Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

Uzaklardan Gelen

<< < (2/3) > >>

Victoria Sanchez:
Gerçek değildi. Annesi ona asla böyle bakmazdı. Eğitiminde kaç kez çuvallamış olursa olsun, görevlerinden kaçıp ağaçlara tırmanmış da olsa ona hiç böyle bakmamıştı. Endişeyle karışık korku vardı gözlerinde. Her zamankinin aksine kızını kaybetme korkusu değil de kızından korkuyordu sanki. Victoria buna inanmayı reddediyordu. Canını vermeye hazır olduğu, sevgisinden bir an olsun şüphe etmediği annesinin ondan korkması mümkün değildi.

Nefes alışverişi düzensizleşmeye başladı. Ateş bile onu korkutmaz, zarar veremezken ailesinin tek bir hareketi onu çaresiz bırakıyordu. Öyle de olmalıydı, zira aile demek buydu. Ancak hangi aile birbirinden korkardı? Kalbinin sıkışmasına engel olamayan küçük kız annesinin bakışlarında boğuluyordu. Kalbi bir an patlayacak kadar hızlı bir an duracak kadar yavaş atıyordu. Aklındaki sesler bulanıklaşmaya başladı. Sanki biri ona bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi. Ancak ne annesinin ne de ablasının ağzı oynamıyordu.

Sesler onun bilmediği ancak tanıdık gelen bir dilde konuşuyordu. Dinlemek istemiyordu. Kulaklarını tıkayıp nefes almaya çalıştı. Hep böyle oluyordu. Ne zaman o sesleri dinlese bir felakete yol açıyordu.

“Hep mi?”

Victoria düşüncelerini kontrol edemiyor, yalnızca dinleyebiliyordu. Bunu kaç kez yapmıştı? Bu yüzden mi ailesi hayal kırıklığına uğramıştı? Ailesine destek olması gereken yerde köstek olup nasıl Sanchez soyadını taşımaya cüret edebiliyordu? Hayır. Bu ailenin ona sunduğu hiçbir şeyi hak etmiyordu. Annesinin sonsuz sevgisine ve şefkatine, ablasının korumasına ve ilgisine layık değildi. Belki de babası da bu yüzden gitmişti. Ama hayır, o bir kadının peşinden gitmeyi tercih etmişti. Ya öyle değilse?

Annesinin ona yaklaştığını görünce aklındaki sesler sakinleşmeye başladı. Her zamanki gülümsemesiyle kızına bakıyordu. Kızının saçının okşayıp bir şeyler mırıldandı. Victoria’nın aklındaki her şey yavaş yavaş silinmeye başladı. Kalp atışları düzene girmeye, ne zaman aktığını bilmediği gözyaşları dinmeye başladı. Annesinin eli ona şifa oluyordu. Ablasını göremiyordu ancak sorun değildi. Her şey yoluna girmişti. Artık güvendeydi, annesinin kollarında kimse ona zarar veremezdi. Ne aklındaki yaratıklar ne de bir başkası.

“Uyku vaktin geldi güzel kızım. Uyanınca yanında olacağım, hadi.”

Annesinin billur sesini duyan küçük kız gözlerini kapatıp kendini karanlığa bıraktı. Uyurken sadece tek bir şey duydu.  Ancak dinlemeye gerek bile duymadı. Sonuçta ailesi yanındaydı, başına ne gelebilirdi?


Ailesi… Ailesi yanında değildi! Boleyn adasında bir başınaydı. Annesi vefat etmiş, ablası dünyanın öbür ucundaydı. Yalnızdı! Bunu fark edince gözlerini aniden açtı.

Victorine Odette Boleyn:
[justify]Proserpina Elizabeth Boleyn, kız kardeşini kelimenin tam anlamıyla tanıyan tek kişi olabilirdi, onun bütün yüzlerini biliyordu, bütün zaaflarını bildiği gibi ve bir gerçek vardı ki Victorine, konu zihnin karmaşık yapısı olduğu zaman kendini durduramazdı. Evet, usta bir Zihnefendardı ancak bu alanda çalışırken kendine gözle görülür olmasa da önemli bir ölçüde zarar vermişti. Proserpina olmasa sırf bu yüzden St Mungo’nun sihirsel hasarlar bölümünde yatması gerekebilirdi bile, bir zamanlar annelerinin başına gelen gibi. Ancak bütün bunlar onu durduramazdı, uyarılarına rağmen odasında bu hastalıklı takıntısını sürdürdüğünü biliyordu dolayısıyla şu anda yatakta baygın halde yatan kızın zihnini kurcalamamasını anlatmaya çalışması onun için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Victorine bildiğini okuyacaktı.

