Özgürlüğün sınırları bilmem ne diye boş yapıyor kuzenim. "Eveeet kanka, başkasının özgürlüğü başladığı anda bizim özgürlük fıss falan fistan. Şu an sınırsız olmamızın, kimseye, bak KİMSEYE bir zararı yok." Kollarımı açıp çevremi gösterdim yanımızda kimse olmadığını gösterircesine. Merlin'e yeminim olsun rahatladım çıktığımız anda. Yokuşu inerken zıpladım ayaklarımı birbirine vurarak. "Ayaklarım da yere değmiyor anasını satayım."
Tabi çok da cıvıtmak istemiyordum, daha gece uzundu o yüzden düzelttim yakamı paçamı geri. Eadwig'i dinlemeye başladım. Melez olduğumuza anca aptalların inanacağını söylüyordu. Düşündüm ciddi bir şekilde kızları. Yani melezler de ne kadar farklı bir hayat yaşıyor olabilirlerdi ki? Ben Clayton'dan biliyordum az buz bir şeyler ama Eadwig'in Muggle'lar hakkında Muggle kelimesi dışında bir şey bilmediğine emindim. Neyse ki kızlar gerçekten de yarım akıllılardı. "Sen... Sen güven bana." dedim kendimden emin bir şekilde. O sırada da yokuşu inmiş bir dönemece gelmiştik. Buradan sonrası ya köyün merkezine gidiyordu ya da düz bir mahalleye. Sağdan gidince pek bir şey yoktu, evler ve yerli halkın kullandığı birkaç dükkan. Sol taraf ise ticaretin döndüğü, gemilerin yanaştığı ve bizim de rotamızın bulunduğu yoldu. "Şurdan." diye tarif ettim o konuşmaya devam ederken.
Duyduğum fikirle "Ne tatlısı dostum ya?" dedim bıkkın bir şekilde. "Senin o güzelim ruhunu kim sömürd-" derken sözümü geri yuttum gördüğüm manzarayla. Eadwig, sigara. Normal bir olaymış gibi yaktı tüttürmeye başladı. Hiç de haber vermeden nasıl becermiş bu işi, sanki her gün yaptığı bir şeymiş gibi rahat rahat yürümeye devam ediyor."Gören de bir derdin var sanacak kuzen." dedim dalgaya vurarak ama oralı olmadı pek. Demek ki bazı kuralları yıkmayı o da istiyordu. "Garipsin ha. Bi' değiştin şu an gözümde." dedim şaşkınlığımı gizleyemeyerek. Sadece garip de değil, açıkçası havalı gözüküyordu şu an gözüme. Olgun bir beyefendi gibiydi. Ben daha bir iki kere tadına bakmıştım. Hogwarts'ta üst dönemlerin yurt odasında camdan üfletmişlerdi bir iki fırt. Tadı da leşşş gibi. Neden içtiklerini anladıysam ben de adadaki heykeller gibi şurada taş olayım. Ha üflemesi güzel, ona inanırım da hiç öyle el titretmelik bir güzelliği yok gibiydi. Bir daha da canım çekmedi pek. Bu yüzden Eadwig bana bir dal uzattığı zaman elime almış olsam da onun yanında tecrübesiz kalacağım için çekimser yaklaşmıştım. Dalga geçecek miydi? Öksürmezsem pek farkında olacağını sanmıyorum, eminim içtiğime inanıyordur zaten. Denediğimde de sevmediğimi söylemedim kimseye. Sigarayı yaktığında içime çekmeye çalıştım alevlenmesi için. Böyle yapıyorlardı yoksa sadece kağıdı yanıyormuş. Çekince önce boğazımda ağır bir yanma hissettim, ardından normal bir nefesi içime geri çekemeden öksürmeye başladım. Ah, siktir ya. "Ya, su içmiyorum saatlerdir. Boğazım kurumuş." dedim üzerini kapatmaya çalışarak ve ardından konuyu değiştirmek için alkol alacağımız yeri işaret ettim.
Bira içmeyi tercih etsem de -çünkü daha Hogsmade'de denediğim tek içki Kaymak Birasıydı- Eadwig'in ısrarı sonucunda ödemeyi ona kitleme fırsatı çıktığı için viskiyi kabul ettim. Harçlığım anca kendime yetiyordu ve viskiye ayıracak bir miktar yoktu elimde şu an. Yürürken o etraftan huylanıp laf ediyor, ben de rahatlasın diye az kaldı diye yalan atıyordum. Bu sırada da Eadwig hakkında düşündüğüm şeyleri tekrar değerlendirmeye almış ve biraz utanmaya başlamıştım. Onun sonunda ana kuzusuna dönüşeceğini düşünüyordum, hatta onu böyle bir ortama getirdiğim için de tecrübesiz kalacağını ve ayak uyduramayacağını kuruyordum kafamda ama birayı beğenmeyip viski aldıran da oydu sigara içen de. Boyu da sanırım benden birkaç santim daha uzun. Gözlerimi kısıp kafamdan onunkine doğru bir çizgi hayal ettim. Göze batan bir fark olamaz. Hem benim omuzlarım daha geniş. Yürüyüşüne bakıyorum istemsizce ve daha şık duruyordu. Bir eli cebinde, diğer eline de bilmem kaçıncı sigarası. Ben de eski pantolonum yüzünden bileklerim açıkta, kendimi çıplak hissetmeye başlamıştım. Eve gelen adamlar da büyük ihtimalle birkaç seneye onu staja çağırırlardı Bakanlık'ta. Ben ne yapacağım?
