İngiltere Büyücedünyası > Kara Göl

Planlar Peşinde, İstikbal Göklerde

<< < (2/3) > >>

William N. Harker:
Bulmak için yola çıktığı hedefin kendisini daha önce bulduğunu fark edip cümlesini yarıda bırakan Alfred'in suratı, her biri saniyenin onda birine denk gelen dört parça içinde dört farklı şekle büründü. Önce burnunun dibine kadar yaklaşmış mavi karaltının sürpriziyle ürktü; sonra hayvani dürtülerinin etkisiyle kaçmaya hamle edecek gibi olup dikkatli bir ifadeye büründü; hemen ardından komik bir fıkranın sonunu duymuş gibi eğlendi ve en son olarak, artık aklına her ne fikir geldiyse bunun heyecanı ile dolu bir coşku.

Arkadaşının yoğun uçuş ve quidditch tecrübesi sayesinde kazandığı hızlı tepki süresine sahip olmayan William'ın ise sadece tek bir ifadeye girecek zamanı olmuştu ama yıllardır onun her saçmalığına şahit olmanın etkisiyle en gerekli olanı seçmeyi başarmıştı. Alfred o salise kurduğu planı harekete geçirirken William da asasına davranmıştı bile.

Kafasına doğru uçan cızkıpıra hedefini verebileceği en açık şekilde sunarken bir yandan da kukuletasını bir ağ gibi kullanma amacıyla kavramıştı Alfred. O en öndeki izbandut cızkıpırın sokuşunun ardından onu kukuletasıyla, kendi vücuduna çekebileceği diğer cızkıpırları ise cübbesin bulabildiği diğer parçalarıyla hapsetmeye çalışacaktı. Aşırı çalışan beynini taşıyan kafası cızkıpırla buluştuğu esnada ayağını arkadaşlarına doğru sallayıp telaşla bağırdı: "Will çapam sensin! Tut beni!"

William'ın uyarıya ihtiyacı yoktu. Elbette çapası olacaktı; kendisi olmasa bu budalanın kaç kere ciddi yaralar almış olacağını sayamazdı bile. Böyle bir çılgına mutlaka çapa gerekirdi, şimdi de, ileride de. Arkadaşına içinden ettiği lanetlere ve küfürlere rağmen kendisine uzanan ayağı hedefleyip büyülü sözleri söyledi. "Wingardium Leviosa"

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 4, total 4
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

[spoiler]Edit: büyünün nereye yapıldığı netleştirildi.[/spoiler]

Iris Ashworth:
[justify]Topaç gibi dönen fantastik yaratıkların renklerinin güzelliği ile büyülenen Iris, belli ki ilk etapta bu canlıların hedefi olmamıştı. Şansının bu noktada yaver gitmiş olması devamının da böyle şekilleneceği anlamına gelmezdi. Bu safir renkli canlıların gözle görülemeyecek bir hızları olduğunu kitaplarda okumuştu elbette. Ancak, Alfred'in havaya yükselmeye başlayışıyla kendi gözleriyle böyle bir sahneye tanıklık etmek kuzgunu bir hayli şaşırtmıştı. Kendi içlerinde küçüklü büyüklü olmalarına rağmen bir insan cüssesiyle karşılaştırıldığında her halükarda küçük olduklarından diğer canavarlara nazaran da daha tehlikeli olabileceklerini düşünmek kaçınılmazdı. Gözden kaçmaları da cabası. Arı kovanına çomak sokmakla eş değerdi yaptıkları esasen. Üzerlerine doğru uçmakta olan cızkıpırları durdurmalıydılar bir an önce. Iris, Alfred'in emin ellerde olduğunu biliyordu. Tıpkı seslendirdiği gibi çapası onun için her zaman yanı başında olacaktı. Söylemesine dahi gerek olmadan, keza kendisi de dahil olmak üzere; diğerleri de. Hepsi bir diğeri için. Hayatlarının geleceğe dair en umut veren ve en güzel parçasıydı dostlukları. Hiçbir zaman bu bağlamda haza olmayacaklardı.

