İngiltere Büyücedünyası > Black Malikanesi
İçimizdeki İrlandalı
Fëanor Black:
Sıcak bir havanın içinde insanın içini titreten hafif bir meltem etkisiyle kahvesini yavaşça yudumlayan genç cadının sözleri zihnine ulaştığında, gözlerindeki yorgunluk hissi dahada belirginleşerek ellerini yüzünde gezdirdi. Asıl konunun özü bu olmasada karşısında büyük bir soğukkanlılıkla açıklama yapan cadının sözlerinin ardından Fëanor, nazikçe gülümseyerek sağ elini Kaithlyn'e doğru uzatarak susması gerektiğini söyledi. Tüm ılımlı atmosferin içinde Fëanor'un bu hareketi yapması kızıl saçlı kadının şaşkınlığına neden olsada yüzündeki gülümsemenin eşliğinde Fëanor oturduğu yerde hareketlenerek sağ ayağını sol dizinin üzerine attı ve vücudunu oturduğu koltuğa yayarak rahat bir pozisyon aldı. "İşte bu yüzden seni seçtim Kaithlyn! Bu aile evinde bulunduğun görevi emanet edebileceğim en iyisi sendin. Ancak her şeye rağmen son durumu herkesle birlikte öğrenmem çok hoş olmadı. Özelliklede yüzümde patlayan flaşın altında durumdan o anda haber almam beni biraz kızdırdı. Lütfen, görevinin gerekliliklerini sorgulamak istemiyorum ama ben bostan korkuluğu değilim en son benim haberim olsun!" sözlerindeki keskinliğin karşısında gözlerini gözlerinden ayırmayan genç cadının önündeki fincana uzanmasıyla sözlerine devam etti. "Bundan sonra bu gibi durumlardan ilk önce beni haberdar edersen çok sevinirim. Bu konuyu burada kapatabiliriz."
Fedakarlık!... Fëanor'un evrene yansıyan cümlelerin içinden seçtiği ve aklının her köşesinde yankılanan bu söz karşısında, gözlerini önünde duran zeminin motiflerine mühürledi. Ne kadar çok tanıdık ve anlamının birçok güçlü büyüden daha etkili olduğunu anımsayarak, zihninin sahnesinde çok azın bildiği bir olayda kendine göre büyük bir amaç için kendisini feda eden küçük bedeni hatırladı. Gözlerindeki canlılığın kaybolduğunu karşısında oturan genç kadına belli etmemek için gözlerini ondan kaçırdı ve sadece önündeki fincandan bir yudum daha aldı. İlk konuyu kapattıktan sonra anlık düşüncelere dalan Fëanor, sessizliğin içinde fincandan son yudumu da alarak sehbanın üzerine geri bıraktı ve "Şimdi öncelikle geçen yıl olan olaylar benim için olduğu kadar en az ailem içinde kötüydü. Olanların detayları hakkında seninle bilhare konuşuruz!" oturduğu yerden derin bir nefes alarak kalkan Fëanor, çalışma masasının arkasındaki dolaptan bir kutu çıkararak olduğu yerde duraksadı. Hiç olmadığı kadar ikilem içinde olan kalan genç adam, ruhundan geçenleri eski bir anıya aktarmak ve artık cevaplarını bulduğu soruları maziye gömmek istiyordu. Bunun içinde çok yavaş adımlarla ve gözlerindeki puslu geçmişle elindeki kutuyu sehbanın üzerine bıkratı ve kendisine birkaç saniye hiçbir tepki vermeden olduğu yerde duraksadı. Kaithlyn'in elindeki fincanı sehpaya koyarken çıkardığı sesle kendisine geldiğinde kafasını hafifiçe salladı ve tekrar genç cadının karşısındaki yerini aldı.
"Onu artık hatırlayabiliyor musun Kaithlyn?"
