İngiltere Büyücedünyası > Knockturn Yolu

Larry, Larry, Larry...

<< < (2/2)

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]Yaşlı kadının onu süzen bakışları rahatsız etmeye başlamıştı Isolde’yi; kadın, bedeninin hatlarını ezberlemek bir yana ruhunun derinliklerine bakmaya çalışıyordu sanki, mahremine girilmiş gibi hissettiriyordu. Fakat saygısını bozmak istemediği için “bakmasana be kadın!” diye bağırmamak için zorladı kendini, yaşlılardan da nefret ediyordu. Nihayet ilgisini asıl konuya yöneltmeye karar verdi kadın, portrenin altında asılı duran altın rengi işlemeli kılıca uzandı.

Altın rengi kabzanın üzerine işlenmiş tanıdık rünler çarpmıştı gözüne, sıradan bir kılıç olmaktan çıkarıyordu bu da onu ve değerini daha da arttırıyordu. Isolde bu işlemeleri daha önce gördüğüne emindi, hatırlaması gerekiyordu sadece. Kadının teklifini reddetmesi beklemediği bir durum değildi ancak köklü soyları hakkında söylediği şeyler ilgisini çekmişti. Sırf kılıcı vermemek için o anda uydurduğu bir yalan değilse, istemeden, görevleri için doğru bir kapıyı aralamıştı.
 
“Kabalığımı mazur görün, efendim, bilmiyordum.” dedi Isolde mizacını yumuşatmaya çalışarak, menekşe rengi bakışlarını, kılıçtan, kadının gözlerinin içine çevirdi. “Benim de ailemden geriye pek bir şey kaldığı söylenemez, maneviyatı büyük şeylere değer vermenizi anlayabiliyorum. Anlatılacak hikâyeniz varsa dinlemek ilgimi çeker, vaktimiz geniş nasıl olsa, köklü bir soyunuz olduğunu söylediniz, enteresan şeyler çıkacağına eminim, safsata falan değildir.” Kadının bakışlarını takip etti. “Kimdir bu Larry-” Ve portredeki kadın ile göz göze gelmeleri ile havada kaldı sözleri, o mu portredekine benziyordu yoksa portredeki mi ona benziyordu? İşte bu gerçekten yanıtını umursadığı bir soruydu.
[/justify]

This dice roll has been tampered with!
Yetenek 1d10 : 8, total 8
Destek 1d10 : 9, total 9
Talih 1d10 : 7, total 7

Carolina Roslin Ó Dubhghaill:
[justify]Kapının çalması ardından içeriden gelen sese tam ismini vererek kendisini tanıtmıştı Carolina. Yanındaki kadının bundan pek de hoşnut kalmayacağını biliyordu. Fakat kapının hızlıca açılmasını sağlamıştı en sonunda bunu yapması. Bazen rahat olmaktan zarar gelmeyeceğini düşünüyordu. Bakan adayı olmamış olsa ismi zaten pek anlam ifade etmezdi. Şu an isminin yanında getirdiği bazı kapıları aralama gibi bir özelliği kullanmaktan o yüzden tabii çekinmemişti.
 
İçeri girmelerinin ardından yaşlı kadının söylediği şeylerin üzerine fazla düşünmeden gülümseyerek kısa kısa cevaplar vermiş ve etrafa bakınarak ilerlemişti. Oturma odası gibi duran kısma yaklaştıklarında ayaklarına sürtünen bir kedi ile biraz irkilen Carolina, kedinin mutfağa doğru gidişini izledi. Siyah kedi gözlerden kaybolurken bakışları birkaç saniyeliğine sıkıca kapatılmış gibi duran arka odanın girişinde takılı kalmıştı. Ardından adımları sonunda oturma odasını bulmuştu.
 
Tüm bir rahatlığıyla yeşil koltukların üzerine kendisini atan Carolina konuşmaya başta girmek istedi. Ama ardından kendisini Isolde ve Bayan Morgan’ın konuşmasını dinlerken buldu. Bir kılıç üzerine falan konuşuyorlardı. Bunun için gelmemişlerdi buraya fakat ‘dost’unun bu konuyu açmak için bir sebebi olduğunu düşünüp bakışlarını etrafta gezdirdi. Odaya ilk girişinden beri asla ilgisini çekmemiş olan kılıcı o an fark edebilmişti. Kılıca pek dikkatlice bakmamıştı. Ama koleksiyoncu kişilerin ilgisini çekecek bir parçaymış gibi duruyordu, yani Carolina’nın pek ilgisini çekecek bir şey değildi bu.
 
