17 Nisan, 2026 08:31:23 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi  (Okunma sayısı 124 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« : 28 Ağustos, 2022 17:23:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[spoiler][youtube]https://www.youtube.com/watch?v=LMpW7OytSp4[/youtube][/spoiler]
[justify]
Aynadaki yansımasına göz ucuyla baktığında ensesinde kalan saç tellerini lastiğin içerisine geçirmeye çalışıyordu. Yeterince düsturuna uygun olmuştu ve üzerinde demir parçasıyla düzleştirilmiş kıyafeti Diana'yı stajyerlik yapacağı yer için fazlasıyla tertipli gösteriyordu. Keten ve kısa kollu beyaz bir gömleğin üzerine gül kurusu bir jile giymiş, onun da üzerini açık pembe renginde düz bir korse ile tamamlamıştı. Saçları tek bir örgü halinde sırt çizgisine doğru ilerlerken kendi yansımasından kendisi de memnun olmuştu. Babası gurur duyuyordu kızıyla. Gurur kaynağına destek çıkabilmek için de iteklemişti St.Mungo'da son yaz stajını yapması için. Küçüklüğünde dizleri topraktan çıkmayan, üstü başı çamurla kaplı bir Diana nasıl da büyüyüp serpilmişti şimdi.

Masanın üzerinden dün Penelope'un da yardımıyla yaptığı limonlu kekleri bir kaba koyarak yanında götürecekti. Yazının ufak da olsa bir kısmını geçireceği yere tatlı ve düşünceli bir giriş yapmak istiyordu. Herkese mavi boncuk dağıtmak değildi elbet bu fakat küçük sürprizler insanların kendisine ılımlı davranmaları ve verimli bir vakit geçirmesine yardımcı olmaları konusunda fayda sağlayabilirdi. Tüm eşyalarını son kez gözden geçirdi. Almış olduğu izinler, staj için kabul mektubu, asası, babasının hastane deposuna bırakmasını rica ettiği bir torba dolusu iksir malzemesini zihninde oluşturduğu hazırlık listesinden sildiğinde cebindeki saate baktı. Yarım saate orada olması gerekiyordu. Neyse ki büyücülük dünyasının ulaşım konusunda vakit kaybını önleyen avantajları boldu.

Vakti geldiğinde apar topar cisimlenip St.Mungo'nun arka sokaklarından birisine ayak basmıştı. Aslında düşündüğü yerin burası olup olmadığından emin olamadı. İlk günün telaşı ve cisimlenmek üzere harekete geçtiğinde babasının içeriden seslenmesi düşüncelerini toparlayabilmek için genç cadıyı zora sürüklemişti. Elini omuzundaki çantanın deri sapına yerleştirdiğinde avuç içlerinin terlemesi Diana'yı daha da büyük bir paniğe sevk etti. Aceleyle adım atarken ilk işinin soldaki sapaktan dönerek ana caddeye çıkmak olduğuna dair planı kurdu kafasında. Geç kalmak istemiyordu daha ilk günden fakat hastaneye erişmenin en doğru yolu bu planda saklıydı. Cebindeki saate tekrar baktı. Henüz on üç dakikası vardı. Nihayet zihin perdesini araladığında ezbere yolu kalıplarından çıkartarak ilerlemeye koyuldu. Kısacık sürmüştü St.Mungo'nun kapısına varması. Kapıya ulaşmıştı ulaşmasına ancak içeriye girecek cesareti kendisinde bir türlü bulamadı. Çocukken var olan haylazlığı yüzünden elini kolunu devamlı bir hayvana kaptırırdı. O da olmazsa düşer, dizleri yara bere içinde kalır, iksir karışımlarının uygunluğu için şifacılara danışmak üzere burasının yolunu tutarlardı. Fakat şimdi rahatsız edici şikayetler için değil, şikayetleri öğrenmek için buradaydı. Olduğu yerde durup kendisine bir dakika izin vermenin tüm endişesini giderip bedenindeki gevşemeyi sağlayacağı fikriyle bir köşeye geçti. Derince birkaç nefes alıp ellerini kalçalarının yanına düşürdü. Zihnine telkinde bulunmak üzere "Sakinleşmelisin Diana. Sakinleş." diyordu. Daha önce hiç bu kadar gergin olduğunu hatırlamıyordu. İçeriye girdi, kenarda başını masaya koyarak düzensiz bir biçimde parşömeni karalayan görevlinin yanına ulaştı. "Merhaba." dedi, sesi olduğundan kısık çıkmıştı. Kaşlarını çatarak başını iki yana salladığında büyücü adamın dikkatini ancak çekmişti. "İsmim Diana. Yaz stajı için gelmiştim. Bayan..." derken staj yapacağı kadının adını unutmuştu. Şimdi sırası mıydı? Elinde tuttuğu kağıtlara bakarken "Bayan Godwinson ile çalışacaktım." diye cümlesini tamamladı. Adam hiçbir şey söylemeden ağzındaki tükürüğü dudaklarının içinde geveledi, rahatsız edici bir salgı sesi Diana'ya ulaşırken genç cadı dişlerini sıktı. Hiç hoşlanmazdı böyle şeylerden. Sevmediği diğer bir şey ise yemek yerken ağız şapırdatan insanlardı. "İmzaları göreyim." diye kendisine direktif verildiğinde bir şey demeden elindeki izin evraklarını uzattı, hala adamın gevşek ağzını izleyerek yerinde huzursuzlanmakla meşguldü. Karşısındaki tıpkı bir Gringotts çalışanını andırıyordu. Büyücü büyükçe bir deftere isim kaydını aldığında evrakları tekrardan Diana'ya uzatıp "Üst kata çık. Soldan ikinci kapı. İsmini görürsün." diyerek cadının yüzüne bakma tenezzülünde dahi bulunmadı, işine geri döndü. Sinirlenmişti Diana. Böyle suratsızlıklara tahammülü yoktu. Üstelik bu adam bir hastanede çalışıyordu. Biraz daha naif yaklaşması gerekmez miydi?

