17 Nisan, 2026 08:31:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: İçimizdeki İrlandalı  (Okunma sayısı 91 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
İçimizdeki İrlandalı
« : 11 Ağustos, 2022 21:26:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc:Kaithlyn Strange

Parşömene özenle yazılmış satırları dikkatle okuduktan sonra elinde bir kuş tüyünü andıran parçayı yavaşça masanın üzerine bıraktı. Dirseğini farkında olmadan masada açık duran romanın üzerine koydu, çenesini avucunun içine yerleştirdi. Derin bir nefes ciğerlerinden salınırken gözleri duvardaki kabartmalarda gezindi. Zarafetle işlenmiş desenler kadına her zaman olduğu gibi bu odanın önceki sahiplerinden birinin zevkli bir kadın olduğunu düşündürdü. Sıkıntıyla bir nefes daha veren kadın istemsizce masaya vurmakta olan parmaklarını fark edince başını hafifçe iki yana sallayıp sandalyesinde doğrultu. Arka tarafında kaynamakta olan kazandan gelen çıtırtılarla yerinden kalktı. Suyu bitmiş kazanın içinde kızaran papatyalara kısa bir bakış atıp kazanın yanan alevini söndürdü. Tekrar masaya döndüğünde daha fazla oyalanmadan Bay Black'in isteğini yerine getirmesinin daha sağlıklı olacağına karar veren cadı minik adımlarla ahşap dolaba doğru ilerledi; gözleriyle rafları taradıktan sonra ince bir dosyayı kağıt yığınları arasından çekip çıkardı. Eteği yere uzanan siyah elbisesini bir çırpıda düzelttikten sonra koridora doğru adımladı. Yanından geçen aile fertlerinin selamlarını yüzünde hoş bir tebessümle kabul ederken bir yandan da beynini tırmalayan huzursuzluk hissiyle savaşıyordu. Ne gereği vardı şimdi bu görüşmenin? İzin verdiği basın mensuplarından da özellikle bahsedilmesi hoşuna gitmemişti zira bunun ne gibi bir zararı olabilirdi? Hele de geçen yılki kâbusları andırmayan aile kargaşasından sonra? En azından ailenin çocuk yaşta üyeleri kriz geçirip ölü siluetler görmemişti.

“Bayan Gess, merhabalar.” Üzerine alınmadığı selamlama direkt olarak kendine yapıldığı için duraksadı cadı. Sesin geldiği yöne dikkatli bakınca seslenenin Black malikanesinde bulunan en sevdiği meşhur tablo olduğunu görünce gülümsedi. “Gess?” Kafası karışan kadının kaşları hafifçe çatılmıştı ancak gülümsemesinden bir şey eksilmemişti. “Araştırmamı yaptım, bundan sonra sen benim için Gess'sin. Kıymetli ilk kurbanım, güzel Gess'im. Beğendin mi?” Tarih bilgileri birkaç saniye sonra zihninin aydınlık kısımlarına çıkıverdi. Tabii, onun bilinen ilk kurbanı talihsiz fahişeydi. Kahkahası koridoru çınlattı. “Doğrusunu söylemek gerekirse biraz alındım, David. Ayrıca burada çarpık bir ironi yatıyor.” Esmer adamın yine aklı karışmış olacak ki bıkkınlıkla iç çekip cadıya dikkatle baktı. “Neymiş o ironi?” Birkaç saniye gülümseyerek çerçeveye zaman tanıdı ancak hiçbir aydınlanma belirtisi gelmeyince gülerek boğazını temizledi. “Ben yaşıyorum ama sen ölüsün, David.” Bunu olabildiğince tatlı bir ses tonuyla söylemeye dikkat etmiş olsa da adam gözlerini devirmekten alamadı kendini. “Mugglelar, lanet mugglelar.” Bir kez daha kıkırdayan kadın başıyla adamı selamladı. “Hoşça kal, David.” Koridoru arşınlarken tok sesi ardından duydu. “Hoşça kal, Gess.”

Cübbesinden asasını çıkarırken düşüncelerinin gençlik anılarının saldırısına uğramamak için el çabukluğuyla asasını yuvaya ittiriverdi. Merdivenleri andıran ses kulaklarını tırmalıyor olsa da gözlerini kısmakla yetinen kadın birkaç adım daha ilerledi. Derin bir nefesi içine çektikten sonra içeri adımını attı. “Bay Black,”

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #1 : 11 Ağustos, 2022 22:13:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Yola çıktığından beri yıllardır amaçsız yürüyüşünü her şeyin başladığı ve sonsuzluğun büyüsünün kalbine düştüğü yerde pusulasının tüm parçalarını tamamlamıştı. Onun izinde Black malikanesinin ihtişamından hiçbir şey kaybetmeyen korunaklı duvarları arasında bulmuştu kendisini Fëanor. Özel olanların kendisine bahşedildiğini öğrendiği anda aidiyet duygusuna ilk sahibi olan yere, gizli bir mabedette yeni başlangıçlar yapmak üzere kaderin ve zamanın ittifaklığında geri çağrılmıştı. Adımlarını geleceği bekleyişle şimdi malikane'nin en görkemli makamında ailenin lideri olarak beklemediği bir görevin sorumluluğu ışığında adımlıyordu, tüm benliğini kendinden büyük şeylere adamaya ilk adımını attığı anın gölgesinde...


"Merlin'in kutsal poposu!"
Zamanın ondan çaldıklarını hızla kapatmaya çalışırken, güneşin ilk ışıklarıyla giriştiği yarışta galibiyetini, temellerini atacağı düşüncelerde kutlamaya karar vermişti Fëanor. Henüz tüm malikanenin rem uykusuna yeni geçtiği sırada tozlu kitaplar ve sıkıcı bir oda atmosferinde kendi kendine söylenmişti, sesi içten gelmesi gerekirken istemsizce gür bir tonla dışarıya çıktığında! Kendinden önceki dönemlerde ve hatırladığı geçmişte kendi döneminde büyünün en önemli ve temel taşlarının anlatıldığı kitabın sıkıcı ve tozlu havası birçok kişinin erken pes edişlerini beraberinde getirmişti. Fëanor, kitabın derinliğine adımını attığı ilk anda buradan geçmiş tüm aile liderlerine saygı maiyetinde asasını cübbesinin cebinden çıkararak odasında derin uykuda olan liderlerin tozlarını temizledi. Zamanının ne kadarını burada geçireceğini bilmeyerek zamanın üstünlüğünü büyük bir nezaket ve onurla selamlayarak dönemin olağan planlarını gözden geçirmek için masasının üzerinde duran dağının parşömen yığınlarına kendisini gömmek için harekete geçti!

