Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

Göklere Uzanan Altın Kuleler

<< < (2/3) > >>

Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Aile konusunun kızın zayıflıklarından biri olduğu çok belliydi. Bunu kızın yanına gelmeden önce birileri ile konuşsa elbette bilebilirdi. Fakat Boleyn Adasında akıl sağlığını korumak için buradaki insanlarla iletişime geçmemek en iyisiydi. Adayı zaten genelde birkaç günlüğüne ziyaret eden genç kız burayı annesinden kaçmak için kullanıyorken elbette buradaki insanların geneli ile pek kaynaşmamayı tercih ediyordu. Genç cadının kıza olan merakı yavaş yavaş bu bilgileri dedikodu meraklısı ada halkından alabileceği gerçeği ile sönerken bir yandan da girdiği yoldan dönmeyen birisi oluşu gerçeği bunun üzerini kapatıyordu.

Kızın onu kibarca kovduğunu fark etmiyor değildi. Fakat onun kovuyor olması Regina’nın gideceği anlamına elbette gelmiyordu. İnsanlarla birebir konuşmak bu yüzden hoşuna gidiyordu. Bu son sözlerin üzerine gitmiyor olması yüzünden kimse onu ilerde yargılayamazdı odadaki minik hariç.

Kızın üzerine doğru adımına karşı o da ona doğru yürüyebilirdi. Fakat karşısındaki kişinin bu konuşma sürecinde ufak bir kontrole sahip olmayı istediğinin farkındaydı. Bu yüzden bulunduğu yere çivi ile çakılmışçasına yerinden kıpırdamadı. Gerektiği gibi konuşmayı en azından “siz” gibi kalıplarla devam ettirerek kıza normalde rahat olduğu konuşma tarzını biraz da olsa verecekti. Rusya’daki günlerinde bu tarz çay saati muhabbetlerinden kaçınan genç kızın burada aslında hiç gerekmeyen bir yerde bunu yapıyor olması elbette tuhaftı. Fakat merakına yenik düşmüştü işte.

“Aile her yerde önemlidir. Bize olan etkileri ise bizim için değerlerindedir. Arkanızda sevdiklerinize bolca güzel anı bırakmış olmalısınız. Yokluğunuzun yarattığı boşluğu umuyorum o anıları hatırlayarak kapatabiliyorlardır.”

Bu sözlerin bitimiyle kızın tepkisini beklemedi. Çünkü aile konusunda kıza bu kadar şey söylüyor olması bile ne için üzülüyorsa bunu deşmeye büyük ihtimalle yeterliydi. Bunun üzerine nasıl devam edeceğini düşünürken aklına gelen fikirle gülümsedi. Yüzündeki gülümsemesi kızın burada olmasının hangi okula gidiyor olacağı anlamına geldiğini bilmesiyle büyüdü ve eli elbisesinin cebine attığı asasını buldu istemsizce. Asayı asa eliyle kaldırmasının ardından konuşmaya devam etti.

“Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu, burada kalıyor olduğunuza göre büyük ihtimalle gideceğiniz okul. Mektubunuzu aldınız diye umuyorum. Yaşınız çoktan gelmiş gibi duruyor. Japonya’daki köklü tarihi ile bilinen Mahoutokoro ve benzeri okullar açısından düşününce çoktan yaşınız geçiyor bile aslında. Fakat onlar da yanlış hatırlamıyorsam 11 yaşlarında tam anlamıyla yatılı kalarak okumaya başlıyorlar.”[/justify]

Victoria Sanchez:
Bilmiyordu. Victoria ablasının ona büyücü olduklarını ve güvende olması için koşarcasına kaçması gerektiğini söylemişti yalnızca. Ağzından da ailesi ve annesinin ölümü ile ilgili birkaç şey kaçırmıştı. Her zaman olduğu gibi boşlukları doldurmak küçük kıza kalmıştı. Belki de bundandı sürekli insanları inceleyip çıkarım yapması.

Küçük kız, kadının elindeki asaya aç gözlerle baktı. Büyü dedikleri şeyi bu çubukla mı yapıyorlardı? Ne tuhaftı! Yine de küçük kız öğrenmek istiyordu. Asa onu güçlü bir şekilde çekerken umursamıyormuş gibi davranamazdı. Gözlerini asadan çekmeden ağzını açtı.

“Öyle mi?” dedi dalgın bir ifadeyle.

