Küçük kız şoku tahmin ettiğinden hızlı atlatmıştı. Yaptığı hamle etkili olmuştu demek ki. İlk birini öldürdüğünde yanında ona destek olacak birinin olmasını istemişti Xander. Onu ölümle burun buruna getiren bir yabancı değil. Kendisi için de bunu isterdi. Ölüm hangi yaşta olursan ol acı bir durumdu, yanında sevdiklerin ve seni sevenler varken ancak katlanabilir hale geliyordu. Gerçi yaşını almaya başlamış kelle avcısı bunu deneyimleyecek kadar şanslı değildi fakat bu başkalarına bu şansı sunamayacak demek değildi.
Küçük kız ayıyı Xander’in öldürdüğüne tam emin olamasa da şüphesi yeterdi. Kendisini bu suçluluktan kurtarmak için yalnızca buna ihtiyacı vardı, bir tutam şüpheye. Kızın gözlerinin üzerinde olması ve bitkilerin isimlerini biliyor olması rahatsız ediciydi. Her zaman yolunun üstünde topladığı bitkileri bohçasına atar, gerekirse yer gerekirse bir hekime rastlayıncaya kadar idare etmesi için ilaç yapardı. Bu ufak kız bunu nereden biliyordu? Belki de kasabalarında yetişen bir bitkiydi, kim bilir?
Teşekkür etmesine gerek yoktu. Ne de olsa onu bu duruma kısmen o sokmuştu. Tabii kendi başına da böyle bir durumda karşılaşabilirdi ancak o vakit saldırmak yerine kaçabilirdi. Xander’in varlığı ona saldırmaya teşvik etmişti, sorumluluğunu da o almalıydı. En azından, diye düşündü Xander. En azından minnet duymayı biliyor.
Kız kendini iyice toparlayıp kılıcını biraz zorlanarak da olsa ayının cansız bedeninden çıkartmayı başarmıştı. Kılıcı dövdüreceğini söylemesi de mantıklı bir karardı. Çok önce yapması gerekiyordu ancak geç de olsa doğru yolu bulması onun için iyi bir haberdi. Bir daha vahşi bir hayvanla karşılaştığında bu kadar savunmasız olmazdı en azından.
Kız, Xander’e istediği zaman gelmesini söyleyince kelle avcısı gülümsemeden edemedi. Kimse onun tekrar gelmesini istemezdi. Ne de olsa onun varlığı arkasında ölüm ve vahşet getiriyordu. Gittiği pek çok yer işinin bir parçasıydı, onun varlığı lanetle bir tutuluyordu. Saygı duydukları ve cadılardan daha çok korktukları bir adam. Xander buydu, bu yüzden kızın sözleri onu güldürmüştü.
Kız kan içinde bile masumiyetini koruyabiliyordu. Ne kıskanılası bir özellikti! Kendisi ise kan dökmeden önce kaybetmişti masumiyetini. Bu yüzden kızın bu halini korumak istedi bir an. Kendi ellerini kirletmek pahasına bu ufaklığı korumak istedi. Yapamayacağını biliyordu ama istemesine de engel olamadı. O yüzden de ona kendisini koruma şansını vermeye karar verdi. Hana dönüp temizlenip karnını doyurdu. Bir düzine şarap içti, birkaç şişe de Duncan ailesinden aldığı viskiyi bitirdi. Ardından hancıdan boş bir defter istedi. Tüm gece, sızmadan önce yazdı.
Taktiklerini, dikkat edilmesi gerekenleri, duruşları… Bildiklerini en basit şekilde yazmaya çalıştı. Çizimleri çok iyi olmazsa da anlaşılabilirdi, onun için önemli olan da buydu. Elbette tüm bilgisini bir kitapta anlatması mümkün değildi ancak temellerini yazdı. Kızda eksik olanları da not olarak ekledi. En arka sayfaya da bazı hayvanların zayıf yanlarını, yenilebilecek olanları yazdıktan sonra kitabın üstünde uyuyakaldı.
Güneş kendini gösterip Xander’in gözüne girince uyandı. Beli ağrıyordu, dinlendiğini de tam hissedemiyordu. Son gününü böyle geçirmek istemediği için yatağa geçip orada uyudu biraz da. Öğle vakti olunca uyandı, temizlendi, eşyalarını toplayıp karnını doyurmak için aşağı indi. Sıcak yemekle karnını iyice doyurunca birkaç şişe şarabı da yanına alıp handan çıkmadan önce yazdığı kitabı hancıya uzattı.
“Bunu beni buraya getiren çocuğa verirsin hancı. Bir de mesajımı ilet. Bir sonraki görüşmemizde- eğer görüşürsek- şimdiki gibi olmasın.”
Ardından atına atlayıp kasabayı terk edip memleketine doğru yola çıktı. Dünyada pek çok cadı vardı, onları temizlemek de Xander’e düşmüştü. Yolculuğu daha yeni başlıyordu, tıpkı küçük kızın yeni başladığı gibi.
SON