Kendisini içinde bulunduğu zamandan azade ettiği sırada yanında duran asasının ucundan belirlen mavi bir ışığın çevresinde dolanmasıyla kendine geldi. Zamanın epey ilerlediğini fark ettiğinde yüzünde hafifi bir gülümseme belirerek, mavi ışığın merakına duygularını bıraktı. Bu büyü makamının ilk protokollerini oluşturduğunda ailenin en kısa liderliğini yapmış olan Finwe'nin tablosundan kendisine hediye edilmişti. Odasına kimin geldiğini düşünürken birden aklına sabah Kaithlyn'e gönderidği mesaj aklına gelmişti. Kafasını önündeki parşömenlerden kaldırıp odanın ahşap kapısına yöneldiğinde içeriye giren silüetin kim olduğunu anlamadan kendisine doğru nüks eden sessin önce gelmesiyle beklediği kişinin olduğunu anladı. "Hoşgeldiniz bayan Kaithlyn, lütfen oturun!" İçeriye giren genç kadının hafif telaşlı sessinin ardından oturduğu yerden kalkarak masanın önüne geçen Fëanor, sağ elini cam kenarında duran tekli koltuklara işaret ederek kadına oturmasını söyledi. Sessizliğin ortama hakim olacağı sırada Fëanor, kadının oturmasını bekledikten sonra kendiside karşısına oturdu ve gözlerini kadının yüzüne doğru yöneltti. "Sizi biraz acil çağırdığımın farkındayım Kaithlyn, yalnız konuşmamız gereken çok fazla konu var ve bunları ivedi olarak sizinle paylaşmak istedim. Ancak konuşmamıza başlamadan önce size ne ikram edebilirim?"

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #2 : 11 Ağustos, 2022 22:25:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Fëanor'un tanıdık simasında eğreti duran şey yorgunluk muydu yoksa Kaithlyn'e öyle mi geliyordu? Belki de titrek sarı ışıkların altında teni normalden daha soluk göründüğü için böyle bir izlenime kapılmıştı kadın; ancak, yine de içini kaplayan huzursuzluğa engel olamadı. Büyücünün yazdığı mektuptaki nahoş hava da düşünülürse bir an için yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu varsaydı lakin o şeylerin ne olduğunu bulamadı. Ailenin küçük üyeleri ile alakalı bir sorun olduğunu hatırlamıyordu, keza malikane çalışanları kadrosuyla ilgili bir tatsızlık da çıkmış değildi. Belki de bakanlıkla ilgili bir takım prosedür noksanlıkları vardı? Cadının gözleri istemsizce kısılırken masasının önüne doğru ilerleyen büyücüye gülümsemeye çalıştı. Fëanor'un talimatıyla cam kenarındaki tekli koltuklardan birine otururken Fëanor'un da karşısında geçişini sakince bekledi. “Açıkçası mektubunuz beni biraz ürküttü.” Çok da ciddi olmayan bir ses tonuyla gelecek muhabbetlere karşı ortamı biraz olsun yumuşatmayı amaçladı. “Varsa rezene fena olmazdı,” minik bir duraksamadan sonra ekledi. “yoksa kahve de alabilirim.” Nazikçe tekrar gülümsedikten sonra bacaklarının üzerinde birleştirdiği ellerine döndü gözleri. Fëanor'un bir an evvel konuşmak istediği şeyleri dökmesini temenni ediyordu. Tek bildiği şey iki basın mensubuna verdiği iznin önüne koyulacak olmasıydı ki bunun neden önüne koyulacak bir mesele olarak göz önünde bulundurulduğunu bile bilmiyordu. En azından aile çocuklarının psikolojisini bozmamıştı. Derin bir nefesi ciğerlerine çekti ve odasından çıkmadan önce sigara içmediği için kendine bir miktar kızdı; hâlbuki tam vaktiydi. Gözleri tekrar Fëanor'u bulduğunda sükûnetini koruyarak bekledi.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #3 : 11 Ağustos, 2022 22:42:24 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Zaman sürekliliğini korurken ikili karşılıklı birbirlerini süzmeye devam ediyordu. Kaithlyn merakının cazibesinde zihninde oluşturduğu anlamlı kelimeler bütününü karşısında oturan genç adama ilettiğinde Fëanor çok hafif bir tebessümle karşılık verdi. O kadar karışık bir zamanın içinden geçiyordu ki, uğraşması gereken işlerle peşini bırakmayan soru işaretlerinin gölgesinde sonsuzluk ormanında çıkmaz bir labirentin ortasında hissediyordu kendisini! Şimdi ise elinde olan ve ona destek veren tek zaman kırıntısının kavramında Kaithlyn'i çağırdığı mesajını düşündü..

Kızgın mıydı? Öfkeli mi? Yoksa sadece olması gerekenle olanlar arasında sıkışıp kalmışmıydı, bilmiyordu! Kısa bir beklemenin ardından sorduğu soruya cevap alan Fëanor, bir an duraksadı ve şaşkın bir bakışla kadına baktı. "Rezene mi? Hmmm sanırım en son ev cini wood kullanıyordu onu Kaithlyn. En iyisi ikinci alternatif olan kahveyi tercih edelim!" son derece nazik ve durgun bir ses tonuyla konuştuktan sonra oturduğu sandalyeden kalkan Fëanor, odanın sol köşesinde duran küçük masasının üzerinde duran malzemelerle kahveyi hazırladıktan sonra, yavaş adımlarla genç kadının zarif bakışlarının eşliğinde porselen fincandaki kahveyi ortalarındaki sehbaya bırakarak tekrar yerine oturdu. Sıcak olan ve ellerinde ruhundaki yanma hissini oluşturan reel bir sızlamayla kahvesinden bir yudum alan Fëanor, gözlerini pencereden dışarıya doğru çevirdi ve konuşmaya başladı. "Bugünler havanın değerlendirilmesi gereken eşsiz günler Kaithlyn. Sanırım birkaç zaman sonra bu günleri özleyeceğiz. Umalım da Black malikanesi kendini gelecek kötü havalardan koruyabilsin!" sözlerindeki mecazların ardından gerçekliğin içinden geçen Fëanor, ellerini önünde birleştirerek hafifçe boğazında düğümlenen kelimeleri temizledi ve genç kadının bakışlarının kadrajında konuşmasına devam etti.

