İngiltere Büyücedünyası > Tılsım Dersliği

1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi

<< < (4/4)

Eadwig Alger Boleyn:
Yetenek 1d8 : 2, total 2
Destek 1d8 : 3, total 3
Talih 1d10 : 7, total 7

Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Tabi ki sevmeyecek o buzdolabını... Profesör Moore ne ya? Franziska biraz daha düzgün bir şey atsaydın bari. Bak bak kadın ne güzel konuşuyor. Diyor ki sıkıcıııı! Diyor ki mankafaaaa! Çok doğru söylüyor. Bir gün gidip bu kadını akşam yemeğinde özel bir şey konuşacağız ayağına yemeğe çıkarmalıyım. İşte klasik ders saçmalıkları olurken ben de yine bir elimi Franziska’nın omzuna attım. Bir elimle de üzüm atıyordum ağzıma.

Diğer yanımda oturan en yakın arkadaşım Winton’a bakmadan “Doğru olanı yapmak neden bu kadar zor ki?” diye fısıldadım.

“Dersi dinliyorum.” diye cevapladı soğuk bir sesle. Ağzıma attığım üzümü dişlerimle delip suyunu emdim hiç ses çıkarmadan. Winton ise biraz bekledikten sonra “Yoksa konuştunuz mu?” diye sordu. Ah benim canım arkadaşım, hisleri nasıl bu kadar kuvvetli bilmiyorum. Cevap vermediğimde “Sana yapma demiştim Eadwig, hiç kendin gibi davranmıyorsun bu konuda.” diye tısladı fısıltıyla. Artık ciddi ciddi azarlıyordu beni.

“Ben bir şey yapmadım.” diye itiraz ettim kafamı onun olduğu yana doğru yatırarak. Hala ona bakmıyordum. “Kendisi geldi.”

“Reddetseydin!”

Döndüm buna ciddi bir tavırla. “Etmedim mi sence?” diye kızdım. “Ben de biliyorum ne yapılacağını... Sadece...” Devamı gelmedi cümlenin.

Yüzüme sinirli sinirli bakan Winton’un gözleri yanımda duran Franziska’ya kaydı. Ardından bir of çekip önüne döndü. “Sonra konuşuruz.”

Ders için sıraya girmemiz gerekene kadar sessiz sessiz oturdum. Benim kafam derste değil, geçmişte yaşadığım şeylerdeydi hep. Bu yüzden sıraya girdiğimizde bizimkilerin arasında sessiz sessiz elimdeki üzüm çöpünü koparıyor, kopardıklarımı da yere atıyordum. Benden önce büyüyü deneyen Gage başarısız oldu. Sıra ona gelene kadar sınıfta neler yaşandı farkında bile değildim. Ki zaten kafamı Charlotte meşgul etmese, bu sefer de arkadaşlarımı tehlikeye attığım için aynı duruma girecektim. Hadi diyelim kafam çok rahat olsun, o zaman da ders umrumda olmadığı için ilgilenmeyecektim. Sıra bana geldiğinde asamı bile çekmemiştim. Profesör Yamashita’nın karşısında 1-2 saniye durdum. Sonra aklıma geldi asamı çıkarmak. Tam bir avel hareketinden sonra asamı kadına doğrulttum.

“Hmm... Confundus?”

Asamdan büyü çıkışmadı tabi ki. Gözlerimi devirip of çektim. Neden buradayım şuan ya? Gerçekten oturup Slytherin öğrencilerinin istatistiklerini falan çıkarsam daha yararlı olurdu. Mutfak gelir giderleri de olur. Aslında en iyisi ne olur biliyor musunuz? Hogwarts 5 yıllık harcama planı. Off, en büyük hayalim. Bu senenin sonlarında ya da son senemde başvuracağım bunu yapmak için. Yönetim, işletme, muhasebe... Düşününce bile heyecanlanıyorum. Büyü yapmak ne yani? Hizmetkarların işi.

Arkamdaki Winton kulağıma “Confundo.” diye fısıldadı.

“Hı?”

“Büyüyü yapmak için Confundo demen lazım.”

“Hmm...” Tekrar aynı şekilde tuttum asamı. “Confundo!”