Diğer taraftan, bazen en muhteşem fikirler ise en basit olanlarıydı. Detaylı ve kesin sonuç alabilecekleri bir şey düşünmek için vakitleri epey kısıtlıydı. Bunun bilinciyle birlikte kendilerine doğru gelmekte olan cızkıpır ordusuna -en azından görüş açısına girmiş olanlara- doğru asasını yöneltti Iris. Rose her ihtimale karşı William'a yardım etmek için beklerken, Peter'ın da arkasından destek vereceğinden emindi. Iris'in büyüsü yeterli olsun veya olmasın kimsenin zarar görmemesi için elinden geleni o da yapardı, aralarında karşılaştıkları herhangi bir durumda sonuçları olumlu biçimde güvence altına almak denildiğinde sıralamada birinciliği Iris ile el değiştirirlerdi çoğunlukla. Peter'ın asasına yeltendiğini gördü Iris, beklediği gibi. O da hamle yapacaktı.

Adeta zamanla yarışırcasına büyülü sözleri söylemeden önce aradan kaçanlar olmamasını umut ederek asasını düz ve orta yumuşaklıkta dik bir şekilde salladı: "Immobulus!".Peter'dan işitilen büyü ise yaklaşan gruptan bir noktada daha ayrıksı şekilde uçmakta olan büyük bir iki cızkıpıra doğru "Petrificus Totalus" olmuştu asasının konumlandırılışından anlaşıldığı üzere.[/justify]

Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 7, total 7

André Harris:
Hogwarts'ın tepesindeki gökyüzü, İngiltere standartlarına göre alışılageldik kapalılık ve sıkıcılıktaydı. Kumral saçlı oğlan ise boş vaktini geçirmek için arasında uzun kış aylarını geçirdiği ve dışarıdaki havadan daha da iç sıkıcı hale gelmiş taş duvarlardan kaçmış, kendisini Kara Göl kenarında bulmuştu. Hogwarts'taki ilk revirlik oluşundan itibaren pek çok anısı vardı bu civarda, özellikle deneyleriyle alakalı. Genellikle insanların sevgilileriyle geldiği bir bölge olan göl kenarının daha ayak altından uzak, yalnız olabileceği kesimlerinde bir söğüt ağacına yaslanmış vaziyette kendi halinde vakit geçiriyor, yanında getirdiği büyücü satrancı taktikleriyle alakalı kitaba göz gezdiriyordu. Oyalanmak adına harcadığı tüm çabasına karşın ise sıkılmaktan alıkoyamıyordu kendisini. Sosyal kabiliyetleri böylesine zayıf bir insan olarak yalnızlıktan bu denli sıkılması, acı bir ironiydi an içerisinde kitabından kafasını kaldırmış olan oğlan için.

Bu esnada biraz uzağından yükselen ve rüzgarın susturamadığı bazı sesler çalındı kulağına, odağını verecek daha iyi bir şeyinin olmamasından ötürü başını sesin geldiği yöne çevirmesiyle de gözleri irileşti ansızın. Orman sınırına doğru gördüğü ekip... William'lar mı oradaydı? Ama daha önemlisi, büyü mü kullanıyorlardı bir şeylere?! Sağa sola fırlayan ışık huzmeleri bir hayli belirgindi ve farklı renklerin görünümü bir çalışmadan ziyade çatışmanın varlığını ifade eder cinstendi. Hızlıca kütüphaneden aldığı kitabı çantasının üzerine fırlatıp doğruldu ve o yöne koşmaya başladı. Kahraman bir kişilik miydi ki André? Tabii ki hayır. Ne yapabileceğine dair bir fikri var mıydı? Katiyen hayır. Ama arkadaşlarının başının belada olabileceği ihtimali karşısında yanlarına koşmaktan alıkoyamamıştı kendisini. Yaklaştıkça hızlıca hareket eden minik mavi yaratıkları- cinperiler? Hayır, cızkıpırlar... Gerçi hangisi daha korkutucuydu emin değildi an içerisinde ama hararetli bir çatışma olduğunu fark edebilmişti. Asasını paltosunun cebinden çekip seslendi en yakınındaki simaya:

-Iris! Bu cızkıpı- Ne olu- İyi misin- Ya-Yardım ede- Siz-

Seslenmesinin ardından kendisine de bir anlık bakan, yüzündeki ifade ciddi mi, çevresindekiler adına utanan cinsten mi, korumacı mı yoksa endişeli mi çıkartamadığı -ki André hayatında zaten bunu kaç kere başarabilmiştir- Ravenclaw'lu sınıf arkadaşı asasından mavi bir ışık huzmesi göndermeyi tamamlamış, sanki kendisini de korumaya çalışacağı bir açı almıştı düello pozisyonuyla. Yerdeki dörtlü ekibin simalarını gördükten sonra kapüşonundan dolayı tanıyamadığı ancak havada süzülen çocuğun da -zaten başka kim havada kapüşonuyla süzülüyor olabilirdi- Alfred olduğunu tahmin etmek pek güç değildi. "B-Bu-Burada ne olu..." Yardım etmeye gelmiş olmasına karşın Iris'in kendisine verdiği karşılıkla kendisine gelmiş ve yerdeki gruba destek olmaya koyulmuştu. Daha doğrusu koyulmayı denemeye başlamıştı.