Maskeli Kişi:
Cadıya göre pek de mühim bir mesele olmadığı için Fëanor'un neden kendisini acilen yanına çağırdığını hâlâ anlayamamıştı. Elbette, büyücünün de dediği gibi makinelerin flaşları tarafından gafil avlanmak çok hoş sayılmazdı ancak yine de bunlardan daha önemli sorunların izleri vardı mektupta. En azından Kaithlyn okuduğunda bunu hissetmişti, hatta aklına gelen ilk şey bakanlıkla ilgili bir sıkıntının doğmuş olabileceğiydi. Düşüncelerini bastırmaya çalışarak tekrar fincanına uzanan kadın, bir yandan da Fëanor'un tatlı sert ikazına hoş bir tebessümle karşılık verdi. Kahvesinden minik bir yudum daha aldıktan sonra ağır başlılıkla konuştu. “Haklısınız, bay Black. Bir daha tekrarlanmayacaktır.” Gözlerini büyücüden ayırmadığı için Kaithlyn'in gözünden kaçmayan tuhaf, rahatsız edici bir hüzün vardı adamın yüz hatlarında. Hüzün? İstemsizce kaşlarının havalandığını fark etti, kendi düşüncesine bile şaşırmıştı. Fëanor'u en iyi tanıyanlardan olduğunu iddia edemezdi elbette, lakin yine de belli etmemeye gayret gösterdiği bir hüznünün açığa çıkmış olduğunu anlayabiliyordu. Ne yazık ki kederi en ufak mimiklerden dahi fark etmek özel uzmanlık alanına girmeye başlamıştı. Bakışlarının rahatsız edici seviyeye gelmemesine özen göstererek daha dikkatli bakmaya çalıştı genç kadın. Kahvesini yudumlayan büyücünün özellikle göz teması kurmamaya çalışan tavrı kadının tebessümünü soldurmaya yetti. O hissi biliyordu.
Geçen yıl olanlar hakkındaki sözlerinden sonra yerinden kalkan büyücüyü gözleriyle takip etti. Fincanı sehpanın üzerinden alıp kahvesini yudumladıktan sonra Fëanor'un dolaptan çıkardığı kutuya dikkatle baktı. Düz, sade, hiçbir özelliği olmayan sıradan bir kutu gibiydi; yine de, Fëanor'un duraksaması kutu hakkında o kadar da sıradan olmadığını söylüyordu. Adamın zihninde dönüp duran ikilem sanki somut hale gelip odanın içerisinde koşuşturacak kadar belirgindi. Kutu sehpanın üzerindekini yerini alırken Fëanor'un dalgın gözleri hiç hayra alamet görünmüyordu. Neydi bu kutu? Odanın içinde savrulan soğuk rüzgârı düşününce kutunun içinden birinin kellesinin çıkması büyük bir sürpriz olmazdı. Fincanın kulpuna dolanmış parmağının uyuşmasıyla eğilip fincanı kutunun kenarına bıraktı. Çıkan sesle beraber odaya geri dönen müdür, nihayet ağzındaki baklayı çıkardı. Ama, bu baklanın cadının sandığı hiçbir şeyle uzaktan yakından alakası yoktu. Nora. Aldığı derin nefesin ciğerlerinde sıkışıp kaldığını hissetti. Hogwarts yıllarındaki güzel detaylardan biri de Nora'ydı genç kadın için. Cadının arkadaşlığından aldığı keyif o yıllar için paha biçilemezdi. Tabii, Nora'nın onaylamadığı hareketleri de vardı, ama yine de bunlar herkes için geçerli değil miydi? Derin bir iç çekti kadın. Bazı şeyleri anımsamak ne kadar güzelse o kadar üzücüydü. “Tabii ki hatırlıyorum, Fëanor.” Sesindeki yumuşaklıkta buruk bir neşe vardı. Fëanor'un Nora'dan bahsetmesi Kaithlyn'in hazırlıksız yakalanmasına sebep olmuştu, zira daha önce detaylı bir şekilde sarışın cadıdan konuşma fırsatları olmamıştı. Ellerini bacaklarının üzerinde bağlayan kadın yumuşak ses tonuyla devam etti. “Bir şey mi oldu? Yani… Eğer konuşmak istediğin bir şey varsa benimle, konuşabiliriz. Biliyorsun.” Fëanor'un kalbinde açılmış ve kabuk bağlamış yarayı anlayabileceğini biliyordu cadı.
Fëanor Black:
Ruhunda oluşan fırtınaların tüm sakinliğin ve huzurun egemen olduğu anın üzerine çökmesiyle, ellerini tekrar önünde birleştirdi genç adam. O kadar çok konu dolanıyordu aklının derinlerinde, hiçbir kronolojik sıra ve önem arz etmeksizin bir balıkçının oltasına vuran şans gibi ruhundan zihnine taşan konuları dudaklarından karşısındaki zarif kadına aktarıyordu. Bulunduğun konumun ardında kadını her gördüğünde anılar defterindeki rastgele bir sayfa zihninde canlanıyordu. Bazen gülümsemesine bazen kızmasına bazende üzülmesine neden oluyordu...