“Bana öyle bakma,” dedi Victorine bakışlarını küçük kızdan ayırmadan. “Ne düşündüğünü biliyorum.”

Tabii ki biliyordu, onunla iletişim kurması için sözcüklere ihtiyacı yoktu. “Peki senin için bir şey ifade ediyor mu?”

“Endişelerini anlıyorum, abla. Ama yardım etmek istiyorum.”

Ve bir yalan. “Oğluna ettiğin gibi mi?”

“Oğlum ile ilişkim seni ilgilendirmez.” Kadının ses tonu buz gibiydi, hecelere yaptığı her bir vurgudan ne kadar gerildiği anlaşılabiliyordu.

“Ne zamandır tanımadığın çocukların iyiliğini düşünüyorsun kardeşim?” diye üsteledi. Victorine onu öldürmezdi ya?

Victorine üzerine koyu bir gölge inmiş gök mavi bakışlarını ablasına çevirdi, yüzünde tek bir mimik dahi yoktu. “Defol.”

Kız kardeşinin birini tehdit etmesi için illa bir ton göz korkutucu cümle kurmasına gerek yoktu. Bunu tek bir sözcük ile de yapabiliyordu, bakışları ve ses tonunun tınısıyla onun eğer dediği yapılmazsa sonuçlarının hayal edilebilecekten de ağır olacağı kişinin zihninin her bir köşesine işleniyordu. Krem rengi tülden duvağını yüzüne indirdi, kardeşi tarafindan silinmiş kimliğinin bir parçasıydı bu. Saygıyla bir reverans yaptı ve beyaz meşeden yapılmış görkemli kapıdan dışarı çıktı.

Asil kadın derince iç çekti. Ablasını da, kız kardeşlerine yaptığı gibi fırsatı varken postalaması gerektiği düşüncesine kapılırdı çoğu zaman. Fakat içten içe onu bırakamayacağını da biliyordu, onun varlığı bu devasa adada kendini yalnız hissetmemesini sağlıyordu, her şeye rağmen Proserpina güvendiği tek insandı.

Küçük kız, odadaki vukuattan habersiz, kenarlarına kadife perdeler asılı geniş karyolada yatıyordu. Bilinci yerinde olduğu zamanki gergin ifadesinden eser yoktu yüzünde, yumuşak yüz hatları onu o kadar küçük ve masum gösteriyordu ki yatakta yatan bir kız çocuğundan ziyade porselenden oyuncak bebekti sanki. Kabus görüyormuş gibi ara ara nefes alıp verişleri düzensizleşirken ince kaşlarını çatıyordu huzursuzca. Victorine asasını küçük kızın şakağına dayadı, onu biraz rahatlatacaktı. Beyaz bir ışık huzmesi belirdi ve kız aniden gözlerini açtı.

“Ben burada olduğum sürece yalnız olmayacaksın,” dedi Victorine yumuşak, güven veren bir tınıyla. “Nasıl hissediyorsun?”
[/justify]

Victoria Sanchez:
Yalnızlık mı, diye düşündü küçük kız. Ne cüretle onun, sevdiklerinden ayrı düşmüş birinin, karşısında bu kelimeyi kullanabilirdi! Eğer hala evinde olsaydı leydi olarak otoritesini gösterirdi ancak yalnızca uzak topraklarda değildi. Karşısındaki kadın sıradan olmaktan oldukça uzaktı. Öyle ki, evinde olsaydı bile birkaç anlamsız laftan ötesine gidebileceğinden kuşkuluydu.

Bu acizlik hissi zaten karışık olan aklını iyice allak bullak ediyordu. Bir yerden sonra düşünmeyi kesti. Yorulmaya başlamıştı. Bedeni taş kesilmiş, her kası ağrıyordu. Göz kapaklarını bile zor açık tutarken sonu olmayan bir tartışmaya girmek yalnızca aptallık olurdu.

"Neredeyim?" diye sordu Victoria.

Cevabı pek umursadığı söylenemezdi ancak aklını yitirmemek için normal davranmaya mecburdu. Tabii henüz kaybetmediyse...