-Avi- (hayır, uçuşu zorlaştırayım derken cızkıpırları çevredekilerin hedef almasını da engelleyebilirdi)
-Ee... (ne, ne kullanabilirdi ki, Iris ve Peter'ın fikirleri aslında mantıklı gibi)
-Immobulu- (ilham!)
-Protego Tota-! (ama bu büyüyü başarabilir miydi ki)
-Protego Totalum!

Eğer büyüsü başarılı olursa, çevresindeki herkesi korumaya alabilirdi bir ümit; özellikle William, asasıyla neden olduğunu anlamadığı bir şekilde Alfred'e odaklanmış bir haldeyken değerli olabilirdi bu. Tabii tüm bu laf salatası sırasında bir büyüye karar verebilip icra etmeyi başaramadan önce kalçasında bir batma hissi yaşamazsa...

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 4, total 4
Talih 1d10 : 3, total 3

Lady MacDeath:
[justify]“MAHMUT ATLA OĞLUM!”

“CHAD AMİRİM DÖRT UZUVLULAR ÇEVİK ÇIKTI!”

“AHA ŞİMDİ SOKTUM KAFANI!”

Ormandaki kaos gittikçe şiddetlenir ve bununla birlikte ilginçleşirken, az ötedeki dallara saklanmış küçük bir cızkıpır vardı. Adı Şapşal’dı, kendisi türdeşlerinin aksine dört uzuvlulara sempati duyardı.

Kafalarının üstüne kondurulmuş yumaklarla geziyorlardı, onlar için yapılmış birer yuvaydı sanki görüntüsü. Bu, “Haydi, birlikte yaşayalım!” teklifi değildi de neydi? Kafalarında yuvayla gezen varlıkların neresi sakıncalı olabilirdi? Özellikle, havaya yavaşça yükselmeye başlayanın ayağına uzanmış dört uzuvlu yüzündeki saçma ifadeye rağmen oldukça davetkâr görünüyordu. O kocaman pofuduk yuva onun için olmalıydı! Bu düşünce Şapşal’ı saklandığı yerden çıkardı ve kaosun ortasına doğru süzülmeye başladı. Bızz. Bızz.

O sırada dört uzuvlunun, yani William’ın, arkadaşına yolladığı büyü başarıyla hedefine ulaşmıştı. Lakin amaçladığından biraz farklı bir şekilde.

Büyüyü atmıştı, evet, tam o anda Şapşal gencin saçlarının içine girmişti. İğnesini batırmamıştı ama büyücünün saçlarının arasında olduğu tutunduğu teller sayesinde belli oluyordu. William şimdilik şanslıydı, havaya uçmaya başlamamış olsa da bu sokulma ihtimalini ortadan kaldırmıyordu.

Alfred mi? Alfred ne düşünüyor bilinmez fakat bizce pek şans kartı çekmiş sayılmazdı. Havada daha yavaş -ağır çekime alınmış gibi- süzülüyordu. Bu iyi bir şey sayılırdı eğer onu yavaşlatan yer kafası olmasaydı. Cızkıpır ordusu, genç büyücünün savunmasızlığını fırsat bilmiş ve var güçleriyle iğnelerini zavallının kalçasına saplamışlardı. Oluşan görsel oldukça ilginçti, oğlanın kafası yerçekimine ayak uydurmaya çalışırken, kalçası havaya yükselmeye çalışıyor, bacaklarıysa William sayesinde yere doğru sarkık bir pozisyon halini almıştı.

Bir diğer tarafta dört uzuvluların dişi olanı, yani Iris, iyi ayarlanmış bir zamanlamayla davrandığı asasıyla ona doğru hücumda bulunan cızkıpırları durdurmuştu başarıyla. Hemen yanındaki Peter da aynı şekilde. Ama unuttukları bir şey vardı: Arkadan saldırı.