"Sanırım haklısın, sana gönderdiğim mesaj biraz tedirgin edici olmuş olabilir. Ancak seni buraya bir değil birden fazla konuyu konuşmak üzere davet ettim. İlk olarak biraz beni tedirgin eden konuyu açmak istiyorum. Bu konunun ardından asıl önemli olanları konuşabiliriz. Öncelikle görevin gereği vermiş olduğun izni sorgulamak veya itiraz etmek saçmalık olur. Ancak eve basının girişine izin vermiş olman, birkaç soruyu beraberinde getirdi Kaithlyn! Biliyorsun bir resim tablosunun içinde karmaşık bir dönemden geçiyoruz. Görenlere huzur veren bu resim her şey yolundaymış gibi tamamlansa da, aslında çizgilerde çok kesin bir gümbürtü hala devam ediyor. Bu nedenle ki benim aile lideri pozisyonunda olmam ve ailenin dışarıda kalan üyelerinden bazılarından gelen çok ciddi kısık sesler olsa da, aile içinde en ufak bir karışıklıkta başımıza büyük işler açılabilir. Ayrıca basını sende biliyorsun ve ben bu konuda büyücedünya bu dönemdeyken hiçbir basın kuruluşundan emin değilim. Bu konuda önlemler aldın mı? Ve en önemlisi neden böyle bir izne gereksinim duydun?"

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #4 : 11 Ağustos, 2022 23:37:46 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sakinleştirici etkisiyle bilinen rezeneyi tercih edecek olmasına bu denli şaşıran Fëanor, sağ kolunun da en az kendisi kadar şaşırtmıştı. Kadının içinde bulunduğu gergin durumu göz önünde bulunduracak olursak gayet yerinde bir karar bile sayılabilirdi. Kahve hazırlamak için ayaklanan büyücüyü sessizce izlemekle yetindi bir süre. İçten içe merakını bastırmakta güçlük çekse de sorular sorarak savunma yapıyormuş gibi bir görüntü çizmek istemedi; bunun yerine kolay kolay bozulmayan ifadesini takınmakla yetindi. Aynı zamanda büyücünün mimiklerinden bir şeyler çıkarmaya çalıştıysa da pek başarılı olamadı; gördüğü yegâne şey yorgunluğun bıraktığı belirgin izlerdi. Daha kırklarına yeni gelmiş birinin yüzünde bu izlere rastlamak hüznü sözlerini aşmış bir melodiyi andırıyordu. Belli belirsiz bir iç çekerek Fëanor'un getirdiği porselen bardağı yavaşça kendine doğru çekti. Kahve hiçbir zaman için ilk tercihi değildi, zira zaten hali hazırda rahatsız edici bir uyku problemi varken kafein hiç yardım etmiyordu doğrusu. Bunun yerine rahatlatıcı özelliğiyle bilinen rezene gibi bitkileri karıştırarak yaptığı çayları içmeyi yeğliyordu. Hoş, bu çayların da ne kadar iyi geldiği odasındaki asma saatin ahşap kabartmalarına sorulacak olursa cevap pek de olumlu yönde olmazdı. Yine de kahveden iyi olduğunu düşünüyordu genç kadın.

Gözleri pencereden uzaklara dalmış Fëanor'un dudaklarından dökülen kelimeler bile cadının içini üşütmeye yetti. Kışın en sevdiği mevsim olduğu söylenemezdi. Soğuk olan her şeye mesafeli olduğu gibi yağmur ve kar fikri de kadının içindeki yaşam enerjisini söndürmeye yetiyordu. “Umalım da kış sadece Black malikanesinde değil hiçbir yerde sert geçmesin.” Kendi de ister istemez pencereden dışarı göz gezdirdi. Usul usul kıpırdayan dallar kuvvetli bir rüzgârın habercisi olabilirdi. Ne zaman kış gelse cadının aklından Sozopol’un fakir mahalleleri çıkmıyordu. Isınmak için yakacak bulmakta güçlük çeken aileler için her gece dua ettiği kış geceleri dün gibi canlıydı zihninde. Kendi durumları dört dörtlük olmasa da babasının elinden geldiğince yardım etmeye çalıştığı aileler olduğunu anımsıyordu. Derin bir iç çeken kadın dumanı tüten kahveden minik bir yudum aldıktan sonra fincanı geri bıraktı. Fëanor tekrar konuşmaya başlayınca birbiri ardına dizilen cümlelere karşılık dudaklarına gelen hafif tebessümü engelleyemedi. Bu konuşmanın geldiğini koridordan bile görebilmişti zira.

“Açıkçasını söylemek gerekirse hepimizin bildiği üzere Black ailesi her zaman için basının bir numaralı haber kaynaklarından biri olmuştur bu zamana dek. Aleyhimize yapılacak herhangi bir haber Malikane sınırları dışından da pekâlâ yapılabilirdi; bunun örneklerini geçmişte birçok kez gördük. Ve hatta geçen yıl ailenizin başına geçtiğinizde birçok gazete manşetinde bol bol yer aldı. Sonrasında gelen okuyucu yorumlarına dikkat etmemiş olsam da olumlu yazıların azlığını tahmin edebiliyorum. Tüm bunlar basın evin sınırları dışındayken yaşandı. Oysa bu yıl sorunsuz geçen günlerimizin ardından basın mensupları sanmıyorum ki nahoş içerikler hazırlasın. En azından benim gördüğüm kadarıyla bu gerçekleşmedi. Dediğim gibi, Black ailesi aleyhine haber yapmak isteyen her kuruluş bunu oturdukları yerden de yapabilir. Ayrıca bu yıl aile balosuyla bizzat ilgilenerek mutfağı bile gözlemledim. Ah, tabii, bir de asıl basına izin vermemin sebebi malikane dışındaki aile üyeleriniz içindi. Malikanenin güvenliği konusunda aklında soru işareti olan birçok aile üyesinin yüreğine su serpmenin daha etkili bir yöntemi sanıyorum ki olamazdı.”

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #5 : 12 Ağustos, 2022 00:01:40 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Sıcak bir havanın içinde insanın içini titreten hafif bir meltem etkisiyle kahvesini yavaşça yudumlayan genç cadının sözleri zihnine ulaştığında, gözlerindeki yorgunluk hissi dahada belirginleşerek ellerini yüzünde gezdirdi. Asıl konunun özü bu olmasada karşısında büyük bir soğukkanlılıkla açıklama yapan cadının sözlerinin ardından Fëanor, nazikçe gülümseyerek sağ elini Kaithlyn'e doğru uzatarak susması gerektiğini söyledi. Tüm ılımlı atmosferin içinde Fëanor'un bu hareketi yapması kızıl saçlı kadının şaşkınlığına neden olsada yüzündeki gülümsemenin eşliğinde Fëanor oturduğu yerde hareketlenerek sağ ayağını sol dizinin üzerine attı ve vücudunu oturduğu koltuğa yayarak rahat bir pozisyon aldı. "İşte bu yüzden seni seçtim Kaithlyn! Bu aile evinde bulunduğun görevi emanet edebileceğim en iyisi sendin. Ancak her şeye rağmen son durumu herkesle birlikte öğrenmem çok hoş olmadı. Özelliklede yüzümde patlayan flaşın altında durumdan o anda haber almam beni biraz kızdırdı. Lütfen, görevinin gerekliliklerini sorgulamak istemiyorum ama ben bostan korkuluğu değilim en son benim haberim olsun!" sözlerindeki keskinliğin karşısında gözlerini gözlerinden ayırmayan genç cadının önündeki fincana uzanmasıyla sözlerine devam etti. "Bundan sonra bu gibi durumlardan ilk önce beni haberdar edersen çok sevinirim. Bu konuyu burada kapatabiliriz."