Asıl ilgi çekici olan şey kılıç üzerinde duran tabloydu. Yanında oturan ‘dost’una çok benzeyen portredeki asil kadına biraz baktıktan sonra bakışlarını konuşan ikiliye geri çevirmişti. Arkasına daha rahat bir şekilde yaslandı Carolina. Portreyi fark etmiş olan Isolde’nin dona kalmasının ardından az da olsa onun sözleri devam ettirme kararı aldı. Yüzüne güzelinden bir gülümseme yerleştirdikten sonra bakışları Bayan Morgan’ın gözlerini buldu.
 
“Kardeşiniz Larry kulağa oldukça ilgi çekici bir kimse gibi geliyor. Onun ve köklü soyunuzdan kalma miras hakkında daha fazla şey duymak isterim açıkçası.” Gözleri bu sözlerinin ardından yeniden portreyi bulmuştu. "Portedeki kimsenin kılıçla da bir alakası var sanıyorum ki?" Bakışları yeniden kılıcı bulduğunda üzerindeki desenleri ve bu desenlerin bir kısmının kelt motifleri olduklarını görebilmişti. Kadının anlatacakları pek umurunda aslında değildi hizip işlerini pek umursamadığından, fakat motifler az da olsa ilgisini konu üzerinde tutabilmesini sağlamıştı.

(Zar atılmış o zaman ben de atayım bir tane bari zarı.)
Yetenek 1d10 : 9, total 9
Destek 1d10 : 7, total 7
Talih 1d10 : 10, total 10[/justify]

Kont Sati Von Richmond:
Kadın şişe dibi gözlüklerini düzelttikten sonra her iki kadına da meraklı bakışlarını yöneltmiş, sorgular bir ifadeyle söze girmişti. "Seçim çalışması için geldiğinizi sanıyordum. Anlaşılan o ki, mevta kardeşim ilginizi daha çok çekmiş gibi. Ah bu arada ne kabalık, bir şey içer miydiniz diye sormadım bile."

Her iki kadına da içecek talepleri olduysa şayet bunları sunmak üzere içki rafına hareketlendi. El yordamıyla kılıcı rafın altında bulunan ahşap dolaba dayamış ve sonrasında yine el yordamıyla şişelerden içecekleri hazırlamaya başlamıştı. Bu yaşlı kadının yakını veya uzağı görmekte oldukça zorlandığı kolaylıkla fark edilebilirdi. İç geçirip söze girdi Sophie Morgan. "Çok uzun zamandır bir başıma ve yalnız yaşıyorum. Larry... Anlarsınız ya, pek evcil bir insan değildi. Ev cinlerinden de pek hazzetmezdi. Onların dillerini sıkı tutamadıklarını söylerdi."

Misafirlerine içeceklerini sunduktan sonra kendisine de bir kadeh ateş viskisi doldurmuş halde geniş kanepeye yerleşti. Kılıcı ise içki rafına yaslanmış halde bırakmıştı. Isolde ve Carolina, az önce mutfağa doğru ilerlemiş olan siyah kedinin usulca oturma odasının eşiğine kadar sokulduğunu fark etmişlerdi. Bu kedi öyle sessizdi ki, etraflarını iyicene gözlüyor olmasalar varlığını fark etmeleri mümkün değildi. Sophie kaldığı yerden devam etti. "Larry bu soy meselesini hep fazla umursuyordu. Bize miras kalan yadigarları toplamak gibi bir huyu vardı. Bir de tabi şu bitmek bilmez kara büyü aşkı. Ah! Ama meraklanmayın, Larry bir karıncayı bile incitemezdi. İncitmek istemeyeceğinden değil, beceremezdi sadece."

Konuşmasının bu noktasında yaşlı kadın kıkırdamadan edemedi. Siyah kedi eşikten içeriye o kara kafasını sokmuş konuşulanları dinlercesine kulak kabartmıştı. Yaşlı kadın sözlerini sürdürdü. "Bu merak ettiğiniz portreyi kendisi getirmişti. Kılıcı da öyle... Her ikisi de ailemizin yadigarlarındanmış. Tablodaki kişiyi sormuştunuz. Ah! Bunları anlattığıma inanamıyorum. Kusura bakmayın genç hanımlar. Gerçekten zırvalık ama... Larry bunlara inanıyordu."

Söyleyeceklerini tartmak maksadıyla kısa bir duraksadı. Kara kedi biraz daha yaklaştı. "Tablodaki kadın, Morgana La Fay. Larry'nin söylediğine göre, nasıl denir bilemem ama, bizim onun soyundan geldiğimize inanırdı. Düşünsenize benim zavallı Larry'im, Morgana'nın, Mordred'in torunu. Kelimenin tam anlamıyla safsata. Kardeşimin hep soy ismimiz yüzünden böyle hezeyanlara kapıldığını düşünüyordum esasında."

