17 Nisan, 2026 10:06:51 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Kuzişim gelmiş (Vol IV)  (Okunma sayısı 101 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Kuzişim gelmiş (Vol IV)
« : 02 Eylül, 2022 20:10:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bir şarkı da benden gelmesin mi?
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=m6TXPNybrmk[/youtube][/spoiler]



Sonunda ergenliğe girmiş Samu ve Eady düşününüz efenim. no kuziş anymore
Tarih: 4. sınıf yazı

« Son Düzenleme: 09 Eylül, 2022 20:52:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #1 : 03 Eylül, 2022 00:20:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Odamın kapısı tıklandığında alnıma düşen tutamı yukarıya doğru bastırmakla meşguldüm. Mutfak çalışanı Fhatma cevabımı beklemeden kapıyı açıp “Samu, yemeğe geç kalıyorsun!” diye 3. uyarısını yaptığında eğildiğim boy aynasından uzaklaştım ve ona döndüm. Kollarımı açtım kombinimi göstererek. “Nasıl?” dedim ve bir tur attım etrafımda. Gözlerini kaçırarak iyi olduğunu söylediğine göre çok kötü olmuş. “Neee?” dedim uzatarak. “Buna kötü diyen son kişi kör oldu ha.” Aynadan baktım kendime. En şık gömleklerimden birini giymiştim. Bej rengi, keten, kol düğmelerine de özenmiştim oldukça. Babamın pahalı düğmelerini aşırdım odasından dün gece! Pantolon biraz sıkıydı, oturunca yırtılır mı diye de korkmuştum hatta. Geçen seneden kalma kahverengi bir pantolon, boyum uzayınca biraz bileklerimi göstermeye başlamış ama… Kalıbı güzel! Rengi de iyi gibiydi. Kızlar bu tarzı beğeniyorlar bu aralar. “Cidden beğenmedin mi Fhatma? Doğruyu söyle bak yoksa.. rezil olurum! Önemli biliyorsun.”

Fhatma benden birkaç yaş anca büyük, evdeki çalışanlardan birinin kızı. Okula göndermiyorlar, burada ablalarıyla birlikte çalışıyor. Boleyn’lerden sıkıldıkça da sohbete yanıma kaçıyor. En çok onunla sohbet ediyorum bu evde. Neredeyse Eadwig’den bile çok. Okuldaki yaşadıklarımı, Ada’da yaptıklarımı, evdekilerle kavgaları… Hatta arada gidip toplantı odasından amcamları dinlediğimiz bile oluyor. O kadar gizli ne konuşuyorlar merak etmeyen delidir. Evde biraz da gözüm kulağım oldu sayılır yani. Dost biriktirmek çok önemli.

Bu ev son birkaç yıldır değişiyor. Önceden geldiğim o eğlenceli büyük yazlık evi değil de sanki artık… Daha soluk, daha cansız ve biraz da hapishane gibi. Evet hatta tam olarak hapishane! Odalarımızdan çıkmıyoruz, çıktığımızda gardiyan gibi etrafta mutlaka bizi izleyen birileri oluyor ve hatta Eadwig ile görüşmemize bile annesi olacak o kadın saat sınırı koydu. Şaka mı bu ya?

Geçen yaz geldiğimde de eskisi gibi değildik. Yemekler ayrı yeniyor, beraber bahçe yürüyüşleri ve süpürge yarışları yapılmıyordu artık. Ama bu yaz daha fena. Sıkılıyorum ya evde, koskoca köşk ama 4 duvar içine tıkıldık kaldık haftalardır! Zaten ben biliyordum başından böyle olacağını, dedim bizimkilere de. Gitmeyelim yani ne olacak ki? Dip dibe aylarımızı geçirmeye değiyor mu? Victorine ile toplasan günde 2-3 cümle kurduğumuz olmuyor birbirimize. Annemle de geçinemiyorlar, onu eziklediğini görebiliyorum. Kendini burada iyi hissetmiyor, ama sorduğumda aman Victorine hanım da bilmem ne. Yamacından ayrılmıyor, bırakmıyor kadını bir türlü. Diyorum acaba ben mi tanımadan yargılıyorum, yakınındakilerin sevdiği bir insan mı kendisi… Ama yok. Ben tanıyorum malımı arkadaş. Bana böcek gibi bakıyor kadın. Sadece bana değil  anneme de aynı. Hiçbir zaman sevmeyeceğim büyük ihtimalle. Sonuç olarak, babam evdekilerle anlaşan tek insan. Nasıl bir anlaşma tarzları olduğunu anlamıyorum gerçi ama babamın onlara karşı bir hürmeti olduğunu görebiliyorum bu yüzden 3 ay yanlarında kalmak görevimizmiş gibi davranarak devam ediyoruz hayatımıza. Gerçi bu sene 2 ay kalıp Londra’ya dönmekte anlaştık ama göreceğiz.

“Yani… Yakışmış işte dedim ya! Kirletme dikkat et… Zaten…” Fhatma tam konuşmaya başlamışken susunca kaşlarımı kaldırdım.
“Zaten ne?”
Kız geveledi bir şeyler.
“Off var ya seni anlamak için Hogwarts’ta ayrı ders açılması lazım. Yemin ederim ağzını okumaya çalışmaktan bi hal oldum kızım..”
Öksürdü önce. “Kime süslendin ki?”
“Kız mıyım ben süsleneceğim? O nasıl laf?” Cevap veremeyince ve gevelemeye başlayınca yine başladım ben. “Süs derken mesela Eadwig gibi bir süs mü, hani o şık giyiniyor ya. Elitimsi bir süslülük mü yoksa sokakta görüp çakma derisi dökülen şapka takmış fırfırlı gömlek giyen erkek süslülüğü mü? Kalitesiz deme sakın bana!”
Kız oflayarak döndü arkasını çekti gitti. Lönk diye gitti bildiğin evet. Anlamsızca baktım kapıya bir süre, sonra “Hmm, iyidir ya.” diyerek çıktım odamdan ben de ve indim alt kattaki yemek odasına.   

Bugün Pazar akşamıydı, bütün aile yemek için toplanıyorduk her Pazar. Masanın başında Apollo, sağında Victorine, solunda  Apollo’nun misafiri o hafta her kimse, devamında amcalarım, aralarında babam, en sonda da annem ve ben. Eadwig’le iki uçlardaydık denilebilir ama bugün ona bir not ulaştırmam gerekiyordu. Odamda hazırladığım parşömeni iyice katlayıp küçültmüştüm, servis yapan elemanlardan birinin cebine masaya oturmadan hemen önce sıkıştırıp “Eadwig’e!” diye fısıldadım.

Masaya en son gelen bendim. Apollo’nun sert bakışlarıyla karşılaşmış olmama rağmen hiçbir şey söylemeden sessizlik içinde oturdum yerime, onlar da sohbetlerine devam ettiler. Tabağımdakileri yemeye başladım hızla, bir yandan da sohbetlerini dinliyordum. Sanırım Eadwig’in tanışması için Bakanlık’tan önemli birilerini getirmişlerdi ki sohbet ederken dikkatlerinin bozulmasını istemiyorlardı. “Eadwig de Slytherin bina başkanı olmak istiyor.” gibi bir şeyler zırvalıyordu Victorine. Adamlardan biri güldü, “Boleynlerin Slytherin varisleri tükenmiyor tabii ki! Şaşırdık mı?” dedi. Ardından diğeri atıldı söze, “Koskoca ailede Slytherin dışında bir binaya giden söyleseniz Merlin’e yeminim olsun şapkamı çıkarırım burada.”

Eee?

Babamla bakıştık o an. Niye söylemiyor ki? Oğlum Gryffindor desene. Burda bir Boleyn daha var desene. Çevirdi gözlerini onun yerine. Mahcup bir şekilde ona çevrilen bir soruyu yanıtlamaya devam etti. Ben de döndüm, ne yapayım? Kalkıp yaygara mı çıkarayım? Ben de buradayım diye bağırayım mı? Çok yapıyorum düşüncelerimde bunu. Ama sonra neden diyorum. Ne gerek var ki? Gelmişiz yemeklerini yiyoruz, yataklarında yatıyoruz, sorun çıkarmak istemiyorum bir de üzerine. Tam olarak söyledikleri gibi biri olmak istemiyorum. Umrumda değil ne yaptıkları. Eadwig görsün mesajı, kalksın gidelim. Bu yüzden sohbetleri bitene kadar bekleyeceğim.

