Çiftlik evinin etrafını kaplayan kar tabakası oldukça kalındı. Neredeyse bel hizasına kadar yükselen bu beyazlığı ikiye ayıran on beş metrelik bir patika, pek de özenle kürenmişe benzemiyordu. Bir büyücünün asasını sallayarak bir saniye içerisinde oluşturduğu bu yol, iki insanın dahi yan yana yürümesine izin vermeyecek ölçüdeydi. Çıplak toprağın üzerindeki ince buz tabakasıysa ay ışığını yansıtarak insanın gözlerini kamaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda yürümeyi de zorlaştırıyordu. Patikanın sonunda, yine aynı özensizlikle ortaya çıkarılmış genişçe bir alana iniş yapan araba, havada süzülerek gelmiş ve içerisinden dört kişi inmişti. Bunlardan biri, şoför olmak dışında pek de bir niteliği bulunmayan bir koftiydi. Hayatını oldukça başıboş biçimde geçirdikten sonra yirmili yaşlarının başında, babasının ısrarı ile bir iş aramaya başlayan bu adam, Fransadan Amerikaya kadar uzanan serüvenini Arnold Rich'in özel şoförü olarak tamamlamıştı. Diğer üçü, bu büyücüyle kıyaslandığında ismini duyma ihtimalinizin çok daha fazla olduğu kişilerdi. Bölge Seherbazı, onun emri altında çalışan ve cinayet bürosunun başındaki kişi ve Amerika'nın en zenginlerinden biri. Arabanın etrafını saran sekiz kişilik seherbaz ekibi ile aralarında geçen birkaç dakikalık konuşmada, kendilerini tanıtmak zahmetine girmiş olmalarını oldukça rahatsız edici bulsa da hiçbir şey söylememiş olan Rich, asasını montunun iç cebinden çıkardıktan sonra alelade bir şekilde sallamış ve dudaklarından çıkan belli belirsiz kelimelerin havada kül misali uçuşmasını izlemişti. Patikayı saran kar birikintisi, pek saygın birinin geçişine müsaade etmek amacıyla iki yana doğru çekilirken Baş seherbaz, kendilerine eşlik eden seherbazlardan biri ile konuşmaya başlamıştı.
Çiftlik evinin duvarları içerisine adım attığınızda karşılarına çıkan büyük bir avluydu. Yirmi metre kare kadar olan bu açıklıktan sonra birkaç kapı beliriyor; onların eşlik ettiği duvarların arasına sıkışmış, özensiz bir geçit ortaya çıkıyordu. “Oradan ahıra geçiliyor.” Olay mahallinden yetkili yerel seherbaz, mühim bir şey olmadığını vurgulayarak kurduğu özensiz cümleden birkaç saniye içerisinde rahatsızlık duymaya başlamıştı; zira diğerlerinin dedikodusunu yaptığı gibi, Bartemius Rosier, beyaz teninin ve siyah saçlarının altına gizlenmiş bir karanlığı taşıyormuşçasına oracıkta bekliyor ve ince, kemikli parmaklarını saran eldivenlerini dikkatle çıkarıyordu. “Göran, yapman gerekeni biliyorsun.” Olay yeri inceleme konusunda, İzlanda’nın en iyisi olduğu göz ardı edilemeyecek baş seherbaza hitap eden Bartemius, kendisiyle konuşan seherbazın varlığını görmezden geliyordu. Ona kalırsa bu işlerin pek de ilerleyeceğini düşünmediğinden, böylesi daha iyiydi. Öyle olmalıydı. “Bay Rich, sizi olayın doğrudan içerisine dâhil edemeyeceğimizin farkındasınızdır. O sebeple size, Bay…” Görevli seherbazlardan bir tanesine bakıyorsa da ismini bilmediğinden cümlesini yarıda bırakmıştı. “Robert, efendim.” “Bay Robert eşlik edecek.” Arnold Rich ve şoförünün yanına ilişen seherbaz da aradan çıktığına göre, olay hakkında gerçekten bir şeyler yapmaya başlayabilirdi. Eldivenlerini yavaşça cebine yerleştirirken az önce kendisiyle konuşan seherbaza döndü ve sessizliğinin altındaki sebebi ararcasına ve sanki zihninin derinliklerine ulaşmak istercesine kararlı bakışlarla doğrudan gözlerini hedef aldı. “Dinliyorum.”
Stein Albert adlı yaşlı bir büyücüye ait bir çiftlik eviydi burası. Onun haricinde evde on kişi yaşıyordu. Bunlardan biri karısı, diğeri oğlu ve onun hamile eşiydi. İki de torunu vardı. Geri kalanlar çalışanlarıydı. Torunlarından bir tanesi henüz dört yaşında olduğundan bir mürebbiye de onlara eşlik ediyordu. Büyük torunu, Durmstrang’da okumaya başlamıştı; fakat Noel için gelmişti. Karı koca olan aşçı ve hizmetçileri, uzun zamandır onlarla çalışmaktaydı. Geriye kalan çalışan, daha yirmili yaşlarının başında, bıyıklı bir adamcağızdı. Durmstrang’dan pek iyi notlarla mezun olamayınca iş bulmakta güçlük çekmiş, sonra bir tanıdığının bir tanıdığına ve onun da bir tanıdığına söylemesi üzerine, çiftlikte çalışmaya başlamıştı. Beş yıl kadar oluyordu ve herkes ondan oldukça memnundu.
