17 Nisan, 2026 09:06:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Ani Ölüm  (Okunma sayısı 31 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Xander Warren

  • Cadı Avcısı
  • 6. Seviye
  • İleti: 23
  • 1 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Xander Warren
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: ciseak77
  • Meslek: Kelle Avcısı
  • Cemiyet: Salem Cadı Engizisyonu
  • Tılsım Gücü: -
  • Özel Yetenek: Cadı Görüşü, Seviye 1
Ani Ölüm
« : 20 Ağustos, 2022 02:57:28 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Bazen kendisini kelle avcısından çok gezgin gibi hisseden Xander’in yolu bu sefer de Amerika’ya düşmüştü. Bitmek bilmeyen bir yolculuktan sonra sonunda varmayı başarmış, birkaç günlük dinlemeden (şarap içip sızmak) sonra Santa Fe kasabasının kuzeyinde, Colorado Eyaletine varmayı başarmıştı. Şeker kamışı tarlasında ya da ilanda yazdığı adıyla “plantasyon”unda cadı olduğu söylentisiyle buraya gelmişti.

Beyaz cadı ismi verilen cadıyı infaz etmek de cesur avcımıza düşmüştü. En azında gazetelerde böyle yazılacaktı. Artık ezbere bildiği haberleri düşünerek Duncan ailesinin kaldığı yere doğru ilerledi. Kapıdaki birkaç bekçi onu durdursa da cadı avcısı olduğunu söyleyince evin en küçük oğluyla görüşmek için yönlendirilmişti.

Evin en küçük oğlu yirmilerinde, Xander’e nazaran kısa, sıska bir asil bir beyefendiydi.  Amerika’da monarşi olmadığı düşünülürse yalnızca zengin birinin oğlu olmalıydı. Xander bunu pek umursamadığı için lafı kısa kesti.

“Bu cadı hakkında neler biliyorsun?”

Kaba tavrı zengin çocuğun hizmetkarları tarafında şiddetle kınansa da Xander’in sabırsız alev kırmızısı gözlerinin hedefi olanlar dilini yutmuş gibi sustular. Genç oğlan Xander’i içeri davet edince geceyi beklemesi gerektiğini düşünerek davete icabet etti. Atını kendi elleriyle evin yakınlarına bağlayıp içeri girdi. Oldukça zengin olduğunu evin girişinden belli olan Duncan ailesinin küçük oğlu onu oturma salonuna buyur edip kaliteli bir viski ikram etti. Xander içkide ayrım yapmadığı için alıp kafasına dikti. Normal birini anında sersemletecek bu hamle Xander’i etkilememiş gibi duruyordu.

Genç adam şaşkınlığını gizlemeye çalışıp daha fazlasını teklif etti.

“Cadıyı temizledikten sonra 10 şişe verirsin. Şimdi bana neler bildiğini anlat.”

Genç adam başını olumlu anlamda sallayıp bildiklerini anlatmaya başladı.

“Beyaz cadı bizim tepelerimizde geziyor. Yüzünü boyadığı için ona gerçek yüzünü bilmiyoruz, zaten gece olduğu için görmemiz de pek mümkün değil. Ailemizin pek çok kölesi ortadan kayboluyor. Bunun onun işi olduğunu düşünüyoruz.”

“İlandakinden farklı bir şey söylemedin. Üstelik “köle”leriniz belki de kaçıyor ve suçu hayali bir cadıya atıyor, olamaz mı?”

Genç adam şiddetle karşı çıktı.

“Bu köleler bize yıllarca hizmet etmiş, sadık kölelerdir. Zinhar böyle bir deliliğe kalkışmazlar.”

Xander küçümser bir şekilde gülümseyip öne eğildi.

“Belki hala genç olduğun için, belki de aptal olduğun böyle düşünüyorsun. Bir gün köle olursan bunları tekrar diyebilecek misin, merak ediyorum.”

Adamın bir şey demesine izin vermeden ayağa kalktı. Gitmeden önce genç adama baktı.

“Yalan veya değil, Beyaz cadı benim elimden kurtulamaz. Viskileri hazırlasan iyi edersin evlat.”

Bunları dedikten sonra evden çıkıp atını aldı. Ardından tepelere doğru yürümeye başladı. Cadının varlığına, eğer varsa nerede olabileceğine dair ipucu arıyordu. Cadı dedikoduları çıktıktan sonra kimsenin gelmediği tepede iz bulması nispeten kolay olacaktı. En azından öyle umuyordu.   

Hava serinlemeye başladığında havanın karardığını fark etti. Bu süre zarfında elindeki meşhur kuru etiyle karnını doyurmuştu, ancak zulasının bitmeye başladığını fark etti. Yakında avlanması gerekecekti. Bir avcı olarak birkaç geyik, domuz avlamak güç değildi ancak böyle bir şeyle uğraşmaya üşeniyordu.

Ayrıca iz ararken cadının sürekli yürüdüğü bir patika bulmayı başarmıştı. Evden epeyce uzaklaşmış, tarlanın yarısına gelmişti. Avlarından bildiği bir şey varsa o da cadıların insanlardan çok da farklı olmadığıydı. Hepsi uyumalı, beslenmeli, dinlenmeliydi. Önündeki baraka da bunun için uygun gözüküyordu. Her ne kadar etrafı sarmaşığı andıran bitkilerle sarılmış olsa da bir cadı için bunu yapmak güç olmamalıydı. Cadıyı gafil avlamak amacıyla barakayı yaktı. İçeride duyduğu çığlıklar kısa sürede kesilmiş, ateşler sönmüştü. Belli ki cadı onun varlığını fark etmişti. Bir şey planlıyor olabilirdi ancak bu Xander için sorun değildi. Yalnızca asasını görmeliydi, sonra işi bitecekti.

Derken barakanın arkasından koşan bir kadın gördü. Koşarak kısa sürede ona yetişti. Cadı koşarken bir yandan bitkileri büyütüyor, Xander’i engellemeye, hiç olmazsa yavaşlatmaya çalışıyordu. Neden ona saldırmadığını Xander bilmese de umursamadı. Asasını gördüğü gibi kılıcını tüm gücüyle sallayıp cadıya vurmasını sağladı. Cadı bir an dizlerinin üstüne çöküp kan tükürdü. Bu sırada Xander ona yetişmişti. Cadının bir şey yapmasına fırsat vermeden boynunu kesti. Asasını da kırdı. Kadının tamamını taşımanın anlamsız olacağını düşünerek kafasını kesip atına doğru yürümeye başladı. Neden sonra, cadının neden kaçtığını ve saldırmadığını anladı. Barakanın içinde bir yere kıvrılmış küçük bir çocuk vardı. Bir serçe gibi titriyordu. Bir an Xander’le göz göze geldi, adamın elindekini görünce gözyaşlarına boğuldu. Bu anı uzun bir süre onu terk etmeyecekti. Xander kıza yaklaşmadan seslendi.

“Ben Xander. Xander Warren. Bir kelle avcısıyım, eğer hayatta kalırsan beni bul ve intikamını al küçük.”

Ardından kelleyi bohçasına atıp atını Duncan ailesinin evine sürdü. Viskilerini alıp orayı terk etti.
« Son Düzenleme: 23 Ağustos, 2022 02:40:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Xander Warren »