17 Nisan, 2026 09:06:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Katiller,hainler! Onları savaşa çağırırmıydınız?  (Okunma sayısı 72 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Katiller,hainler! Onları savaşa çağırırmıydınız?
« : 17 Ağustos, 2022 21:25:57 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
“Emin misin?” “Oldukça.” New York'dan oldukça uzakta, Houston'ın kıyı şeridine doğru uzanan bir yerlerde, bir çiftlik evinde bulunan ceset ile ilgili ihbar sonrasında yerel seherbazların raporunu okuduktan sonra hiçbir şeye dokunulmamasını söyleyen baş seherbaz, doğruca Bölge Seherbazı Bartemius Rosier'in yanına geldiğinde aralarında geçen konuşma bu şekilde sonlanmıştı.
Hava şartları ve baş seherbaz süpürge kullanma konusundaki becerileri düşünüldüğünde oraya uçarak gitmenin mantıklı olmayacağı bir gerçekti. Cisimlenmek için oldukça uzak olmasının yanında gidecekleri yere yakın bir baca da bulunmuyordu. Böyle durumlarda en iyi ulaşım yönteminin anahtar olduğunda ikisi de hemfikir olsa da ellerinde halihazırda olmadığından yenisinin hazırlanması da uzun bir zaman alacaktı. Muggle araçlarını kullanmanın da pek bir fayda sağlamayacağı düşünüldüğünde geriye neredeyse hiçbir şey kalmıyordu. Neredeyse.
Bartemius, on beş dakika gibi bir süre içerisinde hazırlandıktan sonra üzerine oldukça kalın, dizine kadar inen bir mont geçirmiş ve evinin salonunda kendisini bir bardak viski ile içini ısıtarak bekleyen baş seherbazı da alarak sokağa çıkmıştı. Dışarıda esen şiddetli rüzgâr, sokaktaki evlerin camlarını uğuldayarak sıyırıyor ve onların titrek tıngırtıları ile pespaye bir melodi tutturuyordu. Yerde kalın bir tabaka oluşturan kar, her ne kadar artık gökyüzünden süzülmeye devam etmiyorsa da en fazla bir saat sonra tekrar yağışını sürdüreceğe benziyordu. Kapıdaki deliğe yerleştirdiği metalin birkaç saniye içerisinde soğuması dahi dışarıdaki pürüzsüz keskinliğini anlatmaya yetiyordu havanın. Evinin girişini kilitledikten sonra asasını iç cebinden çıkaran Bartemius, birkaç kelime fısıldayarak büyü ile de güvence altına aldı orayı.

Asa yapımcıların en zengin büyücülerinden ve biri Mugglelara yönelik olmakla beraber üç şirketin yöneticisi olan Arnald Rich,sanat eserleri konusundaki hassas ve oldukça güçlü tutkusunu hiçbir zaman saklamamıştı. Kendisini bir koleksiyon yapmaya iten bu ilgileri, onu doğru yerlerdeki insanlarla da tanıştırmış ve servetinin giderek büyümesine katkı sağlamıştı. Bartemius ise Arnald'ı ise çok daha eskiden, Ilvermorny de okuduğu yıllardan tanıyordu. Eğitim aldıkları dönemde tablolar üzerine konuşarak başlattıkları bu ilişki, pek de arkadaşlık sayılmazdı. Daha ziyade, birbirleri ile müzayedelerde denk geliyorlar ya da davet edildikleri sergi açılışlarında, bir tablo önünde sohbet ediyorlardı. Bu muhabbetlerin içeriği, birbirlerinin hayatına pek dokunmasa da ikisi de birbirinin hangi konumlarda olduğundan haberdardı ve bir yıl kadar önce, Bartemius Bölge Seherbazı olduğunda, Rich malikanesinde verdiği bir davete onu da çağırmıştı. Doğru yerlerdeki insanların önemi… Hiçbir şeyi karşılıksız yapmak gibi bir niyetinin olmadığını açıkça söylemek zor olmasa da Arnald Rich, oldukça cömert duruyordu çevresine karşı. Yapılan her iyilik, hayatının ileriki dönemleri için bir yatırımdı ne de olsa. Özellikle devlete bir yatırım yapacaksa…
Bartemius, Bay Rich'in üç şirketini birden yönettiği ofisin kapısını birkaç kez tıklattığında, saat gece yarısını biraz geçiyordu. Bu saatte içeride Arnald'ı bulmak imkânsız olacaksa da ona ulaşmanın en kısa yolu buydu. Malikanesi, şehre uzak sayılabilecek bir yerdeydi, özellikle de havayı düşündüklerinde. Ofiste her zaman güvenliği sağlayacak birkaç kişinin olduğundan emin olduğundan Rosier'in aklına gelen bu çözüm, gerçekten de işlerine yarayacaktı.
