Feanor, Alessia'yı sabırla dinledi. Sonundaki iltifatta başını hafifçe kaldırdı, şaşkınlık çökmüştü üzerine.
"Ne?"
dedi hızlı bir şekilde.
"Ha... teşekkür ederim. Sağol.. Annem de gözlerimin güzel olduğunu düşünür."
Annesinden bahsetmesinden de anlaşılıyordu ki: Feanor, kadınlardan alacağı iltifatları çoğunlukla başarısız bir şekilde idare ederdi. Yakışıklı biriydi, gerçekten yakışıklıydı ancak gençlik dönemindeki bunaltıcı yalnızlık; insanlarla olan ilişkilerinde çoğunlukla ya ölüm kadar ciddi, ya da sıklıkla şaka yapan ve dalga geçen bir tutum sergilemesine sebep olmuştu. Dolayısıyla, elde etmediği ancak sahip olduğu şeyler üzerinden gelen iltifatlara karşı savunmasızdı. Boğazını temizledi, elini ensesine götürdü hafif hafif kaşıdı.
"Hayat.. zor."
dedi gülümseyerek.
"Çünkü kazanılan şeyler hissedilmez ki insan daha fazlasını kazanmak arzusuyla yansın. Bu evrimimizden geliyor, mağaralarda dolaştığımız zamanlarda 'Benim bir tane mızrağım var, ikincisine ihtiyacım yok!' Mentalitesiyle yaşasaydık bir mızrağımız kırıldığında savunmasız kalırdık. İnsan elindekileri fark etmez ki daha fazlasını elde edebilsin.. Hep daha fazlasını.. sonsuza dek daha fazlasını.. Ortalama bir lordun evinde 300.000 eşya var. Bununla alakalı her şey. Hayat sana bir şey vermiyor değil, sen farkında değilsin daha fazlasını istediğin için."
Kendi göğsüne dokundu işaret parmağıyla.
"Burada bel yağlarını takmayan bir canavar olduğunu varsay, bir canavar yemek yediği müddetçe yediği yemeğin miktarını takdir etmeyecektir. Ancak yemeksiz kalırsa, vahşileşecektir. İnsan da tam böyle işte. Böyle bak hayata.. Ben öyle bakıyorum.. Gerçi, böyle bakınca da düzelmiyor işler. Üzülmeye devam ediyorsun ancak en azından sebebini biliyorsun."
Gülümsedi tekrar.
"Ben de öfkeliyim hayata. Etrafına bak, öfkeli olmayan kimse yok. Her birimiz yalnızız, az maaş alıyoruz, aşkı bulamadık, hayallerimizi gerçekleştirmedik. Vasat bir hayat yaşıyoruz . Potansiyelimize ulaşamadık ve ulaşamadan öleceğiz. Kimimiz katkı maddelerinden ve doğaya bırakılan kimyasal atıklardan kanser olup ölecek, kimimiz 90 yaşına kadar yaşayacak ancak arada hiçbir fark olmayacak. Hayatı güzel bulmak istiyorsan, güzel bulduğunu kendine inandır önce. Hiçbir şeye kızma, daha çok gülümse, daha çok gül ve mutlu insanların dinleyeceği şarkılar dinle. Ne bileyim.. çiçek al kendine, bakmaya başla; bir çocukla arkadaş ol, bir evsizle arkadaş ol.. Bir din adamıyla arkadaş ol.."
Saçlarını kaşıdı.
"Senin gibi olmayan herkesle arkadaş olmakla başla işe. İnsanlar olarak en büyük sorunumuz yalnızlık. İyi bir dostun çözemeyeceği pek az sıkıntı var dünyada. Bunu aşmak gerek insanlar olarak. Daha çok tutunmalıyız birbirimize, daha çok sevmeliyiz herkesi."
Tüm bunları söyleyen, yaşından büyük bir olgunlukla konuşan Feanor'un hiç arkadaşı yoktu. Her gün nefret ettiği bir işe gidiyordu, nefret ettiği bir patronu zengin ediyordu ve her günün her saati kafasına sıkmak istiyordu. Bir şeyler alıkoyuyordu. Bir şeyler engelliyordu. Feanor bunları parmakla gösteremese de, olduklarını hissedebiliyordu. Elmacık kemiklerini kaşıdı. Bir viski daha istedi. Alexia, Feanor'un dağılmış saçlarına hafifçe şekilde verdi; ardından viskiyi doldurdu. Feanor birkaç yudum daha aldı, bir sigara daha yaktı.
"İster misin?"
Paketi uzattı.