Chad komutan ve kamuflaj yapraklarını giymiş ekibi hışımla arkalarına doğru süzülüyorlardı. “MAVİ SİYAH HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN!” Hedefleri Peter’ın kalçasıydı. Chad ise Iris’in peşindeydi, omuzlarını germiş gururla uçuyordu. “HUGA BUGA AAAAAAAAAAAA!”

Sahneye biri daha dâhil olmak üzereydi tabii. Hatta iki kişi.

Uzaklardan sarı şeritli cüppesini geçirmiş bir dört uzuvlu gelmişti koşar adımlarla. Onu ilk fark eden Barry'di. Chad’in saldırı birliğinde olmayan diğer cızkıpırlar gibi o da yaprakların arkasına saklanmış larvaları koruyordu. “Ah, tanrım bir tane daha geliyor!” Diğerlerine haber vermek adına kovuğundan ayrılmaya karar vermişti ki küçük uzuvunda bir baskı hissetti. Karısı Karen’dı. Karen, büyük siyah gözleriyle kocasına bakıyordu. “Lütfen sağlam dön…” Barry, ona güven verircesine karısının kanatlarına kendininkilerle şaplakladı, cızırdadı. “Elbette balım. Sen sadece bekle. CIZIRDAYAN CIZKIPIRLAR ADINAAAAAAA!!!”

André, Barry’nin büyük bir hararetle üzerine doğru hücuma geçtiğinden habersiz, arkadaşlarını kurtarmak için bir büyü denemesinde bulunmuştu. Ama André, André, André… Zavallı André yeterince hızlı harekete geçememişti, asasının ucunda küçük bir kıvılcımdan başka hareketlilik olmamıştı. Bu da saldırı birliğindeki cızkıpırların bir kısmının dikkatini çekmesine neden olmuştu. Yaklaşık beş tanesinin denebilir, biri epey gaza gelmiş hem de!

İlginç bir kaos olduğunu söylemiştik değil mi?

Peki, William, Şapşal ile uyum içinde çalışabilecek mi?

Iris, Chad’ten kalçalarını kurtarabilecek mi?

André… André hayatta kalabilecek mi?

Önce reklamlar!

Not: Kalçanızı kollayın! -Bay K[/justify]


Notlar;
-William'ın içinde bulunduğu durumda yaptığı her hareket onu sokulmaya daha da yaklaştırabilir ya da beklenmedik bir şekilde Şapşal ile anlaşmanın bir yolunu bulabilir, bu tamamen ona kalmış.
-Alfred'in pozisyonu şu görsel ile özetlenebilir, katkıları için Mr. K'ye çok teşekkür ediyorum ^^
[spoiler][/spoiler]
-Iris'in bir önceki hamlesi geçerli oldu ama bu sefer kelimenin tam anlamıyla arkasını kollamaya özen göstermeli
-André de şanslı bir başlangıç yapmış değil, odaklan be velet yoksa olacaklar bizden değil, demedi demeyin.
-Özetle şu anda doğrudan saldırı altındasınız, karşılık verip vermemek yine size kalmış ve RP'lerin sonunda zar atmayı unutmayın. Av kaldığı yerden devam ediyor!

William N. Harker:
Cızkıpırların arasına sızıp onları kendi alanlarında, yani gökyüzünde etkisiz hale getirmesini hayal ettiği ve bu amaçla da bir uçurtma gibi güven içinde süzülmesi için asasıyla yakaladığı arkadaşı neredeyse hiç yerden yükselememiş halde şekilden şekle girerken William bunun farkına varamamıştı. Çünkü o bunu görmese de Alfred'in kalçalarını siper ederek sağladığı savunma hattını geçmeyi başarmış bir tehlikenin kendisine doğru yaklaşmakta olduğunu son saniyede fark etmiş ve tüm dikkati bu yöne kaymıştı. Kendisini cızkıpır iğnesinin acısına hazırlamış ve korkuyla yüzünü buruşturmuştu ki beklediği batmanın bu kadar gecikmiş olamayacağını düşündü. Aksine kafasının üstüne konan mavi böceğin saçlarının arasında sanki yerine yerleşiyormuş gibi usulca titreşiyordu. Hissettiği doğru olabilir miydi? Bir cızkıpır insana karşı yakınlık gösterebilir miydi? Ne kadar mümkün olduğunu bilmese de bu düşünce ile tüm o içinde olduğu kaosun arasında kıkırdamaya başladı. "Pekala, keyfine bak bakalım seni 'şapşal' şey, umarım orası rahattır." deyip asa tutmayan eliyle saçlarının yanlarını kabartıp böceğin üzerine doğru bir yorganmışcasına savurdu.