İçerideki görevlilerden biri kapıyı usulca açtığında, içeriden yayılan loş ışığın altında birikmiş sigara dumanıyla çevrili sorgulayıcı bakışlara karşılık cebindeki kimliğini çıkartarak gösterdi Bartemius Rosier. Karşısındaki kişinin Seherbaz olduğunu anlamakta hiç de zorlanmayan büyücü, parmak uçlarında duran asayı iç cebine özenle yerleştirirken niçin ziyaret ettikleri ile ilgili sorular sordu ve bu saatte burada yetkili kimseyi bulamayacaklarını belirtti. Bunu biliyordu Rosier ve resmi bir iş için değil, yalnızca Bay Rich'e ulaşmaları gerektiği için uğradıklarını belirtmekten çekinmedi. Onu bu saatte rahatsız etmenin doğru olmayacağını söyleyeceğini tahmin ettiğinden, kendisinin de ilgi duyacağını belirtmişti. Hayır, aslını isterse memnun olacaktı ve geçen her bir dakika, her saniye işleri geciktiriyor ve Bay Rich'i sinirlendirme potansiyeli taşıyordu.
Binanın kapısını kapattıktan sonra merdivenlerden üst kata çıkan görevli bir şömine ile malikaneyle görüştü ve Bartemius Rosier kendisi ile acil bir şekilde görüşmek istediğini belirtti. Evet, ofisteki bacayı kullanıp kullanamayacaklarını soruyorlardı. Bay Rich, isteklerini kabul etmiş ve merakla beklediğini iletmişti. Umuyordu ki uykusunu bölen bu konuşma, buna gerçekten değerdi. Bay Rich'in ofisindeki baca, şirketleri ve malikanesi dışında hiçbir yere bağlanmayan, özel bir hatta sahipti. Yeşil alevler arasında yapılan seyahatleri pek sevmese de acil durumlar için bunları yaptıran Arnold, bu gece ileri görüşlülüğü için kendisini tebrik edecekti mutlaka.

Malikane’ye ulaştıktan sonra onları karşılayan iki güvenlikten birisi, salona kadar Baş Seherbaz ve Bartemius Rosier'e eşlik etmiş ve sonra, tekrar bacanın başına dönmüştü. Zengin olmanın bir getirisi olarak her tarafı korumalarla çevrilmiş bu adamın özel bir yaşamının olup olmadığını sorgulamadan edemedi Baş Seherbaz ve eğer bu fikirlerini Rosier'e açmış olsaydı, kesinlikle olmadığından bahsedebilirdi. Arnold Rich, yirmili yaşlarının başındaki pek çok kişiyi yatak odasında ağırlamaktan mutluluk duyuyordu. Kapalı kapılar ardındaki eğlencelerinden kendisi ve bu davetliler haberdar olsa da korumaların ve diğer çalışanların içeri giren çıkandan haberi daima oluyordu. Birkaç yıl önce, Ingiltere ziyareti esnasındaki bir davetlisinin fotoğrafları ve ismi basına yansıdığında birkaç görevlinin kapı dışarı edildiği ile ilgili haberler de oldukça uzun bir süre, sosyetik çevresinde fısıldansa da kimsenin yüzüne bir şeyler söylemediği, söyleyemediği bir gerçekti.

“Beyler, hoş geldiniz!” Sahte bir gülümseme ile kendisini karşılayan Arnold Rich'e pek benzer bir şekilde karşılık verdikten sonra elini uzattı Rosier. Onları kabul ettiği için teşekkür etmiş, yanındaki arkadaşı Baş Seherbaz 'ı tanıtmıştı. Buraya, bir cinayet ile ilgili gelmişlerdi. “Umarım benden şüphelenmiyorsunuz!” Alaycı bir ton ile sorduğu soruya karşılık dahi beklemeden üç bardağa viski doldurdu ve konuklarına ikram ettikten sonra gösterişli koltuğuna yerleşti. Şöminenin yeni yakılmış alevi, etrafı ısıtıyordu. “Sizden bir iyilik istemeye geldik, Bay Rich.” Büyücünün çehresine, bu defa gerçek bir tebessüm yayılmıştı. Yapmayı en sevdiği alışveriş, kendi ayakları üzerinde buraya kadar gelmişti ne de olsa. “Dinliyorum.” Sağ bacağını, solun üzerine yerleştirdi ve viskisinden bir yudum alarak bakışlarını konuklarına çevirdi.