Fedakarlık!... Fëanor'un evrene yansıyan cümlelerin içinden seçtiği ve aklının her köşesinde yankılanan bu söz karşısında, gözlerini önünde duran zeminin motiflerine mühürledi. Ne kadar çok tanıdık ve anlamının birçok güçlü büyüden daha etkili olduğunu anımsayarak, zihninin sahnesinde çok azın bildiği bir olayda kendine göre büyük bir amaç için kendisini feda eden küçük bedeni hatırladı. Gözlerindeki canlılığın kaybolduğunu karşısında oturan genç kadına belli etmemek için gözlerini ondan kaçırdı ve sadece önündeki fincandan bir yudum daha aldı. İlk konuyu kapattıktan sonra anlık düşüncelere dalan Fëanor, sessizliğin içinde fincandan son yudumu da alarak sehbanın üzerine geri bıraktı ve "Şimdi öncelikle geçen yıl olan olaylar benim için olduğu kadar en az ailem içinde kötüydü. Olanların detayları hakkında seninle bilhare konuşuruz!" oturduğu yerden derin bir nefes alarak kalkan Fëanor, çalışma masasının arkasındaki dolaptan bir kutu çıkararak olduğu yerde duraksadı. Hiç olmadığı kadar ikilem içinde olan kalan genç adam, ruhundan geçenleri eski bir anıya aktarmak ve artık cevaplarını bulduğu soruları maziye gömmek istiyordu. Bunun içinde çok yavaş adımlarla ve gözlerindeki puslu geçmişle elindeki kutuyu sehbanın üzerine bıkratı ve kendisine birkaç saniye hiçbir tepki vermeden olduğu yerde duraksadı. Kaithlyn'in elindeki fincanı sehpaya koyarken çıkardığı sesle kendisine geldiğinde kafasını hafifiçe salladı ve tekrar genç cadının karşısındaki yerini aldı.

"Onu artık hatırlayabiliyor musun Kaithlyn?"

Maskeli Kişi

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #6 : 12 Ağustos, 2022 09:30:18 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Cadıya göre pek de mühim bir mesele olmadığı için Fëanor'un neden kendisini acilen yanına çağırdığını hâlâ anlayamamıştı. Elbette, büyücünün de dediği gibi makinelerin flaşları tarafından gafil avlanmak çok hoş sayılmazdı ancak yine de bunlardan daha önemli sorunların izleri vardı mektupta. En azından Kaithlyn okuduğunda bunu hissetmişti, hatta aklına gelen ilk şey bakanlıkla ilgili bir sıkıntının doğmuş olabileceğiydi. Düşüncelerini bastırmaya çalışarak tekrar fincanına uzanan kadın, bir yandan da Fëanor'un tatlı sert ikazına hoş bir tebessümle karşılık verdi. Kahvesinden minik bir yudum daha aldıktan sonra ağır başlılıkla konuştu. “Haklısınız, bay Black. Bir daha tekrarlanmayacaktır.” Gözlerini büyücüden ayırmadığı için Kaithlyn'in gözünden kaçmayan tuhaf, rahatsız edici bir hüzün vardı adamın yüz hatlarında. Hüzün? İstemsizce kaşlarının havalandığını fark etti, kendi düşüncesine bile şaşırmıştı. Fëanor'u en iyi tanıyanlardan olduğunu iddia edemezdi elbette, lakin yine de belli etmemeye gayret gösterdiği bir hüznünün açığa çıkmış olduğunu anlayabiliyordu. Ne yazık ki kederi en ufak mimiklerden dahi fark etmek özel uzmanlık alanına girmeye başlamıştı. Bakışlarının rahatsız edici seviyeye gelmemesine özen göstererek daha dikkatli bakmaya çalıştı genç kadın. Kahvesini yudumlayan büyücünün özellikle göz teması kurmamaya çalışan tavrı kadının tebessümünü soldurmaya yetti. O hissi biliyordu.

Geçen yıl olanlar hakkındaki sözlerinden sonra yerinden kalkan büyücüyü gözleriyle takip etti. Fincanı sehpanın üzerinden alıp kahvesini yudumladıktan sonra Fëanor'un dolaptan çıkardığı kutuya dikkatle baktı. Düz, sade, hiçbir özelliği olmayan sıradan bir kutu gibiydi; yine de, Fëanor'un duraksaması kutu hakkında o kadar da sıradan olmadığını söylüyordu. Adamın zihninde dönüp duran ikilem sanki somut hale gelip odanın içerisinde koşuşturacak kadar belirgindi. Kutu sehpanın üzerindekini yerini alırken Fëanor'un dalgın gözleri hiç hayra alamet görünmüyordu. Neydi bu kutu? Odanın içinde savrulan soğuk rüzgârı düşününce kutunun içinden birinin kellesinin çıkması büyük bir sürpriz olmazdı. Fincanın kulpuna dolanmış parmağının uyuşmasıyla eğilip fincanı kutunun kenarına bıraktı. Çıkan sesle beraber odaya geri dönen müdür, nihayet ağzındaki baklayı çıkardı. Ama, bu baklanın cadının sandığı hiçbir şeyle uzaktan yakından alakası yoktu. Nora. Aldığı derin nefesin ciğerlerinde sıkışıp kaldığını hissetti. Hogwarts yıllarındaki güzel detaylardan biri de Nora'ydı genç kadın için. Cadının arkadaşlığından aldığı keyif o yıllar için paha biçilemezdi. Tabii, Nora'nın onaylamadığı hareketleri de vardı, ama yine de bunlar herkes için geçerli değil miydi? Derin bir iç çekti kadın. Bazı şeyleri anımsamak ne kadar güzelse o kadar üzücüydü. “Tabii ki hatırlıyorum, Fëanor.” Sesindeki yumuşaklıkta buruk bir neşe vardı. Fëanor'un Nora'dan bahsetmesi Kaithlyn'in hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştu, zira daha önce detaylı bir şekilde sarışın cadıdan konuşma fırsatları olmamıştı. Ellerini bacaklarının üzerinde bağlayan kadın yumuşak ses tonuyla devam etti. “Bir şey mi oldu? Yani… Eğer konuşmak istediğin bir şey varsa benimle, konuşabiliriz. Biliyorsun.” Fëanor'un kalbinde açılmış ve kabuk bağlamış yarayı anlayabileceğini biliyordu cadı.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #7 : 12 Ağustos, 2022 11:10:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Ruhunda oluşan fırtınaların tüm sakinliğin ve huzurun egemen olduğu anın üzerine çökmesiyle, ellerini  tekrar önünde birleştirdi genç adam. O kadar çok konu dolanıyordu aklının derinlerinde, hiçbir kronolojik sıra ve önem arz etmeksizin bir balıkçının oltasına vuran şans gibi ruhundan zihnine taşan konuları dudaklarından karşısındaki zarif kadına aktarıyordu. Bulunduğun konumun ardında kadını her gördüğünde anılar defterindeki rastgele bir sayfa zihninde canlanıyordu. Bazen gülümsemesine bazen kızmasına bazende üzülmesine neden oluyordu...