Elindeki keten çanta kendisine ağırlık yaptığında hatırladı. Babasının ulaştırmasını istediği bitkiler vardı içerisinde. Çalıştığı yer sık sık çeşitli otları iksir veyahut pomad yapımında kullanmak için St.Mungo'ya tedarik ederdi. Geri döndü. Adamla tekrardan muhatap olmak istemese de "Bunları nereye bırakabilirim?" diye sormadan edemedi. Elindeki çantayı adamın göz hizasına sokabilmek için kaldırdı. "Luna'nın Çok Çeşitli Bitkiler ve Sihirli Otlar çalışanı Alexander Destinee tarafından gerekli malzemeler yollandı. Ben kızıyım da..." diyerek açıklama yapmak zorunda hissetmişti kendini. Aynı meymenetsizlik sürerken deponun yolunu yalnızca "bir parmak" ile öğrendi ve içeriye girerek bir parşömen imza karşılığında tüm torbayı teslim etti. Üst kata çıktı. Sanki ayakları birbirine dolanıyor gibiydi. Aslına bakılırsa geçen yıl da bakanlık stajı yapmıştı, bu ilk deneyim sayılmazdı Diana için fakat tedavi edici basamakta yer alabilme düşüncesi onu biraz korkutuyordu. Sağına soluna bakındı, birkaç adım attı. İnanılmaz büyük sayılmayacak koridor ona metrelerce uzun gelmişti. Nihayet aradığı kapıyı bulduğunda üzerinde yazılı olan isme çevirdi gözlerini: Marigold Adeena Godwinson. Derince bir nefes aldı. Panikten terlediğini düşündüğü ellerini aceleyle üzerine sildi. Kapıyı tıklattı. Bir ses işitip işitmediğinden emin olamayarak ikinci bir 'tık' sesinin ardından başını kapı aralığından uzattı. Oradaydı şifacı kadın. Kadın diyordu esasında ancak olgun bir kadın tabirini karşılamaktan çok genç bir cadıydı. "Merhaba." dedi sempatik bir biçimde gülümserken. Bir çift göz kendisine çevrildiğinde sırtını dikleştirerek "Girebilir miyim? Ben Diana Destinee. Hogwarts son sınıf öğrencisiyim. Bugün stajım başlıyor da..." dedi ve içeriye adımını attı. Elindeki izin belgelerini ve kabul mektubunu kadına hatrı sayılır bir mesafeden uzatırken ellerini önünde birleştirdi, beklemeye başladı.
[/justify]
« Son Düzenleme: 28 Ağustos, 2022 17:30:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Diana Destinee »


Çevrimdışı Marigold Adeena Godwinson

  • Şifacı
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 1068 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Marigold Adeena Godwinson
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: St. Mungo - Şifacı
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« Yanıtla #1 : 03 Eylül, 2022 09:09:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Göğsüne çaprazlanmış bir asa ve kemik işlenmiş yeşil üniformalar içindeki şifacıların sütlü İngiliz çayı molası için toplandıkları dinlenme odasında kimisi kendi halinde Gelecek Postası’nı okurken, kimisi yanındakiyle hararetli bir sohbete daldığından bir uğultu hâkimdi ortama. Ancak içlerinden biri ince biri kalın iki ses diğerlerine baskın geliyordu o anda.

“İyi ki o ameliyatta değildin Goldie,” diyordu uzun boylu kumral bir adam. “Sıradan bir ejder saldırısı değildi gerçekten.”

Altın sarısı perçemleri yüzünün iki yanını örten minyon yapılı kadın yudumlamakta olduğu kahveyi hızla masaya bıraktı. “Ne demek istiyorsun?”

“Korkunçtu Gold, dayanamazdın. Ejder adamın iç organlarını tamamen dışarı çıkarmıştı. Ekibin yarısı onu gördükleri anda kustu. Benim bile-”

Kadın kıkırdadı. “Birkaç organ zerresi ve kandan korkacağım yani?”

“Koca adamlar kustu diyorum, gerçekten korkunçtu. Üstelik sizin daha hassas olduğuz da bir gerçek.” Cümlesinin sonuna doğru yanlış kişiye yanlış sözcükleri tercih ettiğinin bilincine varmıştı genç adam fakat bazı şeyleri geri almak için çok geçti. Ayrıca meslektaşının konu bu oldu mu ne kadar tartışmacı olduğunun da farkındaydı. Neden bu fırsatı değerlendirmiyordu ki? “Bilirsin, konu pis işler oldu mu biz öne çıkıyoruz.”

Genç kadının camgöbeği rengi gözlerinde karşısındakini çiğ çiğ yemeye hazır bir ifade belirmişti. “Sırf tarih boyunca savaşlara katılan erkekler oldu diye kadınların dayanıksız olduğunu mu iddia ediyorsun?”

“Evet.”

“Sırf siz sikik egonuzu tatmin edin diye kadınlar-”

Adam daha önce buna benzer diyaloglara defalarca girmişti Goldie’yle, devamında ne geleceğini bildiğinden “Herkesin kendine ait rolleri var Gold, bunu reddedemezsin” dedi muzip bir gülümsemeyle. “Bazı gerçekler vardır-”

İşte şimdi Goldie onu öldürecekti. Şah damarına basılmıştı bir kere. “Sana gerçek olanın ne olduğunu söyleyeyim mi Henry!? Eğer kıçınızı toplayan kadınlar olmasaydı hiçbiriniz bu kadar yaşayamazdı! Üstelik-”

Henry iki elini teslim olurmuşçasına kaldırarak kalktı yerinden. Adam bir kadın düşmanı değildi, Goldie’nin iddia ettiği hiçbir görüşe sahip de değildi, aksine kadınlara yapılan haksızlıkların tamamen farkındaydı. Ancak genç meslektaşı ile bu konu hakkında uğraşmak kadar zevk aldığı bir şey daha yoktu.

“İnanılmazsın!” diye bağırdı Marigold arkasından. “Senden nefret ediyorum biliyorsun değil mi!?”

