İngiltere Büyücedünyası > Black Malikanesi

İçimizdeki İrlandalı

<< < (3/3)

Darren Shan:
Kaçmak, Kaithlyn için kapana kısılmışlık hissinden kaynaklanan kaçınılmaz bir sonuçtu. Sadece bulunduğu ortamda daralma hissinden çok daha öteydi bu; sadece yaşadığı şehirde ya da evde tutsakmış gibi hissetmiyordu kadın. Tüm bunların ötesinde sanki kendi vücudunda bile hapis olmuştu. Ağır ağır ilerleyen insani kusurlarla bezeli bir bedende sıkışıp kalmış gibi hissediyordu çoğu zaman. Sanki ruhuyla bedeni bir türlü uyum sağlayıp bütünlüğü oluşturamıyordu; birbirinden şikâyetçi iki yaramaz çocuğu oynuyorlardı. Nereye giderse gitsin sona ermeyecek kısır döngüydü bu zira Fransa’dan İngiltere’ye yaptığı yolculuk pek de yardımcı olmamıştı. Gerçi yine de daha iyi hissediyordu Kaithlyn, malikane sınırları içindeyken. Neredeyse yok denecek kadar az hüzünlü ana tanıklık etmiş bu malikanenin duvarları kızıl cadının içinde yeşermeye çalışan minik huzur kırıntılarını besliyordu. Eh, yeterli olmamasına karşın hiç yoktan iyiydi keza hiçbir bağlantısı olmayan yabancı topraklara verseydi dümenini büyük ihtimalle deliliğin sınırını aylar önce arkasında bırakmış olurdu. En azından o an için kendi çizdiği sınırın biraz gerisinde kumdan kale yapıyordu. Büyücünün sesi odada tekrar yankılanınca düşüncelerinden sıyrıldı. Aslında bir bakıma Fëanor'un arasında kaldığı iki durum da geçerli sayılırdı. Elbette ki adamın neler yaşadığını ve geçirdiği günleri bilmiyordu ancak yine de basit bir genelleme yapacak olsaydı büyücünün hem kendini tekrar bulduğunu hem de bambaşka bir insan olduğunu söylerdi. Herkes bu şekilde ilerlemez miydi zaten? En tepeye çıkabilmek için bazen en dibi görmek gerekirdi; aynı şekilde de kendini tamamen bulabilmek için ilk önce kaybetmek gerekirdi. Lakin yine de bulduğu kişi tamamen kendisi de sayılmazdı. Bu o an için dünyada nefes alan herkesin on yıl önceki halleriyle o anki hallerinin kesinlikle bir olmaması fakat yine de aynı kişi olmalarıyla aynı şeydi. Yani bir nevi kişiye özel bir şey değildi. Düşüncelerini dillendirmek için dudaklarını araladıysa da sonrasında düşüncelerini açıklayacak gücü kendinde bulamadığından dudaklarını kapattı.