“Adam Cornelius'un yani Chashwi Wolfe'un sevkiyat taşıyıcısının rastgele bir ölüm değil de...Asalar için öldürülmüş olmasından şüpheleniyoruz.” Arnold Rich çehresine ansızın yayılmaya başlayan hüzün ve endişe, yüzünün her kıvrımına gölge düşürüverdi bir anda.Iki ezeli rakip olan Chashwi Wolfe'un sevkiyatçısına ait ceset, Houston'da bir çiftlik evinde hemde Arnold Rich'in evinde bulunmuştu. Bu, bir ticaret değildi. Bu, gerçek anlamıyla bir cinayetti.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Ynt: Katiller,hainler! Onları savaşa çağırırmıydınız?
« Yanıtla #1 : 19 Ağustos, 2022 22:28:43 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Çiftlik evinin etrafını kaplayan kar tabakası oldukça kalındı. Neredeyse bel hizasına kadar yükselen bu beyazlığı ikiye ayıran on beş metrelik bir patika, pek de özenle kürenmişe benzemiyordu. Bir büyücünün asasını sallayarak bir saniye içerisinde oluşturduğu bu yol, iki insanın dahi yan yana yürümesine izin vermeyecek ölçüdeydi. Çıplak toprağın üzerindeki ince buz tabakasıysa ay ışığını yansıtarak insanın gözlerini kamaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda yürümeyi de zorlaştırıyordu. Patikanın sonunda, yine aynı özensizlikle ortaya çıkarılmış genişçe bir alana iniş yapan araba, havada süzülerek gelmiş ve içerisinden dört kişi inmişti. Bunlardan biri, şoför olmak dışında pek de bir niteliği bulunmayan bir koftiydi. Hayatını oldukça başıboş biçimde geçirdikten sonra yirmili yaşlarının başında, babasının ısrarı ile bir iş aramaya başlayan bu adam, Fransadan Amerikaya kadar uzanan serüvenini Arnold Rich'in özel şoförü olarak tamamlamıştı. Diğer üçü, bu büyücüyle kıyaslandığında ismini duyma ihtimalinizin çok daha fazla olduğu kişilerdi. Bölge Seherbazı, onun emri altında çalışan ve cinayet bürosunun başındaki kişi ve Amerika'nın en zenginlerinden biri. Arabanın etrafını saran sekiz kişilik seherbaz ekibi ile aralarında geçen birkaç dakikalık konuşmada, kendilerini tanıtmak zahmetine girmiş olmalarını oldukça rahatsız edici bulsa da hiçbir şey söylememiş olan Rich, asasını montunun iç cebinden çıkardıktan sonra alelade bir şekilde sallamış ve dudaklarından çıkan belli belirsiz kelimelerin havada kül misali uçuşmasını izlemişti. Patikayı saran kar birikintisi, pek saygın birinin geçişine müsaade etmek amacıyla iki yana doğru çekilirken Baş seherbaz, kendilerine eşlik eden seherbazlardan biri ile konuşmaya başlamıştı.

