tılsımının adını duymasıyla yüzüne ince bir gülümseme yerleşti. En gurur duyduğu işlerden birinde bu büyünün de yeri büyüktü nitekim. Yukarıdaki kum saati biraz dikkat çekiciydi ama: "Şu kum saati ne için ya, söyledi mi? Akıyordu ben geldiğimde." Mavi cübbeli, adını hala hatırlayamadığı sarışın oğlan başını sağa sola salladı iki omuzunu yukarı kaldırarak. "Yok, söylemedi daha. Sıkıntı yok." Bu esnadaysa Profesör d'Ibelin, kendisini duymuşçasına açıklamaya başlamıştı sorusunun yanıtını. Daha yanındaki oğlana teşekkürünü bitiremeden.
-Teşekkür edeğğnnEğ?
Külbüküller kısmen sıkıntılı yaratıklardı lakin bu kadar dar alanda gözler önünden gizli bir külbükül varlığı, hele yumurtalarını almakla görevlendirilmişlerken hiç iç açıcı değildi. "Haydaa..." Yanındaki mavi cübbeliye baktı şaşkınlıkla. Hayda mı? Gerçekten mi? Fazla rahat bir tepki değil miydi bu? Sınıf bela. Görevleri bela. Ders bela. ALOOO. Haydaa mı? Daha düşünceleri nereye yöneleceğini belirleyememişti ki zihninde birbirine bağlanmakta olan uyarımlar, yanındaki oğlan tarafından bölündü.
-Psst, André! Ekip olalım mı? Daha rahat olur. Birimiz fener olsa bile akar.
-Ee... Mantıklı aslında ya... Ne yapsak ki? Hm...
-Aa Bailey de çevresine bakınıyor. Onu da alalım. Hop, Bailey! Gel üçlü ekip!
Kestane saçlı ve Ilvermorny cübbeli bir diğer kişi yanlarına geldiğinde söze girdi adı hala muamma olan oğlan:
-André, bizim binadan Bailey. Bailey, büyücü satrancından André.
"Memnun oldum André," diye zarif bir şekilde gülümsediğinde kendisinden iki santim daha uzun olan kız, bir an afalladı kumral saçlı oğlan. K-kız... Güzeldi... Mal gibi davranmamalıydı. Ee... Bu biraz zordu tabii sosyal anksiyetesi zirve olan oğlan için. "Ee... Şey, s-selam. B-Ben de. Memnun oldum." Ciddi misin? Britanya'ya kolonilerden gelen göçmenler bile daha akıcı İngilizce konuşurdu kendisinin az önceki halinden. Lanet olsun. Gülümsedi karşısındaki kıza tanışmanın samimiyetiyle. Tabii gülüşünün altı gerginlik doluydu. Öksürdü. "Öhm, öhm. Pardon şey... Bir an dikkatim dağıldı. Ee, ne yapıyoruz?"
Sarışın oğlan ilk girdi söze neşeli bir ifadeyle: "Ben işimi yaptım! Ekibi kurdum. Onu da siz düşünün, di mi ama?" Sözlerini sempatik bir gülümsemeyle tamamladığında top ortada kalmıştı. Bailey bir iç çekip, "her zamanki hali işte" edasıyla güldükten sonra girdi söze: "Yani, belki birimiz yumurtalara Accio sallayabilir. Çevrede çokça olduğunu düşünürsek getirmemiz olası. Yol üstündeyken bir diğerimiz Duro yapsa? Üçüncümüz de külbüküle karşı tetikte olur. 45 saniyede çözeriz işi." Çok mantıklı. Bir de zeki miydi bu güzel kız üstüne? Hayat bazı insanlara gerçekten iltimas geçiyordu. İlk başta yalnızca kafasını salladı kumral saçlı oğlan, ekibi bir araya getiren oğlan heyecanla Bailey'nin fikrini överken. "Profesör d'Ibelin koruma büyüsü yaptıysa ya da başka komplikasyonlar çıkarsa eğer, aralıkların tümünden girebilecek bir Ventus da kullanabiliriz. Yumurtalar cayır cayırken buzların arasındaysa ısı farkı duman yaratmaya müsait demektir. Kuvvetli rüzgar da ışık altında kuvvetli duman ile yer tespit ettirir. Ayrıca çağırma tılsımı çok hızlı yumurtayı üzerimize getirecek olursa olabilecek olası yanmaları da kırabilir." Kafalar sallanıp bu fikir de onaylandı. "O zaman organizasyon tamamdır. Başlayalım, sonrasında düşünürüz işler istediğimiz gibi yürümezse."