Dedim. Bekleyecektim. Ama Eady Bey kendini sohbetten alamadı bir türlü! Mektubu ona adam kaç kere, KAÇ KERE uzattı ama bir türlü fark edemedi ki alsın daaa okusun daa kalkmaya hazırlansın. Sonunda içimden küfür ede ede kalktım masadan, bir hışımla da çıktım salondan. Sinirle soluyarak arka kapıdan çıkıp köşk bahçesinin çıkışına doğru yürümeye başladım. Madem ailenle evcilik oynamak istiyorsun, oyna kuzen! İstediğini yap yani bana mı kaldı? Benim planım zaten 1000 basar 1000. Çok pişman olacak gelmediğine.
« Son Düzenleme: 03 Eylül, 2022 00:25:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #2 : 03 Eylül, 2022 04:27:34 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bakanlıktan babamın arkadaşları ile yemek yiyorduk. Konu ilgimi çektiği için yüzümde bir gülümseme ile katılıyordum sohbete. Her pazar yapılan yemeklerden bir diğeriydi. Sohbetimiz kuzenimin masaya gelmesi ile kesilince herkes gibi dönüp baktım ona. İstediği zaman ne kadar dakik olduğunu biliyorum. Sadece bu olaya karşı olduğu için yapıyor böyle ve bu beni fazlasıyla sinirlendiriyor. Tüm sene Hogwarts'tayız zaten. Eve yazın geliyoruz. 3 ay, 4 haftadan sadece 12 kere yemeğe ineceksin koskoca yaz. Onda bile sorun çıkarıyorsun. Kafamı yaptığını onaylamayan bir şekilde salladıktan sonra tekrar döndüm ve sohbetlerine devam eden büyüklere katıldım. Slytherin konusu açıldığı için memnundum durumdan. Bina başkanlığına oynadığımı söyledi annem. "Olacağım da." dedim kararlılığımı göstermek için. Boleyn'lerden sadece Slytherin çıktığını, başka binadan kimse çıkmadığını söylediğinde aklımda direkt Samuel'in ismi oluştu. Kuzenimi düşündüğüm gibi annem bana döndü ve göz göze geldik. Milim bir kafa hareketi ile bana söylememem gerektiğini belli ettikten sonra tekrar adamlara çevirdi kafasını. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Samuel'in bizi rezil etmek için neden bu kadar uğraştığına anlam veremiyorum hiç. Konu hemen geçiştirilip daha ilgimi çeken şeylere evrilince unuttum olanı. Bakanlık, maaşlar, tanıdıklar, onun bunun eşyaları, bu eşyaların fiyatları ve ne kadar havalı oldukları ile ilgili bayağı yetişkin sohbeti...

Bir süre sonra Samuel'in masanın diğer ucundan sinirli bir şekilde kalkmasıyla kafamı çevirip baktım. Kalkmak için müsaade istemeyecek miydi? Arkasını dönüp çekip gitti gerçekten. İnanılmaz birisi ya. Tüm gün evin çalışanları ile takılıyor. Unuttu görgü kurallarını tabi ki. Endişeli bir şekilde arkasından bakarken omzuma dokunan bir elle döndüm. Deminden beri yanımda duran hizmetkar masanın alt tarafından bir kağıt uzatıyordu. Gözlerimle önce kağıda, sonra da masada dönen sohbete baktım. Çaktırmadan aldım kağıdı. Çevreme bakarak, kimseye farkettirmeden açtım ve küçük kağıdın içinde Samuel'in yazısını okudum. Dışarı çıkmak mı? Çok yememek mi? Önümdeki yemeğin yarısını bile yememiştim zaten. Dışarı çıkamazdık ki. Yasaktı yani. Gidip reddedeyim, hem de yeterince sohbete katıldım ona vakit ayırıp odama çıkarım diye plan kurdum kafamda. "Müsaadenizle." dedim sohbette bir boşluk bulunca. Yanımdaki hizmetli sandalyemi arkaya çekince ben de ayağa kalktım. "Afiyet olsun."

Samuel'in söylediği gibi arka kapıya gideceğimi düşünüyorsunuz değil mi? Hayır tabi ki, her yemekten sonra yaptığım gibi ilk önce banyoya gidip elimi yıkadım. 30 saniye boyunca ovalamalı ıvırlı zıvırlı. Şimdi sizi sıkmayayım bununla. Ritüelim bittikten sonra tekrar yemek salonuna gidip bir üzüm salkımı aldım. Yemeğimi bitiremediğim için meyveye zaman kalmamıştı ve benim kalbimi güçlendirmem gerekiyordu. Artık inancım azalmış olsa da huy edinmiştim çoktan. Her gün en az 12 tane yiyordum. Üzümü yanıma alıp yiye yiye arka kapıya, oradan da bahçe kapısına kuzenimin yanına geldim.

Yanına yaklaşırken "Dışarı çıkamayız geç oldu." dedim ifadesiz bir şekilde. Elimde tuttuğum üzümü uzattım ona paylaşmak adına. "Gel balkonda oturalım. 2 saatimiz var zaten. Sonra uyurum." Evet, annem Samuel'in beni kötü etkilediğine oldukça emin olduğu için ikimizin birlikte geçirdiği vakitleri kısıtlamıştı. Pek sorun yoktu, çünkü okulda da böyle bir durumdaydık. Dersler dışında, Samuel ve arkadaşları kuleden indiklerinde görüşüyorduk. Görüştüğümüzde de eğleniyorduk. Yaz tatilinde Samuel ile olan bu 2 saatlik buluşmaların rutinini sevsem de, bazen sadece bu zamanı doldurmak için yan yana duruyorduk. Boşa geçen zaman olduğu için hoşlanmıyordum. Bugün de büyük ihtimalle balkonda oturur yemek sonrası bir şeyler içeriz diye düşünmüştüm. Samuel'in planı ise aşırı farklıydı. Kaşlarımı kaldırıp baştan aşağı süzdüm kuzenimi. "Sen ne giydin böyle?" diye sordum. Normalde giydiği kıyafetler ile alakasız olması dikkatimi çekmişti. Bir iki saniye sonra baktıktan sonra kafamı yukarı aşağı salladım. "Yakışmış." diyerek onayladım kendisini. Bu aralar fazlasıyla yaptığım konuşmalara başladım ardından. "Tabi ki yakışacak zaten Samu. Sen de ben de ayrıcalıklı insanlarız. Biraz bunun bilincinde ol. Hala evdeki hizmetçilerle arkadaşlık kuruyorsun. Şaka gibi. Evet, biz vakit geçiremiyoruz ama onlarla konuşmak zorunda değilsin ki. Hem..." Yüzümü buruşturdum düşününce. "Kanı bozuk onlar." Ağzıma bir üzüm atıp yuttuktan sonra devam ettim. "Yemeğe yine geç geldin. Hiçbir derse geç kaldığın olmuyor okulda sakın bana yalan söylemeye kalkma. Bilerek yapıyorsun ve bu saygısızlık. Misafirler baya önemli insanlar, gereksiz inadın yüzünden bizi rezil etmene gerek yoktu." [/justify]
« Son Düzenleme: 03 Eylül, 2022 04:31:38 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Eadwig Alger Boleyn »


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #3 : 03 Eylül, 2022 16:25:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Dışarı çıktıktan sonra temiz havada birkaç tur atınca masadan kalkışımın kabalığını fark etmiş ve sonuçlarını düşündükçe pişman olmaya başlamıştım. Victorine’den, onları misafirleri karşısında soktuğum durum hakkında bir azar yiyeceğim kesindi ama babama ve anneme karşı daha sorumlu hissediyordum kendimi. Onlar, her ne kadar sebebini anlayamıyor olsam da, bu aileyle anlaşmak için varlarını yoklarını ortaya seriyorlardı. Bense planlarını bozmak isteyen bir köstebek gibi hissediyordum kendimi. İstemeden oluyordu çoğu zaman. Sabırsız davranıyorum ve patlıyorum hemen. Ama adamlar ağızlarını açmadılar ya! Babam Gryffindor olduğum için utanıyor, biliyorum. Bir gün alıp başımı çekip gideceğim, yanlış kararlar verip sokaklara düşeceğim sanıyor. Gryffindor olduğumu öğrendikten sonra attıkları mektubu hatırlıyorum da… Sadece “Olay çıkarma.” yazmıştı. Annem ise bu konu hakkında hiçbir şey söylememiş, okulun güzelliğinden yararlanmamı ve kendimi geliştirmek için uğraşmamı, bol bol da yemek yememi öğüt vermişti. Teşekkürler anne. Neyse, en azından benim iyi olmamı istediğini biliyordum. En azından babam gibi gelip bana “Gryffindorlar ailelerine bakmayı bilmezler çünkü düzgün düşünemezler, bu hayatta en önemli şey bir sonraki adımını planlamak. Sakın cahil olma, cesaret hiçbir zaman iyilik getirmez Raymond.” gibi zırvalıklar anlatmıyor yıllardır.