Fëanor, önündeki sehbada duran fincanın üzerinde parmaklarını gezdirirken hemen fincanın arkasında duran sade kutunun ruhunda bıraktığı pahabiçilmez anılarına dalıyordu. “Tabii ki hatırlıyorum, Fëanor.” Duyduğu nazik ve ürkek ses tonunun ardından oturduğu yerde gövdesini yavaşça arkaya doğru bırakan Fëanor, derin bir nefes alarak ellerini yüzüne kapatarak bir mühdet karanlığın sonsuzluğuna teslim olmayı tercih etmişti. "Biliyorum, biliyor musun Kaithlyn, seni her gördüğümde bazen yüzümde garip bir tebessüm bazen tatlı bir kızgınlık bazende derin üzüntü beliriyor. Seninle çok sık görüşmememin ve görüşme taleplerine bahaneler bulmamım sebebi bu!" Uzun, ince kemikli ellerini yüzünden serbest bırakan genç adam sehbanın üzerindeki fincanı sağ tarafındaki pencerenin önündeki boşluğa bıraktı ve ahşap kutuyu kendisine doğru çekerek gözlerini kendisine anlam vermeye çalışan genç kadına dikti. Bulunduğu konumun akabinde Fëanor'dan böyle konuşmalar beklemeyen kadın, hiç beklemediği bir anda neden bu konuyu açtığına dair meraklı gözlerle ona bakıyordu. "Şimdi aklında şu soru oluşmuş olabilir. O zaman neden beni ailene davet ve beni yardımcın yaptın? Aslında haklı bir soru bu! Çünkü, geçmişimden artık korkmuyorum ve ailem benim duygularımdan daha önemli. Her zaman denildiği gibi burada hak edene her zaman hak ettiği verilir!" Konuşmasının nereye gideceğine kendisi de anlam veremeyen Fëanor, bir an duraksayarak saçmalayıp saçmalamadığını düşünmeye başladı. Dudaklarından dökülen her kelimenin anlamlı veya anlamsız bir sırayla odanın atmosferine karışarak genç kadına nasıl ulaştığı konusunda çelişkili bir duruma düşmüştü. Ancak yıllar sonra tekrar döndüğü Godric's Hollow'da hayatın başka bir amacına hizmet ederken kalbine düşen can suyunun kalbindeki metruk duyguları tekrar canlandımasıyla sonsuzluğa veda etmeyi öğrenmişti. Ancak ruhunda kopan fırtınaları birine anlatmak istiyordu. Her şeyden önce geçmişinden gelen bir dosta, arkadaşa veya sadece öylesine selam verdiği birine anlatmak... Kaithlyn tarif ettiği tüm kavramların dışında kalbindeki derinliğe şahit olan biriydi!
"Şu an aklıma ne geldi biliyor musun? Mezuniyet törenine birkaç gün kala Nora gelirmiş gibi hazırlık yaparken deli gibi sürekli soru sorması ve senin onun yanından kaçıp bana gelip şuna söyler misin artık kıyafetlerden birini seçsin demen ve benimde onun yanına gidip kıyafetlerden birini seçtiğimde bana dönüp görüyor musun Kaithlyn bu adam resmen benim çirkin olmamı istiyor. En sevmediğim kıyafeti beğendi dediğinde seninde kulağıma eğilip aslında ilk onu seçmişti demen..." Yüzündeki hüznün ani bir değişimle gülümsemeye dönüşmesiyle ortamdaki kasvetli hava bir anda dağılmıştı. Kaithlyn'in de kendisine katılıp gülmeye başlamasıyla kar topu etkisi gibi odanın içindeki kahkahanın desibel şiddeti artmıştı. Kahkahalarından ardından sessizleşen iki eski arkadaş bir anda yine derin bir suskunluğa gömüldüklerinde; "O lanet günden sonra Ingiltere ve Fransa'ya tam 13 sene adımımı dahi atamadım. Bu sürede benden birkaç kez haber almak istediğini biliyorum ama benim kaçmam gerekiyordu. Kendimden, her şeyden... Ya sen Kaithlyn sende bana kızdın mı, beni suçladın mı? En önemlisi sen bunca yıl neler yaşadın?" diyerek Fëanor, bu kısa ziyaretin aslında geçmiş ve geleceğin arasındaki şimdide uzun bir zaman dilimine dönüşeceğinin belirtisini göstermişti...