Başlayacaklardı. Ancak kumral saçlı oğlan, ekibinden bakışlarını ayırdığında hemen yakınındaki bir sıradan yükselen dumanı gördü. Eadwig'in sıra değil miydi o? Bir şey mi yanmış orada şimdiden? Yumurtanın sıcağından mı? "Özür dilerim, bir saniye..." diyerek Amerikan ikiliyi arkada bıraktı. Özgüvenli, muhtemelen bir tık fazla özgüvenli ekip arkadaşının "Yumurtalar bitecek, hop!" nidası arkasından yükselirken parmağıyla arkasına "bir saniye" işareti yaparak devam etti. Asasını çekti Aguamenti uygulamaya hazır olarak. "Eadwig! Sıkıntı mı va-" kontrolsüz bir yangın yoktu. Bu ateş apayrıydı. "Eadwig?.." Gördüğü manzara karşısında yalnızca tek bir mırıltı dökülebilmişti dudaklarından. Sonra kalakalmıştı. Kolunu kaldırdı, iki saniye ardından ancak koyabildi dostunun sırtına. Bir yandan da dikkat çekmemeye çalışıyordu. Sınıfın dikkatini bu haldeyken çekmek, isteyeceği son şeylerden biri olsa gerekti...
[/justify]
Gerekiyor mu emin değilim ama prof'umuza bırakalım yorumu:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 7, total 7
[spoiler]Ders akışı ilerletilmek istenirse André, Eadwig'in yanından yollanırsa aklı orada kalacağından mevcut zarlarına muhtemelen eksi falan alarak ekibinin yanına dönüp Ventus büyülerini üstlenmeyi deneyebilir.[/spoiler]
Balian d'Ibelin:
Karanlığın içinde yumurta avı mı ? Ah! Cadı avcıları kadar acımasız bir durum değil, elde etmek istediğimiz sadece yumurtalar! Belki içinde canlı vardır! Onu dondurma büyüsü ile öldürüyor muyuz? Hayır elbette! Külbüküller yumurtlar ama yavrusunu yumurtlamaz elbette şaşkınlar! Biraz önce o külbükülü ateşten ortaya çıkarttık ya hani! Heh aferin size!
Balian neden yıllar sonra tekrar Hogwarts'a gelmişti? Belki de gelmek zorunda kalmıştı? Bütün hayatından ümidini kesen birisi ne yapabilir ? Belki de sığınmaya saklanmaya ihtiyacı vardı. Bu okul onun eviydi.Yani evet bir zamanlar öyleydi...Şimdi tekrar burada bulunması onun hayrına olacaktı. Bu kocaman şatonun sınırları dışında canının ne kıymeti vardı? Kim vardı ? Herkes gitmiş miydi ? Düşüncelerinden kurtulmak istiyordu,artık korkulu rüyalar görmekten bıkıp usanmıştı.Her gece o kurt adam tarafından yeniden,yeniden ısırılıyordu.İstemsizce sağ elini boynuna götürdü.Acımıyordu ama o hissi unutamıyordu.
Mavi gözlerini açtığında sınıfın karanlığı ile karşı karşıya kaldı.Öğrenciler'den en son isteyeceği şey Külbükül ile karşı karşıya kalmalarıydı.Çünkü külbükül yumurtalarının peşinde olduklarını hissedecek kadar akıllı bir varlıktı.Asalarını hemen ellerine alan öğrencileri gördüğünde, memnun bir şekilde istemsizce onaylamıştı.Bu karanlıktan onları elbette ışık kurtaracaktı.Derin nefes alarak öğrencilerinin her adımını izleyen Balian asasını cübbesinden sıyırıp ellerine kavuşturmuştu.Külbükül'ün huysuzlanması yada öğrencilerden birisinin hatası üzerine hemen dahil olacaktı.
