İngiltere Büyücedünyası > Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersliği

Sihirli Yaratıkların Bakımı Dersi -1866/67

<< < (3/3)

Diana Destinee:
[justify]
Kalçamın sızısı ancak kendisini gösterdiğinde üzerime devrilen çocuğun tanıdık kokusu ile eş değer bir zamanlamada dudaklarımı aralarken aynı zamanda tepeme doğru düşen yumurtaya bakıyordum. Samuel neyse ki zekasını kullanmış, yumurtanın kafatasımızda parçalanmasına mani olmuştu. Bazen düşüncesizce ve bilhassa acele ile hareket ediyordum. Oldum olası sabırsız bir cadıydım. Uzun uzadıya düşünülecek şeylere katlanamazdım. Her ne kadar büyüdüğümü düşünüyorsam da bazı noktalarda yanılıyordum. Sabretmeyi hala öğrenememiş olmama bakılırsa uzunca bir yol kat etmem gerektiği gerçeği yüzünü bana çevirmiş karşımda duruyordu.

Külbükül yumurtasını bir bebek gibi kucaklarken sıkıca tutmuştum. Yerden kalkarken bir yandan göz ucuyla Samuel'e bakıyor, diğer yandan bulunduğum yerde tekrardan kaymamak için temkinli hareket diyordum. "Teşekkür ederim." dedim panikle. Parmaklarımın üşümeye başladığı hissiyatına kapılıyordum. "Seni görmedim. Daha doğrusu, kimseyi görmedim. Yerler buzluymuş." diyerek göz devirdim. Sahiden de, ben şu an tek parça ayakta durabilsem de bile gün sonunda birileri sakatlanabilirdi. Bu dersin hoşuma gitmeyen tek yanı zannediyorum ki buydu. Beklediğim güvenli sınırlar ile örülmemişti. Bazı zamanlarda kendimi özellikle de Hogwarts'ta güvende hissetmek konusunda soru işaretleri ile boğuşurken buluyordum ancak çoğu zaman burası birkaç ay sonra sığınağımı nereye kuracağımı bilemediğim cevapların soruları ile karşıma çıkıyordu.

Cübbemi düzeltirken etrafıma bakındım. Yalpalayan tek ben değildim. Üstüne üstlük sınıfta tam bir kargaşa hali hakimdi. Kimisi bir köşeye çekilmiş dersi görmezden geliyor, kimisi de korkunç bir şekilde birbirlerinin yumurtasını kapmak için ufak birer münakaşaya girişiyordu. Bunlar çocukçaydı. Hepimiz bir şeyleri öğrenmek için buradaydık ve işin asıl mühim kısmı... Hepimiz hayatımızın geride kalan her gününü birer külbükül yumurtası bulmak için doldurmayacaktık. En azından bir çoğumuz. Öyle ki bugünden sonra bir külbükül göreceğimize bile emin olamıyordum. Bu düşüncenin getirmiş olduğu özgüven ile ağzımı açtım. Samuel'e, yumurtayı ortak bulmuş olabileceğimizi profesöre iletme teklifinde bulunacaktım. "Sanırım sana borçlandım." dedim biraz da mahçup bir tavırla. "Yani, seni düşürmeyebilirdim. Ve aksiyon yaşamak zorunda kalmazdın. Ama neyse..." diye sırıttım. "O yüzden bir teklifim var. Bunu..." diye cümlemi tamamlamama kalmadan iki çift koyu, ateş kırmızısı gözle karşılaşmam bir oldu.

"SAMU!!!" diye bağırdım yanımdaki büyücüyü dürtükleyip. Kolunu sıktım. "KÜLBÜKÜL!!!" derken parmağımla ateşin varisi yaratığı gösterdim. Birkaç adımımı geriye doğru atarken reflekslerimin yavaşladığını hissediyordum. Midem bulanıyordu. Korkuyor muydum? Evet. Karşımdaki yaratık çirkin görünüyor muydu? Evet. Ve şu an en son istediğim şey tamamı ile kendi yumurtalarına zarar geldiğini düşünen bir külbükül ile boynuzlarımızı birbirine tokuşturmak zorunda kalmaktı.

