[justify]Bundan üç yıl önce, staja gelmiş genç kızla aynı yaştayken, Goldie St Mungo’da ilk ciddi vakası ile karşılaştığında aklından geçen tek bir düşünce vardı: açık yara görmekten nefret ediyordu. O görüntüler daha dün gibi aklındaydı; bir Mantikor saldırısıydı, kurbanın kolunu ve bacaklarını yeniden dikmeleri, üstüne bir kemiklerini baştan oluşturmaları gerekmişti, adamın nasıl o derece yaralanıp ölmediğiyse gerçek bir gizem konusuydu.
Genç şifacı, ne bu alanda ne de iksir konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahipti, yalnızca kolay ezber yapabilen yapısı sayesinde SBD ve FYBS’lerden St Mungo’ya girmesine yetecek notlar almıştı. Ve bunun da ucu ucuna olduğunu düşününce gerçekten onu nasıl böyle bir operasyona öylece soktuklarına anlam veremiyordu. Sırf onun hatası yüzünden adamın kalbi üç kere durmuştu. Marigold o gün kovulacağına ve bir daha hastaneden içeri adımını atamayacağına emin olsa da buradaydı işte, içten içe buna neden olanın soy adının getirdiği bir prestij olduğunu bile de bu gerçeği göz ardı ediyordu.
Adının Diana olduğunu öğrendiği kızın -evet, Henry’ye olan öfkesi yüzünden belgeleri okumayı ihmal etmişti- yaşadığı şoku anlayabiliyor, onunla bu konuda empati kurabiliyordu. Aynı yoldan kendisi de geçmişti nihayetinde. Fakat konu hakkında, kızın içini rahatlatmak için ne söylerse söylesin gerçekleri değiştiremezdi, kendisinin de yaptığı gibi bir şeyleri kabullenerek üstesinden gelmeliydi. Dolayısıyla Goldie’nin gözünde henüz okuldan mezun bile olmamış genç bir kızın iğrenç bir kalça ameliyatını birinci sırada izlemesinde hiçbir sakınca yoktu. St Mungo’da işler böyle yürüyordu, bir de Boleyn Adası’nda da öyle.
“Bazıları oldukça faydalı binek hayvanlar olabileceklerini düşünüyor,” dedi kapıyı aralarken kızın sorusu üzerine. “Ama ne kadar iyi bir fikir olduğunu görüyorsun ya?”
İçeride beyaz çarşaflar serili sedyenin üzerinde bilinçsizce yüz üstü yana bir adam vardı, koluna plastik bir hortum takılmış, bedeninin üzerine ince beyaz bir çarşaf örtülüydü. Önden ilerledi hastanın yanına doğru, çok fazla kas dokusu yapıcı iksire ihtiyacı olacaktı. Örtüyü yavaşça sıyırdı ve adamın artık bir kalça denilemeyecek kadar dağılmış kalçasını gözler önüne serdi bir soğukkanlılıkla, cinsel organında da belirgin bir hasar oluşu dikkatinden kaçmamıştı. “Zavallı,” düşünmeden edemedi Goldie. “Bir daha gece hayatı olmayacak.”
Gerekli malzemeleri çıkarması için stajyerine dönmüştü ki onun kusmakla meşgul olduğunu fark etti. Eğer şu an yanlarında başka bir şifacı olsaydı ona Diana’nın kendisinin ilk dönemlerine ne kadar benzediğini söylerdi, Goldie bunu sesli bir şekilde sonuna kadar inkâr edecek olsa da içinden ne kadar haklı olduklarını biliyordu. Bu beyaz zemin onun midesinden çıkardıklarıyla az kirlenmemişti zamanında, pek çoklarına göre kandan çok onun yemek artıklarının izleri vardı zeminde.
Anlayışlı bir ifadeyle dinledi kızın ardı arkası kesilmeyen özürlerini. “Sen bir de benim ilk günümü görecektin,” dedi sıcak bir tonda. “Merlin şahidim olsun ki hastanın kalbinin üç kez durmasına neden olmuştum.” Adımlarını bu sefer sedyenin yanındaki dolaplara yöneltti ve durduğunda enerjik bir biçimde el çırptı. “Pekâlâ, hazırsan ilk ve uygulamalı stajına başlıyoruz! İhtiyacımız olan iksirler Dittany esansı, güçlendirilmiş Wiggenweld iksiri -normal olandan tek farkı kabında şimşek işareti olması, üzerinde yara temizlemek içindir yazan iksirlerin tamamı ve son olarak Murtlap özü. Bunları bulabilir misin?”
