Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası
Kuzişim gelmiş (Vol IV)
Samuel Raymond Boleyn:
Özgürlüğün sınırları bilmem ne diye boş yapıyor kuzenim. "Eveeet kanka, başkasının özgürlüğü başladığı anda bizim özgürlük fıss falan fistan. Şu an sınırsız olmamızın, kimseye, bak KİMSEYE bir zararı yok." Kollarımı açıp çevremi gösterdim yanımızda kimse olmadığını gösterircesine. Merlin'e yeminim olsun rahatladım çıktığımız anda. Yokuşu inerken zıpladım ayaklarımı birbirine vurarak. "Ayaklarım da yere değmiyor anasını satayım."
Tabi çok da cıvıtmak istemiyordum, daha gece uzundu o yüzden düzelttim yakamı paçamı geri. Eadwig'i dinlemeye başladım. Melez olduğumuza anca aptalların inanacağını söylüyordu. Düşündüm ciddi bir şekilde kızları. Yani melezler de ne kadar farklı bir hayat yaşıyor olabilirlerdi ki? Ben Clayton'dan biliyordum az buz bir şeyler ama Eadwig'in Muggle'lar hakkında Muggle kelimesi dışında bir şey bilmediğine emindim. Neyse ki kızlar gerçekten de yarım akıllılardı. "Sen... Sen güven bana." dedim kendimden emin bir şekilde. O sırada da yokuşu inmiş bir dönemece gelmiştik. Buradan sonrası ya köyün merkezine gidiyordu ya da düz bir mahalleye. Sağdan gidince pek bir şey yoktu, evler ve yerli halkın kullandığı birkaç dükkan. Sol taraf ise ticaretin döndüğü, gemilerin yanaştığı ve bizim de rotamızın bulunduğu yoldu. "Şurdan." diye tarif ettim o konuşmaya devam ederken.
Duyduğum fikirle "Ne tatlısı dostum ya?" dedim bıkkın bir şekilde. "Senin o güzelim ruhunu kim sömürd-" derken sözümü geri yuttum gördüğüm manzarayla. Eadwig, sigara. Normal bir olaymış gibi yaktı tüttürmeye başladı. Hiç de haber vermeden nasıl becermiş bu işi, sanki her gün yaptığı bir şeymiş gibi rahat rahat yürümeye devam ediyor."Gören de bir derdin var sanacak kuzen." dedim dalgaya vurarak ama oralı olmadı pek. Demek ki bazı kuralları yıkmayı o da istiyordu. "Garipsin ha. Bi' değiştin şu an gözümde." dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Sadece garip de değil, açıkçası havalı gözüküyordu şu an gözüme. Olgun bir beyefendi gibiydi. Ben daha bir iki kere tadına bakmıştım. Hogwarts'ta üst dönemlerin yurt odasında camdan üfletmişlerdi bir iki fırt. Tadı da leşşş gibi. Neden içtiklerini anladıysam ben de adadaki heykeller gibi şurada taş olayım. Ha üflemesi güzel, ona inanırım da hiç öyle el titretmelik bir güzelliği yok gibiydi. Bir daha da canım çekmedi pek. Bu yüzden Eadwig bana bir dal uzattığı zaman elime almış olsam da onun yanında tecrübesiz kalacağım için çekimser yaklaşmıştım. Dalga geçecek miydi? Öksürmezsem pek farkında olacağını sanmıyorum, eminim içtiğime inanıyordur zaten. Denediğimde de sevmediğimi söylemedim kimseye. Sigarayı yaktığında içime çekmeye çalıştım alevlenmesi için. Böyle yapıyorlardı yoksa sadece kağıdı yanıyormuş. Çekince önce boğazımda ağır bir yanma hissettim, ardından normal bir nefesi içime geri çekemeden öksürmeye başladım. Ah, siktir ya. "Ya, su içmiyorum saatlerdir. Boğazım kurumuş." dedim üzerini kapatmaya çalışarak ve ardından konuyu değiştirmek için alkol alacağımız yeri işaret ettim.