"Tut!" diye elimdeki yumurtayı Samuel'in kucağına tutuşturdum. "Düşürme sakın. Zarar... Görmesin..." diyerek son kelimelerimi cübbemin cebinden asayı çıkartmaya çalışırken her bir nefesimin arasına sıkıştırdım. Külbükül bana geliyor, ben zavallı yaratığı ayağımla bir köşeye savurmaya çalışıyordum. Bir kez ayağımı savurdum, ıskaladım. İkinci kez savurduğumda da bacağıma dolanabilme ihtimali beni huzursuz etmişti. Kısıtlanmak istemezdim. Zihnimden geçip tüm vücuduma dağılan adrenalini damarlarımda hissedebiliyordum. Parmaklarım bir şeyler yapmak üzere karıncalanıyordu. Ayaklarım uyuşuyordu. Bu, fazla hormonun bedenime yüklediği bir etkisiz baş etme mekanizması mıydı emin olamıyordum. Asamı parmaklarıma doladım. Bana belki de saatler kadar uzun gelen ancak yalnızca kaçtığım birkaç saniyeyi değerlendirmeme yardımcı olan fikirler arasında dönüp dolaşıyordum. Külbükül'e tam da kendisi ile darbe yapabilirdim: onu iplere sarmalayabilir ya da bambaşka bir hayvana dönüştürmek için çabalayabilirdim. Veyahut yılan öldürme büyüsü ile bulunduğum ana müdahale edebilirdim. Tabii, bunun ne denli işe yarayacağından pek fazla şüpheliydim.

Asamı kaldırdım. Bileğimi nazikçe kıpırdatırken olduğum yere ayak tabanlarımı sabitleyip burnumdan soludum. "Obscuro" dedim sessizce. Dişe diş olacaktı bu kez. En azından külbükülün hedefini şaşırması için eylemde bulunmuş olacak, gözlerini bağlayıp görüş temasının bize ulaşmasını engelleyecektim. Böylelikle zaman kazanabilirdik. En azından, öyle umuyordum.

[/justify]

Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 8, total 8

Samuel Raymond Boleyn:
Diana'nın üstüne düşsem yerle aramızda sandviç olacaktı kız. Üstüne düşerken kendimi yana atıp koluma dayanarak çarpma etkisini azaltmaya çalışmıştım. Etkili de olmuştu, en azından Diana'yı korumak açısından. Ona yüklenmemiştim ama yerlerin buzundan dolayı elim kaymış ve kolumu sıkıştırmıştı düşerken. Sızlanarak kalktım ayağa. Elinde pasparlak bir yumurtayla teşekkür ediyordu bana. "Rica ederim, her zaman." dedim son anda düşündüğüm hamlemle gurur duyarken. "Ben de görememiştim seni. Başka bir şey isteseymişim olacakmış demek ki." dedim gülümseyerek. Dersin başından beni onu aradığımı düşünürsek, çok talihli bir denk gelişti. Diana etrafa bakınırken ben de yakamı düzeltip saçımı karıştırdım. Bu kargaşada dağılmış gibi hissediyordum. Bana borçlandığını söylediğinde tek kaşımı kaldırarak vermiştim tepkimi. Hiç yoktan bir şeyler kazanmak tabii ki hoşuma giderdi. Ondan bir şeyler isteyebilme fikri de çok cazipti... Ama bu mahcup haline kıyamamıştım bir yandan da. "Bir şey yapmadım bile." dedim çok sakin bir tavırla. "Sen hiç kafana takma. Bir şey isteyemem zaten senden." dedim. Ama bana bir teklifi olduğunu söyleyerek devam ediyordu. Dediğim dedik bir kız bu da, bir şeye takınca takıyor. Aslında tutacaksın kolundan, diyeceksin ki bir daha çek düşür beni. Bu sefer uzak da durmam. Zaten düşmüşüm yoluna... Boşluktayım biraz belli oluyor mu? Şu arada kalmışlık durumundan haz etmemeye başladım. İster desin bu ne köylü lafları, ister desin senin kaç kıza neler dediğin belli. Yok arkadaş, dinlemeyeceğim aslında. Sen farklısın işte, anla diyeceğim. Ama anlar mı? Ben anlamıyorum ki ne düşünüyor. Sırf benimle değil, diğer erkeklerle de iyi anlaşıyor Diana. Tekrar reddedilmeyi kaldıramayabilirim. Bu da insan yüreği arkadaş.