Darren Shan:
Geçen yıl boyunca aklına takılan birkaç sorunun cevabını Fëanor kendi kendiliğinden vermeye koyulunca istemsizce kollarını göğsünün altında birleştirdi kadın. Ingiltereye döndüğü ilk zamanları tüm canlılığıyla hatırlıyordu;Black malikanesinde geçmişten kopup gelen sayfaların arasında sıkışmış halde çoğu gece tek yaptığı şey odasının penceresinden avluyu izlemek olduğu akşamlarda birçok soru oluşmuştu zihninde. En yakın arkadaşıyla nasıl bu denli koptuğunu düşünmüştü bazı akşamlar; bazen Fëanor'un Ravenclaw cübbesi içinde geçirdiği yıllardan kesitler gelmişti gözünün önüne. Dolayısıyla nasıl olup da yollarının bir daha kesişmemek üzere ayrıldığını da düşünmüştü. Gerçi, bu yol ayrımının çoğunluğu kasti hamlelerden oluşuyordu, bunun da farkındaydı cadı. Yine de büyücünün içinden geçenleri anlıyordu; geçmişten gelen tanıdık bir yüz kapanmaya çalışan birçok şeyi tekrar tetikleyebilecek güçteydi. Ne zaman büyücünün simasını görse Nora'nın sesi uzaklarda çınlıyormuş gibi hissediyordu. Fëanor'u tanımasının yegâne sebebiydi sarışın cadı. Tabii, bu kendisinde hissettiği burukluğun büyücüdeki farklı boyutunu inkâr edecek değildi. Onun gözlerinden bakılacak olursa işin katlanılması güç boyutu gayet açıktı. Üstelik yıllar evvel yaşanmış güzel anılara ev sahipliği yapan yerde bulunmak da pek yardımcı olmuyor, diye geçirdi içinden, bir yandan da Fëanor'un kendi düşüncelerini destekler şekilde devam eden konuşmasını dikkatle dinliyordu. Ah, şüphesiz ki Fëanor'un kendisini çağırmasının sebebini de düşünmüştü cadı. Yalnızca cevabın burnunun ucunda el salladığını görememişti. Belli belirsiz bir tebessüm oluştu dudaklarında, büyücünün etik anlayışı yıllara direnmişti anlaşılan. Cadının dudaklarını aralamasına bile fırsat kalmadan konu değişivermiş, herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasında yazıyormuş gibi rastgele bir anı gün yüzüne çıkmıştı. Kendine engel olamadan güldü cadı; o günü çok iyi hatırlıyordu. Kıkırtı sesleri arasında, aslında Fëanor'un gerçekten konuşacak birine ihtiyacı olduğu düşüncesinin bir anda zihninde patlaması dudaklarındaki gülücüğü bariz miktarda soldurdu. Gerçekten olan şey buydu. Konuşmanın gidişatının belirsizliğinin de sebebi buydu. Acaba bunca yıldır büyücü kaç kişiye anlatabilmişti ya da anlatmıştı hissettiklerini? Kaçı anlamıştı bunları? Bir? İki? Belki üç. Derin bir iç çekti; ne yazık ki o hissi de gayet iyi biliyordu.
“Seni hiç suçlamadım Fëanor, ve sana kızmadım da.” Aslında bu gerçeğin bir miktar çarpıtılmasıydı. Kızdığını anımsıyordu kadın, gayet iyi anımsıyordu. Ama öfkesi cehaletinden kaynaklanıyordu, bu yüzden gündeme getirme gereği duymadı. Yaşamayanın anlamayacağı bir şeydi sevilenin kaybı; önemli olan o an içinde hiçbir kızgınlığın olmamasıydı. Kaithlyn, büyücüye öfkelenecek son kişiydi bu konuda. Özellikle de İngiltere'ye gelme fırsatını kendi kaçışı olarak gördüğü için saniye düşünmeden kabul edip Paris’ten kimseye bir şey söylemeden ayrılmasının ardından, Kaithlyn kesinlikle bu konuda kimseyi yargılayacak konumda değildi. “Bazen tek ihtiyacın olan şey budur; her şeyden kaçmak.” Kısa bir duraklamada derince iç çeken cadı büyücünün gözlerine şefkatle baktı. “Seni gerçekten çok merak ettim Fëanor, ama bir şekilde tutunacağını biliyordum. Sanırım bu yüzden kısmen içim rahattı.” Durdu. Yaşadıklarını tekrar dillendirmek istemiyordu ama soruyu geçiştirme kabalığı da yapmak istemiyordu. Sıkıntılı bir bakışı pencereden dışarı fırlatırken aklına geldiği her anda yaptığı gibi istemsizce alyansıyla oynadı. “Bende pek parlak hikâyeler yok Fëanor, bildiğin gibi.” En son Black ailesinin balosunda karşılaştıklarında üstünkörü konuşmuşlardı. “Black malikanesi benim de kaçış rotamın son durağı. Sanırım insan kendinden tamamen kaçmadan kendini bulamıyor.” Dalgınca mırıldandığı kelimelerin arkasından düşüncelerinden kurtulmak ister gibi başını sallayıp tekrar gülümsedi.