Kadının bakışları az önce rafın yanına bıraktığı kılıca dönmüştü. Daha doğru bir ifadeyle, uzağı göremeyen gözleriyle kılıcı arıyor gibiydi. "Eh, dolayısıyla Kral Arthur'un soyundan geldiğimizi... İnanabiliyor musunuz? Şuradaki antika demir parçasının Excalibur olduğuna? Benim zavallı Larry'im!"

[spoiler][/spoiler]

Isolde Aideen O'Malley:
[justify]“Seçim? Evet, evet, seçim…”

Kuzguni saçlı kadının dikkati dağılmış, ilgisizce ağzında gevelediği sözcüklerle portredeki sima ile bir bakışma yarışına girmişti. İçecek bir şey getirmeyi unutmuş olması umurunda değildi, daha önce bir yerde daha görmüş olmalıydı bu portreyi, hatta adı da dilinin ucundaydı fakat gelmiyordu bir türlü aklına. “Ben bir şarap alayım,” dedi aynı ilgisizlikle.

Yaşlı kadın mutfakta onlara içkileri hazırlarken menekşe bakışlarını dostuna çevirdi, “Kadın bahsedip durduğu Larry her kimse ondan beter çıktı,” diye fısıldadı. “Larry, Larry, Larry... Ne Larry’miş be! Merlin! Biraz daha konuşursa cinnet geçireceğim.” Bir eli çenesinde, takındığı ciddi bir ifadeyle portreden uzaklaşıp kılıca doğru ilerledi. “Biliyor musun? Kadını uyutup portre ve kılıç ile birlikte sıvışalım.”

İçkileri çabucak gelmiş ve koca bir yudum almıştı. Kuzgini saçlı kadın, yaşlı olan konuşmaya başladığında yalnızca dudaklarını kıpırdatarak, “Kadını ben hallederim,” dedi.

Onları izleyen tüyleri Isolde’nin saçları gibi kuzgu karası bir kedi vardı kapının kenarında, öyle imalı bakıyordu ki onlara sanki kadının arkadaşına fısıldadığı kelimeleri anlıyordu. Bunu fark eden kadın sessizce tısladı kediye, bir de dört bacaklı yaratıkla uğraşacak hali yoktu.

Isolde kendini bir sersemletme büyüsü atmaya hazırlamıştı ki yaşlı kadının sarf ettiği bir sözcük tekrar kulak kesilmesini sağlamıştı. Morgana La Fay.

Herkes, Mugglelar bile, Morgana La Fay’in kim olduğunu bilirdi ve bu kadın çıkmış portrenin sahibinin o olduğunu iddia ediyordu. İsim görsel ile buluştuğunda ona neden bu kadar tanıdık geldiğini anlamıştı Isolde, mutlaka bu resmi bir kitapta görmüş olmalıydı, sadece ilk defa bu kadar yakından inceleme fırsatı elde ettiğinden çıkaramamıştı. Peki, kendisine olan benzerliğin bir açıklaması var mıydı?

Sophie Morgan’ın sözleri burada bitmiyordu, hikayesinin devamında soylarının Morgana La Fay’e dayandığı düşüncesinden ve sabahtan beri Isolde’nin gözünü alamadığı kılıcın Excalibur olduğundan bahsediyordu. Anlattıkları safsata ya da değil, kuzguni saçlı kadın bu kılıcı çok iyi fiyata okutabileceği antikacılar tanıyordu. Usulca vitrine dayalı işlenmiş demir parçasına uzandı, artık kimse onun bu kılıcı elde etmesine engel olamazdı.

Dost canlısı maskesini geri takındı, aklına istediğini elde etmesini sağlayacak dahiyane bir fikir gelmişti. “Hikayeniz için teşekkür ederiz Bayan Morgan, gerçekten çok bilgilendiriciydi. Acaba evinizdeki bu eşyaları müzeye bağışlamayı düşünmüş müydünüz? Morgana La Fay’in mirasını daha çok kişiye ulaştırabilirsiniz böylece. Bunu ayarlayacak bağlantılarım var, dilerseniz sizin için ayarlayabilirim.”
[/justify]

Yetenek 1d10 : 3, total 3
Destek 1d10 : 5, total 5
Talih 1d10 : 5, total 5

Navigasyon

[0] Mesajlar

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git