Düşündükçe sinirleniyordum tabi. Zaman da daralıyordu, çekip gitsem daha iyiydi şimdiye kadar ama Eadwig’in evden çıktığını görmüştüm. Yanıma geldiğinde tahmin ettiğim gibi evden çıkamayacağımızı söyleyip bana balkonda bomboş oturma önerisinde bulundu. Göz devirdim. “Var yaa planımı tam da böyle bir şey için iptal etmeyi hayal ediyordum dostum! Yaşlılar gibi üzüm yiyip balkonda oturmak!” Sinirle dalga geçtim kuzenimle. O sırada bana uzattığı üzümleri yiyor olmasam daha da sinirlenebilirdim ama şekerli şekerli yatıştırdılar biraz. “Git de misafirlerinle ilgilen Eady, nasıl fikir? Zaten geç bile kaldık.” Homurdandım. Döndüm gideceğim ama şöyle bir sorunum da var: Bu planda iki kişi olmak zorundayız. Yani ikna etmem gerekiyor. Hem Eadwig'le bir şeyler yapmayalı da uzun zaman oldu, gelsin istiyorum abi!

Derin bir nefes aldım ve kuzenime döndüm sakince. "Bak kuzen, günlerdir bu evden adımımızı atmıyoruz dışarı. Şu surların..." Bahçenin çevresini gösterdim. "...dışına çıkmak istemiyor musun? Ne var merak etmiyor musun? Okula dönünce anlatacak bir şeylerimiz olsun istemez misin!" İkna etmeye çalışarak yaklaşmıştım ona doğru ama çocuk üzerimi süzüyordu. Ne giydiğimi sorunca rahatsızca pantolonumu aşağı çektim bacaklarımdan. Bir yerlerim belli olmuyordur diye umuyordum. "Niye garipsiyorsun ki?" dedim savunmaya geçerek ve onu işaret ettim. "Seninkiler gibi bir şey işte. Her zaman giyindiğin gibi." Evet Eadwig her zaman resmiydi, sanki her an bir devlet başkanı misafirliğe gelebilecekmiş gibi düzgün giyiniliyordu bu evde. Bana yakışmamıştı ama sanırım, alışık da değilim, üzerime de oturmuyor bu tarz. "Yakışmamış değil mi? Gidip değişiyorum ya-" derken susturdu beni.  İyi başladı aslında biliyor musunuz? İltifat edecek sandım. Ama sonra hizmetçilerle arkadaşlığa çevirdi konuyu. Rahatsız olduklarını bildiğim için gizlice konuşuyordum zaten ya. Demek ki hala batıyordu gözlerine. Ama dedikleri bildiğin yalnız kal daha iyi gibi bir şeydi. Kafayı yerim ben tek başıma, anlamıyor herhalde bunu. "Kanı bozuk diye diye çevrende kimse bırakmayacaksın. Git evlen çocuk yap diyen mi var sana onlarla? Kanından sana ne oğlum?" Gerçekten öyle değil mi ama? Yani soyunu devam ettirmek amacıyla bakmıyorsan herkesle arkadaş olabilirsin. Neyseki Clayton burada değil ve kavga çıkmıyor diye düşünmeden edemedim. Arkadaş grubumuzda melez olan tek kişiydi. Eadwig'le de pek anlaşabildiklerini söyleyemeyeceğim zaten. Daha çok Cyneric ile birlikte espri yaptıkları için bağlanabilmişti gruba. Ama bu sene aramızı buz kestiği çok olmuştu.

Eadwig yemeğe geç kaldığımı söyleyince oflamaya başladım. Arkadaşım olması gerekmiyor muydu bu çocuğun? "Bak yürüyorsan yürü gidelim. Kızlara söz verdim kuzenimi de getireceğim diye ama çekemeyeceğim bu muhabbeti." Hala bana gelmiş rezil diyor ya. Önceden bana hiç böyle bir şey söylemezdi. Hakkımda böyle düşünmeye başlamış demek ki artık. Rezil bir çocuğum sadece. Yürümeye başladım bahçe çıkışına doğru. İçimden de gelecek mi diye bir şüphe vardı o yüzden son bir laf atmadan duramadım ve arkamı döndüm gülerek. "Sen artık annişinle içersin akşam çayını. Zaten çok kızar öğrense değil mi? Senin gelebileceğini söyleyen bende hata!" Güldüm yüksek sesle ve döndüm geri arkamı. Bu da onu motive etmiyorsa ben artık kendime eğlenecek başka bir arkadaş bulmalıyım demektir.

Düşündüğüm gibi o da başladı yürümeye. "Ohhh beee! Şimdi oldu işte." Zıplayıp kolumu attım omzuna ve "İşte maceraların adamı ya! Ortağımsın sen oğlum! Çok eğleneceğiz bak çok!" dedim keyifle. Ardından çıkışa yürürken olayı anlatmaya başladım. "Şimdi şöyle ki dostum, ben arada sırada... Kaçmış olabilirim buradan. Kızma hemen bak çok sıkıldım. Hatta senle anlaşalım önce. Kurallardan bahsetme bana bugün, günlerdir kaç kere tekrar tekrar tekrar tekrarrrr duydum şunları anlatamam. Biliyorum hepsini, ama kuralları bazen yıkman gerekir ki kendi hayatını yaşa! Adada pazara falan indim, dükkanlarda gezdim biraz. Sonra daaa bu kızlarla tanıştım. Aslında ikisiyle de tanışmışım ama onu anlamadım ilk... Neyse gözlerinle gör daha iyi. Ben bunlara kendimi farklı tanıttım tabii ki. Kuzenimle birkaç haftalığına geldik dedim. Bir motelde kalıyoruz ve yaşımız da 17 sanıyorlar! Dün cebime bir not sıkıştırmışlar Eady! İskeleye çağırdılar, eliniz boş da gelmeyin demişler." Bu sırada akrabalarımız Lancaster ve Godwinson'ların kulelerini de geçmiş ve çıkışa ulaşmıştık. Ayna şeklinde bir geçitti burası. Şehre açılan, Boleyn hanedanı dışındaki insanların arasına karışabileceğimiz yol buradan geçiyordu. Döndüm kuzenime, "Özgürlük kadar güzeli yok. Göreceksin." dedim ve sırtını sıvazladıktan sonra geçide girdim.

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #4 : 03 Eylül, 2022 20:26:12 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Samuel gidip misafirlerimle ilgilenmemi söylediğinde attığı tribi anlamayıp "Zaten onlarla konuştum yemekte ya. Görmedin mi?" diye sordum. Samuel ise iç çekip bana düzgün bir açıklamada bulunma çabasına girdi. Çok hafiften çatılmış kaşlarımla dinledim söylediklerini. Günlerdir dışarıya çıkmıyormuşuz. Şuan bahçedeyiz ama? Amaç temiz hava almaksa şuan burada da alıyoruz. Samuel'in isteği dışarı çıkalım değil işte. Bahçenin çevresindeki duvarları göstererek buranın dışına çıkıp dışarıyı merak ettiğini söylüyordu. Bir sürü saçma sapan insanlar vardı dışarıda. Zamanıma değmeyecek insanlar. Aynı hizmetliler gibi. Samuel onlarla evlenip çocuk yapmak gibi şeyler söylediğinde "Iyy Samu ne diyorsun?" dedim tiksinerek. Öylesine söylemişti ama cümle içinde kurması bile rahatsız etmeye yetmişti beni. Daha fazla bir şey söyleyemeden Samuel bu muhabbetten sıkıldığını kızlara söz verdiğini söyledi. "Kızlar mı?" diye sordum ilgimi çektiği için bu durum. Biraz fazla belli ettiğim için boğazımı temizlemek zorunda kaldım. "Demek istediğim... Birileri ile buluşmayı mı planlıyorsun?" Samuel beni umursamadan ilerlemeye başladığında adını söylemek için açtım ağzımı. O ise evde oturup annem ile çay içebileceğimi söyleyerek iğneledi beni. Arkama baktım... Samuel'in sürekli beni ana kuzusu olarak nitelendirmesine sinir oluyorum. Bir of çekip eve sırtımı döndüm. Samuel'e doğru yürümeye başladım hızlı adımlarla.