Başka büyücü okulları olduğunu duymuştu ancak haklarında hiçbir şey bilmiyordu. İsimleri de dahil. Küçük kız büyüler hakkında, dolayısıyla da kanı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyordu. Kafasındaki sesler de onu onaylar gibiydi. Bilmeliydi! Buraya gelmesinin amacı da bu değil miydi? Bu sebeple laflarını yutmak pahasına eliyle pencerenin kenarındaki koltukları işaret etti.

“Kabalığımı bağışlayın, sizi ayakta bıraktım. Oturmaz mıydınız?”

Kanı hakkında bilgi sahibi olmak için gerekirse düşmanına bile iyi davranırdı ki karşısındaki yalnızca meraklı bir kadındı. Hem kalede iyi anlaştığı birileri olması işine gelirdi. Kim bilir, belki de ileride işi düşerdi? Ne de olsa bu buz gibi soğuk kalede neyin gerekli olduğunu bilmek için müneccim olmak bile yeterli gelmeyebilirdi.

Çin’den ayrıldığından beri ilk kez meraklı gözlerle birine baktı. Ayrıca ilk kez bir şeyi öğrenmek istedi. Genç kadın onu geri çevirmezdi ya?

Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Küçük cadının gözlerindeki merakı görmesiyle gösterilen tarafa doğru ilerledi. Koltuklardan birine yerleşmesi ile birlikte küçük kızın oturmasını bekledi. Asasını elinde sallarken kızın oturması ardından konuşmaya girişti. Konuşmayı asıl geleceği yere kadar oturması için olan davete teşekkür etmek gibi şeylerle uzatabilirdi. Fakat küçük kıza asıl istediği şeyi çok da uzatmadan vermenin en iyisi olacağı belliydi.

“Eminim Asya’daki okullar hakkında benden daha çok şey biliyorsunuzdur. O yüzden onlar hakkında konuşarak sizi yormayacağım. Fakat Hogwarts, iş Hogwarts’a geldiğinde bilgilerinizin sınırlı olması olağan.”

Küçük kızın gözlerinin içine bakıyordu. Merakını doyuracak işaretleri bekliyordu. Ailesi hakkında onu rahatsız eden bir şeyler olmuş olduğu belliydi. Fakat bir büyücü ailesinden gelen bu kızın konu büyücü okulları olduğundaki bu merakını anlayamamıştı. Asasına olan bakışları da elbette kaçırmamıştı Regina. Miniğin başına evinden bu kadar uzak bir yere gelmesine sebep olacak ne geldiyse pek de iyi bir şey olmadığı belliydi.

Bunların hepsinin cevabını fazlasıyla merak ediyordu. Fakat küçük kızı daha fazla sıkıştırmama kararını çoktan almıştı. Merakını daha sonra, başka yerlerde hiç hazzetmediği insanlarla konuşarak doyurabilirdi.

“Son sözlerimi size ve aldığınız eğitime karşı bir hakaret olarak algılamazsınız diye düşünüyorum. Ne de olsa kıta farkının ortaya çıkaracağı bir bölgesel bilgi eksikliği sizinkisi gibi durumlarda her zaman görülür. Hogwarts’a okul hakkında kısıtlı bilgilerle giden çok fazla öğrenci olması gibi bir durum da var tabii.”

Siz kalıbı üzerine konuşmak Regina’yı fazlasıyla rahatsız ediyordu. Bunu dışardan bakan bir göz fark edemezdi elbette fakat içinde neler yaşadığını odada teyzesi Yüce Boleyn olsa belki de gülerek dinlerdi. Babası ile konuşmaları hep bu kalıpta oluyordu, böyle bir konuşmayı gerçekleştirirken onu ve ona olan nefretini hatırlamamak genç cadı için oldukça zordu. Fakat bir kere başlamıştı böyle konuşmaya önündeki miniğin biraz da olsa yanında rahat hissetmesini sağlamak için. Bu noktadan sonra katlanacaktı.

“Bu durum her ne kadar çok yaşanan bir durum olsa da Hogwarts’a öyle giden öğrencilerden olmanızı istemem. Hogwarts 11. yüzyılın Avrupa için önemli dört büyücü ve cadısı tarafından kurulmuş Avrupa’nın en büyük büyücü okullarından biri. Kurucuları Godric Gryffindor, Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw ve Salazar Slytherin. Benim kendi açımdan pek de öğrencileri için yararlı bulmadığım bir bina sistemi bulunmakta. Her bir kurucuyu ve onların bu okuldaki öğrencilerden beklentilerini temsil eden 4 bina.”