Bira içmeyi tercih etsem de -çünkü daha Hogsmade'de denediğim tek içki Kaymak Birasıydı- Eadwig'in ısrarı sonucunda ödemeyi ona kitleme fırsatı çıktığı için viskiyi kabul ettim. Harçlığım anca kendime yetiyordu ve viskiye ayıracak bir miktar yoktu elimde şu an. Yürürken o etraftan huylanıp laf ediyor, ben de rahatlasın diye az kaldı diye yalan atıyordum. Bu sırada da Eadwig hakkında düşündüğüm şeyleri tekrar değerlendirmeye almış ve biraz utanmaya başlamıştım. Onun sonunda ana kuzusuna dönüşeceğini düşünüyordum, hatta onu böyle bir ortama getirdiğim için de tecrübesiz kalacağını ve ayak uyduramayacağını kuruyordum kafamda ama birayı beğenmeyip viski aldıran da oydu sigara içen de. Boyu da sanırım benden birkaç santim daha uzun. Gözlerimi kısıp kafamdan onunkine doğru bir çizgi hayal ettim. Göze batan bir fark olamaz. Hem benim omuzlarım daha geniş. Yürüyüşüne bakıyorum istemsizce ve daha şık duruyordu. Bir eli cebinde, diğer eline de bilmem kaçıncı sigarası. Ben de eski pantolonum yüzünden bileklerim açıkta, kendimi çıplak hissetmeye başlamıştım. Eve gelen adamlar da büyük ihtimalle birkaç seneye onu staja çağırırlardı Bakanlık'ta. Ben ne yapacağım?
İmalı bir şekilde kızları sorduğu zaman "Söyledikleri yerdeyiz." dedim bıkkınlıkla. Yalan mı atacağım sanki? Etrafa bakındım biraz, kayalıklarda iki karaltı görüyordum. O tarafa doğru adımlamaya başladım, ardından emin olamayarak "Maryam?" dedim dönmesi için. Doğru tahmindi, kız ayağa kalktı sesle birlikte ve "Ahhh sonunda!" diye civaklayarak yanıma geldi koşar adım. Siyah kabarık saçlarını omzundan geriye doğru atıp bana vücudunu yaslayarak sarıldıktan sonra arkasını döndü. "Kız gelsene Esme! Ay bu da çok çekingen bir şey ya. Kuzenin de böyleyse kaçıracağım seni buradan, haberin olsun!" dedi yakamı düzeltirken. O sırada da kardeşi yaklaşmıştı yanımıza. Eadwig'e baktım sırıtarak. İkiz olduklarını söylemeyi unutmuşum kuzen ya. "Valla evden yaka paça zor çıkardım ama sizi görünce hatasını fark eder kızlar." dedim iyice sırıtarak ve kızın beni sürüklemesiyle oturdum kayalardan birine. Esme de kuzenimi tutmuş dibine oturtmuştu. Utangaç dediği buysa...
"Ev derken Sammuu?"
Hı? "Ha şey ya, ağız alışkanlığı benimkisi de. Odadan yani."
"E sen bize odamız çok çirkin demiştinnn?" Uzata uzata konuşuyor, ağzında da sakız var konuştukça dişine yapışmış halini görüyorum. Bir yandan iğreniyorum, bir yandan da diyorum ki böyle nasıl öpüşeceğiz? Veya ağzı kokmasın diye almış olabilir sakızı, atar birazdan diye umuyorum.
"Hea ya evet kirli oda. Eadwig işte, dağınık herifin teki! Dağıtıyorsun bari topla be oğlum!" diyerek gülmeye başladım. Sohbet dönsün diye konuşuyorum işte, ciddiye almazdı herhalde Eady. "Ben demesem yüz yıl çıkmaz o kafesinden. E normalded oraya çağıracaktım zaten biliyorsunuz, ama toparlamak uzun sürerdi.."
"Ay biz sana unuttururuz o odayı sen rahat ol hayatım! Sabaha kadar buradayız sonuçta." diye gülmeye başladı Esme de. Ben de ortam yumuşasın diye gülüyorum dediklerine kısaca. Çok da uzatmaya gerek yok sohbeti, kaliteli bir şey konuşamayacağız gibi zaten. "Az laf çok iş. Size hediyemizi sunalım ne dersiniz?" Elimdeki poşetten viskiyi çıkardım gururlu bir şekilde. Kızlar da alkışlıyor bu sırada gülerek. Açtım şişeyi, sonra bardak getirmediğimizi fark ederek "Yaa siktir." dedim. Küfür edince de kızlara ayıp olacağı için onlara çevirdim hemen bakışlarımı ama hiç takmış gibi durmuyorlardı. Tam tersi Maryam aldı eline şişeyi ve bardak lafını dahi etmeden kafasına dikti. "Hıığ- O da olur." dedim şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. Böyle de içiliyordu demek ki. Ardından şişeyi bana uzattığında hiç bozuntuya vermeden aldım elime ve yutkunarak diktim kafama. Bira gibi olacağını düşündüğüm için büyük bir yudum almıştım ama şişeyi geri çekene kadar boğazımdaki yanma ciğerlerime kadar inmişti. Ağzımın içinde de inanılmaz tatsız, ekşi acı bir tat bırakmıştı. Yüzümü buruşturmak zorunda kalmıştım, bu da kızları daha çok eğlendirmişti. Gözlerimi açtım iyice ve kafamı salladım kendime gelmek için. "Huff, fenaymış. Kaliteli ama, size layık." dedim ve göz kırptım kıza. Bu göz kırpma hareketini de bu yaz çalıştım, önceden yapamıyordum. Birkaç gün ayna karşısında mesai gerektirmişti.