Geldiğimi fark ettiği gibi sesi mutlulukla bezendi kuzenimin. Macera adamı diyerek göğsüme şöyle bir vurduğumda acı acı gülümsedim. Samuel ile birlikte fazla maceraya çıkardık eskiden ama artık eğer olay boşsa pek yanaşmıyorum. Çok eğleneceğiz diyor. Hiç emin değilim bundan. Kızlar falan ilgi çekici kesinlikle ama kimler tanıyor muyuz ki? Rastgele saçma insanlar olabilirler. Umarım güzellerdir. Güzel olsalar da, Charlotte'tan güzeller midir? Hufflepuff'lı o garip kız işte. Bir türlü gözümü alamadığım. Daha geçen sene cezaya kaldığımda salak gibi öpüp kaçtığım. Ahhh! Aklıma geldiği gibi rahatsız oldum kendimden. Onun da ne olduğu belli değil ki. Bizimkiler onunla yakınlaşmama hiç sıcak bakmazlar. Hatta annemin kanı bozuk biriyle birlikte olursam ciddi önlemler alıp beni sadece ailemin saygınlığı için kullanmaya çalışan cadılardan koruyacağını söylediğini de kaç kere duydum. Charlotte beni bunun için kullanacak birine benzemiyor ama ona zarar verirse kendimi asla affetmem.

Samuel evden kaçtığını, kuralları boşvermek gerektiğini, adada insanların arasına karıştığını falan gevelerken Charlotte'ın da aklıma gelmesi ile iyice stres olup "Şaka yapıyorsun değil mi?" diye sordum. Resmen adada pazardan rastgele kız bulmuş ya! Bir de yalan söylemiş kızlara. Motelde kalıyoruz falan demiş. Kaşlarımı çattım klasik sinirli halime bürünerek "Soyadımızı sorarlarsa ne diyeceğiz? Motel'e gitmek isterlerse? 17 demişsin ya büyü yapmamızı isterlerse ne yapacağız? Valla tekrardan bir Hogwarts'tan atılma macerası yaşamak istemiyorum Samu. O kadar rezil olmayı kaldıramam bir daha. Bizimkileri öyle üzdüğümü görmektense arı saldırısında ölmeyi tercih ederdim. Düzgün, ayakları yere basan bir plan kur artık."

Birlikte yürüyüp şehre geçmek için geçite ulaştık. Kuzenim özgürlük kadar güzelinin olmadığını söyledikten sonra geçide girdi. Kafamı salladım yine onaylamayan bir şekilde. "Özgürlüğün de sınırları çizilmeli." dedim ve elimdeki üzüm çöpünü bir kenara atıp arkasından girdim geçide.

Pazar gecesi şehre inerken tek tük insanların olduğu bir yoldan yürümek zorunda kalıyorduk. Elimi ceketimin içine atıp iç cebimden metal bir sigaralık, bir de köstekli saat çıkardım. "Şuan saat 8, misafirler iki saat sonra giderler. Herkes onlarla ilgileniyor olur. Bizim de 2 saatlik takılma iznimiz var. 11-12 arası evde olmalıyız. Soyadımız Fennians olsun. İğrenç melezler olduğumuza inanmayacaklarından eminim ama belki aptallardır yutarlar bu yalanı." Saati tekrar cebime koyduktan sonra sigaralığı açıp evde sardığım dal sigaralardan birini ağzıma yerleştirdim. "Eliniz boş gelmeyin demişler, bir yerden tatlı falan alalım." dedim. Sonra da ağzımdaki sigarayı sigaralığın yanındaki büyülü çakmakla yakmak için elimi önüne siper ettim. Kuzenim ilk tatlı değil alkol almamız gerektiğini söyledi. Sonra da sigara içmem ile ilgili bir yorumda bulundu gülerek. Kaşlarımı kaldırdım o konuşurken çektiğim dumanı üfleyerek. "Bildiğini sanıyordum." dedim onun tepkisinin tersine çok sakin bir şekilde. "Ama akşam uyumadan önce bir tane içiyorum sadece. Yaz tatilinin başında abarttım öksürüp duruyordum." Daha demin üzüm uzattığım gibi bu sefer de sigara uzattım kuzenime. "Yalnız olmayı sevmiyorum biliyorsun. Eh, senin gibi gurursuzluk yapıp hizmetçilerle pijama partisi de yapacak kadar düşemediğim için beni suçlayamazsın." Kuzenim sigarayı ağzına koyunca büyülü aletle yaktım sigarasını.

Önce Samuel'in söylediği gibi alkol aldık. Keko gibi kaymakbirası içmeyeceğimi söyleyip onu viski seçmek zorunda bıraktım. Bir kaç da atıştırmalık şey paketleyip iskelenin yolunu tuttuk. Çevreme bakınıyor, kötü kokulara yüz buruşturuyor, yakınıyor, insanları eleştirip duruyordum. Bu kadar zorluk çıkarırken aynı zamanda da Samuel'den acele etmesini bekliyordum sürekli. Ne kadar hızlı olursak o kadar çabuk biterdi çünkü. İskeleye geldiğimizde 4. sigaramı yaktım yalan yok. Samuel'e "Hadi." dedim bilmem kaçıncı kere. "Nerede bahsettiğin 'kızlar'?"[/justify]


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #5 : 04 Eylül, 2022 01:42:00 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Özgürlüğün sınırları bilmem ne diye boş yapıyor kuzenim. "Eveeet kanka, başkasının özgürlüğü başladığı anda bizim özgürlük fıss falan fistan. Şu an sınırsız olmamızın, kimseye, bak KİMSEYE bir zararı yok." Kollarımı açıp çevremi gösterdim yanımızda kimse olmadığını gösterircesine. Merlin'e yeminim olsun rahatladım çıktığımız anda. Yokuşu inerken zıpladım ayaklarımı birbirine vurarak. "Ayaklarım da yere değmiyor anasını satayım."

Tabi çok da cıvıtmak istemiyordum, daha gece uzundu o yüzden düzelttim yakamı paçamı geri. Eadwig'i dinlemeye başladım. Melez olduğumuza anca aptalların inanacağını söylüyordu. Düşündüm ciddi bir şekilde kızları. Yani melezler de ne kadar farklı bir hayat yaşıyor olabilirlerdi ki? Ben Clayton'dan biliyordum az buz bir şeyler ama Eadwig'in Muggle'lar hakkında Muggle kelimesi dışında bir şey bilmediğine emindim. Neyse ki kızlar gerçekten de yarım akıllılardı. "Sen... Sen güven bana." dedim kendimden emin bir şekilde. O sırada da yokuşu inmiş bir dönemece gelmiştik. Buradan sonrası ya köyün merkezine gidiyordu ya da düz bir mahalleye. Sağdan gidince pek bir şey yoktu, evler ve yerli halkın kullandığı birkaç dükkan. Sol taraf ise ticaretin döndüğü, gemilerin yanaştığı ve bizim de rotamızın bulunduğu yoldu. "Şurdan." diye tarif ettim o konuşmaya devam ederken.

Duyduğum fikirle "Ne tatlısı dostum ya?" dedim bıkkın bir şekilde. "Senin o güzelim ruhunu kim sömürd-" derken sözümü geri yuttum gördüğüm manzarayla. Eadwig, sigara. Normal bir olaymış gibi yaktı tüttürmeye başladı. Hiç de haber vermeden nasıl becermiş bu işi, sanki her gün yaptığı bir şeymiş gibi rahat rahat yürümeye devam ediyor."Gören de bir derdin var sanacak kuzen." dedim dalgaya vurarak ama oralı olmadı pek. Demek ki bazı kuralları yıkmayı o da istiyordu. "Garipsin ha. Bi' değiştin şu an gözümde." dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Sadece garip de değil, açıkçası havalı gözüküyordu şu an gözüme. Olgun bir beyefendi gibiydi. Ben daha bir iki kere tadına bakmıştım. Hogwarts'ta üst dönemlerin yurt odasında camdan üfletmişlerdi bir iki fırt. Tadı da leşşş gibi. Neden içtiklerini anladıysam ben de adadaki heykeller gibi şurada taş olayım. Ha üflemesi güzel, ona inanırım da hiç öyle el titretmelik bir güzelliği yok gibiydi. Bir daha da canım çekmedi pek. Bu yüzden Eadwig bana bir dal uzattığı zaman elime almış olsam da onun yanında tecrübesiz kalacağım için çekimser yaklaşmıştım. Dalga geçecek miydi? Öksürmezsem pek farkında olacağını sanmıyorum, eminim içtiğime inanıyordur zaten. Denediğimde de sevmediğimi söylemedim kimseye. Sigarayı yaktığında içime çekmeye çalıştım alevlenmesi için. Böyle yapıyorlardı yoksa sadece kağıdı yanıyormuş. Çekince önce boğazımda ağır bir yanma hissettim, ardından normal bir nefesi içime geri çekemeden öksürmeye başladım. Ah, siktir ya. "Ya, su içmiyorum saatlerdir. Boğazım kurumuş." dedim üzerini kapatmaya çalışarak ve ardından konuyu değiştirmek için alkol alacağımız yeri işaret ettim.