Bu sefer asanın ucundan bir şeyler çıktı ama istenilen büyü bu değildi sanırım. Çünkü sadece ışık çıkıp minik minik patlamıştı havada.  Daha fazla denemek de benim sinirlerime iyi gelmeyecekti. Bu yüzden asamı elimde çevirip cübbemin içine koydum.

“Profesör Yamashita.” dedim. “Ben bu büyüyü pek anlamadım gördüğünüz gibi, eğer meşgul değilseniz bir akşam yemeğinde yanınıza geleyim. Çalışalım. Öğrenemediğim için çok üzüldüm açıkçası.” [/justify]

Charlotte Vera Rillian:
[justify]Deli gibi kaçınıyorum Eadwig ile aynı ortamda olmaktan. Her düşündüğümü duyabiliyor. Ne kadar da korkutucu. Bir şey gizlemek istediğimden değil ama hiçbir zaman ne düşüneceğimi de bilemem ki. Rastgele çalışan bir düşünce yapım var. Dinleyeceğini düşünmesem de tedbirle yaklaşmaya çalışıyorum. Birkaç gün sonra bunun korkusuyla ve tehlikenin farkındalığının anca aklımda yer etmesiyle kaçındım çoğu dersten. Tabi, bu eğitimime iyice mani olmaya başlayınca toparlamaya çalıştım kendimi. Vücudumu zorlayarak dersliğe kadar geldim. Kapıdan girdiğim ilk anda Winton'ı görünce bakışlarımı Eadwig'e çevirmeden hızlıca suçlu gibi kaçmaya hazırlanıyordum. En arkaya geçecektim ve ondan uzakta aklımı koruyarak huzurlu bir şekilde dersten ayrılacaktım. Öyle olmadı. Eleanor beni kolumdan tuttuğu gibi neredeyse çocuğun dibine oturttu. "Ne yapıyorsun?" dedim şokla. Şüpheli şekilde yerimde duramıyor, sürekli etrafa bakıp farklı şeylere odaklanmaya çalışıyordum. Sınıf ne kadar ferahmış. Eleanor yine saçını taramadan gelmiş. Winton'ın varlığı gerici. Mirabelle'i göremedim. Samuel de yok. Hmmm. Canım limonata içmek istiyor. Ev cinleri de keşke bizle derse girse. Sarı saç çıkarma iksiri ile kaç kez kandırıldılar acaba? Sarı saç. Sarı. Eadwig neden yine-HAYIR! OF! Çıldırmak üzereyim. Biri beni tokatlamalı. Neyse ki o sırada kurtarıcı gibi Profesör dersliğe geldi.