Şişeyi kuzenime uzattım. "Asıl gurmesi burada ya. Sen al kuzen." Sonra da kızların bize sorduğu sorulara yanıt vermeye başladım. "Biz mi? Gezginiz biz. Özel bir görev aslında. İçeriğinden bahsetmesek daha iyi olur. Boleynleri... Yok tanımıyoruz ya. Dedim ya adaya birkaç haftalığına geldik." Kız da baya unutkan bir şey çıktı, söylediklerimi bir daha söyletiyor üst üste. Bu sohbet daha nereye gidecek bilmiyorum. Sıkılıp gidelim de diyemem Eadwig'e hemen, belki de o eğleniyordur. Hatta Esme baya yanaşmış gibi duruyor yanına. Ben fark etmeden işi yürütecek yine kesin. Sigarasını içiyor havalı havalı, ben de soytarı gibi burda yalan üretmeye çalışıyorum. "Şşşt."yaptım sinirle ve elindeki sarılmış sigaralarından birini aldım, çakmağıyla da yaktım. "Ben çok konuştum, kuzenimle daha yakından tanışsanıza." dedim topu ona atarak. Planımı düzgün yapmadığımı söylüyordu, bakalım salak salak sorulara o nasıl kılıf uydurabiliyor. Çok akıllı ya hani.
Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Kuzenimin peşinden kayalıklara doğru ilerledim. Bir elim cebimde, bir elimde sigara var. Sinirli bir bakış ile Samuel'in sol arka çaprazında yürüdüm. İki tane kız vardı oturan. Samuel birinin adını söyleyince dönüp baktılar. Bir tanesi kalkıp vikleyerek koşmaya başladı yanımıza. Sonunda diyor. Geç mi kaldık? Kız yanımıza gelince yüzüne bakıp anında çirkin bir kız olduğuna karar verdim. Yine de gözlerim aşağı taraflarına indiğinde göğüslerini, vücut tipini beynime iletip vücudumun olumlu tepkisini sağladı. Bu kızlar bizden büyüklerdi. Hogwarts'taki sınıfımızdaki kızlardan çok daha olgunlardı. Maryam adındaki bu kız Samuel'e sarıldıktan sonra aşırı çingene bir aksan ile arkadaşını çağırdı. Esme. Kafamla selam verdim kıza. Ben böyle sarılmalara falan gelemem tanımadığım kişilerle. Samuel kızların ikiz olduğunu söylediğinde deminden beri çatık olan kaşlarım kalktı havaya. Gerçekten de iki kız aynıydı. Fark etmemişim. Samuel beni evden zorla çıkardığını söylerken Esme denen kız koluma girmek sureti ile beni oldukça rahatsız etti. Zorla kayaların oraya, daha demin oturdukları yere doğru çekiştirdikten sonra kayaların üstüne oturduk ve kız kıyafetimle oynamaya başladı. Çok kaba bir hareket değil mi bu? Samuel sorun etmiyor gibi gözüküyor. Bu yüzden ses çıkarmayacağım. Kız güzel de kokmuyor ki. Charlotte çok yerinde kokuyordu onu öptüğümde. Yerinde derken... Seveceğim kişinin kokması gerektiği gibi. Maryam denen kız kuzenime sorular soruyor, ki bu sorular söylediği yalanlar hakkında, Samuel ise sıçıp sıvıyordu. Bir yandan da benim pis olduğumu söylüyordu. Hiç duruşumu bozmadan, hala rahatsız, hala soğuk bir tavırla sigara içiyordum bu laflar dönerken. Burada olmak, bulunmak istemiyorum. Çekip gidemem de çünkü bir plan yaptık. Kesinlikle plan bozulmasın diye duruyorum burada. Asla başka bir nedeni yok.