Çiftlik evinin duvarları içerisine adım attığınızda karşılarına çıkan büyük bir avluydu. Yirmi metre kare kadar olan bu açıklıktan sonra birkaç kapı beliriyor; onların eşlik ettiği duvarların arasına sıkışmış, özensiz bir geçit ortaya çıkıyordu. “Oradan ahıra geçiliyor.” Olay mahallinden yetkili yerel seherbaz, mühim bir şey olmadığını vurgulayarak kurduğu özensiz cümleden birkaç saniye içerisinde rahatsızlık duymaya başlamıştı; zira diğerlerinin dedikodusunu yaptığı gibi, Bartemius Rosier, beyaz teninin ve siyah saçlarının altına gizlenmiş bir karanlığı taşıyormuşçasına oracıkta bekliyor ve ince, kemikli parmaklarını saran eldivenlerini dikkatle çıkarıyordu. “Göran, yapman gerekeni biliyorsun.” Olay yeri inceleme konusunda, İzlanda’nın en iyisi olduğu göz ardı edilemeyecek baş seherbaza hitap eden Bartemius, kendisiyle konuşan seherbazın varlığını görmezden geliyordu. Ona kalırsa bu işlerin pek de ilerleyeceğini düşünmediğinden, böylesi daha iyiydi. Öyle olmalıydı. “Bay Rich, sizi olayın doğrudan içerisine dâhil edemeyeceğimizin farkındasınızdır. O sebeple size, Bay…” Görevli seherbazlardan bir tanesine bakıyorsa da ismini bilmediğinden cümlesini yarıda bırakmıştı. “Robert, efendim.” “Bay Robert eşlik edecek.” Arnold Rich ve şoförünün yanına ilişen seherbaz da aradan çıktığına göre, olay hakkında gerçekten bir şeyler yapmaya başlayabilirdi. Eldivenlerini yavaşça cebine yerleştirirken az önce kendisiyle konuşan seherbaza döndü ve sessizliğinin altındaki sebebi ararcasına ve sanki zihninin derinliklerine ulaşmak istercesine kararlı bakışlarla doğrudan gözlerini hedef aldı. “Dinliyorum.”
Stein Albert adlı yaşlı bir büyücüye ait bir çiftlik eviydi burası. Onun haricinde evde on kişi yaşıyordu. Bunlardan biri karısı, diğeri oğlu ve onun hamile eşiydi. İki de torunu vardı. Geri kalanlar çalışanlarıydı. Torunlarından bir tanesi henüz dört yaşında olduğundan bir mürebbiye de onlara eşlik ediyordu. Büyük torunu, Durmstrang’da okumaya başlamıştı; fakat Noel için gelmişti. Karı koca olan aşçı ve hizmetçileri, uzun zamandır onlarla çalışmaktaydı. Geriye kalan çalışan, daha yirmili yaşlarının başında, bıyıklı bir adamcağızdı. Durmstrang’dan pek iyi notlarla mezun olamayınca iş bulmakta güçlük çekmiş, sonra bir tanıdığının bir tanıdığına ve onun da bir tanıdığına söylemesi üzerine, çiftlikte çalışmaya başlamıştı. Beş yıl kadar oluyordu ve herkes ondan oldukça memnundu.
Özellikle atların bakımı olmak üzere hayvanlardan sorumlu bu genç, odasında otururken avludan gelen seslere bakmaya kalkmış, cesedi bulmuş ve oracıkta bir şok geçirip bağırmaya başlamıştı. Hâlâ gözleri yaşlıydı, tüm vücudu titriyordu. Kimseyi görmediğine ve yerde yatan kadıncağızı da tanımadığına yeminler ediyordu. “Büyü konusundaki becerilerini düşününce, onun zanlı olmadığını söylemek gerekir. Çocukcağız en basit büyüleri bile yapmakta zorlanıyormuş. Nasıl mezun olabilmiş, anlamıyorum!” Seherbazın dudaklarından çıkan sözcükler hem çocuğa acıdığını hem de onun bu denli yeteneksiz olmasını eleştirdiğini hiçbir şekilde gizlemiyordu. Hatta, politik tarafını belli etmekten uzak oldukları dahi söylenemezdi. Büyücülerin yalnızca büyücüler ile evlenmesi gerektiğini, safkanlığın kutsallığını ve diğer ırklardan daha üstün olduklarını düşündüğü açıktı. Büyük ihtimal ile bu çocuğun da kanı pek de saf olmayan bir aileden geldiği fikrine kapılmış, büyü konusundaki sınırlı kapasitesini de buna bağlamıştı.