Diana Destinee,akıllı bir öğrenciye benziyor.Asasını hemen kullanmış ve ışığın yolunu ,ümidin yolunu açtı.Elbette bu ışık sadece kendisi için değil,Külbükül'ün rahatsız olmasına neden olmuş olacak ki başka bir öğrencinin önüne çıkıvermişti.Heyecanı tavan da olan Diana yürümeyi dahi başaramamış olsa da şansı ve zarları ona yardım etti.Yumurta hiç bir zarar görmeden kucağına indi.(Yumurtayı artık elinizde rahatça tutabilirsiniz genç leydi.)O da ne! Külbükül'ün kuyruğundaki ateş neredeyse sönmek üzere!Bu demek oluyor ki külbükül beş dakika içerisinde ölecek.Külbükül can havliyle son bir defa yumurtalarını görmek için sınıfta tekrar turlamaya başladı.Bu sırada yerden kalkmaya çalışan Diana ise yumurtasını gururla elinde tutuyordu.Gözlerini yukarıya kaldıran Diana,yavrularına hasret iki çift göz ile karşılaştı.
Charlotte Vera Rillian,Ah Charlotte tatlı Charlotte, evladım sihir dünyasındayız bu asayı sana süs olarak vermediler.Okul bitti gidiyor bir bir büyü yap önünü aç kuşum benim. Dikkatli adımlar ile ilerleyen bu tatlı öğrenciye karşı neredeyse umudum yüksekti.Ama ne yapıyordu o! Konuşuyor muydu! Charlotte!!! Dikkat et Külbükül'ün yılan dili seni yoldan çıkarmasın...
Karanlığı seviyordum.Sıcacık hissettiriyordu beni.Her zaman ateş içindeydim ama bu karanlık beni benden alıyordu.Hislerimi dile getirmek benim için ne kadar zor bilemezsiniz.Huzur içindeydim.Yavrularımı dünyaya getiriyor onlara bir yuva kuruyordum.Huzurum ta ki ışığı görene kadar sürdü. KİMDİ O HADSİZ,GÖZLERİMİ YAKIYORSUN.Işıktan kaçmak için sol tarafa doğru sürünmeye başladım.Evet...Yine karanlık bu çok güzel bir şey...Bir yavrumu daha dünyaya getirmiştim ki.Birisi bana mı sesleniyordu ? Benimle konuşmaya çalışıyor. Bakalım ne anlatacak...Yavrularımı mı istiyor!!! Hem de benden seni adi sürtük!
Charlotte,Profesörün verdiği adımları izlememiş kendi yolu ile bu derste başarılı olmaya çalışmıştı.Ancak şans ve zaarlar bugün maalesef yanında değillerdi.Kendisini kovalayan arsız bir külbükül'den nasıl kurtulacak merak içindeyim.
Samuel Raymond Boleyn,yakışık bir büyücü görüyorum.Kendinden emin! Bu çocuk hakkında bir kaç duyum aldığıma eminim ama konular neydi tam olarak hatırlayamıyorum.Yakışıklı büyücümüz biraz da işin dalgasında olsa da en sonunda işin renginin değiştiğini anlamıştı.Külbükül sana dokunca ateşinden duramazdın evladım...Korkudan ne yaptığını bilmiyorsun sanırım ;D Galiba bu çocuk korku ve heyecanla bu görevi mahvedecek diye düşünürken. Samuel,Diana'ya yardım elini uzatmak istemiş ve bu yolda beraber ilerleyecekler.Diana ve Samuel ikilisi başarılı büyüler yaparak yumurtayı kontrollü bir şekilde ele geçirdiler.
Samuel'in attığı büyüden önce Diana başarılı olduğu için senin zarının yüksekliğini hikayeye geçiriyorum.Çünkü senin de bir yumurta bulman gerekiyor.Külbükül ile Diana karşılaşma rolüne devam edebilirsin.Ya da ikinci bir şans olarak uzaklaşan Külbükül'ün yumurtalarından bir tanesini alıp başarılı olabilirsin sana kalmış.İki yolun var bahtın açık olsun yiğidim!!!