Esme yanımda mal mal bir şey söyleyip güldü. Bana pek de komik gelmeyen şeye herkes gülmeye başladı. Sabaha kadar burada falan değildik Samuel de biliyor. Gülüyor işte katılırmış gibi. Çıkıp ortamı bozmak da istemiyorum. Sabaha kadar burada kalmak da istemiyorum. Emrivaki bir şekilde buraya getirildim yani. Kuzenim içki getirdiğimizi söyleyip viski şişesini çıkardı bu sırada. O durakladığı gibi aynı şeyi düşündüğümüze emin oldum. Bardaklar yoktu. Maryam ise bunu hiç umursamadan şişeyi aldı ve kafasına dikti! "Heh! Vay be." dedim kıza saygı duyarcasına. Sonra kuzenim aldı şişeyi. Kızın ağzından içmeyecekti değil mi? Yani kızların kim olduklarını bilmiyorduk. Hastalıklı olabilirlerdi... Samuel şişeden okkalı bir yudum aldıktan sonra yüzünü ekşitip kafasını salladı. Ben de onunla birlikte yüzümü ekşitirken kızlar kıkırdayıp duruyorlardı. Kalitesinin kızlara layık olması konusunda aynı fikirde değildim ama Samuel'e layıktı orası kesin. Kuzenim eğlenmeyi seviyordu. Fazla düşünmemeyi, özgür olmayı hayal ediyordu. Bunu benimle de yapabilirdi ki evde. Ne demek arada kaçıyorum, buralara geliyorum? İçmek istiyorsa evdeki şişelerden birini açabiliriz kim ne diyecek ki? Sürekli anneme çok bağlı olduğumu söylüyor. Onu şikayet edeceğimi mi düşünüyor acaba? Asla şikayet etmem ki. Annemin altıncı hissi çok kuvvetlidir. Aklımdan geçenleri tahmin edebiliyor. Anne-çocuk ilişkisi işte. Samuel'in sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü buraya kaçabiliyorsa, evde benim odama kaçması çok daha kolay. Samuel resmen onunla takılmak için yeterince havalı olmadığımı düşünüyor. Sıkıcı olduğumu belki de? Sıkıcı biri değilim ki.
Bana uzattığında baktım rahatsız bir şekilde şişeye. O şişeye ağzımı değdirmek istemiyorum kesinlikle. Bitirdiğim sigaranın sonunu kayaya söndürüp aldım bana uzatılan şişeyi. Samuel yeni yeni yalanlar söylerken daha demin köylü bir kızın ağzını sürdüğü şişeye baktım bir sürü düşünce kafamdan geçerken. Burada olmanın kendime haksızlık olduğunu düşünüyordum. Bir yandan da Samuel'in gözünde ezik olmak istemiyordum. Hadi Eadwig. Sen sıkıcı biri değilsin. Babam geçen seneden beri misafirlerini ağırlarken ben de orada bulunduğumda alkollü içkilerden tatmamı sorun etmediği için biliyorum olayını ama sadece tadımlık içiriyor yani. Şişe dikmekten bahsediyoruz şuan ve viski bu. Üstelik bu ağızdan ağıza geçirme konusundan, kayaların burada köylü gibi oturuyor olmamızdan, çevrenin kokusundan ve büyük ihtimalle ailesinde kim kimdir belli olmayan Esme'nin sürekli yanaşıp durmasından rahatsızım. Derin bir nefes alıp verdim pes edercesine. Şişeyi kaldırıp dudaklarıma değdirdim ve büyükçe bir yudum aldım. Ağzımda sorun çıkarmayan sıvı, boğazıma geldiğinde güzelce yaktı. Hemen bitse de gitsek gibi bir havada olduğum için hızla yuttuktan sonra bir yudum daha alıp yanımdaki Esme'ye uzattım.
Samuel artık pot kırmaktan yorulmuştu. Benim cevaplamamı istedi soruları. Maryam "Siz birbirinize hiç benzemiyorsunuz ya." dedi. Ki bu bir soru değildir. "Hıı..." dedim sadece, cevaplamama gerek olmadığını düşünerek. "Kuzensiniz değil mi?" diye sordu ardından. Soruydu bu. "Evet." cevabı da biraz kısa olmuştu. Esme bir yudum alıp Maryam'a şişeyi uzattıktan sonra "Ead-wig..." dedi adımı heceleyerek. "Sammmu senin çok eğlenceli olduğunu söylemişti." Öyle mi demişti gerçekten? Samuel'e bakış attım. Deminden beri tek ayak üstünde kırk yalan atmıştı. Bu söylediği de yalanlardan biriydi tabi ki. Gerçekten sıkıcı olduğumu düşünüyor olmalıydı. "Ama fazla durgunsun? Neyin var? Yoksa sevdiğinden mı ayrıldın?" diye sordu. Burada hayır ben hep böyle nemrut suratlıyım diyemezdim. Bu yüzden "Evet." dedim. "Buradan önceki durağımızda yaşanan bir durumdu." Kız iyice bana yaslanıp parmağı ile gömleğimin üstünde yuvarlak çizmeye başladı. "Ayy canım!" Maryam ise şişeyi sırası gelen Samuel'e değil, bana uzattı. Alıp biraz daha içtim ben de. Şişeyi Samuel'e verirken Esma "Siz bakanlığın icra memurluğunu mu yapıyorsunuz?" gibi çok spesifik bir soru sordu. Beklemediğim için "Nası?" dedim açıklasın tam olarak diye. "Kıyafetlerinizden belli." dedi ama Maryam "Çalıştıklarını sanmıyorum." dedi dalga geçer gibi. "Gezginlermiş ya işte. Birbirlerine benzemeyen gezgin kuzenler."