Sevmeyeni yoktur bu Profesör'ün. Dünya tatlısı bir kadın bir kere. Ona odaklanarak hem dersi öğrenebilir hem de paranoyaklığı elden bırakabilirdim. Tüm hevesimle dinlemeye koyuldum. Sorduğu soruyu düşünecek kadar odaklanamadığımdan arada bir kolumu çimdiriyordum kendimi hizada tutmak için. Kafa karıştırma büyüsü çok işime yarardı. Protestolarımda beni zorlayan tiplerin üzerinde kullanabilirdim. O sırada Eleanor dürttü beni. "Profesörün ne dediğini duydun mu? KSKS Profesörü için." Ne dedi ki? İki dakika yararlı şeyler düşünemiyoruz. "Yok." diye yanıtladım fısıltıyla. "Aralarında nasıl bir şey olmaz? İlgisini çekmiyormuş. Tek düze dedi adama ciddi ciddi." Eleanor dedikoduya bayılır. Orada bir kalakaldım. Profesör Moore'a çoğunlukla karın ağrısı olurum, derslerini eleştiririm ama adamı hiç tek düze olarak nitelendiremezdim. Adam yakışıklı bir kere. Bilgi de dolu."Stabil birisi bence." Onu hoş yapan da buydu. "Ya tamam, neden bunları konuşuyoruz? Derse odaklanalım hadi." dedim. Alıcı gözle bakmış gibi olmak utandırmıştı beni ve bir hayli rahatsız etmişti. Ciddileşmeye çalışarak Profesör Yamashita'yı göz hapsine aldım. Herkese tek tek dönüş yaptıktan sonra sıraya geçmemizi söyledi. Teoride hep iyiydim. Pratik de ise vasat olabiliyorum. Yine de tılsımda daha yetenekliyim. Deneyeceğim şansımı. Aktivitelerim için bu büyüyü yapabilmem lazım. Ben böyle düşünürken sıra Eadwig'e geldi. Bir önümde Winton var. Arkamda da Eleanor. Çekindiği için beni öne attı. Kaçamadım daha fazla. Büyüyü yapıp yapamayacağını merak ediyordum. O sırada sözleri fısıltıyla söylemeye çalışıyor, asamı sallıyordum hoyratça. Güya uzaklaştıracaktım aklımı. Merakıma yenik düşerek Winton'ı da biraz itelemişim o sırada. "Pardon. İzninle." diyerek ben de onu bir arka sıraya attım. Hala asamı sallıyorum ama kulağım Edwig'e asılı kaldı. Yapamadığı için üzülmüşmüş. Hadi len oradan. Bu da bizi koparacak iyice. Şuna bak. İnsan profesörüne asılır mı ya? Kıskanmamam gerekliydi. Ama bütün iblisler çöktü mü benim omzuma? Çöktüler. Git kopar kafasını diyorlar bana. Neden yapmayayım ki? Zaten bütün gün kızlarla takılıyor. Her gün bir başkasıyla sarmaş dolaş. Sarı papatya tam. Yolmaz mıyım ben seni? Yolarım. Şimdi sırası değil sadece falan diye de bir yandan mantığımı konuşturmaya çalışıyordum hala. O sinirle asamı daha hiddetle çevirdim sözü söylerken. Asamın titreştiğini hissedince eğdiğim başımı kaldırıp Eadwig'e baktım. Çocuk irkildi bir. Yoksa!? Tuttu mu? Olmuş, olmuş. Kucağıma düşen quaffleı o çembere sokmaz mıyım ben şimdi? Asarım o çembere. Bu akşam, saat sekiz, Kara Göl. diye iç geçirdim. Duyuyor beni nasılsa. Hele bir gelmesin. Bakış attı bir yandan dönüp. Mesaj iletilmiş demektir. Profesör, Eadwig ile ilgilenip cevabını verdikten sonra o sıradan ayrılmadan tam önce elimin birini arkasından omzuna belli belirsiz yerleştirip kendimce bir uyuzluk yaptım minik şekilde omzunu sıkarak. Malum, Eadwig sıradan ayrılırken yaşananları anlayıp anlamadığımdan emin olamadığım için mahcup bir şekilde karşısına geçtim kadının. Yutkundum bir. Aklım öyle bir dağıldı ki asamın ucundan çıkan ışık gözle görülemeyecek kadar ufaktı. "Üzgünüm Profesör." dedim utana sıkıla.

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 3, total 3
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 6, total 6

William N. Harker:
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 8, total 8
Destek 1d8 : 1, total 1
Talih 1d10 : 3, total 3

Henüz dersliğe adımını bile atmadan gerginliği iliklerinde hissettiği bir gün olmuştu William için. Saldırının ardından bilinci neredeyse kapalı halde gördüğü profesörünün dersine girecekti sonunda tekrar. Belki de André’nin durumunun aciliyeti olmasa altından kolay kalkamayacağı bir manzaraydı; şimdi ise mutlu sonuna ulaşan bir hikaye gibi geride kalabilirdi. Bütün bu farklı yönde duyguların ağırlığıyla ne düşüneceğini bilemez haldeydi William da.

Hayatın oynamayı sevdiği küçük oyunlardan mıydı bilinmez, derste öğrenecekleri büyü de William’ın içinde bulunduğu karmaşayı yansıtacak en uygun seçimdi. Hem de kısa süre içinde bu büyüyü profesöre karşı uygulamaya çalışması gerektiğini duyacaktı; kısa süre önce sağlığı için endişe yaşadığı kadına… Hayat gerçekten de seviyor olmalıydı böyle şakaları.