Kız bir hevesle onun direktiflerini yerine getirmek için harekete geçerken Goldie bir eldiven kapıp asası ile yaranın enfeksiyonunu ön hazırlık olması adına temizlemeye başlamıştı. Şifa büyüleri, Muggleların yöntemlerine kıyasla pek çok imkansız hastalığı ardında iz bırakmadan tedavi edecek derecede gelişmişti. Ancak sınırları vardı, lanetlerin veya karanlık sanatların getirdiği kalıcı etkileri silemez, ölümü tersine çeviremezdi. Büyücülerin normal standartlara göre kısa yaşamalarının temel nedeninde bu gerçeği göz ardı edip sırf daha cazip göründüğü için her türden karanlık sanata başvurmaları vardı Marigold’a göre. Önünde yatan adam da bunun canlı bir kanıtıydı.
Yara iksir kabul edecek bir kıvama geldiğinde genç kız henüz iksirleri getirmemişti, Goldie bakışlarını ona çevirdiğinde halen dolapları aramakta olduğunu gördü telaşlı bir ifade ile. Şişeleri karıştırmış olma ihtimaline karşılık kirli eldivenlerini çöpe fırlattı ve yardımcı olmak adına kızın yanına yöneldi. Murtlap özü ve yara temizleme iksirlerinin tamamını bulduğunu görüyordu, standart Wiggenweld iksirini de bulmuştu ancak eksikler vardı, taşımasını kolaylaştırmak için birkaçına uzandı ve eline aldı.
İlk aşama iksirlerini tezgaha yerleştirdikten sonra dolaba geri döndüler. “Dittany esansının burada olması lazım, güçlendirilmiş Wiggenweld’in de burada...” Bütün raflarını adı gibi bildiği dolabın içine baktığında iksirlerin bulunması gereken yerde toz tavşancıklarının birikmiş olması korkunç bir skandaldı tabii. Koskoca St Mungo’da iksir tükenmiş olamazdı ya? Yine aptal Oscar şişeleri dizmeyi unutmuş olmalıydı. Kızın eline şişelerden birini tutuşturdu aceleyle. “Yapman gereken tek şey açıkta gördüğün bütün yaraları bununla ovmak hemen geliyorum.”
Koşar adımlarla odadan uzaklaşmıştı genç şifacı. “Oscar!” Koridorda bir yandan zırdeli gibi meslektaşının ismini sayıklıyor bir yandan da aradığı iksirlerin bulunma ihtimalinin olduğu dolapları açıyordu hızlı hızlı. “Oscar!”
Koridorun ucunda yeşil üniformalı bir sima belirdi nihayet, kafasında yine yeşil bir bone ve yüzünde oldukça kalın camları olan bir gözlüğü vardı. “N’oldu Mari?”
“Dittany esansları nerede Oscar, yine iksirleri dizmeyi unuttum deme sakın bana!”
“Haberin yok mu Mari?” dedi adam kayıtsızca. “Yenileri eklenene kadar dolaplarda ne varsa elimizdeki de o.”
Goldie şoka uğramış gibi hissediyordu. Bahsi geçen yer sıradan bir iksir mağazası değildi sonuçta, koskoca büyücülük hastanesiydi, her gün buraya yüzlerce hasta girip çıkarken stokları nasıl tükenmiş olabilirdi?
Adam koltuğunun altına sıkıştırdığı parşömen rulolarından birini genç kadına uzattı. “İşte, geçen günlerde Baş Şifacının iksirler ile ilgili yaptığı duyuru. Tutumlu olma stratejisi izliyoruz hastanecek.”
Goldie, ruloyu açıp göz gezdirmeye başladı. “Bu hiç mantıklı değil.”
“Yapacak bir şey yok,” dedi adam.
Vedaşlaşma gereği duymadan Diana’yı bıraktığı koğuşa geri döndü Goldie, geleneksel yöntemlere kalmış gibi görünüyordu. “Yeni stajyerinle bol şans!” diye seslendi adam arkasından. İçeri girdiğinde gerçekten göz yaşartıcı bir manzarayla karşılaştığını düşündü, kız halen ona verdiği görevi itinayla yerine getirmeyi sürdürüyordu, yüzünün ne kadar yeşerdiğine bakılırsa bir hayli de zorlanıyordu bunu yaparken, kendisi olsaydı çaktırmadan çoktan başka bir kata sıvışmıştı.
“Sen mükemmel bir stajyersin,” diye itiraf etti elinde olmadan. Kızın ne kadar ilerleme kat ettiği aşikârdı, buradan sonrasınaysa kendisi devam etse daha iyi olacaktı. “Mola verebilirsin, ihtiyacın var gibi. Yemek katı yukarıda, git ve kendine bir bardak kahve al, sonra aşağı in ve benim için morga uğra, eğer bir yerde fazladan iksir kaldıysa orası kesinlikle morgdur. Şanslıysan içeride kimse yoktur. İksirlerin geri kalanını bulamazsak ne yazık bu hastamız hayatının geri kalanına kalçasız devam etmek durumunda kalacak.”
[/justify]