Sırıttı, ardından güldü hafifçe.
"İyi madem."
dedi, onunla birlikte dans etmeye başladı. Bunu yapıyor oluşu onu oldukça utandırıyordu ancak atmosfer fazla iyiydi ve gelecekte 'keşke dans etseydim!' demek, sonraları aklına geldiğinde utanmasından çok daha kötüydü.
"Sesin güzelmiş. On parmağında da on marifet."
Yağmur şiddetini biraz azaltsa da hala sağanak şeklinde yağıyordu.
"Umarım ölmem."
Alessia, Feanor dans etmeye başlayınca güldü. ''Teşekkür ederim.'' dedi şarkının arasından. ''Ah, ölmek mi? O kadar güçsüz değilsindir'' dedi gülerek. Şarkı bitmişti, sırılsıklamdı. Gülmeye devam etti ''Uzun süredir bu kadar gülmüyorum.'' dedi mutlulukla.
"Pek sağlıklı beslenmiyorum, bugün kahvaltıda korkutucu derecede siyah; yanmaktan kül olmuş bir tost yedim."
Kıkırdadı. Bir süre daha yağmurun altında debelendikten sonra işaret parmağını kaldırdı.
"Tamam, ceketimi alayım da sana kalacağın otele kadar eşlik edeyim. Bekle."
Bara tekrar girdi, Alexia'dan ceketini istedi; aldığında ceketi sırılsıklam kıyafetlerine değdirmeden çıktı. Alessia'nın yanına geldiğinde yağmur hepten etkisini yitirmemiş olsa da, artık sağanak değildi. Daha sakin yağıyordu.
"Gel. Bu taraftan.."
Öksürdü, ardından sırıttı.
"Önümüzdeki iki gece doğal seçilimi iliklerime kadar hissedeceğim herhalde."
Alessia, Feanor'un peşinden ilerlemeye başladı, boş boş sırıtıyordu. "Eh, güçsüz olmak senin suçun." Dedi alaycı bir tavır ile. Ardından bir an başı dönünce tökezledi. [Color=yellow"Hay-"[/color] cümlesini tamamlamadan toparlandı ve hafifçe güldü, başı dönmeye devam ediyordu.
"Bana güçsüz diyen ayakta duramıyor."
dedi iğneler vaziyette. Arkasına döndü, yerde oluşmuş ufak su birikintilerini eze eze Alessia'nın yanına geldi. Elini ona doğru uzattı.
"Bekle yardım edey-.."
Tam o sırada esen sert bir rüzgar, Alessia'nın paltosunu havalandırdı ve Alessia'nın belinde asılı olan asayı fark etmesini sağladı. Duraksadı Feanor. Elini indirdi, cebine attı. Etraf karanlıktı, sokak lambaları görevini layıkıyla yapmıyordu. Alessia her ne kadar Feanor'u seçebiliyor olsaydı da, yüzünün detaylarını tam manasıyla gördüğü söylenemezdi. Çakmağı çıkarttı, sigarayı yaktı. Tam da o anda, çakmağın o cılız; ufak aleviyle aydınlanan yüzüyle ortaya çıktı çehresi. Islanmış saçlarının bir kısmı topaklanmış, mat bir renk alarak alnına yapışmıştı. Diğerleri hala kendi rengindeydi, onlar da alnına yapışık duruyordu. Saçlarının zar zor eriştiği ince kaşları büyük bir öfkeyle çatılmıştı. Soluk gözleri, çakmağın ışığını sonsuza kadar yansıtacakmışcasına parlamıştı alevle beraber. Gözleri de mutlak bir öfkenin ve hayal kırıklığının izini taşıyordu. Sigaradan derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Hiçbir şey demedi. Yutkundu. Bir şey söylemiyordu, çünkü kafası çok ama çok gürültülüydü.