Fëanor Black:
Kaçmanın sıradan manalarının dışında onu yaşamanın ne demek olduğunu en iyi bilenlerden biriydi genç adam. Sessizliğin içinden nazik bir tonla kendisine doğru yönelen kadının cümleleri Fëanor'un zihnine her ulaştığında onu rastgele bir limana sığındırıyordu. Her limanın ardından ise düşlerinde canlanan nice güzel anılara duyulan özlem ve keşkeler...
"Kendimi mi buldum yoksa tüm kaçışların ardından yeni biri mi oldum bilmiyorum Kaithlyn! Bildiğim tek şey kaçmanın sadece ertelemek olduğu!" Halbuki Godric's Hollow'un karanlık anılarından uzaklaştığında ve Fransa'nın kokusunun onu hatırlatmasının ardından oradan da uzaklaşmasının tek amacı unutmaktı. Kaçtığı anıların biriktiği topraklardan ne kadar uzaklaştıysa o kadar da acı çekmişti oysaki! Yolda olmanın, durmadan ve mola vermeden kaçmanın da bir sonu olmadığını anlaması tam on üç yıllık kaybına neden olmuştu soluk bedenli genç büyücünün, amaçsız ve bilinçsizce hayatının alt üst eden zamana karşı... Şimdi'nin gölgesi altında yazılmamış görünmez tarihini yazan kalemin ucunda geçmiş hakkında konuşmak Fëanor'un kalbini acıtsa da, bu acı onun olağanüstü sıradan bir şekilde rahatlamasına neden olmuştu. Kendisi dışında kimle konuşmuktu ki ruhunda kopan sonsuz fırtınayı, konuştukları onu anlamış mıydı? Sadece, kalbindeki kuraklığı yeniden renklendiren masumiyetinin son gününden kalan müthiş bir görünmez bağlılığa anlatmıştı. Ya o? Lilium'un da objektif bakarak kendisini tam olarak anladığını düşünüyor muydu? Bildiği ve hissettiği tek şey sadece onun yanında olması kendisine iyi geliyordu...
Gözleri önündeki sadece ahşap kutuya mühürlenmişken anlık duygular içinde kaybolan Fëanor, şimdi de aile evinde yeni bir başlangıcın eşiğindeydi! Bakanlığa seherbaz olarak çağrıldıktan sonra geçmişinin son kareleri ile yüzleşmek için gittiği Londra saat kulesinde gündüzün geceye galip gelmesiyle huzuru uzun zaman sonra ilk kez orada hissetmişti. Kalbindeki müthiş acının yerine derinlerden gelen huzuru hissetmişti, ılık bir meltemin ruhunu okşamasıyla... O günden sonra yine kaçmıştı. Bu sefer her şeyin yerine kendisinden kaçmıştı. "Aslında kaçmanın sonunda yüzleşmek ve sonsuzluğun içinde kalbindeki hiçbir büyü ile etkisiz hale getirilmeyecek yerde güzel olanları saklamak gerekiyor." Kendiside öyle yapmıştı. Tüm duygularını en uçlarda hissederek Fransa'nın kasvetli havasında bir mezarlıkta bulmuştu kendisini! Ruhundaki üzüntünün bedenini yıpratmasıyla yağan yağmuru altında sonsuzluk büyüsünün bilgisine erişmişti. Kendini suçlayan ve duygularını yeniden hareketlendiren huzurun karşısında, Nora'nın zamanı ile vedalaşmıştı. Yeniden başlayabilmek içi-... "Sanırım artık sadece iyi olan anıları hatırlamak devam edebilmek için güç veriyor. Ve ben devam edebilme gücünü yine Nora'nın varlığı ile hissettim Kaithlyn!"
Oturduğu yerden ani bir hareketle ayağa kalkan Fëanor, arkasındaki büyük pencerenin önüne giderek Godric's Hollow'un muhteşem güzelliğini kendisine umut veren bir hisle seyre daldı. Odasının bulunduğu pencereden hem ormanı hemde şehri gören manzaranın eşliğinde derin bir nefes alarak ellerini arkasında birleştirdi ve "Sence tekrar aşkı hissetmek geçmişe karşı işlediğimiz bir günah mı olurdu Kaithlyn?" diyerek sözlerini bilinmez bir geleceğe doğru hafif ve durgun bir ses tonuyla haykırdı.
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git