İmalı bir şekilde kızları sorduğu zaman "Söyledikleri yerdeyiz." dedim bıkkınlıkla. Yalan mı atacağım sanki? Etrafa bakındım biraz, kayalıklarda iki karaltı görüyordum. O tarafa doğru adımlamaya başladım, ardından emin olamayarak "Maryam?" dedim dönmesi için. Doğru tahmindi, kız ayağa kalktı sesle birlikte ve "Ahhh sonunda!" diye civaklayarak yanıma geldi koşar adım. Siyah kabarık saçlarını omzundan geriye doğru atıp bana vücudunu yaslayarak sarıldıktan sonra arkasını döndü. "Kız gelsene Esme! Ay bu da çok çekingen bir şey ya. Kuzenin de böyleyse kaçıracağım seni buradan, haberin olsun!" dedi yakamı düzeltirken. O sırada da kardeşi yaklaşmıştı yanımıza. Eadwig'e baktım sırıtarak. İkiz olduklarını söylemeyi unutmuşum kuzen ya. "Valla evden yaka paça zor çıkardım ama sizi görünce hatasını fark eder kızlar." dedim iyice sırıtarak ve kızın beni sürüklemesiyle oturdum kayalardan birine. Esme de kuzenimi tutmuş dibine oturtmuştu. Utangaç dediği buysa...
"Ev derken Sammuu?"
Hı? "Ha şey ya, ağız alışkanlığı benimkisi de. Odadan yani."
"E sen bize odamız çok çirkin demiştinnn?" Uzata uzata konuşuyor, ağzında da sakız var konuştukça dişine yapışmış halini görüyorum. Bir yandan iğreniyorum, bir yandan da diyorum ki böyle nasıl öpüşeceğiz? Veya ağzı kokmasın diye almış olabilir sakızı, atar birazdan diye umuyorum.
"Hea ya evet kirli oda. Eadwig işte, dağınık herifin teki! Dağıtıyorsun bari topla be oğlum!" diyerek gülmeye başladım. Sohbet dönsün diye konuşuyorum işte, ciddiye almazdı herhalde Eady. "Ben demesem yüz yıl çıkmaz o kafesinden. E normalded oraya çağıracaktım zaten biliyorsunuz, ama toparlamak uzun sürerdi.."
"Ay biz sana unuttururuz o odayı sen rahat ol hayatım! Sabaha kadar buradayız sonuçta." diye gülmeye başladı Esme de. Ben de ortam yumuşasın diye gülüyorum dediklerine kısaca. Çok da uzatmaya gerek yok sohbeti, kaliteli bir şey konuşamayacağız gibi zaten. "Az laf çok iş. Size hediyemizi sunalım ne dersiniz?" Elimdeki poşetten viskiyi çıkardım gururlu bir şekilde. Kızlar da alkışlıyor bu sırada gülerek. Açtım şişeyi, sonra bardak getirmediğimizi fark ederek "Yaa siktir." dedim. Küfür edince de kızlara ayıp olacağı için onlara çevirdim hemen bakışlarımı ama hiç takmış gibi durmuyorlardı. Tam tersi Maryam aldı eline şişeyi ve bardak lafını dahi etmeden kafasına dikti. "Hıığ- O da olur." dedim şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak. Böyle de içiliyordu demek ki. Ardından şişeyi bana uzattığında hiç bozuntuya vermeden aldım elime ve yutkunarak diktim kafama. Bira gibi olacağını düşündüğüm için büyük bir yudum almıştım ama şişeyi geri çekene kadar boğazımdaki yanma ciğerlerime kadar inmişti. Ağzımın içinde de inanılmaz tatsız, ekşi acı bir tat bırakmıştı. Yüzümü buruşturmak zorunda kalmıştım, bu da kızları daha çok eğlendirmişti. Gözlerimi açtım iyice ve kafamı salladım kendime gelmek için. "Huff, fenaymış. Kaliteli ama, size layık." dedim ve göz kırptım kıza. Bu göz kırpma hareketini de bu yaz çalıştım, önceden yapamıyordum. Birkaç gün ayna karşısında mesai gerektirmişti.
Şişeyi kuzenime uzattım. "Asıl gurmesi burada ya. Sen al kuzen." Sonra da kızların bize sorduğu sorulara yanıt vermeye başladım. "Biz mi? Gezginiz biz. Özel bir görev aslında. İçeriğinden bahsetmesek daha iyi olur. Boleynleri... Yok tanımıyoruz ya. Dedim ya adaya birkaç haftalığına geldik." Kız da baya unutkan bir şey çıktı, söylediklerimi bir daha söyletiyor üst üste. Bu sohbet daha nereye gidecek bilmiyorum. Sıkılıp gidelim de diyemem Eadwig'e hemen, belki de o eğleniyordur. Hatta Esme baya yanaşmış gibi duruyor yanına. Ben fark etmeden işi yürütecek yine kesin. Sigarasını içiyor havalı havalı, ben de soytarı gibi burda yalan üretmeye çalışıyorum. "Şşşt."yaptım sinirle ve elindeki sarılmış sigaralarından birini aldım, çakmağıyla da yaktım. "Ben çok konuştum, kuzenimle daha yakından tanışsanıza." dedim topu ona atarak. Planımı düzgün yapmadığımı söylüyordu, bakalım salak salak sorulara o nasıl kılıf uydurabiliyor. Çok akıllı ya hani.