“Size nasıl haber verdiler?” Buradan birkaç kilometre uzakta, geniş bir bölgeden sorumlu bir karakolları olduğundan bahseden seherbaz, nöbetçi olduğunu gururla belirtmekten de geri kalmamıştı. Çiftliğin sahibi, cesedi bulmalarından hemen sonra karakola telefon etmiş ama büyük ihtimalle hava şartları dolayısıyla birkaç tel koptuğundan ulaşamamıştı. Daha sonra, bir baykuş ile karakola ulaşmıştı. Hayvanın bu havada onlara ulaşması biraz zaman almıştı. Baykuş geldiğinde, bir hırsızlık olayı ile ilgili başka bir evi ziyaretinden döndüğünü belirten seherbaz, bu olayların bağlantılı olmasından şüphelendiğini söylemişti; ama bu konuda hiçbir rasyonel bir açıklaması olmadığından Bartemius Rosier, pek de bağlantı kuramamıştı. Uzun zamandır hiçbir olay çıkmamasına karşın bir gecede iki olay olmasından şüphe ettiğini belirten seherbaz ısrar ettiyse de bunlarla şu an için ilgilenmeyeceğini belirtmişti. Akabinde, birkaç yere haber yollayıp kendisi ile bu adreste buluşmasını söylemiş ve bir seherbazı karakolda bırakıp kendisi de buraya gelmişti. Cesedin kimliğini tespit edememiş; ama vücudundaki dövmeleri ve eşkâlini belirtmiş ve cesedi nereye taşıyabileceğini diğer seherbazlara sormuştu. Baş seherbaz Göran, tam da bu noktada devreye girmişti. Daha önce Ljung ile çalışma fırsatı yakalaması sebebiyle tüm detaylara hâkimdi. Hiçbir şeye dokunmamalarını belirterek Bartemius'u ziyaret etmiş ve daha sonra yola düşmüştü. Yerde yatan kişi, asaları yerine ulaştırmaya çalışan bir kadındı.
Yerde yatan kadının beyaz elbisesinin belden aşağısı kan ile boyanmış, boynu ve parmakları kırılmıştı. Ölüm saatini bir adlî tabip gelmeden söylemek zor olacaksa da Göran ve Bartemius, cesedin bulunmasından birkaç dakika önce olduğu konusunda hemfikirdi. Oldukça yetenekli birisinin nasıl olup da bu şekilde öldürülmüş olabileceği konusunda pek fikirleri olmasa da karşılarındaki kişinin büyü konusunda oldukça yetenekli olduğunu kabul etmek zor değildi. Asıl soru, bu kadının burada ne yaptığıydı? Ölüm yerinin burası olduğu, etrafa saçılan kandan anlaşılıyordu. Vücudunu saran yaraların çoğu derin değildi; fakat sol bacağının arkasında ve sırtında geniş kesikler bulunuyordu. Bileklerinde bağlandığına dair bir iz yoktu. En azından görünürde. Boynunun, kan kaybından ölmek üzereyken kırıldığını farz etmekte hiçbir sakınca görmeyen Bartemius, kadının asasının nerede olduğunu merak ediyordu. Yüz üstü yere kapaklanmış ceset kaldırıldığında, karnına saplanmış bir şekilde bulunacağını biliyor olsaydı, onu bulmayı bu kadar ister miydi emin değildi. Midesini ve bağırsaklarını delen asa, iki yerinden kırılmıştı.
Bu haberin basına ne kadar süre içerisinde sızacağından ve bakanlığın nasıl bir yol izleyeceğinden emin olmadığı için bu olayı bir an önce çözmekten yanaydı. New York'da çalıştığı dönemde, pek çok seherbazı tanımıyorsa da üstü olan kadını bilmemesi olanaksızdı. Çalışmalarından ve zekâsından oldukça etkilendiği bu kadının, bu şekilde öldürülmüş olmasının pek de hafife alınmayacak bir şey olduğunu kavraması pek de zamanını almamıştı bu sebeple. Bunu yapan kişi, isteseydi, tüm bu aileyi ortadan kaldırabilirdi; lakin o, bir birkaç tıkırtı duyarak dışarı çıkmaya karar veren bir büyücüden kaçmıştı. Bunun pek de mantıklı olmadığı ortadaydı. Tüm bunları sonuca kavuşturmanın, kadının niçin Houston'da bir çiftlik evinde olduğunu bulmaktan geçtiğine inanıyordu Bartemius. Tüm bunların sonucu, belki de politik bir krizi önlemeye yetecekti yahut yeni bir tanesini ortaya çıkaracaktı. Bilmiyordu; ama çözmesi gerektiğinin farkındaydı.

Çevrimdışı Bartemius Rosier

  • Bakanlık Çalışanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 718 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Bartemius Rosier
  • Güç Puanı: 15
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Emre
  • Meslek: Seherbaz
  • Cemiyet: -
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 12
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 5
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 2
Ynt: Katiller,hainler! Onları savaşa çağırırmıydınız?