Bazıları acılarını unutmak için uyuşturucu ya da alkol gibi geçici kaçışlara yönelirdi. Bazılarıysa yüreklerinde hissettikleri o derin acıya sıkı sıkıya sarılırdı. Çünkü o acı geriye kalan tek şey haline gelmiştir bazıları için. İlkini seçmek çok daha kolaydı, ikincisiyse biraz daha meşakkatliydi. Kaithlyn de ne yazık ki ikinci yolu tercih etmişti. Kocasından geriye kalan yegâne şey acıydı ve katlanması ne kadar zor olsa da Kaithlyn o acıya özenli davranıyordu. Yani çoğu zaman. Gözleri pencereden dışarı süzülen kadın avluya çökmüş akşam dinginliğiyle karşılanınca hafif bir tebessümü esirgeyemedi manzarasının güzelliğine karşı. Yavaş yavaş kıpırdayan yapraklarla süslenmiş sanat eserine benziyordu avlunun o anki hali. Birkaç saniye kadar eserin tadını çıkarttıktan sonra tekrar Fëanor'a dönmesiyle aldığı soru karşısında duraksadı. Büyücünün dudaklarından sıyrılıp havaya karışan soruyu hakkında daha önce hiç kafa yormamıştı. Daha doğrusu yormasına gerek kalmamıştı. Farkında olmadan birkaç saniye boyunca tuttuğu nefesini yavaş yavaş salarken gözleri ilk önce sehpanın üzerinde kuzu kuzu yatan kutuya daha sonraysa tekrar Fëanor'un gözlerine döndü. “Geçmişin sorunu da bu, Fëanor.” Diye başladı sözlerine gayet yumuşak bir tonda. “Geçmiş için yapabileceğimiz tek şey güzel hatırlamak. Başka hiçbir şey değil. Ve, Fëanor, bunu neden sorduğunu tam olarak bilmesem de, eğer aşk sana kapılarını bir kez daha aralama nezaketini göstermişse bu geçmişine karşı işleyeceğin bir günah değil geleceğini oluşturacak bir lütuftur.” Eğer aynı durumda kendisi olsaydı ne yapacağını kısaca gözden geçiren kadın anlık bir duraksamanın ardından devam etti. “Hayatın mutluluktan kaçındıktan sonra hiçbir anlamı kalmıyor. Ve başka biriyle mutlu olma ayrıcalığı da her zaman kapıya gelmiyor. Fëanor, mutlu olacağına inandığın şeyleri yapmalı insan, ve asla hayaletler için atan bir kalbi heba etmemeli.”

Fëanor Black:
"Belkide haklısındır!" Ellerindeki ince çizgilerinin her zaman sonsuzluğu okumak için kullanılan anahtar olduğunu düşünen Fëanor, farkına varmadan konuşmanın plandığı programının çoktan dışına çıktığını sezince prencerenin önünden ayrılarak çalışma masasına doğru yürümeye başladı. Her adımının ardından biraz önce Kaithlyn'in dudaklarından döklen sözler zihinde bir kaosun içinde yankılanmaya devam ediyordu...

"Biliyor musun Kaithlyn, kendimi eskisi gibi önemsiz ve bir hiç olarak görmüyorum artık. Bunu yanlış algılamamanı rica ediyorum senden, bunun bulunduğum önemsiz makam ile alakası yok! Sadece kendim için, kendimin dışında başkalarının hayatlarında değerli şeyler yapacak güçte hissediyorum kendimi." Sırtı az önce pencerenin kenarında yalnız bıraktığı genç cadıya dönük olarak çalışma masasına ulaştığında, derin bir nefes aldı Fëanor'un. Sakinliğin ve huzurun hakim olduğu Black malikanesinin korunaklı gölgesi altında bir anda ellerini masasının üzerine koydu ve başını öne doğru eğerek hızlıca sağa sola doğru sallamaya başladı. Anlamsız!... Dışarıdan bakan gözlerin etkisi altında ne yapmaya çalıştığı anlaşılmayan genç adamın hareketleri, diğer tüm zamanlarda Fëanor için olağan gelsede zamanın şu anında onun içinde bir sıradışılık arz ediyordu. Eskisi gibi hissetmiyordu. Eskiden olduğu yalnızlığının koyu karanlığında çıkışı görebiliyordu artık! "Sana çok garip gelecek ama uzun zamandır hatta Nora'dan sonra neredeyse ilk kez kendimi çok normal hissediyorum."