Fëanor, önündeki sehbada duran fincanın üzerinde parmaklarını gezdirirken hemen fincanın arkasında duran sade kutunun ruhunda bıraktığı pahabiçilmez anılarına dalıyordu. “Tabii ki hatırlıyorum, Fëanor.” Duyduğu nazik ve ürkek ses tonunun ardından oturduğu yerde gövdesini yavaşça arkaya doğru bırakan Fëanor, derin bir nefes alarak ellerini yüzüne kapatarak bir mühdet karanlığın sonsuzluğuna teslim olmayı tercih etmişti. "Biliyorum, biliyor musun Kaithlyn, seni her gördüğümde bazen yüzümde garip bir tebessüm bazen tatlı bir kızgınlık bazende derin üzüntü beliriyor. Seninle çok sık görüşmememin ve görüşme taleplerine bahaneler bulmamım sebebi bu!" Uzun, ince kemikli ellerini yüzünden serbest bırakan genç adam sehbanın üzerindeki fincanı sağ tarafındaki pencerenin önündeki boşluğa bıraktı ve ahşap kutuyu kendisine doğru çekerek gözlerini kendisine anlam vermeye çalışan genç kadına dikti. Bulunduğu konumun akabinde Fëanor'dan böyle konuşmalar beklemeyen kadın, hiç beklemediği bir anda neden bu konuyu açtığına dair meraklı gözlerle ona bakıyordu. "Şimdi aklında şu soru oluşmuş olabilir. O zaman neden beni ailene davet ve beni yardımcın yaptın? Aslında haklı bir soru bu! Çünkü, geçmişimden artık korkmuyorum ve ailem benim duygularımdan daha önemli. Her zaman denildiği gibi burada hak edene her zaman hak ettiği verilir!" Konuşmasının nereye gideceğine kendisi de anlam veremeyen Fëanor, bir an duraksayarak saçmalayıp saçmalamadığını düşünmeye başladı. Dudaklarından dökülen her kelimenin anlamlı veya anlamsız bir sırayla odanın atmosferine karışarak genç kadına nasıl ulaştığı konusunda çelişkili bir duruma düşmüştü. Ancak yıllar sonra tekrar döndüğü Godric's Hollow'da hayatın başka bir amacına hizmet ederken kalbine düşen can suyunun kalbindeki metruk duyguları tekrar canlandımasıyla sonsuzluğa veda etmeyi öğrenmişti. Ancak ruhunda kopan fırtınaları birine anlatmak istiyordu. Her şeyden önce geçmişinden gelen bir dosta, arkadaşa veya sadece öylesine selam verdiği birine anlatmak... Kaithlyn tarif ettiği tüm kavramların dışında kalbindeki derinliğe şahit olan biriydi!

"Şu an aklıma ne geldi biliyor musun? Mezuniyet törenine birkaç gün kala Nora gelirmiş gibi hazırlık yaparken deli gibi sürekli soru sorması ve senin onun yanından kaçıp bana gelip şuna söyler misin artık kıyafetlerden birini seçsin demen ve benimde onun yanına gidip kıyafetlerden birini seçtiğimde bana dönüp görüyor musun Kaithlyn bu adam resmen benim çirkin olmamı istiyor. En sevmediğim kıyafeti beğendi dediğinde seninde kulağıma eğilip aslında ilk onu seçmişti demen..." Yüzündeki hüznün ani bir değişimle gülümsemeye dönüşmesiyle ortamdaki kasvetli hava bir anda dağılmıştı. Kaithlyn'in de kendisine katılıp gülmeye başlamasıyla kar topu etkisi gibi odanın içindeki kahkahanın desibel şiddeti artmıştı. Kahkahalarından ardından sessizleşen iki eski arkadaş bir anda yine derin bir suskunluğa gömüldüklerinde; "O lanet günden sonra Ingiltere ve Fransa'ya tam 13 sene adımımı dahi atamadım. Bu sürede benden birkaç kez haber almak istediğini biliyorum ama benim kaçmam gerekiyordu. Kendimden, her şeyden... Ya sen Kaithlyn sende bana kızdın mı, beni suçladın mı? En önemlisi sen bunca yıl neler yaşadın?" diyerek Fëanor, bu kısa ziyaretin aslında geçmiş ve geleceğin arasındaki şimdide uzun bir zaman dilimine dönüşeceğinin belirtisini göstermişti...
« Son Düzenleme: 12 Ağustos, 2022 11:15:31 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Fëanor Black »

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #8 : 12 Ağustos, 2022 13:22:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Geçen yıl boyunca aklına takılan birkaç sorunun cevabını Fëanor kendi kendiliğinden vermeye koyulunca istemsizce kollarını göğsünün altında birleştirdi kadın. Ingiltereye döndüğü ilk zamanları tüm canlılığıyla hatırlıyordu;Black malikanesinde geçmişten kopup gelen sayfaların arasında sıkışmış halde çoğu gece tek yaptığı şey odasının penceresinden avluyu izlemek olduğu akşamlarda birçok soru oluşmuştu zihninde. En yakın arkadaşıyla nasıl bu denli koptuğunu düşünmüştü bazı akşamlar; bazen Fëanor'un Ravenclaw cübbesi içinde geçirdiği yıllardan kesitler gelmişti gözünün önüne. Dolayısıyla nasıl olup da yollarının bir daha kesişmemek üzere ayrıldığını da düşünmüştü. Gerçi, bu yol ayrımının çoğunluğu kasti hamlelerden oluşuyordu, bunun da farkındaydı cadı. Yine de büyücünün içinden geçenleri anlıyordu; geçmişten gelen tanıdık bir yüz kapanmaya çalışan birçok şeyi tekrar tetikleyebilecek güçteydi. Ne zaman büyücünün simasını görse Nora'nın sesi uzaklarda çınlıyormuş gibi hissediyordu. Fëanor'u tanımasının yegâne sebebiydi sarışın cadı. Tabii, bu kendisinde hissettiği burukluğun büyücüdeki farklı boyutunu inkâr edecek değildi. Onun gözlerinden bakılacak olursa işin katlanılması güç boyutu gayet açıktı. Üstelik yıllar evvel yaşanmış güzel anılara ev sahipliği yapan yerde bulunmak da pek yardımcı olmuyor, diye geçirdi içinden, bir yandan da Fëanor'un kendi düşüncelerini destekler şekilde devam eden konuşmasını dikkatle dinliyordu. Ah, şüphesiz ki Fëanor'un kendisini çağırmasının sebebini de düşünmüştü cadı. Yalnızca cevabın burnunun ucunda el salladığını görememişti. Belli belirsiz bir tebessüm oluştu dudaklarında, büyücünün etik anlayışı yıllara direnmişti anlaşılan. Cadının dudaklarını aralamasına bile fırsat kalmadan konu değişivermiş, herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasında yazıyormuş gibi rastgele bir anı gün yüzüne çıkmıştı. Kendine engel olamadan güldü cadı; o günü çok iyi hatırlıyordu. Kıkırtı sesleri arasında, aslında Fëanor'un gerçekten konuşacak birine ihtiyacı olduğu düşüncesinin bir anda zihninde patlaması dudaklarındaki gülücüğü bariz miktarda soldurdu. Gerçekten olan şey buydu. Konuşmanın gidişatının belirsizliğinin de sebebi buydu. Acaba bunca yıldır büyücü kaç kişiye anlatabilmişti ya da anlatmıştı hissettiklerini? Kaçı anlamıştı bunları? Bir? İki? Belki üç. Derin bir iç çekti; ne yazık ki o hissi de gayet iyi biliyordu.