Bira içmeyi tercih etsem de -çünkü daha Hogsmade'de denediğim tek içki Kaymak Birasıydı- Eadwig'in ısrarı sonucunda ödemeyi ona kitleme fırsatı çıktığı için viskiyi kabul ettim. Harçlığım anca kendime yetiyordu ve viskiye ayıracak bir miktar yoktu elimde şu an. Yürürken o etraftan huylanıp laf ediyor, ben de rahatlasın diye az kaldı diye yalan atıyordum. Bu sırada da Eadwig hakkında düşündüğüm şeyleri tekrar değerlendirmeye almış ve biraz utanmaya başlamıştım. Onun sonunda ana kuzusuna dönüşeceğini düşünüyordum, hatta onu böyle bir ortama getirdiğim için de tecrübesiz kalacağını ve ayak uyduramayacağını kuruyordum kafamda ama birayı beğenmeyip viski aldıran da oydu sigara içen de. Boyu da sanırım benden birkaç santim daha uzun. Gözlerimi kısıp kafamdan onunkine doğru bir çizgi hayal ettim. Göze batan bir fark olamaz. Hem benim omuzlarım daha geniş. Yürüyüşüne bakıyorum istemsizce ve daha şık duruyordu. Bir eli cebinde, diğer eline de bilmem kaçıncı sigarası. Ben de eski pantolonum yüzünden bileklerim açıkta, kendimi çıplak hissetmeye başlamıştım. Eve gelen adamlar da büyük ihtimalle birkaç seneye onu staja çağırırlardı Bakanlık'ta. Ben ne yapacağım?

İmalı bir şekilde kızları sorduğu zaman "Söyledikleri yerdeyiz." dedim bıkkınlıkla. Yalan mı atacağım sanki? Etrafa bakındım biraz, kayalıklarda iki karaltı görüyordum. O tarafa doğru adımlamaya başladım, ardından emin olamayarak "Maryam?" dedim dönmesi için. Doğru tahmindi, kız ayağa kalktı sesle birlikte ve "Ahhh sonunda!" diye civaklayarak yanıma geldi koşar adım. Siyah kabarık saçlarını omzundan geriye doğru atıp bana vücudunu yaslayarak sarıldıktan sonra arkasını döndü. "Kız gelsene Esme! Ay bu da çok çekingen bir şey ya. Kuzenin de böyleyse kaçıracağım seni buradan, haberin olsun!" dedi yakamı düzeltirken. O sırada da kardeşi yaklaşmıştı yanımıza. Eadwig'e baktım sırıtarak. İkiz olduklarını söylemeyi unutmuşum kuzen ya. "Valla evden yaka paça zor çıkardım ama sizi görünce hatasını fark eder kızlar." dedim iyice sırıtarak ve kızın beni sürüklemesiyle oturdum kayalardan birine. Esme de kuzenimi tutmuş dibine oturtmuştu. Utangaç dediği buysa...
"Ev derken Sammuu?"
Hı? "Ha şey ya, ağız alışkanlığı benimkisi de. Odadan yani."
"E sen bize odamız çok çirkin demiştinnn?" Uzata uzata konuşuyor, ağzında da sakız var konuştukça dişine yapışmış halini görüyorum. Bir yandan iğreniyorum, bir yandan da diyorum ki böyle nasıl öpüşeceğiz? Veya ağzı kokmasın diye almış olabilir sakızı, atar birazdan diye umuyorum.
"Hea ya evet kirli oda. Eadwig işte, dağınık herifin teki! Dağıtıyorsun bari topla be oğlum!" diyerek gülmeye başladım. Sohbet dönsün diye konuşuyorum işte, ciddiye almazdı herhalde Eady. "Ben demesem yüz yıl çıkmaz o kafesinden. E normalded oraya çağıracaktım zaten biliyorsunuz, ama toparlamak uzun sürerdi.."
"Ay biz sana unuttururuz o odayı sen rahat ol hayatım! Sabaha kadar buradayız sonuçta." diye gülmeye başladı Esme de. Ben de ortam yumuşasın diye gülüyorum dediklerine kısaca. Çok da uzatmaya gerek yok sohbeti, kaliteli bir şey konuşamayacağız gibi zaten. "Az laf çok iş. Size hediyemizi sunalım ne dersiniz?" Elimdeki poşetten viskiyi çıkardım gururlu bir şekilde. Kızlar da alkışlıyor bu sırada gülerek. Açtım şişeyi, sonra bardak getirmediğimizi fark ederek "Yaa siktir." dedim. Küfür edince de kızlara ayıp olacağı için onlara çevirdim hemen bakışlarımı ama hiç takmış gibi durmuyorlardı. Tam tersi Maryam aldı eline şişeyi ve bardak lafını dahi etmeden kafasına dikti. "Hıığ- O da olur." dedim şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. Böyle de içiliyordu demek ki. Ardından şişeyi bana uzattığında hiç bozuntuya vermeden aldım elime ve yutkunarak diktim kafama. Bira gibi olacağını düşündüğüm için büyük bir yudum almıştım ama şişeyi geri çekene kadar boğazımdaki yanma ciğerlerime kadar inmişti. Ağzımın içinde de inanılmaz tatsız, ekşi acı bir tat bırakmıştı. Yüzümü buruşturmak zorunda kalmıştım, bu da kızları daha çok eğlendirmişti. Gözlerimi açtım iyice ve kafamı salladım kendime gelmek için. "Huff, fenaymış. Kaliteli ama, size layık." dedim ve göz kırptım kıza. Bu göz kırpma hareketini de bu yaz çalıştım, önceden yapamıyordum. Birkaç gün ayna karşısında mesai gerektirmişti.

Şişeyi kuzenime uzattım. "Asıl gurmesi burada ya. Sen al kuzen." Sonra da kızların bize sorduğu sorulara yanıt vermeye başladım. "Biz mi? Gezginiz biz. Özel bir görev aslında. İçeriğinden bahsetmesek daha iyi olur. Boleynleri... Yok tanımıyoruz ya. Dedim ya adaya birkaç haftalığına geldik." Kız da baya unutkan bir şey çıktı, söylediklerimi bir daha söyletiyor üst üste. Bu sohbet daha nereye gidecek bilmiyorum. Sıkılıp gidelim de diyemem Eadwig'e hemen, belki de o eğleniyordur. Hatta Esme baya yanaşmış gibi duruyor yanına. Ben fark etmeden işi yürütecek yine kesin. Sigarasını içiyor havalı havalı, ben de soytarı gibi burda yalan üretmeye çalışıyorum. "Şşşt."yaptım sinirle ve elindeki sarılmış sigaralarından birini aldım, çakmağıyla da yaktım. "Ben çok konuştum, kuzenimle daha yakından tanışsanıza." dedim topu ona atarak. Planımı düzgün yapmadığımı söylüyordu, bakalım salak salak sorulara o nasıl kılıf uydurabiliyor. Çok akıllı ya hani.

Çevrimdışı Eadwig Alger Boleyn

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 13. Seviye
  • İleti: 93
  • 326 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eadwig Alger Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 24
  • Lanet Gücü: 20
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: 20
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #6 : 04 Eylül, 2022 06:27:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Kuzenimin peşinden kayalıklara doğru ilerledim. Bir elim cebimde, bir elimde sigara var. Sinirli bir bakış ile Samuel'in sol arka çaprazında yürüdüm. İki tane kız vardı oturan. Samuel birinin adını söyleyince dönüp baktılar. Bir tanesi kalkıp vikleyerek koşmaya başladı yanımıza. Sonunda diyor. Geç mi kaldık? Kız yanımıza gelince yüzüne bakıp anında çirkin bir kız olduğuna karar verdim. Yine de gözlerim aşağı taraflarına indiğinde göğüslerini, vücut tipini beynime iletip vücudumun olumlu tepkisini sağladı. Bu kızlar bizden büyüklerdi. Hogwarts'taki sınıfımızdaki kızlardan çok daha olgunlardı. Maryam adındaki bu kız Samuel'e sarıldıktan sonra aşırı çingene bir aksan ile arkadaşını çağırdı. Esme. Kafamla selam verdim kıza. Ben böyle sarılmalara falan gelemem tanımadığım kişilerle. Samuel kızların ikiz olduğunu söylediğinde deminden beri çatık olan kaşlarım kalktı havaya. Gerçekten de iki kız aynıydı. Fark etmemişim. Samuel beni evden zorla çıkardığını söylerken Esme denen kız koluma girmek sureti ile beni oldukça rahatsız etti. Zorla kayaların oraya, daha demin oturdukları yere doğru çekiştirdikten sonra kayaların üstüne oturduk ve kız kıyafetimle oynamaya başladı. Çok kaba bir hareket değil mi bu? Samuel sorun etmiyor gibi gözüküyor. Bu yüzden ses çıkarmayacağım. Kız güzel de kokmuyor ki. Charlotte çok yerinde kokuyordu onu öptüğümde. Yerinde derken... Seveceğim kişinin kokması gerektiği gibi. Maryam denen kız kuzenime sorular soruyor, ki bu sorular söylediği yalanlar hakkında, Samuel ise sıçıp sıvıyordu. Bir yandan da benim pis olduğumu söylüyordu. Hiç duruşumu bozmadan, hala rahatsız, hala soğuk bir tavırla sigara içiyordum bu laflar dönerken. Burada olmak, bulunmak istemiyorum. Çekip gidemem de çünkü bir plan yaptık. Kesinlikle plan bozulmasın diye duruyorum burada. Asla başka bir nedeni yok.

