Dünya Ülkeleri > Boleyn Adası

Uzaklardan Gelen

<< < (3/3)

Victorine Odette Boleyn:
[justify]Victorine, iç ıstıtan gülümsemesini takındı kızın sorusu karşısında. “İstediğin biçimde hitap edebilirsin, seni zorlamayacağım.”

Kızın düşünce akışında okuduğu aile ve sevgi kavramlarına olan duyarlılığı Victorine’in gözünde bir zayıflıktı. Aile her şeyden önce gelirdi fakat asıl önemli olan gücü elinde tutmaktı. İnsanlara fazla bağlanmak kişiyi aşağı çekerdi dolayısıyla hiyerarşi piramidinde zirvedeki yerini korumak istiyorsa bu hata kabul edilemezdi. En ufak açığında bu akbaba sürüsü onu çiğ çiğ yerdi, onu parçalamaktan büyük bir zevk alarak hem de.

Küçük kızın yanına yaklaştı, nazikçe yastığını düzeltti. Şimdilik bunları öğrenmesine gerek yoktu, her şeyin bir sırası ve zamanı olacaktı, öncelik kendini rahat hissetmesiydi. “Senin yaşındayken parçalanmaya başladı benim ailem de. Önce büyük babamı aldılar, sonra annem olacak kadın kendi canına kıydı.” Yatağın yanı başındaki sehpanın üzerindeki sürahiden biraz su doldurdu bardağa ve kıza uzattı. “Bulunduğum konuma geldiğim yolda beni destekleyecek kimse yoktu, senin gibi yalnız başımaydım. Bu yüzden hissettiklerini anlayabiliyorum, Boleyn şatosuna zamanla alışacaksın ama öncesinde iyice dinlenmen ve güçlenmen gerek.”
[/justify]

Victoria Sanchez:
Yüce Boleyn'in konuşmasında bir tuhaflık vardı. Ablası asla aile meselelerini bir yabancıyla paylaşmazdı. Kardeşiyle bile paylaşmaktan imtina ederdi. Belki de leydi Boleyn annesinin vefat ettiğini, babasının gittiğini duymuş olabilirdi ancak üzerinde bu kadar etkisi olduğundan nasıl bu denli emindi? Sesinde en ufak bir şüphe yoktu.

Büyücüler hakkında pek bilgi sahibi değildi ancak olağanüstü güçlere sahip olanlarını duymuştu. Tanrının kutsamasına mazhar oldukları söylenen, acı içinde yaşamayı huy edinmiş büyücüler...

Karşısındaki kadın da gücü dünyanın öbür ucuna yayılmış bir büyücüydü, kim bilir kalbinde ne sırlar saklıydı? Ailesinin darmadağın olmasının nedenini bilmiyordu ancak aile kavramına saygı duymadığını anlamak güç değildi. 'Annem olacak kadın' diyerek bile aile hakkındaki fikrini açıkça dile getirmişti.

Victoria'nın kafası her zamankinden daha karışıktı. Bir asil, hele ki bir imparator asla nedensiz yere kibar olmazdı. Zira kibarlık gün gelir zayıflığa dönüşürdü. Fakat bu kadın ona kırılgan, değerli bir vazo gibi davranıyor, üzerine titriyordu. Victoria bunun anlaşmayla alakalı olduğunu bilse de yine de anlamlandıramıyordu. Kalbinin soğukluğu kalesine yansımış bu kadının sesi neden pamuk gibi yumuşak, bakışları güneş kadar sıcaktı? Ona acıdığı ya da acılarını anladığı için miydi yoksa kusursuz  bir oyuncu muydu? Bunu bilmenin tek bir yolu vardı: Zamana bırakmak.

"Leydim, başınıza gelenleri duymak beni ziyadesiyle hüzünlendirdi. Yine de bu pozisyona gelebilmeniz oldukça yüreklendirici. Benimle paylaştığınız için minnettarım. Fakat bir şeyi bilmek istiyorum, eğer cüretimi bağışlama cömertliğini gösterirseniz..."