Eadwig Alger Boleyn,şu cocuğun haline de bir bakın! Boleyn ailesi değişik olur derlerdi de pek sallamazdım.Ama bu çocuğun bakışlarında dahi var bir şeyler. Derslerinde başarılı olacak bir tipi var ama meymenet eksik.Arkadaşları ile fısıldaşmasından belli bu çocuk tam bir hababam! Çocuk bir süre sonra arkadaşlarından ayrılınca işte dedim evet yapacak görevi!! Ama neredeeee bizimkinin aklı uçkurunda çıktı.Bu yaşta bir çocuğun ergenliğini atlatmış olması lazım değil mi ? Belki de ben çok yaşlandım.Ama bunun derdi yaşıtlarının da kaldıramayacağı kadar ağırdı. Kendisi büyütüyor diyeceğim ama oturup yumurta ile de dertleşmezsin! Ohhh beyimiz tütününde dibine vurdu! Aman Bay Boleyn yumurtlara dokunayım demeyin öyle hemen kırılacak türden yumurta değildir onlar.Elinizi yakarsınız haaa!!! Demeye kalmadan is kokusu sınıfa dağılmaya başladı. EADWİG! ÇOCUĞUM! CÜBBEN YANIYOR!
Eadwig,cübbesini çıkarabilir ya da çıkar cayır cayır yanar.Ancak sağ yada sol buna sen karar ver!Yanında yumurtalar olduğu için ateşten zarar gören kimse olmaz.Kolunda ufak bir yanık oluşur.Bu sırada Külbükül'den kaçan Charlotte koşarken senin yanından geçecek.Charlotte'a yardım etmek istersen bu yolu kullanabilirsin.İstemezsen oradaki yumurta görevine devam edebilirsin.
André Harris,işte okulumuzun kıskanılan veledi sahneye en sonunda giriş yapabildi.Bir elin nesi var iki elin sesi var ancaaaak üç elin neyse orasını bilmiyorum.Lakin bu mukabilde yola çıkan genç arkadaşları tebrik ediyorum.Birleştiricilik unsuru ile güçlerini boş yere kullanmayacaklardı.Plan kusursuz! Plan olağanüstü!!! Tılsımlar konusunda kendilerini geliştirmiş öğrencileri görmek benim için mutluluk verici.Çünkü bu ders Külbükül ile konuşmayı deneyeni dahi gördü.İşte gerçekten puanı hak eden öğrencileri tebrik kısmına geçecektim ki! O da ne!!! Ulan evladım!!! Daha yeni tebrik edip bağrıma basacaktım seni neyin peşindesin sen!! Bırak şu psikopat Eadwig'i ne halt ediyorsa etsin! Yansın kavrulsun! Her şey istediği gibi olsun!
André,Eadwig'e yardım etmek istese dahi attığı zardan dolayı ve benim keyfimin kahyası böyle istediği için zarar görecek.Ancak sonrasında bilgi ve inancınızı hatta o minicik pufuduk kalbinizle onunla beraber kalmaya devam edip yumurta bulmaya çalışabilirsiniz.Bunu yaparsanız Eadwig belki de sevmediği istemediği dersten puan alabilir.
İkinci olarak grubunuza geri dönmek isterseniz başarılı bir zar atmış sayılacak siz ve arkadaşlarınız ödül ile onurlandırılacaksınız. André'in puan ve ödül için Eadwig'in yanından ayrılıp ayrılmama hususundaki kararını merak ediyorum.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Derse katıldığınız için çok teşekkür ederim arkadaşlar.Son postlarınızı atacaksınız sonrasında ders sonlanmış olacak.Puan ve ödüller atacağınız posttan sonra duyuru kanalından paylaşılacaktır.Sihirli günler ve esenlikler dilerim.
André Harris:
[justify]Yakınına gelmesiyle birlikte çok daha net görüyordu Eadwig'in yüz ifadesini. Ağlıyor... muydu?.. Kelimeler zihninde birbirine dolanmış, dostunun ismini zikrettikten sonra zar zor dudaklarının arasından iki kelime daha dökülebilmişti: "Ne oldu?.." Aldığı tepki karşısında ise kalakalmıştı ancak: "ÇEK GİT!" Ortalık yerde ağlama ihtimalini belki de en düşük gördüğü insanlardan biriydi sarışın arkadaşı. Duyguları olmadığını düşündüğünden mi? Kısmen öyle olabilirdi aslında sürekli pragmatik bir haleti ruhiyesi olan oğlanın, herkese soyadıyla hitap edişine bakılırsa, mesafeliliğinden daha çok şüpheleniyordu. Kendisi orta-üst sınıf bir ailenin mensubu olmasına karşın annesi tarafından maruz kaldığı, eş dost ortamındaki davranışları konusunda üzerine yapılan baskıyı çok iyi biliyordu. Annesiyle babasının yönetimdeki mevkileri düşünülürse, onun da üzerinde buna benzer lakin çok daha kuvvetli bir baskı altında olması olasıydı.
