İngiltere Büyücedünyası > Tılsım Dersliği
1866 Yılı, Birinci Dönem Karma Tılsım Dersi
Mirabella Yamashita:
Son yaşadığı olayın etkileri dışarıdan her ne kadar kadının üzerindeki etkilerini yitirmiş gözükse de kendisi çok iyi biliyordu içinde neler olup bittiğini. Sakince bugünün dersini işlemek üzere asasını ve kitabını koltuk altına sıkıştırıp dersliğe doğru ilerledi büyücü. Merakla gözler kendisine çevrilmiş halde masasına doğru ilerledi. Hastaneden çıktıktan sonra girdiği ilk dersiydi bu. Bir yandan ders vermeyi unutmuş öte yandan da sanki daha dün en son dersine girmiş gibi hissediyordu kendini.
"Bugün biraz telafi dersi niteliğinde biraz da son yaşanan olayların neticesinde ortaya çıkan bir dersimiz olacak. Bundan ötürü bir ve ikinci sınıflar hariç ders programı uyan her öğrencinin katılımını beklediğimi ortak salonlarınızdaki panodan görmüş olmalısınız."
Gözlemlediği kadarıyla okumuş ve oldukça da dikkatli bir şekilde uygulamıştı bu ricasını öğrenciler. Ufak bir gülümsemeyle devam etti konuşmasına; "Bugün Confundo sözleriyle bilinen ve uygulaması oldukça dikkat ve beceri isteyen bir tılsım çalışacağız. Bu tılsım hakkında bilgisi olan, neden zor olduğunu ve etkilerini açıklayabilecek birisi var mı? Sizce neden bu tılsımı hepinizin öğrenmesi gerektiğini düşündüm?"
Son sözleri ufak bir yorgunlukla çıkmıştı ağzından. Ağır adımlarla bu güne değin pek de kullanmadığı sandalyesine ilerledi. Söz alıp konuşan öğrencilerini dinlemeye başladı.
Franziska Strömm:
[justify]Ders pijamalarımı giydikten sonra üzerime okul cübbesini de geçirmeyi ihmal etmedim. Pembe pijamalarımın üzerinde siyah, yeşil ve gümüşi desenler barındıran cübbe pek avangart duruyordu. Tılsım dersi vardı bugün. Asyalı kadın tatlış bir kadındı ara ara gidiyordum dersine ama seviyordum kadını ya. Dolabımdan kitaplarımı aldım ve koridora döküldüm. Uzun zamandır kitap taşımadığım, Andre'ye taşıttığımdan ötürü, garip geliyordu kitap taşımak. Ortak salondan ve zindanlardan süzülerek çıktım. Üzerimde bir sakinlik vardı. Resimlere sataşmıyordum, düşük sınıflara bulaşmıyordum. Uykum var, kesin ondandır.
Sınıfa girdiğimde tabiki benden bekleneni yaptım ve Eadwig'in yanına ışık hızıyla koşarak oturdum. Profesör içeri girince kadını şöyle bir süzdüm. Aylardır hastanedeydi kadın, yazık. Telafi melafi bunları geç hocam, herkesin sormak istediği bir soru var ve ben onu soracağım! "Hocam aklı karışanın işi karışır, kesin ondandır. Profesör Moore ile birbirinizden hoşlanıyormuşsunuz hocam doğru mu?"[/justify]
Mirina Blackbird:
Mevcut dersler arasında en sevmediği miydi bilinmez, ama profesörler arasında en sevmediği olduğu su götürmeyecek Profesör Yamashita'nın dersine ayaklarını sürüyerek vardı kuzguni saçlı cadı. Niyeyse içinde engel olamadığı dürtüler, bu kadını sevmesine mani oluyordu. Sanki... Sanki aynı yaşlarda olsalar... Aynı koşullarda beraber çalışsalar; gün aşırı kavgaları eksik olmaz, saç saça, baş başa dalaşıp, birbirlerini ilk fırsatta yolabilirlermiş gibi bir hoşnutsuzluk barındırıyordu ona karşı.
Son zamanlarda edindiği yakın arkadaşı Renfield ile birlikte girdi derse. Sırasına oturduğunda Renfield'ı da masanın üzerine bırakmıştı çoktan. Arada arkadaşının gözlerine bakıyor ve dikkatleri kendisine toplamaması için sus işareti yapıyordu.
"Bugün biraz sessiz olmanız gerek Bay Renfield. Profesör Yamaşata'nın kulakları her türden sesi çok iyi algılayabilir. Gözleri çekik olduğu için, duyu organları gelişmiş olabilir. Anlaştık mı? Ses çıkarma sakın, yoksa- KANATLARINI PARÇALAR KANINI DAMITIRIM SENİN ÇOCUK!"