Binaları uzun uzun elbette anlatabilirdi fakat şimdilik kısa bir şeyler söylemeliydi. Karşısındaki küçük kızı en azından başlangıç için boş bilgilerle yormak istemiyordu. Binalar hakkında okuldaki günlerinde gereğinden fazla şey duyacaktı zaten. Kurucular hakkındaki yüzyıllardır bitmeyen ve bitmeyecek döneminden kalma aşk dedikoduları gibi gereksiz bolca “bilgi”.

Kendi binasının hangisi olduğundan bahsetmemeye özen gösteriyordu anlatırken. Küçük kızın binası hakkında onun üzerinden tahminlerde bulunmasını istemezdi. Ne de olsa pek de iyi bir izlenim bırakmış sayılmazdı.

“Kendimce bu binaları tek bir kelime özetleyeceğim size. Gryffindor ve cesaret, Hufflepuff ve adalet, Ravenclaw ve bilgelik, Slytherin ve hırs. Bunlardan başka şeyler de söylenilebilir pek tabii binalar hakkında. Fakat sizin sorularınızla devam edelim diyorum ne dersiniz? Belki de biraz büyü görmek istersiniz?”[/justify]

Victoria Sanchez:
Victoria ilk izlenimlere inanmazdı. İnsanlar genellikle yanılırlardı, ilk izlenimler de bunu kanıtlar nitelikteydi. Birini tanımak için onunla vakit geçirmek gerekirdi. Tıpkı Boleyn leydisiyle şu anda yaşadığı gibi. Onun yalnızca meraklı bir leydi olduğunu düşünmüştü, yanında olmanın can sıkacağına kesin gözüyle bakıyordu ancak şimdi yanıldığını anlamıştı.

Genç leydinin anlattıklarını kimse dile getirmemişti Victoria’nın huzurunda. Aksine bu konuları konuşmaktan çekiniyorlardı. Bu sebeple Regina denilen genç hanım onun tek bilgi kaynağıydı. Onun hakkında pek bir şey bilmediği için nerede duracağını da bilmeyebilirdi. Onunla arkadaşlık kurması pek çok sorusunun cevaplanmasını sağlayabilirdi.

Anlattıklarını dinlerken başka bir alemde gibi hissediyordu. Hayalindeki okuldan farklıydı. 4 kişinin kurduğu devasa bir büyücülük okula gidecekti, öyle mi? Binlerce insanla beraber okuyacaktı. Evde eğitim görmüş, tek arkadaşı hizmetkarları ve ablası olan biri için kulağa hem cennet gibi hem de cehennem gibi geliyordu. Heyecanını gizleyemedi küçük kız, ya da gizlemek istemedi.

Asya’daki okullar hakkında hiçbir şey bilmediğini itiraf etmeye çekiniyordu. Eğer bunu itiraf ederse pek çok şeyi anlatmak zorunda kalmaktan korkarak bu kısmı dikkate almadı. Gerekirse okula gittiğinde birilerine sorabilirdi ya da ablasına mektup yazardı belki. Gerçi ablasının sorularını cevaplayacağına olan inancı çok değildi ya, neyse.

Her binanın simgelediği bir erdem olması da burayı okuldan çok yarışma alanına çeviriyordu. Ve küçük kız her türlü meydan okumaya hazırdı. Kendisini bir an okulda, hatta daha da ötesinde hayal etti. Elinde bir çubuk parçasıyla ablasını koruduğunu, ailesini zenginleştirdiğini hayal edince hafifçe gülümsedi. Ne güzel hayallerdi bunlar!

Kadına bakarken bir yandan da sorularını düşünüyordu. Ne sormalıydı? Büyücülerin geçmişini mi, fakat böyle basit bir şeyi bilmesini bekliyor olabilirdi genç leydi, sonuçta Victoria safkan bir büyücüydü. En azından ona öyle söylenmişti. Büyülerin neler olduğunu mu, bu da çok açık bir soruydu. O yüzden en basit, şüphe çekmeyecek soruyu sormaya karar verdi.

“Hogwarts nasıl bir yer?”

Ardından sorusunun çok heyecanlı ve kaba olduğuna karar verip kendini düzeltti.

“Büyü öğretilen bir yer olduğu için oldukça ilgi çekici bir yer olduğunu sanıyorum leydim. Haksız mıyım?”

Ardından neredeyse kadının ağzına düşecek şekilde bakmaya başladı. Oturuşu ne kadar asilse gözleri o kadar çocuktu. Bunun için kendisini sonra hazırlamaya karar verip leydinin diyeceklerini bekledi.