Cevap veremedi. Bir şeyler söylemek istiyordu, söylemesi gerektiğinden emindi. Belki en yakın arkadaşlar değillerdi ama özellikle geçen yıl Yasak Orman'da yaşananların ardından değer verdiği bir insana bu şekilde arkasını dönüp gidebilir miydi? Yoksa haddini aşmak mı olurdu burada kalıp konuşmaya çalışmak? Bakışları yere düştü sadece. Durdu öylece. Ta ki dumanın tek kaynağının sigara olmadığını fark edene kadar. Asasını kavramış sağ eliyle, asasıyla işaret etti cübbeden yükselen alevleri: "Eadwig... C-cü-cübben..."
Yalnızca bir dakika önce yangın şüphesiyle, yangına Aguamenti ile müdahil olmak amacıyla asasını çekip gelmiş kumral saçlı oğlan, an içerisinde titreyen sesi eşliğinde asasıyla alevleri gösteriyor lakin buraya bizzat uygulamaya kendini hazırlayarak geldiği büyüyü söylemeyi akıl edemiyordu. Yaşadığı duygusal hezeyan, halihazırda rezalet olan kriz yönetimi ile birleşmiş ve işlevsiz bırakmıştı zihnini. "...yanıyor..." Yumurtaların işlevini, arkasında bıraktığı ekip arkadaşlarını unutmuştu an içerisinde. Yalnızca, Eadwig'in dikkatini çekmek istiyordu...
Buraya lazım mı bilmiyorum ama atalım bir zar:
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 7, total 7
Talih 1d10 : 2, total 2[/justify]
Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Yumurtaların kırmızılığında kaybolmuşken arkamdan adımı söyleyerek gelen André’nin sırtıma dokunması ile irkildim. Profesör sandığım için tütünü yumurtaların arasına fırlatıverdim ilk ama arkamı döndüğümde gördüğüm yüz ile kaşlarım çatıldı. André bak… Şerefsizlik ettin sevdiğim kadını çaldın alttan alttan. Bir de yanıma gelme kavga edicem, Samuel gibi yumruklaşıcaz durduk yere. Benim kızda az bir akıl olsaydı da çelinmeseydi aklı o ayrı. “ÇEK GİT!” diye yüksek bir sesle çocuğun sırtımdaki eline vurdum dokunmasın bana diye. Önce Winton gelir ne oldu der, şimdi André gelir ne oldu der. OLDU BİR ŞEYLER İŞTE! Size ne kardeşim? İşinize bakın! Sanki çok umrunuzda! Burnumu çekiyorum bir de mal mal. Ağlamışız etmişiz herif geldi sırtımı sıvazlıyor. Ne oldu? Hoşuna mı gitti? Sevdiği kızı çaldığın adam oturmuş ağlıyor. Helal be.
Bakıyor bana herif. Git dedim ama durmuş bakıyor yani.
Bir şey mi diyeceksin?
Söyle bir şey de kafayı bir gömeyim sana André.
Burada söylediğin şey sana uçmamı sağlayacak. Şöyle iki seksen yere sersem seni.
Adımı söyledi tekrardan.
Nası ağlattım seni yıhaaaa yapacak bak. Kızı nasıl aldım diyecek.
Kekeleyerek cübben dedi.
“Cübbem?” diye tekrarladım söylediğini.
Dikmişim gözlerimi bakıyorum herife sinirli sinirli.
Yandığını söylediğinde önce bir durdum üstüme baktım.
Cübbemin sağ kolunun tutuştuğunu fark ettim.
“Hassiktir! Harris geri çekil!”