Esme yanımda mal mal bir şey söyleyip güldü. Bana pek de komik gelmeyen şeye herkes gülmeye başladı. Sabaha kadar burada falan değildik Samuel de biliyor. Gülüyor işte katılırmış gibi. Çıkıp ortamı bozmak da istemiyorum. Sabaha kadar burada kalmak da istemiyorum. Emrivaki bir şekilde buraya getirildim yani. Kuzenim içki getirdiğimizi söyleyip viski şişesini çıkardı bu sırada. O durakladığı gibi aynı şeyi düşündüğümüze emin oldum. Bardaklar yoktu. Maryam ise bunu hiç umursamadan şişeyi aldı ve kafasına dikti! "Heh! Vay be." dedim kıza saygı duyarcasına. Sonra kuzenim aldı şişeyi. Kızın ağzından içmeyecekti değil mi? Yani kızların kim olduklarını bilmiyorduk. Hastalıklı olabilirlerdi... Samuel şişeden okkalı bir yudum aldıktan sonra yüzünü ekşitip kafasını salladı. Ben de onunla birlikte yüzümü ekşitirken kızlar kıkırdayıp duruyorlardı. Kalitesinin kızlara layık olması konusunda aynı fikirde değildim ama Samuel'e layıktı orası kesin. Kuzenim eğlenmeyi seviyordu. Fazla düşünmemeyi, özgür olmayı hayal ediyordu. Bunu benimle de yapabilirdi ki evde. Ne demek arada kaçıyorum, buralara geliyorum? İçmek istiyorsa evdeki şişelerden birini açabiliriz kim ne diyecek ki? Sürekli anneme çok bağlı olduğumu söylüyor. Onu şikayet edeceğimi mi düşünüyor acaba? Asla şikayet etmem ki. Annemin altıncı hissi çok kuvvetlidir. Aklımdan geçenleri tahmin edebiliyor. Anne-çocuk ilişkisi işte. Samuel'in sorununun bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü buraya kaçabiliyorsa, evde benim odama kaçması çok daha kolay. Samuel resmen onunla takılmak için yeterince havalı olmadığımı düşünüyor. Sıkıcı olduğumu belki de? Sıkıcı biri değilim ki.

Bana uzattığında baktım rahatsız bir şekilde şişeye. O şişeye ağzımı değdirmek istemiyorum kesinlikle. Bitirdiğim sigaranın sonunu kayaya söndürüp aldım bana uzatılan şişeyi. Samuel yeni yeni yalanlar söylerken daha demin köylü bir kızın ağzını sürdüğü şişeye baktım bir sürü düşünce kafamdan geçerken. Burada olmanın kendime haksızlık olduğunu düşünüyordum. Bir yandan da Samuel'in gözünde ezik olmak istemiyordum. Hadi Eadwig. Sen sıkıcı biri değilsin. Babam geçen seneden beri misafirlerini ağırlarken ben de orada bulunduğumda alkollü içkilerden tatmamı sorun etmediği için biliyorum olayını ama sadece tadımlık içiriyor yani. Şişe dikmekten bahsediyoruz şuan ve viski bu. Üstelik bu ağızdan ağıza geçirme konusundan, kayaların burada köylü gibi oturuyor olmamızdan, çevrenin kokusundan ve büyük ihtimalle ailesinde kim kimdir belli olmayan Esme'nin sürekli yanaşıp durmasından rahatsızım. Derin bir nefes alıp verdim pes edercesine. Şişeyi kaldırıp dudaklarıma değdirdim ve büyükçe bir yudum aldım. Ağzımda sorun çıkarmayan sıvı, boğazıma geldiğinde güzelce yaktı. Hemen bitse de gitsek gibi bir havada olduğum için hızla yuttuktan sonra bir yudum daha alıp yanımdaki Esme'ye uzattım.

Samuel artık pot kırmaktan yorulmuştu. Benim cevaplamamı istedi soruları. Maryam "Siz birbirinize hiç benzemiyorsunuz ya." dedi. Ki bu bir soru değildir. "Hıı..." dedim sadece, cevaplamama gerek olmadığını düşünerek. "Kuzensiniz değil mi?" diye sordu ardından. Soruydu bu. "Evet." cevabı da biraz kısa olmuştu. Esme bir yudum alıp Maryam'a şişeyi uzattıktan sonra "Ead-wig..." dedi adımı heceleyerek. "Sammmu senin çok eğlenceli olduğunu söylemişti." Öyle mi demişti gerçekten? Samuel'e bakış attım. Deminden beri tek ayak üstünde kırk yalan atmıştı. Bu söylediği de yalanlardan biriydi tabi ki. Gerçekten sıkıcı olduğumu düşünüyor olmalıydı. "Ama fazla durgunsun? Neyin var? Yoksa sevdiğinden mı ayrıldın?" diye sordu. Burada hayır ben hep böyle nemrut suratlıyım diyemezdim. Bu yüzden "Evet." dedim. "Buradan önceki durağımızda yaşanan bir durumdu." Kız iyice bana yaslanıp parmağı ile gömleğimin üstünde yuvarlak çizmeye başladı. "Ayy canım!" Maryam ise şişeyi sırası gelen Samuel'e değil, bana uzattı. Alıp biraz daha içtim ben de. Şişeyi Samuel'e verirken Esma "Siz bakanlığın icra memurluğunu mu yapıyorsunuz?" gibi çok spesifik bir soru sordu. Beklemediğim için "Nası?" dedim açıklasın tam olarak diye. "Kıyafetlerinizden belli." dedi ama Maryam "Çalıştıklarını sanmıyorum." dedi dalga geçer gibi. "Gezginlermiş ya işte. Birbirlerine benzemeyen gezgin kuzenler."

Belli ki hikayelerimize inanmayan ikiz kız kardeşlerle bir süre daha sohbet edip viski içtik. İlk başlarda benim yüzümden dandik ve rahatsız ortam olsa da, başların dönmesi ile biraz daha hoş sohbet oldu. Benim kendimi Samuel'e kanıtlama çabam yüzünden ve aceleci tavrım ile birlikte yarım saat bile olmadan başımın dönmesi iyice arttı. Daha fazla gülmeye başladım yapılan konuşmalarda. Biraz daha fazla konuşmaya başladım. Rahatladım... Söylediğim cümlelerin başını unutmalar derken bir süre sonra kendimi viskinin sularına bıraktım gitti. Ben kendimi kaybettikçe Esme daha çok üstüme çıktı. Git gide Samuel ve Maryam'dan uzaklaştık. Bir bakmışım, kayalığın diğer tarafına gelmişiz ve öpüşüyoruz. Duygularım da tavan. Felaket bir cinsel dürtü hissediyorum kıza karşın öpüşmeyi bıraktığımız gibi vücudunu elliyor, boynunu emiyorum. Üstünü çıkartmamı istediğinde düğmelerini tek tek açıp hayatımdaki ilk memeleri görüyorum. Ne kadar güzeller! Charlotte'ınkiler nasıldır acaba diye geçiyor aklımdan. Esme gidiyor sanki ortamdan. Charlotte geliyor yerine. Tabi gerçekte olduğu gibi 14-15 yaşında değil. Esme'nin vücuduna sahip bir Charlotte. Kız kucağıma oturup kasıklarını benimkilere bastırdığında özgürlük gerçekten güzelmiş kuzen diye geçiriyorum içimden. Kafamı tutup göğüslerinin arasına bastırıyor kız. Beline sarılıp buraları öpüyorum biraz daha. Gözlerimi yukarı kaldırıp Charlotte'ın yüzüne bakıyorum. Normalde bulanık bir görüntü bu gözlerim yarı açık olduğu için ama hayalimde oydu. Tüm bu deniz, kir, ter kokusu yoktu gibi çevremde. Charlotte'ın ballı kokusu vardı.