“Seni hiç suçlamadım Fëanor, ve sana kızmadım da.” Aslında bu gerçeğin bir miktar çarpıtılmasıydı. Kızdığını anımsıyordu kadın, gayet iyi anımsıyordu. Ama öfkesi cehaletinden kaynaklanıyordu, bu yüzden gündeme getirme gereği duymadı. Yaşamayanın anlamayacağı bir şeydi sevilenin kaybı; önemli olan o an içinde hiçbir kızgınlığın olmamasıydı. Kaithlyn, büyücüye öfkelenecek son kişiydi bu konuda. Özellikle de İngiltere'ye gelme fırsatını kendi kaçışı olarak gördüğü için saniye düşünmeden kabul edip Paris’ten kimseye bir şey söylemeden ayrılmasının ardından, Kaithlyn kesinlikle bu konuda kimseyi yargılayacak konumda değildi. “Bazen tek ihtiyacın olan şey budur; her şeyden kaçmak.” Kısa bir duraklamada derince iç çeken cadı büyücünün gözlerine şefkatle baktı. “Seni gerçekten çok merak ettim Fëanor, ama bir şekilde tutunacağını biliyordum. Sanırım bu yüzden kısmen içim rahattı.” Durdu. Yaşadıklarını tekrar dillendirmek istemiyordu ama soruyu geçiştirme kabalığı da yapmak istemiyordu. Sıkıntılı bir bakışı pencereden dışarı fırlatırken aklına geldiği her anda yaptığı gibi istemsizce alyansıyla oynadı. “Bende pek parlak hikâyeler yok Fëanor, bildiğin gibi.” En son Black ailesinin balosunda karşılaştıklarında üstünkörü konuşmuşlardı. “Black malikanesi benim de kaçış rotamın son durağı. Sanırım insan kendinden tamamen kaçmadan kendini bulamıyor.” Dalgınca mırıldandığı kelimelerin arkasından düşüncelerinden kurtulmak ister gibi başını sallayıp tekrar gülümsedi.

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #9 : 12 Ağustos, 2022 17:20:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kaçmanın sıradan manalarının dışında onu yaşamanın ne demek olduğunu en iyi bilenlerden biriydi genç adam. Sessizliğin içinden nazik bir tonla kendisine doğru yönelen kadının cümleleri Fëanor'un zihnine her ulaştığında onu rastgele bir limana sığındırıyordu. Her limanın ardından ise düşlerinde canlanan nice güzel anılara duyulan özlem ve keşkeler...

"Kendimi mi buldum yoksa tüm kaçışların ardından yeni biri mi oldum bilmiyorum Kaithlyn! Bildiğim tek şey kaçmanın sadece ertelemek olduğu!" Halbuki Godric's Hollow'un karanlık anılarından uzaklaştığında ve Fransa'nın kokusunun onu hatırlatmasının ardından oradan da uzaklaşmasının tek amacı unutmaktı. Kaçtığı anıların biriktiği topraklardan ne kadar uzaklaştıysa o kadar da acı çekmişti oysaki! Yolda olmanın, durmadan ve mola vermeden kaçmanın da bir sonu olmadığını anlaması tam on üç yıllık kaybına neden olmuştu soluk bedenli genç büyücünün, amaçsız ve bilinçsizce hayatının alt üst eden zamana karşı... Şimdi'nin gölgesi altında yazılmamış görünmez tarihini yazan kalemin ucunda geçmiş hakkında konuşmak Fëanor'un kalbini acıtsa da, bu acı onun olağanüstü sıradan bir şekilde rahatlamasına neden olmuştu. Kendisi dışında kimle konuşmuktu ki ruhunda kopan sonsuz fırtınayı, konuştukları onu anlamış mıydı? Sadece, kalbindeki kuraklığı yeniden renklendiren masumiyetinin son gününden kalan müthiş bir görünmez bağlılığa anlatmıştı. Ya o? Lilium'un da objektif bakarak kendisini tam olarak anladığını düşünüyor muydu? Bildiği ve hissettiği tek şey sadece onun yanında olması kendisine iyi geliyordu...

Gözleri önündeki sadece ahşap kutuya mühürlenmişken anlık duygular içinde kaybolan Fëanor, şimdi de aile evinde yeni bir başlangıcın eşiğindeydi! Bakanlığa seherbaz olarak çağrıldıktan sonra geçmişinin son kareleri ile yüzleşmek için gittiği Londra saat kulesinde gündüzün geceye galip gelmesiyle huzuru uzun zaman sonra ilk kez orada hissetmişti. Kalbindeki müthiş acının yerine derinlerden gelen huzuru hissetmişti, ılık bir meltemin ruhunu okşamasıyla... O günden sonra yine kaçmıştı. Bu sefer her şeyin yerine kendisinden kaçmıştı. "Aslında kaçmanın sonunda yüzleşmek ve sonsuzluğun içinde kalbindeki hiçbir büyü ile etkisiz hale getirilmeyecek yerde güzel olanları saklamak gerekiyor." Kendiside öyle yapmıştı. Tüm duygularını en uçlarda hissederek Fransa'nın kasvetli havasında bir mezarlıkta bulmuştu kendisini! Ruhundaki üzüntünün bedenini yıpratmasıyla yağan yağmuru altında sonsuzluk büyüsünün bilgisine erişmişti. Kendini suçlayan ve duygularını yeniden hareketlendiren huzurun karşısında, Nora'nın zamanı ile vedalaşmıştı. Yeniden başlayabilmek içi-... "Sanırım artık sadece iyi olan anıları hatırlamak devam edebilmek için güç veriyor. Ve ben devam edebilme gücünü yine Nora'nın varlığı ile hissettim Kaithlyn!"