Yaşadığı ikilem ne kadar güçlü olursa olsun çabalamayacak değildi elbette, elinden geleni ardına koymayacaktı. Bu nedenle herkes profesörün karşısında dizilmeye başladığı sırada çoktan analize başlamış gibi görünen Peter’ın yanına yaklaştı. Zihni aklının içindeki tıkırtılarla meşgul, dalgın gibi duran bakışları da aslında büyük bir dikkatle önündeki kalabalığın yapacaklarını takip eden delikanlıya onun ifadesini taklit ederek:

“Ne dersin, orta seviye?” “I-ıh! Daha zor. Belki orta-üstü.”
“Asa hareketi biraz… ” “Başlangıç önemli gibi, oradaki o…”
“Kavis evet; gerisi…” “Gerisi önemli değil.”
“Hareketi kolay, telaffuz kolay, öyleyse neden…” “Zor olduğunu mu düşündüm? Bence sorun uygulamakta.”
”Hadi ama, odaklanmaktan falan mı çekiniyorsun, sen belki de tanıdığım en….” “Kontrollü? Mantıklı? Peki ya bu sefer başarmak için odaklanmak dışında bir şey gerekiyorsa?”

William bu şaşırtıcı düşünce üzerine bakışlarını sıra oluşturan arkadaşlarından ayırıp Peter’a çevirmişti şüphe ile.
“Başka ne olabilir ki?” “Ya büyü zihinsel bir izdüşüm mantığıyla çalışıyorsa? Kendi hayalgücünün bir yans…”
“Yansıması! Tıpkı Patronus büyüsü gibi!”

Tahminin üzerine daha fazla yorum yapamadan ona doğru dönüp ders çalışmayı öneren Iris’in sözleriyle bölündü. Aklı hala öneriyi tartmakla meşgul iken gülümseyerek yanıtladı “Tabi ki sevgilim, iksir notlarım zaten hala sende, hani ben uyurken benim yerime de geçirdiğin notlar.” Iris önüne geri döndüğü esnada Peter’ın söylediği şeyin anlamı daha bir dank etmişti. Eğer tahmininde haklıysa, büyüyü yapmak için çok analize girmemek gerekiyordu. Hedefin kaybolacağı bir belirsizlik yaratmak gerekiyordu. Zihni boşaltmak gerekiyordu. Peter’a dönüp:

“Eğer haklıysan, fazla dikkatli olmak bir dezavantaja dönüşüyor.” “ Evet aynen öyle.”
“Bu durumda ilk seferde yapmanın imkanı yok!” “Şüphesiz! Ama senin oldukça yüksek bir şansın var Will.”
“Sağol ya! Kendime güvenim yerine geld-”

O sırada şansını deneyip başarısız olan Iris’i fark etmesi ile Peter’ın tahminine daha yüksek ihtimal vermeye başlamıştı; Iris bile yapamadıysa bu açıklama oldukça yerinde olurdu. Profesör Yamashita’nın karşısında yerini alırken bu fikre bir şans vermeye karar vermişti bile. Biraz sonra yapacağına tezat şekilde yapabildiği en sıcak tebessüm ile “tekrar iyi olmanıza sevindim profesör.” dedi ve büyülü sözleri söylemeden önce zihnini boşaltıp, kendi de içine bolca düştüğü kafa karışıklığına kilitlendi.

Sihir tarihi dersinde sadece birkaç dakika gözünü dinlendirip dönünce hissettiklerine odaklandı; Iris ona her ‘tamam istediğini yap’ dediğinde ne yapması gerektiğini çözmeye çalışırken hissettiklerine odaklandı; Alfred’in Quidditch ligindeki filanca takım yenilip, öteki berabere kalırsa, aynı zamanda da diğerinin oyuncusu sakatlanırsa onların takımının nasıl şampiyon olacağını anlatırken hissettiklerine odaklandı…. Ve söyledi: “Confundo”

Asasından çıkan ışık oldukça tatmin edici şekilde parlasa da William emin değildi, büyüsü onu da etkilemiş gibi duruyordu. Yine de şansını denedi: “Imm…Profesör, rica etsem on puan alabilir miyim acaba?”