Geçen zaman sonrasında ben vücudumdaki zehri de atınca dünya normale döndü. Şehvetin dinmesi ama hala sarhoş olmam tüm her şeyi tetikledi gibi bir şey oldu. İlk olarak yanımdaki kişinin Charlotte değil, bir köylü kanı bozuk olduğunu hatırlayıp bana sarılmak isteyen kızı ittirdim. Ciddi ciddi Samuel'e uyup, rastgele bir kızla birlikte olduğum için öyle bir pişman oldum ki anlatamam.
Pişmanlık duygusu çok hızla arttı. Azalmış şehvetin yerini aldı. Kıyafetimi falan düzeltip Samuel'in yanına gitmek için kayalarda düşme tehlikesi geçire geçire yürüdüm. Esme hem kendisi, hem ben düşmeyeyim diye bana tutunmaya çalışsa da elimden gelen en büyük çabayı gösterdim kız beni ellemesin diye. Daha demin yeterince içli dışlı olmuştuk. Şuan bile hastalıklı hissettiğim için daha fazla temas olursa ölecekmişim gibi bir hisse kapılmıştım. Samuel'in yanına geldiğim gibi ne yaptığını önemsemeden; "Sence, üst sınıf insan olmak sıkıcı mı kuzen?" dedim yüksek bir sesle. Konudan bağımsız giriştiğim için olaya Samuel'in olayı anlamaması normaldi. Kollarımı açıp iskeleyi, kızları, bulunduğumuz çevreyi gösterdim dengede durmaya çalışarak. "Bu mudur yani? Bizim hayatımızdan daha eğlenceli olan hayat bu mudur? İki tane kanı bozukla birlikte, kayalıklarda birlikte olmak mı? Köylü gibi!" Kafamı salladım sağa sola. Sonra da parmağımı ona uzattım. "Ne kadar nefret etsen de, ne kadar rezil etmeye çalışsan da sen bir Boleyn'sin!" Daha da yükselttim sesimi. "BOLEYN'SİN!" Esme neyden bahsettiğimi sorup kolumu tutmaya çalıştı. "Kes sesini!" diye hırladım. Elimin tersi ile kıza vurup kendimden uzaklaştırdım. Tekrar Samuel'e, "Bu insanların seninle ve benimle konuşmak gibi bir seçenekleri bile olmamalı!" diye bağırdım. "Hiçbir kurala uymuyorsun, tüm aileyi işe yaramaz olduğuna inandırıyorsun. Ne için? Sorumluluktan kaçmak için sadece! Sen kaçtıkça daha çok benim omuzlarıma biniyor sorumluluk. Sonra da gelip bana sıkıcı diyemezsin!" Öyle bir şey demeye çalışmasa bile "Diyemezsin!!" diye tekrarladım daha da yüksek bir sesle. Burada belki gözlerim dolmuş olabilir. "Senin üstüne almaktan kaçtığın sorumlulukları üstleniyorum! Sen özgürlüğünü yaşarken kurulu düzeni kim devam ettirecek? Biraz olsun beni düşünseydin elini taşın altına koyardın. Bunun yerine sana özenmem için beni de buraya getirdin. Hatta bu bile değil, ben sıkıcı herifin tekiyim ya. İkizlerden diğerini uzakta tutarım diye bile düşünmüş olabilirsin. İstediğini elde ettin. ZATEN İSTEDİĞİNİ ELDE ETMEDİĞİN NE ZAMAN OLDU Kİ? Ne yapmak istersen yapıyorsun! Ne rahatsın. Vay anasını evden çıkılmıyormuş! Biraz dişini sıksan çok mu? Tüm bu kurallar boşuna koyuldu değil mi? En akıllı sensin! İğrençti bu yaptığımız! Midem bulanıyor. Bu insanlar... Biliyor musun? Çıkmayacaksın bir daha dışarı ya! Sana yeminim olsun şikayet ederim. Kaçacaksan odandan kaçıp benim yanıma geleceksin! Burası benim evim, benim adam! Köylülerin arasına karışmana izin vermiyorum!" Yanına gidip kolunu yakaladım. "Kalk hemen gidiyoruz!"

[/justify]


Çevrimdışı Samuel Raymond Boleyn

  • Gryffindor Bina Başkanı
  • 12. Seviye
  • İleti: 77
  • 399 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Samuel Raymond Boleyn
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Es
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 20
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Telepati, 3. Seviye
Ynt: Kuzenim gelmiş (Vol IV)
« Yanıtla #7 : 04 Eylül, 2022 16:25:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kuzenim ilk başta soruları düzgün yanıtlamak yerine kısa kısa cevaplar verdiği için inandırıcılığımızı kaybediyor gibiydik. Maryam da Eadwig konuşurken bana manidar bir şekilde bakıp onaylamamı bekliyor gibiydi ama anlamamış gibi yaparak sigaramı üflemeye devam ettim ben. Foyamız ortaya çıkacak diye korkmuyor da değildim. Eadwig’e laf atmak hataydı belki de, iyice bozacaktı ortamı. Onun konuşmasını engelleyip söze atıldım birkaç kere ama sohbetin düzelmesi için sanırım alkol seviyesinin artması gerekiyordu. Biraz daha içtikten sonra da tahmin ettiğim gibi oldu, unutmuştuk konuştuğumuz her şeyi. Eadwig’e her ne kadar sinir olsam da viskiyi hiç de bozuntuya vermeden içmeye devam ettiği için takdir etmiştim. Düşündüğüm gibi biri değildi işte, eğlenmeye çalışıyor ve sınırlarını aşıyordu. Onu erken infaz eden bendim. Kıskanmama gerek yok dedim, en yakın arkadaşlarımdan biriydi o. Yıllardır aynı evi paylaştığım, her zaman yanımda olan Eady. Kendime gelmem lazım, çocuk benim için hiç hoşuna gitmeyen bu ortama bile geldi. Aldım elinden şişeyi ve bir sonraki yudumumu çok büyük aldım. Madem geldik buraya, değecek kadar içelim. Bir yudum, acı tat, boğazımda yanma ve sonra gelen baş dönmesi. Tütünü içime çektikçe de mayhoş oluyor, beynimin zonklayarak dönmeye başladığını hissediyordum ama sakin olmaya çalışıyordum.

Birkaç yudumdan sonra iyice kaybettim kendimi. Maryam kulağıma eğilmiş bir şeyler fısıldıyor, Eadwig’le Esme de ayağa kalkmış etrafa bakıyorlardı. Ayrılacak mıydık şimdi? Ben ağzımı aralayıp da iki kelimeyi birleştirene kadar uzaklaşmışlardı bizden. Maryam da boynumun yakınlarındaydı, dudaklarını hissetmeye başlamıştım. Sıcak nefesiyle tenim buluşuyor ve yavaş yavaş ona doğru eğilmemi sağlıyordu. Heyecanlanan kalbimi hissedebiliyordum, belki de bu sefer sadece öpüşmeyle kalmazdım. Okula dönünce gerçekten de anlatacak bir şeyim olacaktı. Herkesin ne kadar imreneceğini düşününce sırıttım kendi kendime. Maryam’ın elini aşağılarda hissettiğime bu düşünceler bir bulut gibi yok olup önemini yitirdi. Milleti özendirmekten daha çok hoşuma giden şeyler oluyordu şu an. Ben de bir şey yapmalı mıydım emin olamıyordum, o daha dominanttı ve yavaş yavaş beni arkaya itiyor gibiydi. Kıza karşı bir adım atsam tecrübesizliğimi fark edecekti o yüzden kendimi ona bırakmaya karar verdim. Arkaya doğru kollarım üzerinde yaslandım biraz. O da tam önüme geçmiş eğilmişti şimdi. Pantolonumu açmaya başladığında heyecanla yardıma giriştim. Biraz zor olsa da başarmıştım ki o sırada solumuzdaki sokaktan birilerine çarptı gözüm. Aydınlık bizim tarafa vurmuyor olsa da karaltılar belli oluyordu ve sanırım saat geç olduğu için de sessizliğin içinde kızın öpücük sesleri fazla yankılanıyordu. Ayrıca sokak lambasının ışığına bakmak da iyice başımı döndürmüş ve baygın halimden bilincimi yerine getirmişti. Midemin bulantısını da o an fark etmiştim.
 