Karşılaştığı bu hoş sürprizin etkisiyle bir iki saniyeliğine koptuğu gerçekliğe döndüğünde ise gülümsemesi yüzünde donup kalmıştı. Iris, Peter ve Rose'un kendilerini korumak için gösterdikleri çabayı ve asasındaki küçük bir parıltıyla kendisinin (ve birkaç cızkıpırın) dikkatini üzerine çeken André'yi görmüştü sonunda. Hele Alfred, ah zavallı Alfred! Şimdiden kevgire dönmüş olmalıydı. İçinden 'öyleyse B planı' diye geçirdi ve yine içinden ekledi 'üzgünüm Alfie; söz şatoya döndüğümüzde merhemin benden'.

"Beyler Hanımlar yeni plan! Alacağımızı alıp kaçalım diyorum. Alfred, planın anahtar noktası sensin." dedikten sonra arkadaşını kontrol etmek için kullandığı uçurma büyüsünü sonlandırıp çocuğu omuzlarından sıkıca yakaladı. Amacı Alfred'in hala bedeninin kalanından daha yukarda süzülen kalçalarını kendisine ve diğer arkadaşlarına kalkan olarak kullanmaktı.

Düşündüğü gibi de yaptı; en azından bunu denedi. Saldırının gelebileceğini düşündüğü yerlere doğru savurdu arkadaşının o cefakar kalçasını. Bunu yaparken de olabildiğince tüm tehdidi üzerine çekmeye çalıştı güvenilir kalkanının ardından. Gruptaki kurbanı teke indirme çabası planının sadece ilk yarısıydı; diğer ve esas önemli kısmı ise buraya geliş amaçlarını başarmak üzerineydi: tüm cızkıpırları tek bir yerde toplayabilmek: Alfred'in kalçası.

Yaşadıkları heyecanın artık yeterli olduğuna karar verdiği bir anda asasını tekrar kaldırıp arkadaşının kalçalarına çevirdi; dikkatli inceleyemedi ama pantolonun ve cüppenin kalın kumaşı sayesinde onu sokan cızkıpırların kolayca iğnelerini kurtaramayacağını umuyordu. Elbette bu işi biraz daha zorlaştırıp şatoya kadar böceklerin kınındaki kılıçlar gibi yerinde kalmalarını sağlamalıydı. Planının en önemli anına gelmişti, kendinden emin bir ses ile "Epoximise" dedi.

Kontrol edecek zaman yoktu, en iyisini umarak kendisini kaçışa hazırladı. Saldırıları kendi üzerine çekmeye çalışırken bir süredir ne yaptıklarını takip edemediği arkadaşlarına seslendi: "Geri çekilelim, Alfred'in kalçası daha fazla cızkıpırı kaldıramayabilir! Şatoya dönüyoruz!"

Bu nidalarıyla birlikte iyice havaya girmişti William, kendisini bir komutan gibi hissetmişti ve tek eksiğinin bir 'binek' olduğunu biliyordu. Neyse ki bu da hemen önünde hazır durumda bekliyordu. Bünyesine giren onca cızkıpır zehrinin etkisiyle her an ciddi şekilde uçmaya başlayacağını tahmin ettiği için sıkı sıkıya tuttuğu arkadaşının kafasını kendi bacaklarının arasına yerleşmesini sağladı. Kendi bacaklarını da bir atı veya hipogrifi mahmuzlar gibi Alfred'in omuzlarının iki yanına atıp sırtına tersten oturdu. Kemerini de bir dizgin gibi tek eliyle kavradığında hazırdı. Öyle ki ayaklarını yere sertçe vurup harekete geçmeye çalıştığında önündeki kalçanın kişneyip şaha kalktığını bile hayal edebiliyordu.

[spoiler]Ne için attığımı ben bile bilmiyorum. Ortaya karışık.[/spoiler]

Yetenek 1d8 : 7, total 7
Destek 1d8 : 6, total 6
Talih 1d10 : 8, total 8

[spoiler]Mr. K'den bu durumu da özetleyecek bir görsel bulmasını rica ediyoum.[/spoiler]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git