Ondan sonra hiç kendisi olabilmiş miydi ki? Zihnindeki sorular silsilesinin içinde dudağından her dökülen kelime artık kalbindeki yaşama hayat veren cevaplar oluyordu. Ellerini masanın üzerinden yavaşça çektiğinde ince uzun gövdesini yavaşça doğrulttu ve bir an gözlerini Kaithlyn'e çevirip tekrar yürümeye devam etti. Çalışma masasının arkasındaki kütüphanenin önündeki askılıkta asılı duran ve malikanenin cincüceleri tarafından yeni temizlenmiş olan cübbesini üzerine giydi. Ardından odadaki genç cadının varlığını yok sayarcasına kendi başına hareket etmeye başladı ve odanın kapısının hemen yanında asılı duran tablonun önüne giderek gözlerini boş olan tablonun siyah zeminine odakladı. Fëanor'un yaptığı hareketlere anlam vermeye çalışan Kaithlyn de dudaklarını aralamak ile aralamamak arasındaki arafta yerini almıştı. Şaşkın bakışları altında Fëanor yaptığı işin dışında tüm olaylardan kendisini azade etmiş gibi davranıyordu. Sağ elini cübbesinin sol iç cebine yavaşça sokarak asasını çıkaran genç büyücü hafif bir fısıltıyla birkaç söz mırıldandı ve asasının ucundan çıkan mavimtrak bir ışık hüzmesini tablonun içine tuttu. Kısa bir an sonra ışığın kaybolmasıyla genç büyücünün bedeninin geri sendelemesi bir oldu. Fëanor, tablodan gelen saydam bir basınçla kendisini birkaç adım geride bulduğunda hızlı bir hareketle asasını cübbesinin içine koyarak kafasını genç cadıya döndürdü ve nazik bir gülümseme ile göz kırparak tabloya döndü. Az önce boş olan tabloda bu sefer kafasında eskimiş parşömen renginde bir kukuleta olan oldukça yaşlı ve yüzünün sol tarafında fındık büyüklüğünde, kolları birbirine bağlı olan ve belden aşağı gözükmeyen bir büyücü belirmişti. “Sizi rahatsız ettiğim için üzgünüm büyük baba Finrod. Ancak malikanenin bana ait olan yani özel odamın bulunduğu yeri mühürlemeni rica ediyorum. Katın girişindeki kendinizi daha iyi hissettiğiniz gençlik yıllarına ait tablonuzdan gelen herkese gizli ve önemli bir toplantı var mesajı vermeniz meraklı aile üyeleri ve misafirler için tatmin edici bir cevap olacaktır. Teşekkür ederim büyükbaba!”

Fëanor, planlarını alt üst eden bu kısa ziyaretin akabinde anlık gelişen değişmeleri ile birlikte son yaptıklarının ardından bir açıklama borçlu olduğu genç yardımcısının yanına doğru hızlı adımlarla ilerledi. Günün en başında sadece sorumlu olduğu ve görevlerinin getirdiği konular hakkında görüş alışverişinde bulunmayı ve gerekli talimatları vermeyi planladığı ziyareti geçmişten gelen anıların tesiri ile başka bir yöne doğru seyir almıştı. “Sana ciddi birkaç açıklama borçluyum Kaithlyn. Zira yüzündeki beni anlamlandırmaya çalışan mimiklerinde bu durumu haklı çıkarıyor. Az önceki tablodaki silüet Black ailesinde koruma büyülerini en iyi yapan ve ailenin rehberliğini yapmakla görevli olan eski hatta çok eski Blacklerden biri. Onu malikanenim çoğu yerinde aslında her gün görüyorsunuz ancak her tabloda farklı bir yaş döneminin anısı olduğu için çok nadir olarak fark ediliyor. En önemlisi de çok özel bir tılsıma sahip. Malikanedeki büyüyü etkisiz hale getirebilir. Her neyse konumuz farklı. Kendim için büyük bir bencillik yaparak biriyle en yalın halimle konuşmak istiyorum. Seninle geçmişin tüm anılarını yad ederek geleceğe farklı bir noktadan başlamak istiyorum Kaithlyn. Arkadaşın, dostun, kardeşin, ağabeyin veya sadece birey… Şu an senden izinsiz sana bir şey yapacağım ve umarım bana kızmazsın! Umarım orada….” Sözlerini tamamlamadan Kaithlyn'in sağ kolunu aniden sıkıca kavrayan Fëanor, parmaklarının genç cadının vücuduna temas etmesiyle cübbelerinin renklerinin tonlarının birbirine karışması bir olmuştu. Fëanor uzun zaman önce geçmişinin tüm karanlığını yine geçmişinde kendisini en güçlü hissettiği yerde bıraktığında bu sefer yeni başlangıçlar için yanında anılarının çoğunda yer alan ve onun için değerli olan bir dost ile Black malikanesinin sınırları dışında kendilerini cisimlemişti…

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git