Hiç istemiyordum durmak. O kadar iyi hissettiriyordu ki kızın dudakları… Hayallerimden çok, çok, çok daha iyiydi. Hatta dişlerimi sıkmıştım bir ses çıkarmamak için. Ama kendimi çok rezil hissediyordum. İnsanların bakışlarını görmek aşırı rahatsız etmişti. O tarafa baktıkça mide bulantım geliyordu geri. Önce karnımı tuttum engel olmaya çalışarak. Sakın bana bunu yapma diyordum içimden. Sonra bakışlarımı kıza çevirdim. Ne yaptığını görürsem durmasını istemem ve ana kapılırım diye düşünüyordum. Ama sonunda dayanamadım.
“Dur..” dedim gözüktüğümüzü söylemek istediğim için ama umurunda değildi kızın. “Kendimi iyi hissetmiyorum…” Oturur pozisyona gelmeye çalışırken hiç beklemediğim bir anda beni göğsümden arkaya doğru ittirdi ve kayalara kafamı vurmamı sağladı. “AHH!” diye bağırdım acıyla. Zaten sırtım ağrımıştı başından beri, kendime geldikçe ne kadar rahatsız olduğumu fark ediyordum. Acı, uyuşukluğumu ortadan kaldırıyor gibiydi.

Maryam yanıma doğru gelip “Yaa Samuuueeel, niye sakin durmuyorsun bitaneemm?” diye beni azarladı. Saçı başı iyice dağılmış ve makyajı akmıştı, yakınıma gelince fark etmiştim halini. Hiç hayalimdeki gibi bir tecrübe olmuyordu. Midemin kabarmasıyla kızın suratına bakamadan yanıma dönüp kusmaya başladım. Maryam’ın da sessiz bir çığlık basarak “Iyyyy…” dediğini duyuyordum. Rezilim cidden. Akşam yemeğinde çok bir şey yemediğim için sıvı kusuyordum hep. İçimdeki her şeyi çıkardığımda döndüm geri yerime ve sırt üstü uzandım gözlerimi kapayarak. Gözüm kapalıyken de başım dönüyor. Elimi kaldırdım alnıma yaslamak için ama kontrolü bende değil gibiydi, havada alnımı bulamadan geri göğsüme düştü. Gerçekten o an kayalardan denize doğru yuvarlandığımı hayal edip gözümü açmak zorunda kaldım. Açınca da ışıktan kamaşan gözlerimi kaçırmak zorunda kaldım sağıma doğru. Maryam artık yanımda değildi. Bize doğru gelen kuzenime doğru yürüyordu. Daha doğrusu, kardeşini de alıp gidecekti büyük ihtimalle. Eadwig bana kızmaya geliyorsa hakkıdır diye düşünüyorum. Utançtan yerin dibine gireceğim az sonra.

Pantolonumu çektim geri. Yanıma yaklaştıklarında ağzımı silerek doğruldum. Ama beklemediğim bir soruyla karşılaşmıştım. Amacı neydi ki şimdi? Yalan söylemeyi vücudumdaki alkol seviyesine rağmen hatırlayabildim bir şekilde. “Üst sınıflar bu kadar eğleniyorlar mı sence?” dedim gülmeye çalışarak. Pek eğlendiğim söylenemez gerçi. Hala midem bulanıyor. Kızlar da çok salak. Ama bunu kabul etmek kaybetmek gibi geliyor o sırada. Eadwig konuşmaya başladı tekrar. Kızlara hakaret ettiğini duyunca kaşlarımı çattım. Onlar da kol kola girmiş, kuzenime bakıyorlardı şaşkınlıkla. “Ne diyorsun kuzen ya?” diyerek ayağa kalktığım sırada bana bağırmaya başladı. Boleyn olduğumu bağırıyordu ortalıkta. Kızlardan “Neeeğ? SİZ BOLEYN MİSİNİZ?” şeklinde ciyaklamalar başlayınca az önce sokaktan geçenler bunu da duydular mı diye kontrol etmek zorunda kaldım. Az önceki samimi halimizi gördükten Boleyn olduğumuzu da duymaları hiç ama hiç hoş olmayacaktı. Eadwig’e çıkışacaktım ki ikizlerden birine savurduğu bir tokatla ağzım açık kaldı. “Napıyorsun lan sen?” diye yükseldim iyice ve omzundan ittim kızdan uzaklaşsın diye. Aklım almıyor yaptığı şeyi. Konuşamazlar bizimle diyor. “Gelmeseydin lan o zaman? Zorla mı getirdik!” diye bir kere daha ittirdim omuzlarından sinirle. O da bana sorumsuz olduğumu bağırmaya başladı. Kaçıyormuşum her şeyden ve… Ona yük bindiriyormuşum? Sıkıcı diyemezsin bana diye bağırıyor. Onu düşünmediğimi söylemeye başladı sonra da. Neyini düşünmem gerekiyor ki ya? Yani sanki elimden bir şey geliyormuş da yapmıyormuşum gibi davranıyor. Kötü bir durumu mu var hem? Yediği önünde yemediği arkasında. Şaşkınlıkla dediklerini dinliyorum sadece çünkü içindekileri kusup bitirene kadar ne desem dinlemeyecek belli. Kızlar da kaçıp gittiler bu sırada.

Ne istersem aldığımı söylediğinde kendimi tutamayıp “Sen kafayı yemişsin.” diyebildim. Ne istemişim şimdiye kadar? Benim böyle bir lüksüm olduğuna mı inanıyor? Her şey onun. Her şey. Ya ben istenmeyen bir misafirim be evlerinde. Gerçekten bunu yaşamayı “istediğini yapabilmek” olarak mu görüyor? Ben istemez miydim o adamlarla sohbet edebilmeyi? Ben istemez miydim sigara içerken yakalanınca başıma bir şey gelecek mi diye korkmamayı? Onun bu saatte burada olmasıyla benimkisi arasında dağlar kadar fark var. Bunu nasıl göremez? Ben tek başıma değil de Eadwig’le geldiğim için belki 10 katı fazla ceza alacağım yakalandığımızda. Onu kötüye alıştırdığım için azar yiyeceğim, belki daha kötüsü. Ona rağmen beraber yapmak istedim. Ve kurallara uymamı, dişimi sıkmamı mı söylüyor? Şu an yaptığım şey çok daha zor! Ben sabırlı olmasam gebertirdim be bütün ailesini! O kadar nefret ediyorum ki… “Ben dişimi sıkmıyor olsam, biz bir daha görüşmezdik Eadwig! Kendine gel artık!” diye bağırdım ama o beni dinlemeden devam ediyordu. Sinirle oturdum geri kayalığa. Kızlar da gitti anasını satayım. İçine etti gecenin. Sinirden başım zonkluyor, zaten kusmuğum da hemen yanda bize bakıyor, zevk de alamadım yeterince, ortada kaldı her şey.

Eadwig’in son sözleriyle birlikte kafamda şimşekler çakmaya başladı. Yasaklıyormuş bana dışarı çıkmayı. Kendi adasıymış. Kolumdan tutunca boştaki elimle ittim var gücümle geriye doğru ve ayağa kalktım. Sesim bağırdıkça gürleşiyordu. “SEN KİMSİN LAN?” Cebimden refleksle asamı çıkarmaya yeltendim ama yaz tatilinde büyü kullanamayacağımız için eve bırakmıştım. Hırsım geçmemişti, bir yumruk salladım suratına. Yumruk atmayı pek iyi bilmiyorum. “İki sigara içiyorsun diye adam mı sandın kendini?” diye bağırıyorum. “Sen benim hiçbir şeyimi üstlenemezsin, anladın mı? Kim üstlen dedi zaten? SEN NE SANIYORSUN KENDİNİ? SANA MI MUHTACIM? BANA ÖZENMENE Mİ MUHTACIM?” Çok oturdu dediği. “Mahvettin her şeyi. Seninle eğleneceğimi düşünmek hataydı. Bayılıyorsun adına da adana da. Bıktım, hepinizden bıktım. İĞRENİYORUM YALNIZLIĞINIZA. Etrafındaki herkesi uzaklaştıracaksın böyle. Bak gittiler mutlu musun? Ortamın içine hipogrif boku attın. Artık bi' rahat bırakın beni!” diye son kez ittim kuzenimi. Sonra midem bulanmaya başladı, eğildim yana ve içimdekileri boşalttım bir daha. Konuşabildiğim sırada da "Rezil ettin ikimizi de." diyebildim. "Seni de sikiyim, evini de. Gelmiyorum hiçbir yere. Siktir git." Kayalara tırmanarak çıktım karanlıktan ve sokakta ilerlemeye başladım sinirle. Nereye gideceğim onu da bilmiyorum ama hiçbir kuvvet beni geri döndüremez artık.

-rp sonu-
Samu da dönmüştür eve bi ara yani napıcak acaba sokakta ne sanıyosa kendini
« Son Düzenleme: 23 Şubat, 2023 22:58:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Samuel Raymond Boleyn »