Tamam yanayım diyorum da… André dibimdeyken olmaz! Daha geçen dönem çocuğun az kalsın ölümüne neden oluyordum! Bir daha böyle bir şey olmasına izin veremem! Acele ile cübbemi çıkarmak için ayaklandım oturduğum yerden. Ben yanayım sorun yok da… André’ye zarar gelirse iyice kendimden umudu keseceğim sanırım. Bu yüzden cübbemi çıkarırsam André’ye en uzak yere doğru fırlatacağım. André’yi de ateşten uzaklaştırmaya çalışacağım çocuğa kızarak. Eğer çıkaramazsak da… Biraz ötede yanmam lazım André'ye ateş gelmemesi için.
Şerefsiz André! Beni düşürdüğün ikilemin farkında mısın lan? Sana güvenmiş, sevmiştim lan ben. Belli etmesem de... Gidip sevdiğim kızı niye cükkalıyorsun terbiyesiz.[/justify]
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 8, total 8
Talih 1d10 : 7, total 7
Charlotte Vera Rillian:
[justify]Boğazımı temizleyerek beklemenin verdiği gerginlikle birkaç kelam daha etmiştim. Hiçbir faydasını göremeyince ise vazgeçmiştim bir süre sonra. Sessizlik can sıkıcı olmaya başlamıştı artık benim için. Normalde sessizlik beni her şekilde dürterdi zaten. Bu sefer ise tek fark dersliğin içinde bir Külbükül olmasıydı. Zarar verir miydi acaba birilerine? Hiç düşünmemiştim bunu. Yavrularına dokunmak istiyorduk. Kızgın olmaması işten bile değildi, başka ne olmasını bekliyordum ki? İzin istemem de doğru bir karar olmamıştı sanırım. Ya daha çok kızdırdıysam onu? Haklılık payını bir kenara koyarsak bir plan yapmalıydım. O yumurtaları alma ihtimalimi ölçüp biçtim kafamda hızlıca. Neredeyse sıfıra yakındı. Asamı zorunluluk hissetmesem cübbemin cebinden çıkarmayacaktım bile. Bir yandan da ailemin beklentilerini karşılama zorunluluğunu üstümden atamıyordum. Beni irkilten neydi bilmiyorum ama tüylerim diken diken olmuştu. Kafamın bulanıklığı doğrultusunda hiçbir şey yapmazdım. Sadece anı yaşardım. Aklımdaki her düşünce tanesinin üzerine yoğunlaşmanın bana faydasının olduğunu görmemiştim henüz. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Nefesimi bırakırken vücudumu salarak yere bağdaş kurmak için atmıştım kendimi. Ders bitene kadar beklerdim artık. Şansım varsa dersi böyle tamamlayacaktım. Profesörün hayal kırıklığını yaşayacağını biliyordum ama elden ne gelir? Hem belki birine denk gelirdim ve sohbet ederek zamanımı geçirirdim. Evet, oyalanacaktım. Yere çöker çökmez asamla etraf aydınlatmaya karar kılmıştım ama çok fazla kıpraştığımdan ötürü işitip işitmediğime emin olmadığım seslerle dikkatim dağılmış, kulaklarımı kabartmayı tercih etmiştim ilk olarak. Yumurta arayan diğer öğrencilerden birinin gürültü yaptığını düşünüyordum ki karartının arasından bir bulanıklık görmemle ince bir sesi işitmem bir olmuştu. Boğuk sesler arasından çıkarım yapamamış olmalıydım. Odaklanınca…. Bu… Bu… Bir insan sesi değildi kesinlikle. Zeminde sürünmenin varla yok arası çıkardığı huzursuzluk veren sesle birlikte artık tıslamalar daha belirginleşiyordu.“Hayır, hayır… “ diyerek olduğum yerde kalakaldım. İçime düşen rahatsızlık hissini öteleyerek konuşmaya başladım. “Ben pes edince mi yumurtalarını vermeye karar verdin? İstemiyorum.” diyerek kollarımı göğsümde birleştirip kafamı başka bir yöne çevirdim. Sanki nerede olduğunu tam çıkarabiliyormuşum gibi. Ne büyük bir saflık.