Belli ki hikayelerimize inanmayan ikiz kız kardeşlerle bir süre daha sohbet edip viski içtik. İlk başlarda benim yüzümden dandik ve rahatsız ortam olsa da, başların dönmesi ile biraz daha hoş sohbet oldu. Benim kendimi Samuel'e kanıtlama çabam yüzünden ve aceleci tavrım ile birlikte yarım saat bile olmadan başımın dönmesi iyice arttı. Daha fazla gülmeye başladım yapılan konuşmalarda. Biraz daha fazla konuşmaya başladım. Rahatladım... Söylediğim cümlelerin başını unutmalar derken bir süre sonra kendimi viskinin sularına bıraktım gitti. Ben kendimi kaybettikçe Esme daha çok üstüme çıktı. Git gide Samuel ve Maryam'dan uzaklaştık. Bir bakmışım, kayalığın diğer tarafına gelmişiz ve öpüşüyoruz. Duygularım da tavan. Felaket bir cinsel dürtü hissediyorum kıza karşın öpüşmeyi bıraktığımız gibi vücudunu elliyor, boynunu emiyorum. Üstünü çıkartmamı istediğinde düğmelerini tek tek açıp hayatımdaki ilk memeleri görüyorum. Ne kadar güzeller! Charlotte'ınkiler nasıldır acaba diye geçiyor aklımdan. Esme gidiyor sanki ortamdan. Charlotte geliyor yerine. Tabi gerçekte olduğu gibi 14-15 yaşında değil. Esme'nin vücuduna sahip bir Charlotte. Kız kucağıma oturup kasıklarını benimkilere bastırdığında özgürlük gerçekten güzelmiş kuzen diye geçiriyorum içimden. Kafamı tutup göğüslerinin arasına bastırıyor kız. Beline sarılıp buraları öpüyorum biraz daha. Gözlerimi yukarı kaldırıp Charlotte'ın yüzüne bakıyorum. Normalde bulanık bir görüntü bu gözlerim yarı açık olduğu için ama hayalimde oydu. Tüm bu deniz, kir, ter kokusu yoktu gibi çevremde. Charlotte'ın ballı kokusu vardı.
Geçen zaman sonrasında ben vücudumdaki zehri de atınca dünya normale döndü. Şehvetin dinmesi ama hala sarhoş olmam tüm her şeyi tetikledi gibi bir şey oldu. İlk olarak yanımdaki kişinin Charlotte değil, bir köylü kanı bozuk olduğunu hatırlayıp bana sarılmak isteyen kızı ittirdim. Ciddi ciddi Samuel'e uyup, rastgele bir kızla birlikte olduğum için öyle bir pişman oldum ki anlatamam.
Pişmanlık duygusu çok hızla arttı. Azalmış şehvetin yerini aldı. Kıyafetimi falan düzeltip Samuel'in yanına gitmek için kayalarda düşme tehlikesi geçire geçire yürüdüm. Esme hem kendisi, hem ben düşmeyeyim diye bana tutunmaya çalışsa da elimden gelen en büyük çabayı gösterdim kız beni ellemesin diye. Daha demin yeterince içli dışlı olmuştuk. Şuan bile hastalıklı hissettiğim için daha fazla temas olursa ölecekmişim gibi bir hisse kapılmıştım. Samuel'in yanına geldiğim gibi ne yaptığını önemsemeden; "Sence, üst sınıf insan olmak sıkıcı mı kuzen?" dedim yüksek bir sesle. Konudan bağımsız giriştiğim için olaya Samuel'in olayı anlamaması normaldi. Kollarımı açıp iskeleyi, kızları, bulunduğumuz çevreyi gösterdim dengede durmaya çalışarak. "Bu mudur yani? Bizim hayatımızdan daha eğlenceli olan hayat bu mudur? İki tane kanı bozukla birlikte, kayalıklarda birlikte olmak mı? Köylü gibi!" Kafamı salladım sağa sola. Sonra da parmağımı ona uzattım. "Ne kadar nefret etsen de, ne kadar rezil etmeye çalışsan da sen bir Boleyn'sin!" Daha da yükselttim sesimi. "BOLEYN'SİN!" Esme neyden bahsettiğimi sorup kolumu tutmaya çalıştı. "Kes sesini!" diye hırladım. Elimin tersi ile kıza vurup kendimden uzaklaştırdım. Tekrar Samuel'e, "Bu insanların seninle ve benimle konuşmak gibi bir seçenekleri bile olmamalı!" diye bağırdım. "Hiçbir kurala uymuyorsun, tüm aileyi işe yaramaz olduğuna inandırıyorsun. Ne için? Sorumluluktan kaçmak için sadece! Sen kaçtıkça daha çok benim omuzlarıma biniyor sorumluluk. Sonra da gelip bana sıkıcı diyemezsin!" Öyle bir şey demeye çalışmasa bile "Diyemezsin!!" diye tekrarladım daha da yüksek bir sesle. Burada belki gözlerim dolmuş olabilir. "Senin üstüne almaktan kaçtığın sorumlulukları üstleniyorum! Sen özgürlüğünü yaşarken kurulu düzeni kim