Cümlesini bitirirken sesinin ne kadar yükseldiğini fark etmemişçesine, dalgın hareketlerle kitabına odaklandı. Profesörün ince sesi ve tuhaf aksanından anlayabildiği kadarıyla confundus isimli bir tılsımdan bahsediyor olmalıydı. Kitapta ilgili sayfaya parmağını koyup bıkkınlıkla okumaya başladığı esnada, Renfield'ın vızıldayarak parmağına konduğuna şahit olmuştu.
"Ne demiştim ben sana, Bay Renfield!" Parmağıyla savuşturduktan sonra zavallı dostunu, kitaptaki büyüyü okumaya devam etti.
Bir kafa karışıklığı tılsımıydı bu. Canlı ve cansız varlıklara uygulanabiliyordu. Şayet düşünebilen bir varlıksa tabi. Acaba, Bay Renfield'a bu büyüyü yapsa ders boyunca ses çıkarmasını engelleyebilir miydi? Kendisinin düşünebildiğini iddia etmek pek güçtü. Yine de bazı zamanlar Mirina, onun bazı talimatları anlayabildiğini düşünüyordu. Herhalde denemekten zarar gelmezdi.
Parmağını kaldırıp söz aldıktan sonra kendisinden pek beklenmeyen bir cüretkarlıkla konuşmaya başladı. "Kafa karışıklığı için kullanılan bir tılsımdır Profesör Yamaşata! Kurbanımızın kafasını karıştırıp, aklını başından almak için kullanılabilir. Aslında bunu uygulamak için sevgili dostum Bay Renfield'ın gönüllü olabileceğini düşünüyorum. Kendisi akılsız, yaramaz birisi... Ama bu büyü sayesinde sanırım onu akıllandırabilirim."
Peşinden de asasını çekip, masasının üzerinde gezinmekte olan zavallı sineğe doğrulttu. Tüm sınıfın duyabileceği bir tonla cıyaklarken, gözlerinde garip bir hazzın sıra dışı bir ifadesi geziniyordu. "Confundo!"
This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d8 : 6, total 6
Destek 1d8 : 5, total 5
Talih 1d10 : 4, total 4
André Harris:
Haftalardır tılsım dersine gelemeyen profesörlerinin ortak salonlarına astırdığı duyuruya uyandığı sabahtan beridir adeta çehresi renklenmişti kumral saçlı oğlanın. Cadı avcılığı vukuatları, bakanlığın özel broşlar ile getirdiği kast sistemi ve içinde bulundukları şatodan yarıyıl tatili sebebiyle dışarı adım attıklarında kendilerini içerisinde bulacakları kasvet, birçok Hogwarts öğrencisi gibi kendisine de yansımıştı haliyle. Fakat an itibarıyla uzun süredir ihtiyacı olduğunu fark bile edemediği bir mutluluğa sarıldı: Profesör Yamashita'nın hastaneden taburcu oluşu.
Tılsım dersliğine kendini attı hızlıca, şaşırtıcı bir şekilde geç kalmadan. Özel bir gündü bu, geç kalma lüksü yoktu kumral saçlı oğlanın. Her yaştan öğrencilerle dolu sınıfa girdiğinde tanıdığı tanımadığı göz teması kurduğu tüm simalara -Franziska hariç- yüzünde sıcak bir gülümseme ile sessizce selam vermiş, ön sıralardan birisine yerleşmişti parşömen tomarı, tılsım kitabı, mürekkep şişesi ve tüy kalemi ile.
Profesörleri sınıfa hitap etmeye başladığında yüzündeki gülümsemeye karşın bitkin olduğunu hissediyordu karşısındaki cadının. Rezalet bir gözlemci olabilirdi André fakat şu anda süzdüğü sima yıllardır en dikkat ettiği simalardan biriydi ve farklılıklar olduğunda bir nebze de olsa algılayabiliyordu bu durumu. Bu sebeple genel olarak yüzünde bir gülümseme olsa da gözlerinde bir şüphe buğusu vardı ışıldamalarına engel olan.