Victoria derin bir nefes alıp kadının gözlerine baktı. Okyanus mavisi gözleri onu içine çekecek kadar büyüleyici, aklını yitirmesini sağlayacak kadar kusursuzdu. Bir an ne diyeceğini unutur gibi oldu. Pencereden gözüken okyanus nasıl onu çağırırcasına sallanıyorsa karşısındaki kadının da gözleri de onu öyle çekiyordu. Ancak aklını toplamalıydı, güç bela yatakta doğruldu. Sırtını yumuşak yastığa yasladı ve kararlı bir ifade takındı.

"Ablamla nasıl bir anlaşma yaptınız?"

Victorine Odette Boleyn:
[justify]Odanın atmosferi hissedilir bir ölçüde değişmişti küçük kızın sorusuyla, uzaktan izleyen biri yan yana oturan bir kadın ile küçük bir kızın sohbet ettiğini görecekti ancak kadının yüzündeki gülümsemeye zıt bit parıltı vardı gök mavi gözlerinin içinde. Tavandaki çizimlere işlenmiş melek figürleri ayrılmıştı yerlerinden, heykeller ise öbür tarafa çevirmişti başlarını. Bütün bu kaotik atmosferin nedeni Victorine’di, hiç öyle kasvetli bir hissiyat uyandırmıyordu da bu, aksine sanki biri ortama parfüm şişesiyle aşk iksiri sıkmış gibi cezbedici bir havadı. Fakat bu o kadar yoğundu ki yanlış hissettiriyordu kişiye.

Küçük bir kızın bu denli sorgulayıcı bir zihin yapısına sahip olması her ne kadar etkilenilecek bir konu olsa da artık sabrının sınandığını hissettiriyordu. Kızın haklı olduğu noktalar yok değildi, Victorine gerçekten profesyonel bir oyuncuydu, gözüne kestirdiği birini etkisi altına alırdı kolaylıkla. Haklı olduğu bir diğer nokta ise ihtiyaçları olan şeyin zaman olduğu idi. Sürecin nasıl işleyeceği ise tamamen kızın davranışlarına bağlıydı, Victorine buna umutsuz vaka olarak bakmıyordu, şimdilik.

“Seni endişelendirecek türden bir anlaşma değil, merak etme,” dedi, sesinin tınısı her zamankinden farklıydı, daha derinden daha içten geliyordu sanki. Bu dünyadan değilmiş gibiydi, insanda koşulsuzca dediğini yapma hissi uyandırıyordu. Kendini kurban etmesini söylese sorgulamadan yerine getirirdi bu isteğini. Kızın siyah saçlarını okşamaya başladı nazikçe, mavilerini kızın elalarından ayırmıyordu. “Yorulmuş olmalısın, uzun bir yoldan geldin.” Yumuşak bir buse kondurdu alnına.

“Şimdi dinlen.”

Derin bir uyku bekliyordu onu, uyandığında yeniden doğmuş gibi hissedecekti ve konuşmalarına dair yalnızca onu karşılayan kadının Victorine Odette Boleyn, Yüce Boleyn’in ta kendisi olduğunu hatırlayacaktı.
[/justify]

Victoria Sanchez:
Tanıdık bir his bedenini ele geçirmişti. Göz kapakları ağırlamış, bedeni uyuşmaya başlamıştı. Kadının sözleri annesininkileri anımsatıyordu. Aklındakiler teker teker silinirken karşı koymak için çabaladı. Ancak o kadar güçlüydü ki gözleri kapanmaya başladı. Kalbinin atışı yavaşladı,nefesi düzene girdi.


Kendini karanlığa teslim etmeden tek bir şey düşündü: Güçlü olacaktı. İnsanların büyüsüne ya da sözlerine yenilmemek için güçlü olmak zorundaydı. Bedeli ne olursa olsun.

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git