devam ettirecek? Biraz olsun beni düşünseydin elini taşın altına koyardın. Bunun yerine sana özenmem için beni de buraya getirdin. Hatta bu bile değil, ben sıkıcı herifin tekiyim ya. İkizlerden diğerini uzakta tutarım diye bile düşünmüş olabilirsin. İstediğini elde ettin. ZATEN İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEDİĞİN NE ZAMAN OLDU Kİ? Ne yapmak istersen yapıyorsun! Ne rahatsın. Vay anasını evden çıkılmıyormuş! Biraz dişini sıksan çok mu? Tüm bu kurallar boşuna koyuldu değil mi? En akıllı sensin! İğrençti bu yaptığımız! Midem bulanıyor. Bu insanlar... Biliyor musun? Çıkmayacaksın bir daha dışarı ya! Sana yeminim olsun şikayet ederim. Kaçacaksan odandan kaçıp benim yanıma geleceksin! Burası benim evim, benim adam! Köylülerin arasına karışmana izin vermiyorum!" Yanına gidip kolunu yakaladım. "Kalk hemen gidiyoruz!"
[/justify]
Samuel Raymond Boleyn:
Kuzenim ilk başta soruları düzgün yanıtlamak yerine kısa kısa cevaplar verdiği için inandırıcılığımızı kaybediyor gibiydik. Maryam da Eadwig konuşurken bana manidar bir şekilde bakıp onaylamamı bekliyor gibiydi ama anlamamış gibi yaparak sigaramı üflemeye devam ettim ben. Foyamız ortaya çıkacak diye korkmuyor da değildim. Eadwig’e laf atmak hataydı belki de, iyice bozacaktı ortamı. Onun konuşmasını engelleyip söze atıldım birkaç kere ama sohbetin düzelmesi için sanırım alkol seviyesinin artması gerekiyordu. Biraz daha içtikten sonra da tahmin ettiğim gibi oldu, unutmuştuk konuştuğumuz her şeyi. Eadwig’e her ne kadar sinir olsam da viskiyi hiç de bozuntuya vermeden içmeye devam ettiği için takdir etmiştim. Düşündüğüm gibi biri değildi işte, eğlenmeye çalışıyor ve sınırlarını aşıyordu. Onu erken infaz eden bendim. Kıskanmama gerek yok dedim, en yakın arkadaşlarımdan biriydi o. Yıllardır aynı evi paylaştığım, her zaman yanımda olan Eady. Kendime gelmem lazım, çocuk benim için hiç hoşuna gitmeyen bu ortama bile geldi. Aldım elinden şişeyi ve bir sonraki yudumumu çok büyük aldım. Madem geldik buraya, değecek kadar içelim. Bir yudum, acı tat, boğazımda yanma ve sonra gelen baş dönmesi. Tütünü içime çektikçe de mayhoş oluyor, beynimin zonklayarak dönmeye başladığını hissediyordum ama sakin olmaya çalışıyordum.
Birkaç yudumdan sonra iyice kaybettim kendimi. Maryam kulağıma eğilmiş bir şeyler fısıldıyor, Eadwig’le Esme de ayağa kalkmış etrafa bakıyorlardı. Ayrılacak mıydık şimdi? Ben ağzımı aralayıp da iki kelimeyi birleştirene kadar uzaklaşmışlardı bizden. Maryam da boynumun yakınlarındaydı, dudaklarını hissetmeye başlamıştım. Sıcak nefesiyle tenim buluşuyor ve yavaş yavaş ona doğru eğilmemi sağlıyordu. Heyecanlanan kalbimi hissedebiliyordum, belki de bu sefer sadece öpüşmeyle kalmazdım. Okula dönünce gerçekten de anlatacak bir şeyim olacaktı. Herkesin ne kadar imreneceğini düşününce sırıttım kendi kendime. Maryam’ın elini aşağılarda hissettiğime bu düşünceler bir bulut gibi yok olup önemini yitirdi. Milleti özendirmekten daha çok hoşuma giden şeyler oluyordu şu an. Ben de bir şey yapmalı mıydım emin olamıyordum, o daha dominanttı ve yavaş yavaş beni arkaya itiyor gibiydi. Kıza karşı bir adım atsam tecrübesizliğimi fark edecekti o yüzden kendimi ona bırakmaya karar verdim. Arkaya doğru kollarım üzerinde yaslandım biraz. O da tam önüme geçmiş eğilmişti şimdi. Pantolonumu açmaya başladığında heyecanla yardıma giriştim. Biraz zor olsa da başarmıştım ki o sırada solumuzdaki sokaktan birilerine çarptı gözüm. Aydınlık bizim tarafa vurmuyor olsa da karaltılar belli oluyordu ve sanırım saat geç olduğu için de sessizliğin içinde kızın öpücük sesleri fazla yankılanıyordu. Ayrıca sokak lambasının ışığına bakmak da iyice başımı döndürmüş ve baygın halimden bilincimi yerine getirmişti. Midemin bulantısını da o an fark etmiştim.