Mirabella Yamashita:
Önünde düzensiz bir sıra oluşturmaya başlamış artık pek de minik sayılamayacak öğrencileri nasıl bir performans ortaya koyacak doğrusu çok merak ediyordu profesör. Sırasına geçmeden önce getirdiği bir demet papatyayı bir şövalye edasıyla takdim eden Ares ilk deneyenlerden olmuştu. 'Zor bir tılsım...' diye geçirdi aklından Bella. 'İlk seferinde çoğunun başarılı olmasını beklemiyorum, hele de bana karşı. Ancak şu anki tavır ve tutumlarını gözlemleyebilirsem nasıl gelişebilecekleri hakkında yardımcı olabilirim. Doğru telaffuz ve hareketin de yine önemli olduğu ancak en önemli etmenler olmadığı bir büyü bu nihayetinde.'

Ravenclawlı öğrencisinin büyüyü daha yapmadan gelen talebine karşılık 'Buyurun öyleyse,' anlamında bakışıyla izlemeye koyuldu çocuğu. Daha asa hareketiyle birlikte yanlış gideceği belli olan Ares'in başarısız denemesine cesaretlendirici bir gülümseme bıraktı. "Merak etmeyin hiç Bay Caldecott, 'doğru şekilde hissedebildiğinizde' bu büyü de başarıyla çıkacaktır."

Ardından Bella'nın saçlarından en ufak bir beyin nöronuna kadar tasvip etmediği öğrencisi Fransizka geçti karşısına. 'Bu çocuğun sorunu tam olarak ne karar veremiyorum. Hareketleri arkasında bir amaç barındırmıyor olması mı yoksa genel olarak amaçsız tavırları mı beni üzen acaba? Aslında odaklansa ve karar verse potansiyeli var gibi de ancak o kadar ayrıyız ki asla ayn dilde konuşmuyor gibiyiz.' Düşüncelerini kızın asasından çıkar gibi olan belli belirsiz bir renk huzmesi böldü. "Bayan Strömm,"  diye mırıldanarak eliyle sıranın dışına doğru buyur etti kızı. ""Amaç yok, evet evet,"  diye mırıldandı bir sonraki öğrencisi deneme yaparken. Ancak Hufflepuff'lı genç öğrencisi de Fransizka ile aynı kaderi paylaşmıştı. "Bay Sigurðsson, gerçekten bu tılsımı yapma amacıyla mı geldiniz karşıma? Bu soruya yanıt bulmak bir sonraki denemeniz için size büyük bir kolaylık sağlayacaktır."

Sayısız öğrenci sırayla asalarını salladılar karşısında. Kimi kadının yüzüne doğrudan bakmaya çekinen kimi de adet yerini bulsun diye yapacağına hiç mi hiç inanmayarak büyüyü deneyen öğrencilerdi. Uygulamada gözlemlediklerini aklının bir köşesine not etti, yer yer ufak birkaç yorum eşliğinde sıradakini buyur etti. André'nin çekinerek uygulama girişimde bulunduğu denemeyi ve ardından çocuğun belki utançtan belki de başarısızlıktan oluşan kızarlığını da suratında anlayışlı bir tebessümle uğurladı.

İçine efsanevi Japon cinlerinden biri girmiş gibi kendisine doğru hareket eden Mirina'yı inceliyordu şimdi. Daha doğrusu incelemeye çalışıyordu çünkü hareketsiz kız hareketsiz olduğuna yemin edilebilecek bir hızda asasını kaldırmıştı, sonrasındaysa yüzü dehşet ve şaşkınlık içinde Bella'nın sadece arasından "Karmaşita"ya benzer bir şeyler anladığı sözler haykırıp ardından fısıldayarak büyüyü yaptı. Başarısız bir şekilde büyüyü fırlatan kolunu yakaladı kızın ani bir refleksle. Şok geçiriyor olabilirdi, hemen müdahale etmesi o yüzden daha iyi olurdu. "Aguamenti," sözü eşliğinde asasını kızın suratına doğrulttu. Asanın ucundan bir kovadan biraz daha fazla miktarda su fırladı kızın kuzgun/karga arası bir renge sahip kara saçlarına doğru.

" Bayan Blackbird, iyisiniz umarım. Asırlardır öğle yemeği yemiyor gibi duruyorsunuz. Ya da şu bitkilerden yanlış birini kokladınız herhalde. Sizin gibi toy bir cadı için fazla tehlikeli. Bence siz başka bir kola yönelin, belli ki size iyi gelmiyor. Eksantrik bir doğanız var, onu kullanın mesela."  Sırılsıklam kızı şöyle bir süzdü sözlerinin ardından, tuttuğu kolu bıraktı. "Büyüyü denemiş bir arkadaşı Bayan Blackbird'e eşlik edebilir mi sırasına geçerken? Eğer gönüllü çıkmazsa Bayan Strömm etsin."