Regina Alexandrovna Romanovna:
[justify]Kendi merakına sürekli yenik düşen Regina kendisinden meraklısını bugün böyle göreceğini hiç düşünmemişti. Victoria’nın merakı hem şaşırtıcı hem de anlaşılabilirdi. En sonunda hiç bilmediği bir yere gelmiş buradan da yine hiç bilmediği başka bir yere gidecekti. Fakat bazı noktalardaki merakının tuhaflığını fark etmemek zordu. Bunların üzerine gitmek ise büyük ihtimalle küçük kızın içine kapanmasına sebebiyet verirdi.

Bu yüzden hemen kendisine yöneltilmiş soru üzerine düşündü Regina. Hogwarts nasıl bir yer? Cevaplaması oldukça zor bir soruydu bu. Regina  için ailesinden bir kaçış yeriydi. Fakat öyle övebileceği bir yer de değildi. Birçok problemi olan ve bunları düzeltmeyen bir okulu övmek zaten zordu. Ama önündeki kıza Hogwarts’ın kötü yanlarından bahsetmek istemiyordu.

“Hogwarts dediğim gibi 11. yüzyılda kurulmuş bir okul. Tarihin birçok izini de anlayacağınız gibi üzerinde taşımakta. Etrafı büyük bir ormanla çevrili. Yasak orman, adından da anlayacağınız üzere genelde girilmesi yasaklı bir alan. Güneye doğru kalan kara gölü de unutmamak gerek. Benim şahsım adına favori yerlerimden biridir. Bu iki alan da çeşitli sihirli yaratıklara ev sahipliği yapmakta.”

Sihirli yaratıklar konusuna en başında girmeyi düşündü Regina. Fakat şimdilik bu noktayı geçmesinin en iyisi olacağı kararını aldı. Hogwarts konusunda daha söylenebilecek çok şey vardı ne de olsa.

“Bunun dışında dışarda bir Quidditch sahası ve bitkibilim dersleri için seralar da bulunmakta. Quidditch benim pek de ilgili olmadığım bir spor o yüzden o konuda sizi bilgilendirebileceğimi sanmıyorum. Fakat emin olun hakkında okulda geçireceğiniz yedi senede istediğinizden de fazla şey duyacaksınız.”

Bu spora en ilgisizinin bile konu okuldaki maçlar olduğunda nasıl fikrinin değiştiğini okuldaki altı senesinde çok iyi görmüştü. Binalar arası rekabetin en üst sınırlarına ulaştığı anlardı bu maçlar. Neredeyse her öğrencinin binası için tezahüratlar yağdırmak için tribünleri doldurduğu anlardı. İlk senesinde hangi binaya düşerse bu anları onlarla birlikte deneyimlerdi Victoria. Regina’ya kalırsa pek de önemli bir konu değildi bu, biraz da o yüzden üzerinde durmayacaktı.

“Hogwarts tarihini içine adım attığınızda hissedebildiğiniz bir yer. Bir sürü anıyı ve hikâyeyi hareketli portreleri ve hayaletleri ile taşıyan bir yer. Hareketli portreler veya bir benzeri Asya’da var mı bilmiyorum. Kişinin resmedildiği andaki halini saklayan bir şey diye özetlenebilir ama sanırım. Kişinin kendisi değil ama anıları ve düşüncelerinin bir kopyası.”

Bunları anlatırken elinden geldiğince sanki hareketli portreler konusunda çok ilgili birisiymiş gibi davrandı. Şu noktada karşısındaki miniğin bu konu üzerinde hiçbir bilgisi olmadığına neredeyse emindi. Fakat onun fark edilmiş hissetmesini istemiyordu. Bu yüzden kendisini bu konu üzerinde çok konuştuğu için mahcup hissediyormuş gibi göstererek konuşmaya devam etti.

“Çok pardon konudan şaştım. Asıl sorunun cevabına devam edeyim. Nerede kalmıştım?  Ah evet şuradan devam edeyim. Binalardan en başında pek de hazzetmeyerek bahsettim ve genel olarak haklarındaki düşüncem o yönde. Fakat iyi yönleri de yok değil. Binalar arası rekabet her ne kadar yıpratıcı bir süreci beraberinde getiriyor olsa da aynı zamanda öğrenme hevesini de bazı kişiler için arttıran bir unsur olduğunu söyleyebilirim. Ah tabii bir de sadece bina adını kötüye çıkarmamak için kuralları takip edenlerin olduğunu da söylemek gerek.”[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git