Oturduğu yerden ani bir hareketle ayağa kalkan Fëanor, arkasındaki büyük pencerenin önüne giderek Godric's Hollow'un muhteşem güzelliğini kendisine umut veren bir hisle seyre daldı. Odasının bulunduğu pencereden hem ormanı hemde şehri gören manzaranın eşliğinde derin bir nefes alarak ellerini arkasında birleştirdi ve "Sence tekrar aşkı hissetmek geçmişe karşı işlediğimiz bir günah mı olurdu Kaithlyn?" diyerek sözlerini bilinmez bir geleceğe doğru hafif ve durgun bir ses tonuyla haykırdı.

Çevrimdışı Darren Shan

  • Büyücü
  • 7. Seviye
  • İleti: 28
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Darren Shan
  • Güç Puanı: 20
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Darren Shan
  • Meslek: İksir Üstadı
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: -
  • Lanet Gücü: 9
  • Tılsım Gücü: 10
  • İksir Kabiliyeti: 18
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #10 : 12 Ağustos, 2022 21:12:15 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Kaçmak, Kaithlyn için kapana kısılmışlık hissinden kaynaklanan kaçınılmaz bir sonuçtu. Sadece bulunduğu ortamda daralma hissinden çok daha öteydi bu; sadece yaşadığı şehirde ya da evde tutsakmış gibi hissetmiyordu kadın. Tüm bunların ötesinde sanki kendi vücudunda bile hapis olmuştu. Ağır ağır ilerleyen insani kusurlarla bezeli bir bedende sıkışıp kalmış gibi hissediyordu çoğu zaman. Sanki ruhuyla bedeni bir türlü uyum sağlayıp bütünlüğü oluşturamıyordu; birbirinden şikâyetçi iki yaramaz çocuğu oynuyorlardı. Nereye giderse gitsin sona ermeyecek kısır döngüydü bu zira Fransa’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk pek de yardımcı olmamıştı. Gerçi yine de daha iyi hissediyordu Kaithlyn, malikane sınırları içindeyken. Neredeyse yok denecek kadar az hüzünlü ana tanıklık etmiş bu malikanenin duvarları kızıl cadının içinde yeşermeye çalışan minik huzur kırıntılarını besliyordu. Eh, yeterli olmamasına karşın hiç yoktan iyiydi keza hiçbir bağlantısı olmayan yabancı topraklara verseydi dümenini büyük ihtimalle deliliğin sınırını aylar önce arkasında bırakmış olurdu. En azından o an için kendi çizdiği sınırın biraz gerisinde kumdan kale yapıyordu. Büyücünün sesi odada tekrar yankılanınca düşüncelerinden sıyrıldı. Aslında bir bakıma Fëanor'un arasında kaldığı iki durum da geçerli sayılırdı. Elbette ki adamın neler yaşadığını ve geçirdiği günleri bilmiyordu ancak yine de basit bir genelleme yapacak olsaydı büyücünün hem kendini tekrar bulduğunu hem de bambaşka bir insan olduğunu söylerdi. Herkes bu şekilde ilerlemez miydi zaten? En tepeye çıkabilmek için bazen en dibi görmek gerekirdi; aynı şekilde de kendini tamamen bulabilmek için ilk önce kaybetmek gerekirdi. Lakin yine de bulduğu kişi tamamen kendisi de sayılmazdı. Bu o an için dünyada nefes alan herkesin on yıl önceki halleriyle o anki hallerinin kesinlikle bir olmaması fakat yine de aynı kişi olmalarıyla aynı şeydi. Yani bir nevi kişiye özel bir şey değildi. Düşüncelerini dillendirmek için dudaklarını araladıysa da sonrasında düşüncelerini açıklayacak gücü kendinde bulamadığından dudaklarını kapattı.

Bazıları acılarını unutmak için uyuşturucu ya da alkol gibi geçici kaçışlara yönelirdi. Bazılarıysa yüreklerinde hissettikleri o derin acıya sıkı sıkıya sarılırdı. Çünkü o acı geriye kalan tek şey haline gelmiştir bazıları için. İlkini seçmek çok daha kolaydı, ikincisiyse biraz daha meşakkatliydi. Kaithlyn de ne yazık ki ikinci yolu tercih etmişti. Kocasından geriye kalan yegâne şey acıydı ve katlanması ne kadar zor olsa da Kaithlyn o acıya özenli davranıyordu. Yani çoğu zaman. Gözleri pencereden dışarı süzülen kadın avluya çökmüş akşam dinginliğiyle karşılanınca hafif bir tebessümü esirgeyemedi manzarasının güzelliğine karşı. Yavaş yavaş kıpırdayan yapraklarla süslenmiş sanat eserine benziyordu avlunun o anki hali. Birkaç saniye kadar eserin tadını çıkarttıktan sonra tekrar Fëanor'a dönmesiyle aldığı soru karşısında duraksadı. Büyücünün dudaklarından sıyrılıp havaya karışan soruyu hakkında daha önce hiç kafa yormamıştı. Daha doğrusu yormasına gerek kalmamıştı. Farkında olmadan birkaç saniye boyunca tuttuğu nefesini yavaş yavaş salarken gözleri ilk önce sehpanın üzerinde kuzu kuzu yatan kutuya daha sonraysa tekrar Fëanor'un gözlerine döndü. “Geçmişin sorunu da bu, Fëanor.” Diye başladı sözlerine gayet yumuşak bir tonda. “Geçmiş için yapabileceğimiz tek şey güzel hatırlamak. Başka hiçbir şey değil. Ve, Fëanor, bunu neden sorduğunu tam olarak bilmesem de, eğer aşk sana kapılarını bir kez daha aralama nezaketini göstermişse bu geçmişine karşı işleyeceğin bir günah değil geleceğini oluşturacak bir lütuftur.” Eğer aynı durumda kendisi olsaydı ne yapacağını kısaca gözden geçiren kadın anlık bir duraksamanın ardından devam etti. “Hayatın mutluluktan kaçındıktan sonra hiçbir anlamı kalmıyor. Ve başka biriyle mutlu olma ayrıcalığı da her zaman kapıya gelmiyor. Fëanor, mutlu olacağına inandığın şeyleri yapmalı insan, ve asla hayaletler için atan bir kalbi heba etmemeli.”

