Cadıya göre pek de mühim bir mesele olmadığı için Fëanor'un neden kendisini acilen yanına çağırdığını hâlâ anlayamamıştı. Elbette, büyücünün de dediği gibi makinelerin flaşları tarafından gafil avlanmak çok hoş sayılmazdı ancak yine de bunlardan daha önemli sorunların izleri vardı mektupta. En azından Kaithlyn okuduğunda bunu hissetmişti, hatta aklına gelen ilk şey bakanlıkla ilgili bir sıkıntının doğmuş olabileceğiydi. Düşüncelerini bastırmaya çalışarak tekrar fincanına uzanan kadın, bir yandan da Fëanor'un tatlı sert ikazına hoş bir tebessümle karşılık verdi. Kahvesinden minik bir yudum daha aldıktan sonra ağır başlılıkla konuştu. “Haklısınız, bay Black. Bir daha tekrarlanmayacaktır.” Gözlerini büyücüden ayırmadığı için Kaithlyn'in gözünden kaçmayan tuhaf, rahatsız edici bir hüzün vardı adamın yüz hatlarında. Hüzün? İstemsizce kaşlarının havalandığını fark etti, kendi düşüncesine bile şaşırmıştı. Fëanor'u en iyi tanıyanlardan olduğunu iddia edemezdi elbette, lakin yine de belli etmemeye gayret gösterdiği bir hüznünün açığa çıkmış olduğunu anlayabiliyordu. Ne yazık ki kederi en ufak mimiklerden dahi fark etmek özel uzmanlık alanına girmeye başlamıştı. Bakışlarının rahatsız edici seviyeye gelmemesine özen göstererek daha dikkatli bakmaya çalıştı genç kadın. Kahvesini yudumlayan büyücünün özellikle göz teması kurmamaya çalışan tavrı kadının tebessümünü soldurmaya yetti. O hissi biliyordu.
Geçen yıl olanlar hakkındaki sözlerinden sonra yerinden kalkan büyücüyü gözleriyle takip etti. Fincanı sehpanın üzerinden alıp kahvesini yudumladıktan sonra Fëanor'un dolaptan çıkardığı kutuya dikkatle baktı. Düz, sade, hiçbir özelliği olmayan sıradan bir kutu gibiydi; yine de, Fëanor'un duraksaması kutu hakkında o kadar da sıradan olmadığını söylüyordu. Adamın zihninde dönüp duran ikilem sanki somut hale gelip odanın içerisinde koşuşturacak kadar belirgindi. Kutu sehpanın üzerindekini yerini alırken Fëanor'un dalgın gözleri hiç hayra alamet görünmüyordu. Neydi bu kutu? Odanın içinde savrulan soğuk rüzgârı düşününce kutunun içinden birinin kellesinin çıkması büyük bir sürpriz olmazdı. Fincanın kulpuna dolanmış parmağının uyuşmasıyla eğilip fincanı kutunun kenarına bıraktı. Çıkan sesle beraber odaya geri dönen müdür, nihayet ağzındaki baklayı çıkardı. Ama, bu baklanın cadının sandığı hiçbir şeyle uzaktan yakından alakası yoktu. Nora. Aldığı derin nefesin ciğerlerinde sıkışıp kaldığını hissetti. Hogwarts yıllarındaki güzel detaylardan biri de Nora'ydı genç kadın için. Cadının arkadaşlığından aldığı keyif o yıllar için paha biçilemezdi. Tabii, Nora'nın onaylamadığı hareketleri de vardı, ama yine de bunlar herkes için geçerli değil miydi? Derin bir iç çekti kadın. Bazı şeyleri anımsamak ne kadar güzelse o kadar üzücüydü. “Tabii ki hatırlıyorum, Fëanor.” Sesindeki yumuşaklıkta buruk bir neşe vardı. Fëanor'un Nora'dan bahsetmesi Kaithlyn'in hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştu, zira daha önce detaylı bir şekilde sarışın cadıdan konuşma fırsatları olmamıştı. Ellerini bacaklarının üzerinde bağlayan kadın yumuşak ses tonuyla devam etti. “Bir şey mi oldu? Yani… Eğer konuşmak istediğin bir şey varsa benimle, konuşabiliriz. Biliyorsun.” Fëanor'un kalbinde açılmış ve kabuk bağlamış yarayı anlayabileceğini biliyordu cadı.