Özellikle atların bakımı olmak üzere hayvanlardan sorumlu bu genç, odasında otururken avludan gelen seslere bakmaya kalkmış, cesedi bulmuş ve oracıkta bir şok geçirip bağırmaya başlamıştı. Hâlâ gözleri yaşlıydı, tüm vücudu titriyordu. Kimseyi görmediğine ve yerde yatan kadıncağızı da tanımadığına yeminler ediyordu. “Büyü konusundaki becerilerini düşününce, onun zanlı olmadığını söylemek gerekir. Çocukcağız en basit büyüleri bile yapmakta zorlanıyormuş. Nasıl mezun olabilmiş, anlamıyorum!” Seherbazın dudaklarından çıkan sözcükler hem çocuğa acıdığını hem de onun bu denli yeteneksiz olmasını eleştirdiğini hiçbir şekilde gizlemiyordu. Hatta, politik tarafını belli etmekten uzak oldukları dahi söylenemezdi. Büyücülerin yalnızca büyücüler ile evlenmesi gerektiğini, safkanlığın kutsallığını ve diğer ırklardan daha üstün olduklarını düşündüğü açıktı. Büyük ihtimal ile bu çocuğun da kanı pek de saf olmayan bir aileden geldiği fikrine kapılmış, büyü konusundaki sınırlı kapasitesini de buna bağlamıştı.
“Size nasıl haber verdiler?” Buradan birkaç kilometre uzakta, geniş bir bölgeden sorumlu bir karakolları olduğundan bahseden seherbaz, nöbetçi olduğunu gururla belirtmekten de geri kalmamıştı. Çiftliğin sahibi, cesedi bulmalarından hemen sonra karakola telefon etmiş ama büyük ihtimalle hava şartları dolayısıyla birkaç tel koptuğundan ulaşamamıştı. Daha sonra, bir baykuş ile karakola ulaşmıştı. Hayvanın bu havada onlara ulaşması biraz zaman almıştı. Baykuş geldiğinde, bir hırsızlık olayı ile ilgili başka bir evi ziyaretinden döndüğünü belirten seherbaz, bu olayların bağlantılı olmasından şüphelendiğini söylemişti; ama bu konuda hiçbir rasyonel bir açıklaması olmadığından Bartemius Rosier, pek de bağlantı kuramamıştı. Uzun zamandır hiçbir olay çıkmamasına karşın bir gecede iki olay olmasından şüphe ettiğini belirten seherbaz ısrar ettiyse de bunlarla şu an için ilgilenmeyeceğini belirtmişti. Akabinde, birkaç yere haber yollayıp kendisi ile bu adreste buluşmasını söylemiş ve bir seherbazı karakolda bırakıp kendisi de buraya gelmişti. Cesedin kimliğini tespit edememiş; ama vücudundaki dövmeleri ve eşkâlini belirtmiş ve cesedi nereye taşıyabileceğini diğer seherbazlara sormuştu. Baş seherbaz Göran, tam da bu noktada devreye girmişti. Daha önce Ljung ile çalışma fırsatı yakalaması sebebiyle tüm detaylara hâkimdi. Hiçbir şeye dokunmamalarını belirterek Bartemius'u ziyaret etmiş ve daha sonra yola düşmüştü. Yerde yatan kişi, asaları yerine ulaştırmaya çalışan bir kadındı.
Yerde yatan kadının beyaz elbisesinin belden aşağısı kan ile boyanmış, boynu ve parmakları kırılmıştı. Ölüm saatini bir adlî tabip gelmeden söylemek zor olacaksa da Göran ve Bartemius, cesedin bulunmasından birkaç dakika önce olduğu konusunda hemfikirdi. Oldukça yetenekli birisinin nasıl olup da bu şekilde öldürülmüş olabileceği konusunda pek fikirleri olmasa da karşılarındaki kişinin büyü konusunda oldukça yetenekli olduğunu kabul etmek zor değildi. Asıl soru, bu kadının burada ne yaptığıydı? Ölüm yerinin burası olduğu, etrafa saçılan kandan anlaşılıyordu. Vücudunu saran yaraların çoğu derin değildi; fakat sol bacağının arkasında ve sırtında geniş kesikler bulunuyordu. Bileklerinde bağlandığına dair bir iz yoktu. En azından görünürde. Boynunun, kan kaybından ölmek üzereyken kırıldığını farz etmekte hiçbir sakınca görmeyen Bartemius, kadının asasının nerede olduğunu merak ediyordu. Yüz üstü yere kapaklanmış ceset kaldırıldığında, karnına saplanmış bir şekilde bulunacağını biliyor olsaydı, onu bulmayı bu kadar ister miydi emin değildi. Midesini ve bağırsaklarını delen asa, iki yerinden kırılmıştı.
Bu haberin basına ne kadar süre içerisinde sızacağından ve bakanlığın nasıl bir yol izleyeceğinden emin olmadığı için bu olayı bir an önce çözmekten yanaydı. New York'da çalıştığı dönemde, pek çok seherbazı tanımıyorsa da üstü olan kadını bilmemesi olanaksızdı. Çalışmalarından ve zekâsından oldukça etkilendiği bu kadının, bu şekilde öldürülmüş olmasının pek de hafife alınmayacak bir şey olduğunu kavraması pek de zamanını almamıştı bu sebeple. Bunu yapan kişi, isteseydi, tüm bu aileyi ortadan kaldırabilirdi; lakin o, bir birkaç tıkırtı duyarak dışarı çıkmaya karar veren bir büyücüden kaçmıştı. Bunun pek de mantıklı olmadığı ortadaydı. Tüm bunları sonuca kavuşturmanın, kadının niçin Houston'da bir çiftlik evinde olduğunu bulmaktan geçtiğine inanıyordu Bartemius. Tüm bunların sonucu, belki de politik bir krizi önlemeye yetecekti yahut yeni bir tanesini ortaya çıkaracaktı. Bilmiyordu; ama çözmesi gerektiğinin farkındaydı.