Victorine Odette Boleyn:
[justify]Küçük kızın mesafeli ve bir o kadar da ukala yaklaşımı asil kadını rahatsız etmiyordu, tedbiri elden bırakmaması iyi bir şeydi özellikle Boleyn Şatosu’ndaysa ayak uydurmasının en kolay yolu buydu. Bütün işlerinin arasına çocuk bakıcılığı eklenmiş denebilirdi, eğer karşısındaki kız yaşına göre fazlaca zeki olmasaydı. Küçüktü fakat yaşından daha büyük sorunlarla yüzleşmesi gerekmişti. “Ne kadar da trajik bir kader,” diye düşündü kızın kendine acınmasından rahatsız olduğunu bildiği halde. “Çin’de kim bilir neler yaşadı, şimdi de kızı akbabaların arasına attılar.” Bu hikayenin sonunu merak ediyordu doğrusu, kaçarsa büyük bir hayal kırıklığı olurdu.

“Boleyn Şatosu’ndasın,” dedi Victorine, aynı güven veren tınısıyla. Ayağa kalktı, pencereden sızan gün ışığının altında incilerle süslenmiş topuzu ışıldıyordu doğaüstü bir güzellikle. “Usulüne uygun bir biçimde tanışamadık, evsahibin olarak bu kabalığım için affına sığınırım.” Mavilerini kızın ela gözlerine kenetledi. “Ben, Victorine Odette Boleyn. Burada Bana Yüce Boleyn dediklerini duydun, unvanlarımdan yalnızca biri, sizdeki İmparator gibi.”

Pencerenin kenarına ince bir toz kitlesi birikmişti, temizlemek için birkaç saniye duraksadı. Güneş yavaşça ufka yaklaşıyordu yerini geceyi aydınlatacak aya devretmek için. “Biliyorum, evinden uzakta, hiç tanımadığın insanların arasında yapayalnız hissediyorsun kendini. Fakat şu an benim sorumluluğumdasın, bana güvensen de güvenmesen de attığın her adımdan ben sorumlu olacağım. Seni rahat ettirmek için yapabileceğim bir şey var mı?”
[/justify]

Victoria Sanchez:
Bu kadın nasıl oluyordu da aklındakileri bilebiliyordu? Yüce Boleyn olmak için olağanüstü biri olmak gerektiğini biliyordu ancak tüm endişelerini anlayabilecek kadar keskin bir gözü olduğundan bihaberdi. Belki de o da onun geçtiği yollardan geçmiş, sevdiklerinden ayrı düşmek zorunda kalmıştı.

"İktidara giden yol hiçbir zaman çiçekli değildir." Ailesinin ona her daim hatırlattığı bu gerçeğin yansımasını karşındaki kadında görebiliyordu.

Kadını izlemeyi bırakıp kısaca etrafına baktığında Boleyn soyadının neden bu kadar büyütüldüğünü anlamak güç değildi. Yattığı oda zenginlikle parlıyordu. Altın yaldızlı duvar kağıtları odayı çepeçevre sarmış, kaçmasına müsaade etmiyordu. Tavandaki melekler onu her saniye izliyormuş gibi hissettiriyordu. Güneşi olabildiğince alan geniş pencereler denize baksa da insanın içinde huzurdan çok kaçma isteği uyandırıyordu.

Boleyn adına yakışır şekilde gücünü yansıtmak için etrafta göz alabildiğince biblo, heykeller, çizimler vardı. Victoria bunlara baktıkça asil bir ailenin kalesinde olduğunu anlıyordu. Her ne kadar altın içinde yüzüyor gibi gözükseler de bir ailenin bu görkemlş kalede yaşadığını gösteren en ufak bir bulgu yoktu. Soğuk, mesafeli ve otoriter birinin yaşadığı bir yere benziyordu.

Victoria ailesinin evindeki o tatlı gülüşmeleri, güneş kadar sıcak evini doyasıya özlüyordu. Ne olursa olsun sürekli yanında birilerinin olacağını bilerek özgürce gezebiliyor, hizmetkarlarla istediği gibi oynayabiliyordu. Şimdi ise kanını donduran soğuk bir kaleye hapsedilmişti. Ancak ne dese faydasız olacağını bildiğinden kadının sorusuna cevap vermek için doğrulmaya çalıştı. Tüm kasları tutulmuş, ağzı kurumuş küçük kız kalktığı gibi yatağa düştü.


"İlginize minnettarım, leydim. Yoksa majesteleri mi demeliyim?" diye sordu temkinli bir şekilde.

Yüce Boleyn'in imparator kadar güçlü olup olmaması bir yana, memleketindeki imparatordan başka birine majesteleri demek gururunu zedelerdi. Yine de ablasının en değerlisini, kardeşini, emanet ettiği bir kadına saygı göstermek boynunun borcuydu.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git