O sırada odanın ahşap kapısı yavaşça aralandı ve içeriye genç bir sima adım attı. İçerideki curcunadan bihaber masum bakışlarla ona doğru ilerledi. İlk başka kendisine uzatılan parşömenlerin amacını algılayamamıştı Goldie, halen az önceki tartışmanın etkisinde olduğundan kızın staj için geldiğini söylemesini kaçırmıştı. Boş bakışlarla yüzüne bakarken az ötede oturan yaşlıca bir kadın “Staj için gelmiş,” diye seslendi başını okumakta olduğu gelecek postasından kaldırmadan.

“Ah!” dedi, toparlanmak için başını iki yana salladı. “Belgeler şöyle dursun, geç bile kaldık, gidip kadınların neler yapabileceklerini gösterelim!”

Gözle görülür bir fevrilik ile kızı kolundan tuttuğu gibi peşinden odanın dışına sürüklemeye başladı. Havada süzülen kabarcıklarla aydınlatılan koridorlardan geçerken bir yandan genç kıza hastanenin işleyişinden kendi yorumu ile bahsediyordu. “Burası ‘Tehlikeli’ Dai Llewellyn: Ciddi Isırıklar katı. İsmi aklında tutmak zorunda değilsin sadece bir asalak sırf değişiklik olsun diye sihirli yaratık yaralanmalarına baktığımız kata bu adı vermiş, inan nedenini ben de bilmiyorum.” Bir sağ sapağa saptılar. “Manzaradan anlayacağın üzere burası hastanenin en pis ikinci bölgesi, kan, irin ne varsa izlerini görebilirsin. Sırf burnunu uzakta tutamadığı için kendini üçüncü seviyenin üstündeki yaratıklara yem eden asalaklarla ilgileniyoruz. Bir keresinde Nundu’nun nefesi ile kendinden geçmiş bir adam gelmişti. Merlin! Bu yaratık Britanya’da bile bulunmuyor nasıl karşılaşmış olabilirsin ki?”

Çift kapılı bir koğuşun önüne geldiklerinde aniden durdu ve yanındaki genç kıza döndü. “Ben Marigold bu arada,” Kızın bir şey söylemesine fırsat vermek adına kapıyı açmadan önce birkaç saniye durdu. “Bugün seninle bir Sapboynuz ehlileştirmeye çalışırken kalçasının yarısından olan hastamızı tedavi edeceğiz.”
[/justify]

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« Yanıtla #2 : 03 Eylül, 2022 23:44:05 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
İçeriye adım attığı anda hemen burnuna çarpmamıştı çeşitli temizleyicilerin kokusu; ancak farklı kimyasal bileşimleri yüzeyden yükselip kızcağızın ciğerlerine iliştiğinde ağzında gergin bir tat bırakmaya yetmişti. Oldu olası hastaneleri sevmezdi Diana zira adım attığı her vakit bir şekilde zarar görmenin acısıyla -hele de çocukluğunda- istemsiz bir çığlıkla doldururdu koridorları. Şifacıların eteklerini tekmeler, dudakları arasında hanımefendiliğini zedeleyecek kelimeler sarf ederdi dizine bastırılan pamukla. Yetmezmiş gibi Osmanlı Devleti'nden sürülen Üsküplü bir şifacının "Hay Merlin'in Sakalı be çocuk! Ne içirdiler sana bu denli katır inadıyla dolmuşsun!" diye azar işitip bir köşeye siner otururdu. Hastaneye her düştüğünde bu kadın ilgilenirdi onunla. Tatlıydı ama pek bir bezmişti küçük cadıdan. Sonraları karaciğerinde tümör bulunduğu tasasıyla da işinden ayrılmıştı.

Diana biraz yerinde kıpırdandıktan sonra içerideki burundan solumalığın farkındalığıyla sırtını gerginleştirmişti. Öylece dikiliyordu, uzattığı evraklar da masanın üzerinde her an kaybolacakmış gibi bir baştan savmalık ile kenara bırakılmıştı. Görmezden gelindiğini söylemek pek mümkün değildi fakat odanın ortasında duran, biraz da gereksiz bir biblo gibi hissetmekten kendisini alıkoyamamıştı. Ağzını açmak istemişti ama korktu. En azından güzel yüzünün arkasında an içerisinde öfkeyle donatılmış kadından ilk güne dair, hemen ilk dakikada herhangi kötücül bir laf işitmek istemiyordu. Sustu. Nihayet kenarda oturan bir kadın, gözünü okuduğu Gelecek Postası'ndan bir kez olsun ayırmadan şifacıya Diana'nın neden orada bir heykellik yaptığını açıkladı. Nefesini heyecan ve ürkeklikten ötürü tuttuğunu ancak gözle görünür bir hale gelmenin rahatlamasıyla ciğerleri söndüğünde idrak etti. "Evet." dedi yaşlı kadını onaylamak için. Fakat 'evet', gereksizlikle donatılmış bir onay şekliydi. Kendisini açıklaması için bir dakikalık fırsat bile tanınmadan her şey göz açıp kapayıncaya dek gelişti. Bayan Godwinson olduğunu tahmin ettiği, hareketleri fevri kadının avuç içine takıldığı kolu bir pardösü gibi şifacıyla birlikte sürüklenirken elindeki kek kalıbını bir masanın köşesine bırakıverdi. "Limonlu kek! İsteyen yiyebilir." diye içeridekilere seslendiği sırada ses tonu dört duvar arasında kısacık yankılanmaya yetmişti.

Aceleci adımlarını toparladığında yanındaki şifacının küçük bir oryantasyon eğitimini kendisine vermesini dinlemeye çalıştı. Dinliyordu dinlemesine ancak her şey o kadar fazla kişisel fikirden ibaretti ki aklı kolaylıkla karıştı.  Dai Llewellyn de kimdi ve neden bu ismi buraya vermişti? Peki ya bir nundu? Bir nundunun varlığı ile karşılaşma fikri daha önce aklına dahi gelmemişti.