« Yanıtla #2 : 20 Ağustos, 2022 13:48:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Arnold Rich'e ait sihirli at arabası, Iris Ljung’un cesedini taşımak üzere havalandığında yerel seherbazlara eşlik etmek amacıyla çiftlik evinde kalan Bartemius, pek de hoşnut olmadığı hisler ve uykusuzluk arasında gidip gelen zihnini rahatlatmak amacıyla avludan dışarı çıkmış ve dağılan bulutlar arasından sızmaya başlayan güneş ışığı altında, yüzünün çıplak tenine temas eden soğuk rüzgâra karşı yürümeye başlamıştı. Çiftliğin sonunun olduğu açıklıkta kapanan yol, ucu bucağı gözükmeyen kar örtüsü altında sükût içerisinde uzanıyor ve birkaç kuş, gecenin bitişini anlatan bir şarkı tüttürüyordu. Kuru dalları ile etrafa yayılan ağaçlar ve onların birkaç metre ötesinde duran evlerin bacaklarına baktığında, her şey sıradan görünüyordu. Tam da bu sebeple Bartemius'un içine bir sıkıntı düştü. İç cebindeki mataradan bir yudum aldı ve ürperen bedeni, hafifçe titredi. Bunun Jägermeister olduğunu düşünmemek için pek bir sebep olmasa da gerçeğinin çok özlü iksir olduğu gerçeğini bilen Bartemius, hiç de şüpheli olmayacak şekilde, arkasından gelen seherbaza da teklif etti. İçki ile arasının pek iyi olmadığını söyleyen büyücü, gece Bay Rich'e eşlik eden gençti. “Karakol ne tarafta kalıyor?” Bartemius'un baktığı yönü işaret eden seherbaz, belli belirsiz bir şeyler fısıldadıysa da içine yayılan korkunun, Baş Seherbaz’ın varlığını merkez aldığından emin bir şekilde endişeye kapılmıştı. “O yol boyunca büyücü evlerinin şöminelerini incelemeni istiyorum. Bu aramızda kalacak.” “Tamam efendim.” “Bir şey daha var.” Avluya dönüp süpürgesini almaya gittiğinde kendisine nereye gittiğini soran arkadaşlarına, Baş Seherbaz’ın bir şişe Jägermeister istediğini belirtmiş ve daha sonra uçarak, karakola doğru ilerlemişti.
Genç seherbaz geri döndüğünde, hiçbir şömine de sorun olmadığını söyledikten sonra Bartemius'un kendisinden istediği dosyaları da ona uzattı. Soğuk havadan mı yoksa içine düştüğü endişeden mi kaynaklandığını bilmediği şekilde elleri titriyor, sesi çatallı ve boğuk olmasının yanında korkuyla bezenmiş biçimde dökülüyordu karların üzerine. “Benden bu kadar çekinmene gerek yok.”

Bartemius Rosier gelmeden önce yetkileri elinde tutan seherbaz, dün gece şöminelerde bir sorun olduğu için kendilerine ulaşılamamış olabileceğini ve bir hırsızlık sebebiyle başka bir çiftlik evinde olduğunu söylemişti; fakat ne şömineler de bir sıkıntı vardı ne de bir başka eve yaptığı ziyaret ile ilgili bir belge. Markus Blom adlı bu seherbazın, dün gece söylediği, hırsızlığın yaşandığı eve gitme kararı alacaktı Bartemius ve bu ziyaretinde, her ne kadar Blom’un hikâyesini doğrulasalar da bir hırsızlığın olmadığını öğrenecekti. Radikal sağa kendini adamış bir grup insanın harekât merkezi olarak yerleştikleri bu evdeki kişiler, Markus Blom’un da dâhil olduğu bir örgüt ile bağlantılıydı ve bu, ufak bir araştırma sonucunda ortaya çıkıverecekti. Markus Blom’un şiddet eğilimleri sebebiyle girdiği soruşturmada aklanmaması ve seherbazlık lisansının elinden alınmasına karşın kaçak olarak işine devam etmesi de bunlara eklendiğinde, yalanların sonu gelecekti. Elbette, tüm bunların olmasına daha zaman vardı; fakat Bartemius Rosier, Blom’u elinden kaçırma fırsatını göze alamadığından onu Reykjavík’e, davada çalışması için davet edecek ve Sigurdsson’a, ona göz kulak olmasını tembihleyecekti. Birkaç gün sürecek soruşturmada, İstihbarat Bürosu’nun da yardımı ile Markus Blom yakalanacaksa da Ljung’un, özellikle bir çiftlik evine geldiği uzun bir süre, soru işareti olarak kalacaktı.


Rol oyunu sonlanmıştır...