Amerika Büyücedünyası > Sorgu Evi

Şanslı Meredith'in Son Rodeosu

<< < (2/4) > >>

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Gözyaşları yanaklarına süzüldü yavaşça, gökyüzüne giden kapıda rüşvet veremezdi. Sessizce göçüp gidecek ve bildiği her şeyi de beraberinde mezarına götürecekti, bir mezarı olursa tabii. İşte bundan dolayı boğazındaki düğüm ilmek ilmek daralırken verdiği acıyı kanıksamaya çalıştı. Ve sonra, odadaki sessizlik gök gürültüsü şiddetinde yankılanan bir el silah sesi ile yarıldı. Göz açma kapama süresinden daha kısa bir zamandı belki de, ancak sonrasında hissettiği acı… Betimlemeye yetmezdi sözcükler. “Tanrı’nın gazabı bu mu?” diye geçirdi kızıl cadı içinden. “Günahları karşılığında alacağı ceza bu mu?”

Ciğerlerine hava güçlükle giderken “Bilmiyorum!” dedi çığlığı yüzünden kısıklaşmış sesiyle. Bakışları rahibedense arkasındaki avcıdaydı, yolda o kadar nazik davranmıştı ki kendisine kısa bir anlığına onun da bir avcı olduğunu unutmuştu. “Motke, neden sizin için bu kadar önemli? Ayrıca-” Titrek bir hıçkırık ile bölündü cümlesi. “Eğer, burada adil bir biçimde yargılanmayacaksam konuşmayı değil ölümü seçiyorum. Çünkü ‘O’ yönetir doğrulukla dünyayı ve o yargılar adaletle halkları.”
[/justify]

Mary Bethuel:
[justify]Barut kokusu odayı doldururken konuştu Meredith. Sözcükler, cümleler, sorular ve bir tür dua. Tanrının şehrinde tanrının kulları önünde başka bir tanrının sözlerini söylemek büyük kâfirlikti, bunu kesinlikle cezasız bırakmayacaktı. Elinin tersiyle kadının suratına geçirdi tokadı. Parmağındaki yüzük kadının dudağıyla buluştu ve o dudak patladı. "Burada soruları sen sormayacaksın şeytanın orospusu."

Elinde tuttuğu ızdırap armudunu serbest bıraktı. Parçalanmış diz kapağının orada bu armudun girebileceği bir delik oluşmuştu. Girebileceği ve açılabileceği. Armudu kızın yarasına olabildiğince yavaş bir şekilde soktu. Çığlıkları odayı doldurmaya devam ediyordu. "Sen zaten öldün. Nasıl öleceğini seçmek sana kalmış. Lütufkar, temiz ve acısız bir ölüm mü? Yoksa acıdan delirip ölümün ne olduğunu unuttuğunda seni bulacak bir ölüm mü?" dedi. Sesinde bir tutam acıma yoktu. Yaptığı işten hoşnutsuzdu ama yapılması gerektiğinin bilincindeydi. "Sihir bakanlığı. Anlat!" Bu sırada kardeşi silahının horozunu çekti ve mermiler silindirde döndü.[/justify]

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Meredith bir kez daha acıyla haykırmamak için kastı kendini, öyle ki tüm bedeni bir anda patlayacak gibiydi. Tanrı’nın gazabı değildi bu. Karşısında bir canavar vardı ona işkence eden. Boleyn Adası’nda da görmüştü onun gibileri, kalpleri kin ve nefretle doluydu pek çoğunun. “Benim bir adım var!” dedi Meredith, kadının gözlerinin içine bakarak. “Meredith Vivienne Boleyn!”

Bir başka tokada, kurşun yarasına ya da kadının dizine soktuğu lanetli objenin vereceği acıya hazırlamıştı kendini. “Evet, bir günah işledim..." Soluklanmak için duraksadı tekrar. "A-ama hiçbir zaman şeytanın yolu değildi seçtiğim yol. Bana işkence edin, acıdan delirtin fakat beni şeytana hizmet etmekle suçlamayın! Bu adalet değil, konuşmayı reddediyorum!”
[/justify]

Mary Bethuel:
[justify]Derin bir nefes aldı. Parmak uçlarında hissediyordu sinirlendiğini. Bu iyi değildi. Sakin kalması gerekiyordu. Öfke gibi hisler tanrının insanoğluna verdiği küçük hatalardı. Bu hataya düşüp işini savsaklamamalıydı. Kadının sözlerini dinledi. Dinledikten sonra da sindirdi. Adil yargı? Meredith'in yargılanması bile mucizeydi. Bethuel'in kadını bulduğu ilk ağaçta asması makbuldü. Ona merhamet gösterilmişti ve sen bu merhamete şükür edeceğine daha fazlasını istiyordu. Cadılar şüphesiz insanlığın melanetiydi.

"Melanet!" diye haykırdı odanın içinde. "Adalet istiyorsun demek. Peki." Armudu soktuğu yerden hızlıca çıkardı. "Konuş. Konuştuğun sürece sana dokunmayacağız."[/justify]

Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Boleyn’lerin inancına göre Büyü, evrenle birlikte var olmuştu. Daima oradaydı göğü aydınlatan yıldızlar gibi. Yalnızca kutsanmış ruhlara buna hükmetme gücü bahşedilmişti yaradan tarafından, düzenin korunmasına yardımcı olacaklardı böylece. Ada’da bahardan kışa, kıştan bahara geçerken törenler olurdu bu amaç uğruna düzenlenen. Bolluk ve berekete kavuşurlardı böylece. Her ne kadar orayı terk etmiş olsa da sahip olduğu inancı geride bırakmamıştı. Şeytanın uşağı değildi, hiçbir zaman da olmamıştı. Kendini Tanrı’nın işini yaptıklarına inandırmış bu insanlara kanıtlayamazdı tabii, asıl onların ruhu kirlenmişti şer ile.

Hızlı hızlı soluklanıyordu Meredith, çektiği acı dayanılmazdı ve bir şeylere odaklanmasını zorlaştırıyordu. “Motke’yi nasıl… öldürdüğümü sordunuz…” dedi kesik kesik. “Kazaydı… Yemin ederim ki! Ben kendimi koruyordum… Saldıran avcıdan… Onun arbeletinden çıkan ok yaraladı Motke’yi!”
[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

[*] Önceki Sayfa

Tam sürüme git