Şifacı kadın bir kapının önüne gelip kendisini tanıtma dinginliğine eriştiğinde karşılık vererek "Sizinle tanıştığıma çok sevindim. Ben de Diana Destinee." dedi. Tatlı bir ifadeyi yüzüne takınmaya çalışmıştı. Kendisinden önceleri birkaç dönem büyük olan arkadaşları St.Mungo'daki staj maceralarını Diana'ya överken Marigold ile çalışmayı deneyimleyemedikleri için pek çok kez serzenişlerini dillendirmişlerdi Büyük Salon'un ortasında. Bu yüzden şifacıdan bir şeyler kapacağı umudu için bile heyecanlıydı cadı. Hastaneler onluk değildi fakat bu deneyim fikri baş edebileceği heyecan ve hissedebileceği pişmanlık dürtüsünden daha öncelikliydi.

Kapı, gıcırtısıyla açılırken Marigold karşılaşacakları manzara hakkında ön bir bilgi verdi. Diana'nın gözleri büyüdü. "Bildiğimiz kalça mı?" derken inanamayarak başını iki yana salladı. Kadının yanından ayrılmamaya özen gösterirken kendi kendine sorduğu soru esasında yalnızca şifacının da duyabileceği bir mesafede ortalığa yayılmıştı. "Kim bir sapboynuzu evcilleştirmek ister ki?" dediği sırada hala kalçanın bilindik, insan anatomisinde yer alan bir kalça olup olmadığını düşünüyor, belki de hastane literatüründe yer alan bambaşka bir alanı temsilen kullanılacak terim anlamına geldiği konusunda kendini ikna etmeye çalışıyordu.

İçeriye girdi. Ağır bir koku çarptı suratına. Yüzünü buruşturdu. Sedyede yatanın zaten yeterince hassas ve incinmeye müsait, yarım kalçalı bir büyücü olduğu düşüncesini aklına getirdiğinde sesini çıkartmamaya özen gösterdi. Marigold'un hemen arkasından bu ağırlıktan uzaklaşmak namına ağız ve burnuna pamuklu bir maskeyi yerleştirirken gözü sağ tarafında kalan lavaboya ilişti. Ellerini köpükle sabunladı, havada asılı duran fırçanın tırnak aralarını temizlemesine izin vererek biraz daha temiz ve özenli hale getirdi cildini. Hazırdı artık fakat neye hazır olduğunu da bilmiyordu. Cebine bir parşömen sıkıştırma imkanı bile olmamıştı ki kalemiyle sol omuzu üzerinden kendisine hatırlanacak notlar aldırsın! Yalnızca bedenen oradaydı ve hatırlamak için zihninin tüm derinliklerini birazdan göreceklerine açmak zorundaydı. En azından çoğu zaman iyi bir gözlemci olarak nitelendirmişti kendisini. Pek fazla belaya bulaşıp ilgisi olmayan olaylara burnunu sokmayı, şövalyelik oynamayı çok severdi fakat plansız da yapmazdı bunu. Her zaman ilk olarak gözlemlerdi bir şeyleri.

El hijyeni tamamlandığında gözlemlemek üzere kenara ilişti. Hastaya yaklaşmıyordu. Bir şeylere zarar vereceği endişesiyle kalçasını duvara bile yaslamıyordu. Meraklı gözlerle Marigold'un hastanın kalçasından örtüyü sıyırmasını izlerken biraz yaklaşmaya çalıştı görebilmek adına. Neler yapıyor ve neler kullanıyordu? Berbat bir kan yuvası gözlerine iliştiğinde olduğu yerde donuk bir postür ile kaldı. Bir solucan yuvasını andıran yara rezalet kokuyor, üzerindeki örtünün bariyer etkisinin çekildiğini kör bir insana dahi rahatlıkla belli edecek boyutlara ulaşıyordu. Daha da şiddetlenen çürük ve enfekte et rahiyası Diana'yı resmen birkaç adım geriye savurduğunda tam anlamıyla ürkütmüştü. Görüntü bir yana bu acının katlanılabiliyor olması düşüncesi korkutmuştu cadıyı. "Merlin'in sakalı!" dedi sessizce, kendi içine doğru. Merakına yenik düşüp celladına aşık olan bir kadın gibi tekrardan eski yerine, hatta daha da yakınına gitti bu geride kalan yarım kalçayı görebilmek için. Ancak bu defa geriye kocaman bir öğürme kaldı. "ÖĞĞĞĞĞĞĞĞĞ!" diye sesi yükseldiği sırada arkasını döndü utanarak. "Öğğğğğğğğğğğhh!" Büyük bir utanç içindeydi. "Af edersiniz." dedi kendisini toparlamaya çalışırken ve suratına bir su çarpmak için lavaboya ilerledi. Kendisini iyi hissettiği söylenemezdi. Daha öncesinde hiç bu kadar kanlı canlı bir ana şahitlik etmemişti. Başından aşağıya soğuk bir su dökülür gibi hissettiğinde ellerinin titremesini dindirmek için suyu açtı aceleyle. Ellerini yıkadı. Oysa ellerini yıkamak için hiçbir şey yapmamıştı fakat Diana'nın rutiniydi bu. Ruhuna huzursuzluk veren bir anın ortasında kalmışsa ya hemen peşin sıra duş alır ya da ellerini yıkardı. Suyu kapatıp derin bir nefes aldığında eski haline dönmeyi umuyordu. Zira tekrardan tiksinmenin peşinden gelecek bir öğürme ile karşılaşırsa rezilliği diz boyuydu. St.Mungo'nun koridorlarında önündeki en az beş yıl boyunca, gördüğü ilk vakada öğüren bir cadı olarak isminin tanınması son istediği şey olabilirdi. Ve dahası, kendisinden sonra gelecek stajyerlere bu anılarla anlatılma fikri... Korkunçtu!