Neyse ben bugün böyle dalacak mıyım her şeye? Diana'nın bağırışına döndüm, buz tutmuş parmaklarıyla kolumu tuttuğunda cübbemin üzerinden bile hissetmiştim soğukluğunu. Bir yandan çekiştirirken iyice sıkmıştı kolumu. "NOLDU, iyi misin?" diye endişeyle ona dönerken bana üstümüze doğru gelen yaratığı işaret ediyordu. Yılan başlı yaratığı gördüğüm gibi asama davrandım. Diana geriye doğru adımlarken onu da arkama almıştım boşta duran beni tuttuğu elimle. "Tamam Diana, korkma! Ben ilgilene-" Elime tutuşturdu yumurtayı ve çıktı arkamdan. Bana yumurtayı koruma görevi verirken Diana kendi asasına yeltenmişti. Ses tonu ise o kadar şüpheye düşürmüştü ki bir planı olup olmadığını kestirememiştim. Ne dediğini kendi de farkında değil gibiydi, odağı başka yerdeydi. "Diana..." dedim hafif sinirli bir şekilde. Bana bırak işte, ne diye kendini tehlikeye atıyorsun ki? Yumurtayı düşünmenin sırası mı şimdi? Şurayı bir atlatalım, konuşacağım ama bu sefer. Ne diye bana güvenmiyor mesela? Hep böyle kendi kafasına göre işler yapıyor.

Asamı külbüküle tutmaya devam ederken diğer elimle kavradığım yumurtaya baktım. Diana'nın bir büyü yapmasını izlerken ona destek olabilmek için herhangi bir fırsatı kaçırmamaya çalışıyordum. Tekrar lumos ile ışık tutmuştum önümüze. Parlaklık gözümü aldığından yüzümü eğdiğim zaman, bu yumurtacık ile anlamlı bir bakışma yaşadık. Koskoca sınıfta Külbükül'ün saldırmak için neden bizi seçtiğini düşünmüştüm, elimizdeki yumurtayı gördüğünden saldırıyordu bize. Durmadan da devam edecekti hamlelerine. Diana'nın planının ne olduğunu bilmiyordum, ama beni es geçip kafasına eseni yapmayı tercih eden oydu. Ben de bu yüzden, Diana'nın dilinden büyülü sözcüklerin hecelenmesinin hemen ardından kavradım boştaki kolunu. Onu hızla çekerek ters yöne doğru koşmaya başladım. Sınıfın karanlık köşelerinden birine doğru olabildiğine ilerlerken karşımıza çıkanları da yaka paça iterek yolumuzu açıyordum. Bu sayede belki son dakika golüyle yeni yumurtalar da bulabilirdik. En sonunda başladığımız yerden yeterince uzaklaştığımızı düşündüğümde nefes nefese durdum.


out: şimdi bu noktada aslında kaçabildiler mi bilemiyorum ve gerekli mi emin olmadığımdan buraya bir zar bırakmak istiyorum. Eğer tek hamle imkanı olarak bu sayılıyorsa devamını yazılmamış sayabilirsiniz. Ama bir önceki hamlemde de geçerli bir sonuca ulaşmadığı için bu konuda olumlu ilerleyebileceğimi düşünerek, aşağıda bir yumurta daha bulma kurgusunu ilerletiyorum. Her ihtimale karşı onun için de ayrı zar atacağım, Prof kararına bırakıyorum sonucu.
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 8, total 8

"Yürek mi yedin diyeceğim, biliyorum cevabını: evet. Ben ilgileneceğim diyorum, niye dinlemiyorsun?" dedim nefes nefese. "Bir kere delikanlılığı bana bıraksanız incileriniz dökülecek Bayan Destinee." Elini kavramıştım sıkı sıkı, konuşurken de beden dilimi çok kullandığımdan sallayarak yukarı kaldırmıştım iyice. Kızı zaten bir de at gibi koşturdum sağa sola... İkimizin de gözleri eline takılmıştı bu sayede. Elimi gevşettim ve parmaklarının ucundan tutarak dudaklarıma götürdüm küçük bir öpücük kondurmak için. "Bu ellere zarar gelmesini kimse istemez." dedim ve dudaklarımla tenini buluşturdum. "Eline sağlık." dedikten sonra nazikçe elini bırakıp sanki çok normal bir hareket yapmışım gibi etrafa bakmaya başladım. "Buralarda bir yumurta daha bulabiliriz belki biliyor musun..." diyerek araştırmaya başladım etrafı. Konu dağıtmakta da üstüme yoktur. Şu hareketimden sonra ona biraz alan açıp tepkisini filtrelemesi için zaman vermeliydim. Ders ortasında beklenmedik bir seviyedeydi, biliyorum. "AHA! Bak işte!" dedim heyecanla köşede duran yumurtayı işaret ederek. Şanslı günümde olabilirim gerçekten de. Bu sefer elimdeki yumurtayı ben Diana'ya tutuşturdum ve asamı diğerine yönelttim. "Duro!"
Yetenek 1d8 : 5, total 5
Destek 1d8 : 2, total 2
Talih 1d10 : 1, total 1