Uzun düz saçlı kadının girizgahı bittiği ve kendilerine malum soruyu yönelttiği vakit düşünceli bir ifadeye büründü. "Hedefin kafasını karıştırmaya yarar. Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden?" diye düşünürken elini kaldırmadan önce emin olmak istiyordu. Derse başlar başlamaz direkt çok yanlış bir yöne atlamayı istemezdi. Bu esnada göz teması kurmaktan veya iletişim kurmaktan imtina ettiği, aralarına duvar çekmek için aylardır çaba sarf ettiği yeşil cübbeli kız söz almış ve yoksayamayacağı sözler zikretmişti: nE? Profesör Yamashita ile Moore arasında ilişki mi vardı? O kasıntı sert adama bakmazdı ki karşılarında oturan kısa boylu kadın. Bir saniye, neler düşünmeye dalmıştı böyle? Saçmalamasındı Franziska da. Elini kaldırdı hışımla, sinir bozucu cadının sorusunu bastırmak istercesine ve söz alacaktı ki tanıdık, kendisine malum kilise olaylarında yardım etmiş olmasına karşın hala çekinceyle yaklaşmaktan kendini alıkoyamadığı küt saçlı kız girdi söze.
Söyledikleri ve bir saniye... O bir sinek miydi? Ansızın sınıfta gelişen atmosfer karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Eli havada kalmış, başı ve bakışları ise mavi cübbeli kıza kilitlenmişti ağzı bir karış açık bir halde.
Eğer kaosun ortasında söz alabilirse diyecekleri ve profesörünün tepkisini bekleyeceği sözler ise şunlardı: "Son olaylar üzerine gizliliğin öneminin artmasına istinaden belki? Hafıza silme tılsımı bu konuda çok daha kompleks kaçabilir ve bildiğim kadarıyla başarılı icra etmesi bir hayli zor ancak Confundus tılsımı yapımı daha kolay olduğu için birçok ufak enstantane için hayat kurtarıcı olabilir belki, profesör."
Eadwig Alger Boleyn:
[justify]Kafam çok karışık. Charlotte ile geçirdiğimiz o geceden sonra hem şu yeni öğrendiğim zihin okuma saçmalığı, hem de kızı Samuel’e bırakmak istememe rağmen duygularını öğrenmiş olmanın verdiği huzursuzluk... Her zamanki gibi Slytherin Ortak Salonuna getirttiğim meyve tabağından aldığım bir sap üzümü belirli aralıklarla yiyor, tılsım dersliğinin en arka köşesinde arkadaşlarımla birlikte takılıyorduk. Cyneric yine biriyle kavga etmiş, bu yüzden hepimiz sarı saçlı pislik bir Gryffindor’luya öldürücü bakışlar atarak tehdit olduğumuzu belli etmeye çalışıyoruz. Her zamanki gibi Strömm geldi yanımıza pijamaları üstüne cübbesiyle. Yanımıza derken, direkt yanıma geliyor kız sanki mıknatısım ben, o da metal gibi... Çat diye kolumun dibinde bitiyor. Bir de yani bu kızlar neden paçoz gibi geziyorlar anlamıyorum. Charlotte da öyle, Franzsizka da öyle. Ben 20 dakikamı harcıyorum her sabah şu saçları düzgün tarayabilmek için, karılar pijamayla dolaşıyorlar. Sonra da bir de ohh Eadwig gel koynumuza diyorlar. Eadwig sizin gibi pislere varır mı iğrenç karılar sizi? Ben dış görünüşe önem veren bir herifim. İsterim ki, yanımdaki kız gül koksun, menekşe koksun. Fransizka uyku kokuyor. Bak bir de profesöre, ne güzel giyinmiş. Bu kadını alacaksın, yemeğe çıkaracak elini öpüp güzel sözler söyleyeceksin mesela. Güzel kadın. Ders anlatıyor dinlemiyorum. Kadınları dinlemek mi? Bana göre değil. Hem gereksiz büyü işleri. İleride işime yaramayacak ki. Bana nasıl fatura ödeneceğini anlatmaları lazım. Buradan mezun olan insanlar Bakanlıkta nerede fatura ödeyeceğini bilmiyor inanılmaz! Franziska kadının Karanlık Sanatlar profesöründen hoşlandığını söylediğinde kaşlarımı kaldırdım havaya ilgilenmiş bir tavırla. Sonra da ağzıma bir üzüm daha attım. O buz dolabından mı hoşlanıyormuş? Profesör Moore’u döverim oğlum ben. Şuan gelse güreşe tutuşsak indiririm. Çiroz bir şey. Neden seviyormuş ki onu? Yani, onu seveceğine beni sevsin daha iyi. Dersi de zerre umursamadım bak, Rawenclaw bi kız başladı anlatmaya... Bla bla bla... Bizimkilere dönüp ağzımı oynatıp gözlerimi devirdim kız konuşurken. Kimin umurunda? André’nin umurunda sanırım. O da olay tılsım olunca konuşmaya doyamıyor. Ben ise bir üzüm daha iyiyip takılmaya devam edeceğim. Adamızın başına geçince kafa karıştırma büyüsünü hizmetkarlarım yapacak, neden öğreneyim ki ya.[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
Tam sürüme git