Hiç istemiyordum durmak. O kadar iyi hissettiriyordu ki kızın dudakları… Hayallerimden çok, çok, çok daha iyiydi. Hatta dişlerimi sıkmıştım bir ses çıkarmamak için. Ama kendimi çok rezil hissediyordum. İnsanların bakışlarını görmek aşırı rahatsız etmişti. O tarafa baktıkça mide bulantım geliyordu geri. Önce karnımı tuttum engel olmaya çalışarak. Sakın bana bunu yapma diyordum içimden. Sonra bakışlarımı kıza çevirdim. Ne yaptığını görürsem durmasını istemem ve ana kapılırım diye düşünüyordum. Ama sonunda dayanamadım.
“Dur..” dedim gözüktüğümüzü söylemek istediğim için ama umurunda değildi kızın. “Kendimi iyi hissetmiyorum…” Oturur pozisyona gelmeye çalışırken hiç beklemediğim bir anda beni göğsümden arkaya doğru ittirdi ve kayalara kafamı vurmamı sağladı. “AHH!” diye bağırdım acıyla. Zaten sırtım ağrımıştı başından beri, kendime geldikçe ne kadar rahatsız olduğumu fark ediyordum. Acı, uyuşukluğumu ortadan kaldırıyor gibiydi.
Maryam yanıma doğru gelip “Yaa Samuuueeel, niye sakin durmuyorsun bitaneemm?” diye beni azarladı. Saçı başı iyice dağılmış ve makyajı akmıştı, yakınıma gelince fark etmiştim halini. Hiç hayalimdeki gibi bir tecrübe olmuyordu. Midemin kabarmasıyla kızın suratına bakamadan yanıma dönüp kusmaya başladım. Maryam’ın da sessiz bir çığlık basarak “Iyyyy…” dediğini duyuyordum. Rezilim cidden. Akşam yemeğinde çok bir şey yemediğim için sıvı kusuyordum hep. İçimdeki her şeyi çıkardığımda döndüm geri yerime ve sırt üstü uzandım gözlerimi kapayarak. Gözüm kapalıyken de başım dönüyor. Elimi kaldırdım alnıma yaslamak için ama kontrolü bende değil gibiydi, havada alnımı bulamadan geri göğsüme düştü. Gerçekten o an kayalardan denize doğru yuvarlandığımı hayal edip gözümü açmak zorunda kaldım. Açınca da ışıktan kamaşan gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım sağıma doğru. Maryam artık yanımda değildi. Bize doğru gelen kuzenime doğru yürüyordu. Daha doğrusu, kardeşini de alıp gidecekti büyük ihtimalle. Eadwig bana kızmaya geliyorsa hakkıdır diye düşünüyorum. Utançtan yerin dibine gireceğim az sonra.
Pantolonumu çektim geri. Yanıma yaklaştıklarında ağzımı silerek doğruldum. Ama beklemediğim bir soruyla karşılaşmıştım. Amacı neydi ki şimdi? Yalan söylemeyi vücudumdaki alkol seviyesine rağmen hatırlayabildim bir şekilde. “Üst sınıflar bu kadar eğleniyorlar mı sence?” dedim gülmeye çalışarak. Pek eğlendiğim söylenemez gerçi. Hala midem bulanıyor. Kızlar da çok salak. Ama bunu kabul etmek kaybetmek gibi geliyor o sırada. Eadwig konuşmaya başladı tekrar. Kızlara hakaret ettiğini duyunca kaşlarımı çattım. Onlar da kol kola girmiş, kuzenime bakıyorlardı şaşkınlıkla. “Ne diyorsun kuzen ya?” diyerek ayağa kalktığım sırada bana bağırmaya başladı. Boleyn olduğumu bağırıyordu ortalıkta. Kızlardan “Neeeğ? SİZ BOLEYN MİSİNİZ?” şeklinde ciyaklamalar başlayınca az önce sokaktan geçenler bunu da duydular mı diye kontrol etmek zorunda kaldım. Az önceki samimi halimizi gördükten Boleyn olduğumuzu da duymaları hiç ama hiç hoş olmayacaktı. Eadwig’e çıkışacaktım ki ikizlerden birine savurduğu bir tokatla ağzım açık kaldı. “Napıyorsun lan sen?” diye yükseldim iyice ve omzundan ittim kızdan uzaklaşsın diye. Aklım almıyor yaptığı şeyi. Konuşamazlar bizimle diyor. “Gelmeseydin lan o zaman? Zorla mı getirdik!” diye bir kere daha ittirdim omuzlarından sinirle. O da bana sorumsuz olduğumu bağırmaya başladı. Kaçıyormuşum her şeyden ve… Ona yük bindiriyormuşum? Sıkıcı diyemezsin bana diye bağırıyor. Onu düşünmediğimi söylemeye başladı sonra da. Neyini düşünmem gerekiyor ki ya? Yani sanki elimden bir şey geliyormuş da yapmıyormuşum gibi davranıyor. Kötü bir durumu mu var hem? Yediği önünde yemediği arkasında. Şaşkınlıkla dediklerini dinliyorum sadece çünkü içindekileri kusup bitirene kadar ne desem dinlemeyecek belli. Kızlar da kaçıp gittiler bu sırada.