André Harris:
[justify]Eadwig'in her an suratına bir yumruk yapıştırabilirmişçesine fırlattığı bakışlar da yangınla birlikte pek yardımcı olmamıştı kumral saçlı oğlanın özgüvenine. Bir halt mı etmişti, ne yapmıştı? Anlayamıyordu. Bir saniye, yangın... Yangın... O konuda bir şey yapmalıydı ama bulanan zihni pek yardımcı olmuyordu.

"Hassiktir! Harris geri çekil!"

Kendisine yeniden bağırılmasıyla sarsılmış ve zihni, içinde bulunduğu durumun farkındalığına ancak varabilmeye başlamıştı. Yeşil cübbeli dostu, yanan cübbesini yalnızca çıkartmaya çalışmıyordu. Kendisi, sırtına dokunmaya davranmışken cübbeyi doğrudan fırlatsa, kendi cübbesi de muhtemelen tutuşmaya başlayacaktı. O senaryoyu önlemeye, kurtulmaya çalışırken kendisini de kollamaya çalışıyordu Eadwig.

"Bir halta yarasana!" diye geçirdi zihninden. Adamın orada üzerindeki cübbe tutuşmuş, kendisiyse boş boş duruyordu işlevi olmaksızın; hatta daha da sıkıntılıydı, yük oluyordu. Denklemi zorlaştırıyordu sadece. Hızlıca iki üç adım geri attı alanı açabilmek adına. Cübbenin hareketini süzdü. Etraf zaten keşmekeş, bağıran bağırana. Asalardan fırlatılan büyüler loş odayı renkli ışık huzmeleriyle anlık olarak aydınlatıyor, sonra karanlığa karışıyorlardı. İnsanlar bağırıyor, birbirine sesleniyor, koşturuyorlardı. Epilepsi hastası birisinin bulunması için zerre hoş bir ortam değildi. Lakin tüm bu keşmekeşin içerisinde bir bağırış daha belirgin bir şekilde ilinmişti kulaklarına. Charlotte.

Kendilerine doğru koşan binadaşının sarı huzmeli cübbesi ve pek iyi tanıdığı siması, çevredeki anlık büyülü ışıklarla göstermişti kendilerini. Peşinde bir külbükül ile üzerlerine mi geliyordu? O da yardım istiyordu. Ne yapması gerekiyordu ki? Yanıbaşındaysa Eadwig yanıyor. Cübbeyi çıkartsa bile üzerinden muhtemelen bacağı kolu yanmıştır. Nasıl bağırmamayı başarıyor? Yanan kumaşın ete yapışması kadar korkutucu bir şey olamazdı. Eylemde bulunabilir miydi? Belki de bulunabilirdi. Lanet olsun, kendisinin de bir halta yaraması gerekiyordu. Ne yapmalıydı? Charlotte kendilerinden ümidi kesmiş olacak ki durup kendisini takip eden yaratığa doğru çekmişti asasını. "Bir işe yara be!" diye geçirdi zihninden.

Çatık kaşları gevşedi. Ağzı aralandı. Fikir... Yangını söndürebilecek, Eadwig yaralandıysa yaralarını rahatlatabilecek, Charlotte'a el atabilecek bir fikirle aydınlandı yüzü. Profesör dersin en başından mantığı söylemişti ya! Dondurmanın pek çok yolu vardı! Kendisini geri atıp Charlotte ile arasına aldı Eadwig'i ve asasını iki tepe çizecek şekilde oynattı, mavi ışık huzmelerinin kuvvetlice parlaması ümidiyle, soğuk hava dalgalarının olabildiğince geniş ve gür yayılabilmesini; yangına, olası yanıklara, külbüküle yetebilmesini umarak zikretti sihirli sözleri: "Glacius!"[/justify]


[spoiler]Charl'ı dondurmayız inş bu esnada :s[/spoiler]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 10, total 10

Not: Bu ikinci zar gerekiyor muydu gerekmiyor mu emin değilim, interaktifliği korumak adına ilk RP'yi yakın bir ana değin yazdıydım sadece, bu zar yok da sayılabilir. Ya da öteki. Artık profesörümüz neyi uygun görürse.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git