Fëanor Black

  • Ziyaretçi
Ynt: İçimizdeki İrlandalı
« Yanıtla #11 : 12 Ağustos, 2022 22:02:48 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
"Belkide haklısındır!" Ellerindeki ince çizgilerinin her zaman sonsuzluğu okumak için kullanılan anahtar olduğunu düşünen Fëanor, farkına varmadan konuşmanın plandığı programının çoktan dışına çıktığını sezince prencerenin önünden ayrılarak çalışma masasına doğru yürümeye başladı. Her adımının ardından biraz önce Kaithlyn'in dudaklarından döklen sözler zihinde bir kaosun içinde yankılanmaya devam ediyordu...

"Biliyor musun Kaithlyn, kendimi eskisi gibi önemsiz ve bir hiç olarak görmüyorum artık. Bunu yanlış algılamamanı rica ediyorum senden, bunun bulunduğum önemsiz makam ile alakası yok! Sadece kendim için, kendimin dışında başkalarının hayatlarında değerli şeyler yapacak güçte hissediyorum kendimi." Sırtı az önce pencerenin kenarında yalnız bıraktığı genç cadıya dönük olarak çalışma masasına ulaştığında, derin bir nefes aldı Fëanor'un. Sakinliğin ve huzurun hakim olduğu Black malikanesinin korunaklı gölgesi altında bir anda ellerini masasının üzerine koydu ve başını öne doğru eğerek hızlıca sağa sola doğru sallamaya başladı. Anlamsız!... Dışarıdan bakan gözlerin etkisi altında ne yapmaya çalıştığı anlaşılmayan genç adamın hareketleri, diğer tüm zamanlarda Fëanor için olağan gelsede zamanın şu anında onun içinde bir sıradışılık arz ediyordu. Eskisi gibi hissetmiyordu. Eskiden olduğu yalnızlığının koyu karanlığında çıkışı görebiliyordu artık! "Sana çok garip gelecek ama uzun zamandır hatta Nora'dan sonra neredeyse ilk kez kendimi çok normal hissediyorum."

Ondan sonra hiç kendisi olabilmiş miydi ki? Zihnindeki sorular silsilesinin içinde dudağından her dökülen kelime artık kalbindeki yaşama hayat veren cevaplar oluyordu. Ellerini masanın üzerinden yavaşça çektiğinde ince uzun gövdesini yavaşça doğrulttu ve bir an gözlerini Kaithlyn'e çevirip tekrar yürümeye devam etti. Çalışma masasının arkasındaki kütüphanenin önündeki askılıkta asılı duran ve malikanenin cincüceleri tarafından yeni temizlenmiş olan cübbesini üzerine giydi. Ardından odadaki genç cadının varlığını yok sayarcasına kendi başına hareket etmeye başladı ve odanın kapısının hemen yanında asılı duran tablonun önüne giderek gözlerini boş olan tablonun siyah zeminine odakladı. Fëanor'un yaptığı hareketlere anlam vermeye çalışan Kaithlyn de dudaklarını aralamak ile aralamamak arasındaki arafta yerini almıştı. Şaşkın bakışları altında Fëanor yaptığı işin dışında tüm olaylardan kendisini azade etmiş gibi davranıyordu. Sağ elini cübbesinin sol iç cebine yavaşça sokarak asasını çıkaran genç büyücü hafif bir fısıltıyla birkaç söz mırıldandı ve asasının ucundan çıkan mavimtrak bir ışık hüzmesini tablonun içine tuttu. Kısa bir an sonra ışığın kaybolmasıyla genç büyücünün bedeninin geri sendelemesi bir oldu. Fëanor, tablodan gelen saydam bir basınçla kendisini birkaç adım geride bulduğunda hızlı bir hareketle asasını cübbesinin içine koyarak kafasını genç cadıya döndürdü ve nazik bir gülümseme ile göz kırparak tabloya döndü. Az önce boş olan tabloda bu sefer kafasında eskimiş parşömen renginde bir kukuleta olan oldukça yaşlı ve yüzünün sol tarafında fındık büyüklüğünde, kolları birbirine bağlı olan ve belden aşağı gözükmeyen bir büyücü belirmişti. “Sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm büyük baba Finrod. Ancak malikanenin bana ait olan yani özel odamın bulunduğu yeri mühürlemeni rica ediyorum. Katın girişindeki kendinizi daha iyi hissettiğiniz gençlik yıllarına ait tablonuzdan gelen herkese gizli ve önemli bir toplantı var mesajı vermeniz meraklı aile üyeleri ve misafirler için tatmin edici bir cevap olacaktır. Teşekkür ederim büyükbaba!”

Fëanor, planlarını alt üst eden bu kısa ziyaretin akabinde anlık gelişen değişmeleri ile birlikte son yaptıklarının ardından bir açıklama borçlu olduğu genç yardımcısının yanına doğru hızlı adımlarla ilerledi. Günün en başında sadece sorumlu olduğu ve görevlerinin getirdiği konular hakkında görüş alışverişinde bulunmayı ve gerekli talimatları vermeyi planladığı ziyareti geçmişten gelen anıların tesiri ile başka bir yöne doğru seyir almıştı. “Sana ciddi birkaç açıklama borçluyum Kaithlyn. Zira yüzündeki beni anlamlandırmaya çalışan mimiklerinde bu durumu haklı çıkarıyor. Az önceki tablodaki silüet Black ailesinde koruma büyülerini en iyi yapan ve ailenin rehberliğini yapmakla görevli olan eski hatta çok eski Blacklerden biri. Onu malikanenim çoğu yerinde aslında her gün görüyorsunuz ancak her tabloda farklı bir yaş döneminin anısı olduğu için çok nadir olarak fark ediliyor. En önemlisi de çok özel bir tılsıma sahip. Malikanedeki büyüyü etkisiz hale getirebilir. Her neyse konumuz farklı. Kendim için büyük bir bencillik yaparak biriyle en yalın halimle konuşmak istiyorum. Seninle geçmişin tüm anılarını yad ederek geleceğe farklı bir noktadan başlamak istiyorum Kaithlyn. Arkadaşın, dostun, kardeşin, ağabeyin veya sadece birey… Şu an senden izinsiz sana bir şey yapacağım ve umarım bana kızmazsın! Umarım orada….” Sözlerini tamamlamadan Kaithlyn'in sağ kolunu aniden sıkıca kavrayan Fëanor, parmaklarının genç cadının vücuduna temas etmesiyle cübbelerinin renklerinin tonlarının birbirine karışması bir olmuştu. Fëanor uzun zaman önce geçmişinin tüm karanlığını yine geçmişinde kendisini en güçlü hissettiği yerde bıraktığında bu sefer yeni başlangıçlar için yanında anılarının çoğunda yer alan ve onun için değerli olan bir dost ile Black malikanesinin sınırları dışında kendilerini cisimlemişti…