Yüzünü tekrardan şifacı ve hastaya doğru döndüğünde bakışlarını yaradan kaçırmaya çalışıyordu. En azından alışana dek bunu yapmayı planlıyor, aralıklarla görüntüye kendisini alıştırıp kulaklarını dört açmayı bir ders niteliği olarak varlığına hatırlatıyordu. "Gerçekten, ben çok özür dilerim. Beklemiyordum." demişti tekrardan; az önceki davranışına mütevellit beklentisizliğini açıklama gerekliliği hissetmişti. "N-ne yapabilirim? Nerede durmalıyım? İsterseniz sizin için malzemeleri hazırlayabilirim. Tam anlamıyla ne işe yaradıklarını bilmiyorum ancak... Ya da isterseniz ilaç tedavisi konusunda istediğiniz şeyler varsa getirebilirim. İksir dersinde iyi sayılırım. "
[/justify]
« Son Düzenleme: 03 Eylül, 2022 23:48:50 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Diana Destinee »


Çevrimdışı Marigold Adeena Godwinson

  • Şifacı
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 1068 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Marigold Adeena Godwinson
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Gül
  • Meslek: St. Mungo - Şifacı
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 3
  • Tılsım Gücü: 15
  • İksir Kabiliyeti: 10
Ynt: St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« Yanıtla #3 : 07 Eylül, 2022 01:35:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bundan üç yıl önce, staja gelmiş genç kızla aynı yaştayken, Goldie St Mungo’da ilk ciddi vakası ile karşılaştığında aklından geçen tek bir düşünce vardı: açık yara görmekten nefret ediyordu. O görüntüler daha dün gibi aklındaydı; bir Mantikor saldırısıydı, kurbanın kolunu ve bacaklarını yeniden dikmeleri, üstüne bir kemiklerini baştan oluşturmaları gerekmişti, adamın nasıl o derece yaralanıp ölmediğiyse gerçek bir gizem konusuydu.

Genç şifacı, ne bu alanda ne de iksir konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahipti, yalnızca kolay ezber yapabilen yapısı sayesinde SBD ve FYBS’lerden St Mungo’ya girmesine yetecek notlar almıştı. Ve bunun da ucu ucuna olduğunu düşününce gerçekten onu nasıl böyle bir operasyona öylece soktuklarına anlam veremiyordu. Sırf onun hatası yüzünden adamın kalbi üç kere durmuştu. Marigold o gün kovulacağına ve bir daha hastaneden içeri adımını atamayacağına emin olsa da buradaydı işte, içten içe buna neden olanın soy adının getirdiği bir prestij olduğunu bile de bu gerçeği göz ardı ediyordu.

Adının Diana olduğunu öğrendiği kızın -evet, Henry’ye olan öfkesi yüzünden belgeleri okumayı ihmal etmişti- yaşadığı şoku anlayabiliyor, onunla bu konuda empati kurabiliyordu. Aynı yoldan kendisi de geçmişti nihayetinde. Fakat konu hakkında, kızın içini rahatlatmak için ne söylerse söylesin gerçekleri değiştiremezdi, kendisinin de yaptığı gibi bir şeyleri kabullenerek üstesinden gelmeliydi. Dolayısıyla Goldie’nin gözünde henüz okuldan mezun bile olmamış genç bir kızın iğrenç bir kalça ameliyatını birinci sırada izlemesinde hiçbir sakınca yoktu. St Mungo’da işler böyle yürüyordu, bir de Boleyn Adası’nda da öyle.

“Bazıları oldukça faydalı binek hayvanlar olabileceklerini düşünüyor,” dedi kapıyı aralarken kızın sorusu üzerine. “Ama ne kadar iyi bir fikir olduğunu görüyorsun ya?”

İçeride beyaz çarşaflar serili sedyenin üzerinde bilinçsizce yüz üstü yana bir adam vardı, koluna plastik bir hortum takılmış, bedeninin üzerine ince beyaz bir çarşaf örtülüydü. Önden ilerledi hastanın yanına doğru, çok fazla kas dokusu yapıcı iksire ihtiyacı olacaktı. Örtüyü yavaşça sıyırdı ve adamın artık bir kalça denilemeyecek kadar dağılmış kalçasını gözler önüne serdi bir soğukkanlılıkla, cinsel organında da belirgin bir hasar oluşu dikkatinden kaçmamıştı. “Zavallı,” düşünmeden edemedi Goldie. “Bir daha gece hayatı olmayacak.”

Gerekli malzemeleri çıkarması için stajyerine dönmüştü ki onun kusmakla meşgul olduğunu fark etti. Eğer şu an yanlarında başka bir şifacı olsaydı ona Diana’nın kendisinin ilk dönemlerine ne kadar benzediğini söylerdi, Goldie bunu sesli bir şekilde sonuna kadar inkâr edecek olsa da içinden ne kadar haklı olduklarını biliyordu. Bu beyaz zemin onun midesinden çıkardıklarıyla az kirlenmemişti zamanında, pek çoklarına göre kandan çok onun yemek artıklarının izleri vardı zeminde.

Anlayışlı bir ifadeyle dinledi kızın ardı arkası kesilmeyen özürlerini. “Sen bir de benim ilk günümü görecektin,” dedi sıcak bir tonda. “Merlin şahidim olsun ki hastanın kalbinin üç kez durmasına neden olmuştum.” Adımlarını bu sefer sedyenin yanındaki dolaplara yöneltti ve durduğunda enerjik bir biçimde el çırptı. “Pekâlâ, hazırsan ilk ve uygulamalı stajına başlıyoruz! İhtiyacımız olan iksirler Dittany esansı, güçlendirilmiş Wiggenweld iksiri -normal olandan tek farkı kabında şimşek işareti olması, üzerinde yara temizlemek içindir yazan iksirlerin tamamı ve son olarak Murtlap özü. Bunları bulabilir misin?”

Kız bir hevesle onun direktiflerini yerine getirmek için harekete geçerken Goldie bir eldiven kapıp asası ile yaranın enfeksiyonunu ön hazırlık olması adına temizlemeye başlamıştı. Şifa büyüleri, Muggleların yöntemlerine kıyasla pek çok imkansız hastalığı ardında iz bırakmadan tedavi edecek derecede gelişmişti. Ancak sınırları vardı, lanetlerin veya karanlık sanatların getirdiği kalıcı etkileri silemez, ölümü tersine çeviremezdi. Büyücülerin normal standartlara göre kısa yaşamalarının temel nedeninde bu gerçeği göz ardı edip sırf daha cazip göründüğü için her türden karanlık sanata başvurmaları vardı Marigold’a göre. Önünde yatan adam da bunun canlı bir kanıtıydı.