“Ben istiyor muyum zannediyorsun yumurtalarını almayı? İksir yapılabiliyormuş da bilmem neymiş. Sahi ne iksiri demişti Profesör? Aman neyse ne, işte. Zaten karşıyım da ben buna. Zor durumdayım diye de söyledim hani ama bir önemi kalmadı artık. Hevesim saman alevinden ince benim ders işlerinde. Evet, evet… İstemiyorum yumurta falan merak etme. Usulca burada oturup ders bitiminde gideceğim. Kendini tehdit altında hissetmene gerek yok asla.”
Bir dakika. Ben kendi kendime konuşurken tıslamaların daha da yakından geldiğini fark etmemiştim. Neden hala yaklaşıyor ki? İletişim kurma çabam sonuç mu vermişti? Çataldil olmadığım için de anlamıyorum ne demek istediğini. Hata yapmıştım. Külbükül’ü konuşmaya davet etmenin ne lüzumu vardı ki? Hayır, yine dikkatim dağılıyordu. Asıl olay… Yutkundum. Tıslama sesinin giderek daha derinden sert bir tonlamada gelmesiydi. Anında olduğum yerden zıpladım. Geri geri adımlar atmaya başladım minik boyutlarda. “Eee… Ihm… O zaman ben gideyim. Konuşacak bir şeyimiz kalmadı sonuçta. Belli ki anlaşamadık. Size ve yavrularınıza hayatta başarılar diliyorum. Onların kocaman olup zeminlerde güzelce süründüklerini görürsünüz umarım…. Dondurulmamışlarsa tabi.”Sahi mi? Bu son cümle olmamıştı sanki. Hayvanlarla ve sihirli yaratıklarla aram iyidir ama yılan cinsinden haz etmem. Soğuk canlılar sonuçta. Topuklama vakti.
Kaçma vaktim geldiğinde önümü görebilmek için asamı savurup “Lumos” ile cılız bir ışık yarattım. Işık sayesinde Külbükül’ün karşımda ve yakınımda olduğunu fark edince bastım çığlığı istemsizce. Tenime o derisinin değdiğini düşününce kanım donuyor adeta. Değmesine de razıyım. Ya diş geçirirse? “Eyvahlar olsun!”. Hemen yönümü değiştirip koşturmaya başladım. Arada sırada arkama dönüp bakmaya çalışıyorum ama o kadar kıvrak bir yaratığı anlık yakalamam çok zor oluyor. Gözlerim Külbükül’ü gördüğü an kalbim daha da hızlanıyordu. Görmeden kaçmak daha iyiydi. Halihazırda varlığını ensemde hissediyordum da. Sınıf bu kadar büyük müydü? Profesör büyüyle genişlettiyse de yeni anlıyordum bu durumu. Önüme düşen saç tellerini üfürerek devam ettim. Hareket eden silüetler ve ateşe benzettiğim bir aydınlık görünce oraya yöneldim. Dört beş adımda kim olduklarını çıkaramadığım kişilerin yanına varabilirdim. Onlardan yardım alabilirdim. Eminim ki benden iyi asa kullanıyorlardır. Kafamı karıştıran da şimdiye kadar yakalanmamış oluşumdu. Mucize miydi bu? Hayır, hiç sanmıyorum. Avıyla alay eden bir Külbükül mü? İşte o zaman sinirlenirim. Okul hayatım boyunca farklı kişiliğim yüzünden hep sorunlar yaşadım. Bir de Külbükül’e izin mi vereceğim? Çok bekler o. Yeterince gaz almıştım uzun bir baskılanmanın ardından. Ne kadar başarılı olacağım meçhul olsa da kararımı vermiştim. Kendimi savunmaya geçecektim. Önümdekiler daha seçilir olmaya başladığında onlara doğru koşumu hızlandırdım. “Açılın, açılın! Ben Charl, geliyorum. Ben ve Külbükül. Geliyoruz. Kimse ısırılmak istemez. Yardım edin!”derken az önce kendimi doldurmanın etkisiyle başımı arkaya çevirip Külbükül’ün parlak gözleriyle anlık buluştuğumda sağa sola Merlin artık ne verdiyse savurdum. Çevremdekilere zarar vermemeye çalışacak kadar dikkatliydim ancak sinir harbi ile ne kadar tutarlı bir şekilde hedef aldığımdan emin olamıyordum. Uzun süredir büyü yapmaya yapmaya umarım körelmemişimdir.
“Depulso!”
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 7, total 7
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git