Birbirlerine iyi geleceklerini düşündüğü iki genç kızı ardında bırakıp gerçekten buraya öğrenip uygulama yapmak için gelen öğrencilerine döndü geri. Iris de bu öğrencilerden biriydi. Güzel kızın kuşkusuz yeteneği ve isteği vardı ancak bu tılsım için doğru notaları yakalayamamıştı henüz belli ki. "Zihninizin sizi yönlendirmesine izin verin Bayan Ashworth, doğru cevaba ulaşacağınıza eminim,"  diyerek cesaretlendirici bir gülümseme yolladı sıranın arkasına doğru hamle eden kıza.

Şimdiki talihli; başarısız da bir denemenin ötesinde, 'denenmemiş' denilebilecek bir büyü yollayan Boleyn genciydi. En azından doğru sözlerle yaptığı bir teşebbüsün daha ardından hiç uzatmadan Bella'ya da bariz olan gerçeği söyledi. " Bay Boleyn, tabii ki yardımcı olurum. Uygun bir vakit için size not yollarım. Öğrenmek için istekli oluşunuza sevindim ancak bu büyünün uygulamasında pek yardımcı olabileceğim bir şey yok bilmenizi isterim." Kafasını en azından bu durumdan memnun bir halde salladı çocuğa. Hemen ardından Charlotte'un başarısız büyü denemesi kızcağız açısından biraz fazla bir utanca sebep olmuş gibiydi. "Üzülmeyin Bayan Rillian, şimdiye kadar başarıyla uygulayan olmadı zaten. Pratik yaparak ve büyü doğası üzerine düşünerek eminim yapabilirsiniz siz de. Kendinize biraz zaman tanıyın, olur mu?"  diye teselli etmeye çalıştı Hufflepuff'ı. Acaba çok mu erkendi bu büyü için? Belki son olan olaylar öğrencilerini tahmin ettiğinden de fazla etkilemişti. Nihayetinde çok uzun zamandır görmüyordu hiçbirini, o yüzden de gözlem şansı pek olmamıştı cadının.

Ancak Tanrı, ruhlar, kader ya da Kamisama kadının Charlotte'a söylediği sözleri duymuş ve aksini kanıtlamak istemiş olacaktı ki nazik bir selamlama ile karşısına geçen William büyüsüyle Bella'nın zihnine anlık bir boşluk yerleştirdi. Kadının dudaklarından bilinçli bilinçsiz;  "Bay Harker'a 10 puan,"  sözleri döküldü zayıfça. Mirabella'nın yüzü belki de son aylardan beridir hiç sahip olmadığı parlak bir gülümsemeye büründü. tüm sınıfa dönüp gür bir sesle; "Çok iyi, çok iyi. İlk deneme adına oldukça başarılı. Dürüst olmak gerekirse bugün için bundan daha azını bile beklemiyordum. Evet, aslında dersten çıkabilmek için de bana başarıyla büyüyü uygulamanız gerekli derdim ancak açıkcası başka bir öğrencimin daha kafasından aşağı su boşaltmak ve üzülen yüzler görmek istemiyorum. Önümüzdeki haftalarda confundo pratiği yapmaya ve kendi doğru yöntemimizi bulmaya çalışmaya devam edeceğiz. Tekradan uyarayım: Eğer bu büyüyü bir öğrenciye, özellikle de alt sınıflara uygularsanız size adını dedelerinizin bile bilmediği, etkilerini ise size uygulanmasına rağmen sizin bile anlamayacağınız tılsımlarla ceza veririm."  Yüzüne tatlı bir ifade yerleştirerek sözlerini sonlandırdı. Başlarına gelecekleri anlamasalar da tahmin edecek ihtimaller bırakmıştı en azından onlar için sözünü dinlemekleri takdirde. Dersliğinin kapısı yavaşça dışarı doğru savruldu, çıkabilirlerdi. 

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git