Yara iksir kabul edecek bir kıvama geldiğinde genç kız henüz iksirleri getirmemişti, Goldie bakışlarını ona çevirdiğinde halen dolapları aramakta olduğunu gördü telaşlı bir ifade ile. Şişeleri karıştırmış olma ihtimaline karşılık kirli eldivenlerini çöpe fırlattı ve yardımcı olmak adına kızın yanına yöneldi. Murtlap özü ve yara temizleme iksirlerinin tamamını bulduğunu görüyordu, standart Wiggenweld iksirini de bulmuştu ancak eksikler vardı, taşımasını kolaylaştırmak için birkaçına uzandı ve eline aldı.

İlk aşama iksirlerini tezgaha yerleştirdikten sonra dolaba geri döndüler. “Dittany esansının burada olması lazım, güçlendirilmiş Wiggenweld’in de burada...” Bütün raflarını adı gibi bildiği dolabın içine baktığında iksirlerin bulunması gereken yerde toz tavşancıklarının birikmiş olması korkunç bir skandaldı tabii. Koskoca St Mungo’da iksir tükenmiş olamazdı ya? Yine aptal Oscar şişeleri dizmeyi unutmuş olmalıydı. Kızın eline şişelerden birini tutuşturdu aceleyle. “Yapman gereken tek şey açıkta gördüğün bütün yaraları bununla ovmak hemen geliyorum.”

Koşar adımlarla odadan uzaklaşmıştı genç şifacı. “Oscar!” Koridorda bir yandan zırdeli gibi meslektaşının ismini sayıklıyor bir yandan da aradığı iksirlerin bulunma ihtimalinin olduğu dolapları açıyordu hızlı hızlı. “Oscar!”

Koridorun ucunda yeşil üniformalı bir sima belirdi nihayet, kafasında yine yeşil bir bone ve yüzünde oldukça kalın camları olan bir gözlüğü vardı. “N’oldu Mari?”

“Dittany esansları nerede Oscar, yine iksirleri dizmeyi unuttum deme sakın bana!”

“Haberin yok mu Mari?” dedi adam kayıtsızca. “Yenileri eklenene kadar dolaplarda ne varsa elimizdeki de o.”

Goldie şoka uğramış gibi hissediyordu. Bahsi geçen yer sıradan bir iksir mağazası değildi sonuçta, koskoca büyücülük hastanesiydi, her gün buraya yüzlerce hasta girip çıkarken stokları nasıl tükenmiş olabilirdi?

Adam koltuğunun altına sıkıştırdığı parşömen rulolarından birini genç kadına uzattı. “İşte, geçen günlerde Baş Şifacının iksirler ile ilgili yaptığı duyuru. Tutumlu olma stratejisi izliyoruz hastanecek.”

Goldie, ruloyu açıp göz gezdirmeye başladı. “Bu hiç mantıklı değil.”

“Yapacak bir şey yok,” dedi adam.

Vedaşlaşma gereği duymadan Diana’yı bıraktığı koğuşa geri döndü Goldie, geleneksel yöntemlere kalmış gibi görünüyordu. “Yeni stajyerinle bol şans!” diye seslendi adam arkasından. İçeri girdiğinde gerçekten göz yaşartıcı bir manzarayla karşılaştığını düşündü, kız halen ona verdiği görevi itinayla yerine getirmeyi sürdürüyordu, yüzünün ne kadar yeşerdiğine bakılırsa bir hayli de zorlanıyordu bunu yaparken, kendisi olsaydı çaktırmadan çoktan başka bir kata sıvışmıştı.

“Sen mükemmel bir stajyersin,” diye itiraf etti elinde olmadan. Kızın ne kadar ilerleme kat ettiği aşikârdı, buradan sonrasınaysa kendisi devam etse daha iyi olacaktı. “Mola verebilirsin, ihtiyacın var gibi. Yemek katı yukarıda, git ve kendine bir bardak kahve al, sonra aşağı in ve benim için morga uğra, eğer bir yerde fazladan iksir kaldıysa orası kesinlikle morgdur. Şanslıysan içeride kimse yoktur. İksirlerin geri kalanını bulamazsak ne yazık bu hastamız hayatının geri kalanına kalçasız devam etmek durumunda kalacak.”
[/justify]
« Son Düzenleme: 07 Eylül, 2022 09:46:06 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Lady MacDeath »

Çevrimdışı Diana Destinee

  • Gryffindor
  • 7. Seviye
  • İleti: 31
  • 422 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Diana Destinee
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: A.
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 3
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: -
  • İksir Kabiliyeti: 13
Ynt: St.Mungo'ya Düşen Stajyer Tanesi
« Yanıtla #4 : 10 Eylül, 2022 00:24:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Elini alnına götürüp hafifçe silkindi, kendisine geldi. Biraz önce alnı boncuk boncuk terlemişti. Bu kendisinde yarattığı gerginliğin, bünyesini açık bir yara görmeye psikolojik olarak hazırlamamanın etkisiydi. Henüz ilk günüydü ve hiçbir yere dokunmamak konusunda var olan ısrarını sürdürmek istiyordu. Bir şifacı olabilecek soğukkanlılığa sahip olduğunu düşünmüyor olması bir yana işin her zaman dizginlik dolu yanından çok adrenalinle yoğurulan kısmına bir mıknatıs gibi çekiliyordu.