Ne istersem aldığımı söylediğinde kendimi tutamayıp “Sen kafayı yemişsin.” diyebildim. Ne istemişim şimdiye kadar? Benim böyle bir lüksüm olduğuna mı inanıyor? Her şey onun. Her şey. Ya ben istenmeyen bir misafirim be evlerinde. Gerçekten bunu yaşamayı “istediğini yapabilmek” olarak mu görüyor? Ben istemez miydim o adamlarla sohbet edebilmeyi? Ben istemez miydim sigara içerken yakalanınca başıma bir şey gelecek mi diye korkmamayı? Onun bu saatte burada olmasıyla benimkisi arasında dağlar kadar fark var. Bunu nasıl göremez? Ben tek başıma değil de Eadwig’le geldiğim için belki 10 katı fazla ceza alacağım yakalandığımızda. Onu kötüye alıştırdığım için azar yiyeceğim, belki daha kötüsü. Ona rağmen beraber yapmak istedim. Ve kurallara uymamı, dişimi sıkmamı mı söylüyor? Şu an yaptığım şey çok daha zor! Ben sabırlı olmasam gebertirdim be bütün ailesini! O kadar nefret ediyorum ki… “Ben dişimi sıkmıyor olsam, biz bir daha görüşmezdik Eadwig! Kendine gel artık!” diye bağırdım ama o beni dinlemeden devam ediyordu. Sinirle oturdum geri kayalığa. Kızlar da gitti anasını satayım. İçine etti gecenin. Sinirden başım zonkluyor, zaten kusmuğum da hemen yanda bize bakıyor, zevk de alamadım yeterince, ortada kaldı her şey.
Eadwig’in son sözleriyle birlikte kafamda şimşekler çakmaya başladı. Yasaklıyormuş bana dışarı çıkmayı. Kendi adasıymış. Kolumdan tutunca boştaki elimle ittim var gücümle geriye doğru ve ayağa kalktım. Sesim bağırdıkça gürleşiyordu. “SEN KİMSİN LAN?” Cebimden refleksle asamı çıkarmaya yeltendim ama yaz tatilinde büyü kullanamayacağımız için eve bırakmıştım. Hırsım geçmemişti, bir yumruk salladım suratına. Yumruk atmayı pek iyi bilmiyorum. “İki sigara içiyorsun diye adam mı sandın kendini?” diye bağırıyorum. “Sen benim hiçbir şeyimi üstlenemezsin, anladın mı? Kim üstlen dedi zaten? SEN NE SANIYORSUN KENDİNİ? SANA MI MUHTACIM? BANA ÖZENMENE Mİ MUHTACIM?” Çok oturdu dediği. “Mahvettin her şeyi. Seninle eğleneceğimi düşünmek hataydı. Bayılıyorsun adına da adana da. Bıktım, hepinizden bıktım. İĞRENİYORUM YALNIZLIĞINIZA. Etrafındaki herkesi uzaklaştıracaksın böyle. Bak gittiler mutlu musun? Ortamın içine hipogrif boku attın. Artık bi' rahat bırakın beni!” diye son kez ittim kuzenimi. Sonra midem bulanmaya başladı, eğildim yana ve içimdekileri boşalttım bir daha. Konuşabildiğim sırada da "Rezil ettin ikimizi de." diyebildim. "Seni de sikiyim, evini de. Gelmiyorum hiçbir yere. Siktir git." Kayalara tırmanarak çıktım karanlıktan ve sokakta ilerlemeye başladım sinirle. Nereye gideceğim onu da bilmiyorum ama hiçbir kuvvet beni geri döndüremez artık.
-rp sonu-
Samu da dönmüştür eve bi ara yani napıcak acaba sokakta ne sanıyosa kendini
Navigasyon
[0] Mesajlar
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git