Diana duraksız bir cadıydı. Değerlerine verilen bir zararı işittiğinde ya da gördüğünde hızlıca parlayabilir, dinginliğini yitirebilirdi. Dingin bir denizden çok falezleri meydana getiren bir hırçınlığa bulandığını söylemek onun için en uygun şeylerden birisi bile olabilirdi. Bu yüzden hiçbir zaman şifacı olabilme fikrini aklına getirmemişti ilk adımda. Onun kendisini gösterebileceği, ruhunu harcalayabileceği yer bakanlık idi. Hatta Alexander'ın St.Mungo'daki staj konusunda var olan ilk fikrine dahi "Kim uçarı kaçarı ve hatta başını beladan uzak tutmayı beceremeyen, karanlık sanatlara karşı merakını da dindiremeyen birisini hastanede işe alır baba, bir düşünsene." diyerek çıkışmıştı. Onu yalnızca yetenekli olduğu dersler, üzerine düşen aile yadigarı başarılar bu seçim konusunda zora sürüklüyordu. İksirdeki başarısını pek ala şifacılığın içerisinde gösterebilirdi veyahut bir iksir ustası olup inanılmaz işlerin altına mührünü de koyabilirdi. Alexander da bu fikirde direniyordu ya zaten. Ancak bu işleri yaparken ki sakin olma gerekliliği huzursuz ediyordu onu. Yaşamanın, uğruna savaş verilecek şeyin canlı kanlı bir anlamı olmalıydı. Tabi, sapboynuz gibi bir hayvanı evcilleştirmek gibi şeyler uğruna kıçınızı kaybedecek kadar inanmak ve varlığınızı adamak dışında...

Diana ruhunun doğru yerde olup olmadığı endişesiyle hastane kanadında dikilmeye devam ettiği sırada şifacı cadının usulca, kendinden emin adımlarla bir yığın iksir şişesinin rafları doldurduğu dolaba ilerleyişine tanık etti. St.Mungo'da geçen ilk gün anısından bahsetmeye başlamıştı Marigold. Bir hastanın kalbini üç kez durdurduğunu söylüyordu. Diana cadıyı takip ederken duyduğu bu şey karşısında bakakalmıştı sadece. Böyle bir durumda işine nasıl son verilmediği konusunda şaşkınlığa uğraması da bir hayli normaldi.  Zira bir kez yapılan bir hata affedilebilir, ikincisi uyarılabilir, üçüncüsü ise kabul edilemezdi. Belli ki Marigold, bilgisiyle bir hayli ustaca şekillenen bir kadındı ki şifacılığının şu anki yılına dek gelmesinde bir sakınca görülmemiş, insanlar açık kalçalarını dahi ona emanet edebilmişlerdi.

Odadan adımını attığı ilk anda var olan çoğul agresiflik yerini dinç bir enerjiye bıraktığında şifacının ellerini birbirine çırpması Diana'yı harekete geçirdi. Sesin vermiş olduğu bir uyarıdan olsa gerek, bir işe yarayabileceği düşüncesinin memnuniyeti ile kollarını sıvadı. Kendisine sıralanan iksir isimlerini zihninin bir köşesinde tutmak bir yana gözleri ile de rafları alelacele aramaya çalışıyordu zira söylenilen iksir ile gözbebekleri çatışırsa kendisini şanslı sayacaktı. Birkaçı denk geldi fakat diğer işittiklerini hafızasına kazımaya çalıştığı için sırasını kaçırdı, bir önceki rafta mıydı, iki önceki mi? Şimdi söylenileni hemen az önce gördüğüne emindi. Şifacı kendisini dolaptaki iksirler ile başbaşa bıraktığı sırada paniğine kurban gitmemesi gerektiğini kendisine hatırlattı. 17 yaşındaydı artık. Bu yıl mezun olacaktı. Olur da St.Mungo'yu kendisine bir hedef olarak belirlerse kendisine en çok güveneceği şeye sırtını yaslayacaktı.

Tam da kendisine söylendiği gibi öncelikle yara temizleme iksirlerini sol kolunun üzerine istifledi. Ardından dolabın biraz arkalarında kalan Murtlap özünü de parmaklarına sıkıştırdığında gözüne Wiggenweld yazısı ilişti. Doğrusu bu muydu? Kendisine direktif edildiği gibi üzerinde bir şimşek yoktu. Ensesinde hissettiği ayak sesleri yaklaşırken bakışlarını dolaptan çevirerek şifacıya yöneltti. "Winggenweld'i buldum fakat güçlendirilmiş olduğundan emin değilim." dedi şişeyi incelerken. Belki de çok ufak bir etiket veyahut damga iliştirilmişti herhangi bir yerine, gözden kaçırıyor olabilirdi. Kolundaki ağırlıkların hissiyatı ile orada öylece bir korkuluk gibi dikilmediğini açıklamak istercesine "Yara temizleme iksirlerini hallettim Bayan Godwinson. Murtlap özünü de. Ancak şeyi bulamadım..." derken tekrardan göz gezdirdi şişelerin üzerinde. Renkleri, kapalı kaplar ardındaki doku ve yoğunlukları farklılıklar içerse de birbirine benziyor oldukları gerçeği de yadsınamazdı. "Dittany esansını."

Şifacı hiçbir şey söylemeden kızın kucağındaki ağırlıklara biraz olsun yardımcı olabilmek namına bazı iksirleri kendi eline alıyor, başını eğerek nerede olduğu belirsiz sıvıları aramaya devam ediyordu. Fakat bir sorun vardı ki, istedikleri tam anlamıyla raflardaki yerini almamıştı. Kendisini bir anlığına sedyedeki hastanın yerine koydu. Şu anki konuşmalardan, kalçasını düzeltebilmek için gerekli olan medikal tedaviye ulaşamamaktan ötürü anksiyete ile boğuşuyor muydu acaba? Diana, biraz da sedyede bir bacağı kenara doğru sarkan adama acıma dürtüsünü gizleyerek baktıktan sonra şifacının eline birkaç iksir şişesini tekrardan aceleyle bırakmasıyla kollarını gerginleştirdi. Bu denli panik bünyesine fazlaydı. Her şeyi ince detayına dek izleyebilecek şekilde gözüne uygun bir yer kestirdiği beklentisi havada asılı kalıyorken Marigold ona yapması gerekenleri sıralayıp sanki aniden tuvalete gitmesi gerekliymiş gibi bir hızla cümlesini tamamlamaya çalışıyordu. "Tamam." dedi Diana önce. Başını bir çetele tablosunu işaretlercesine onaylamak için aşağı yukarı hareket ettirse de bu adamla baş başa kalmak istemiyordu. Zaten şu kadarcık mesafeden dahi yüzündeki öfkeli hali görmek cadıda yeterince çekince oluştururken üzerine aldığı sorumluluğa dair memnuniyet duymaktan gittikçe uzaklaşıyordu.

Marigold kapıdan çıkıp koşar adımlarıyla odadan uzaklaştığında yalnız kalmanın perişanlığı bir gölge gibi üzerine düştü Diana'nın. Yakın geçmişi hesaba kattığında bu kadar kenara sıkışmış hissetmemişti. Bir beceriksiz gibi görünmek istemiyordu, saldırıya açıktı ve her an azar işitse o ormanda ok sallayan figüründen ziyade bir köşede dizlerini kendisine çeken beş yaşındaki haline bürünmeye meyilliydi. Derin bir nefes alıp hastanın yanındaki masaya ilerlerken sırtını dikleştirdi. Bir şey bilmediğini, daha da doğrusu fazlaca acemi olduğunu belli etmeden temkinli ve oldukça yavaş hareket etmeliydi. Hastanın yanına ulaşırken yarayı görmeye alışabilmek için bakışlarını bu kanlı ve irinli yapıya bir kaydırdı, bir kaçırdı. Bunu tıpkı bir oyuna yarım dakikadan kısa sürede çevirmişti.  "Merhaba." dedi adama sesini daha keskin ve düzenli hale sokmaya çalışırken. Ellerini temiz eldivenlere sokarken acemiliği kendisini uzunca bir mesafeden dahi belli edebilecek potansiyele sahipti. Önünde duran koca kazanın içerisinden düzgünce katlanmış bezleri devasa bir makasa benzeyen ekipmanla alırken adamın sesiyle irkildi. "Canım yanacak mı?" diye soruldu kendisine. "Biraz." dedi. Yalan söylemesinin anlamı yoktu ancak tam anlamıyla doğru konuştuğu da pek söylenemezdi. Usul usul işini koyulmaya yeltenediğinde ağzına tekrardan çektiği maske onu nefes alabilmek ve bayılmamak için o kadar zorluyordu ki dudaklarıyla bez parçasını burnunun altına getirmeye çalıştı. Kokudan çılgınca bir rahatsızlık duyacağı konusunda şüphe içerisinde kalmamasına rağmen düzgün bir nefes alıp bayılmamak o saniyelerde tek gayesi olmuştu. Zaman geçti, Diana yara bakımını yapmaya alıştı. Adamın kendi bedenine dair duyduğu endişeler kişisel hayata yönelik sorulara evrildiğinde neyse ki Marigold cadının yardımına yetişmiş bulundu. Kendisine edilen iltifata yalnızca kuru bir teşekkür ederek söylendiği gibi yemekhaneye gitmek için tarif edilen yere doğru yürümeye başladı. Sahiden gurur duyulacak, mükemmellik sıfatına erişecek bir şey mi yapmıştı ki? Farkında değildi yaptığının. Kendisine buyrulanı uyguluyordu.

Bir kase çorbayı midesine indirdikten hemen sonra tercihi kahve yerine lavanta çayı olmuştu. Kısacık sürede onu da tükettikten sonra yine kendisine söylenileni yaparak morgun yolunu tuttu. En azından onu bulabilmesi tahmin ettiğinden kısa sürmüştü zira bu konuda en büyük yardımcıları hastane koridorlarında yer alan irili ufaklı tabelalardı. İçeriye girmek için elini kaldırdığında aklı Bayan Godwinson'ın odasında kalan limonlu keklerdeydi. Acaba gidip içerideki kişi her kimse ona vermek için bir dilim almalı mıydı? Bunu düşünürken tam da düşündüğünü yaptı. Koşar adımlarla odaya girerek içeride bir kimseyi görememenin rahatlığıyla mutfak faresini andıran edayla bir dilim keki güzelce peçeteye sarıp morgtaki şifacıya götürmek üzere harekete koyuldu. Soğuk odanın önüne vardığında sabahki gerginliği yoktu artık üzerinde. Kasları biraz daha gevşemişti. Tek sıkıntı, koridordan koridora geçtikçe burnunu dolduran çeşitli kokular genç cadının midesini hizalamaya yardımcı olmuyordu. Kapıyı tıklatarak içeriye girdi. Bu sese dahi ardını dönmeyen bir kadınla denk gelmişti. Duymadığını düşünerek içeriye adım atarken dahi bir kez daha tıklattı kapıyı. Ancak kadın tepkisizdi. Sağır mıydı acaba, bu yüzden mi morgta çalışıyordu? Bir kimseyle iletişim kurmamak için. "Merhaba." dedi fakat sesindeki tını bir selamlaşmadan çok işitilip işitilmeyeceğini test eder nitelikteydi. Kadın yavaş ve pek de vurdumduymaz bir ifadeyle yüzünü dönerken derin bir rahatlama hissetmişti. Aksi halde ne şekilde iletişim sağlayacağından emin olamamıştı. "İsmim Diana Destinee. Hogwarts son sınıf stajyeriyim." diye kendisini tanıttırken sanki bir şeyler eksikmiş gibi söylemişti cümleyi. Noktası yoktu, virgül ile ayrılmıştı. "Bayan Godwinson ile çalışmaya bugün başladım. Bazı iksirlerin eksik olduğunu ve burada bulabileceğimi söyledi." dedi bir çırpıda. Fakat garip giden pek fazla şey vardı. Kadın gözlerini devirip iletişimden kaçınarak Diana'ya uzak duruyordu. Belki de kekin arayı yumuşatmaya yardımcı olmasının tam zamanıydı. Elinde tuttuğu özenle katlanan peçeteyi kadına uzatırken "Sizin için getirdim." dedi usulca. Alışılmışın dışında fazla oturaklıydı bugün. "Limonlu kek sever misiniz?"
[/justify]