Amerika Büyücedünyası > Sorgu Evi
Şanslı Meredith'in Son Rodeosu
Mary Bethuel:
[justify]Sırtı kadına dönük bir şekilde dinliyordu. Motke gibi birinin ölümü. Sembolik bir ölüm olmuştu. Mary adamın çifte ajan olduğunu bilmiyordu. Lakin bilenlerin anlayacağı bir ironiydi bu. Bir avcının yayından çıkan ok bir büyücünün büyüsüyle saptırılmış ve adamın boğazını parçalamıştı. Çalıştığı ve ihanet ettiği taraflar bir olup adamı yok etmişti sanki. "Teşekkürler." dedi. Sırtı hala dönüktü. Başka soruları vardı, sorması öğütlenen sorular. "Sihir bakanlığı denen şu kurum. Nedir, ne değildir? Bildiğin her şeyi anlatır mısın bize? Meredith Vivienne Boleyn."
İhanetin tadını bir kere almıştı bu kızıl saçlı kadın. O tat insanın ruhunu karartırdı, Meredith ise şanslıydı, ruhu o kadar kararmaya fırsat bulamadan bu dünyadan göçüp gidecekti zira.[/justify]
Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Buz gibi ter akıtıyordu. Kan kaybından görüşü bulanıklaşmaya başlamıştı. Ne kadar zamanı kalmıştı? Darağacının düğümü ne zaman sıkılacaktı? Titriyordu. Göğüslerinin altına kadar uzanan kızıl saçları onu ısıtmaya yetmiyordu. “Bir adada büyüdüm…” diye başladı söze. Ama bir öksürük nöbeti engel oldu cümlesini bitirmesine. “Orada… bakanlıktan… şarlatanların evi diye bahsederlerdi…” Ciğerleri onu mahvediyordu. “Ama işte bakanlık… adı üzerinde bakanlık… evrak işleri falan…”[/justify]
Mary Bethuel:
[justify]Zaman kazanmaya çalışıyordu karşısındaki melanet. Lafları geveleyerek yuvarlayarak bir şeyler söyleyip aslında hiç bir şey söylemiyordu. Pek tabiki bir bakanlıkta, bu cadıların kurduğu saçma sapan bir kurum bile olsa, evrak işleri, bürokratik safsatalar olacaktı. Mary'nin bilmek istediği şey belgeler değildi. Kadına döndü. Nefes almaktan zorlanan ölmek üzere olan bir cesetti. Ceset olduğunu bilmeyen bir ceset.
"Meredith, bunu bende biliyorum. Canını daha fazla yakmak istemiyorum. Motke ile bakanlığın bağlantısı. Motke'nin sizin toplumunuzdaki rütbesi ve görevleri nelerdi bana bunları anlat. Lütfen." dedi. Sesinde bir samimiyet vardı. [/justify]
Meredith Vivienne Boleyn:
[justify]Meredith, çocukken katedralden bir mum çalmıştı. İstese elbette birileri onun önüne düzinelerce mum serebilirdi ama o zaman maneviyatı bu kadar yüksek olmazdı onun için. Yalnız kaldığı zamanlarda küçük fitilini yakar ve sanki karşısında ilahın bir yansıması varmış gibi içini dökerdi rahatlayana kadar. Sonra mumu söndürür dolabının en derinlerine saklardı başkası bulamasın diye. Bazen de annesiyle konuștuğunu hayal ederdi, kimse ona annesinin nasıl biri olduğunu anlatmamış olsa da azizeler kadar saftı zihninde canlanan siması.
Rahibenin arkasında o yansımayı tekrar görür gibi oldu. Sanki bir el uzanmıştı ona gökten, tuttuğu takdirde sonlanacaktı ızdırabı ve nihayet daimi huzura kavuşacaktı. Az kalmıştı. Belki de bir kelebeğin kanat çırpmasından daha az. "Bu soruların yanıtı bende de yok..." Yüzünde buruk bir gülümseme vardı durumuna tezat düșen. "Sihir Bakanı'na yakındı, öldüğü gece de oradaydı... sonra bir kaza okunun kurbanı oldu... bildiği her şey ile beraber..." Derin bir nefes almak için duraksadı. "...mezarı boyladı..." Gözlerini kapadı, söyleyecek daha fazla sözcüğü yoktu. Birazdan saatin lanetli sesi ponens caput expiravit çanlarını çalacaktı onun için. Ve sonunda özgür olacaktı.
Kendisine seslenen tok bir ses ile irkildi ama sesin rahibeden mi yoksa ona ulaşmaya çalışan bir melekten mi geldiğini ayırt edemedi. "Meredith... Meredith..." Kızıl cadıya devam etmesini söylüyordu. Ama neye? Zamanı dolmamış mıydı? Bebek mavisi gözlerini araladı güçlükle, rahibenin korkunç yüzüyle karşılaşmayı bekledi ama yoktu. Nurdan bir ışık onun için bekliyor ve sadece son bir şey yapması lazım... Konuşması... "Motke... Okulda profesördü... Büyücü çocuklara... Muggle’lardan korunmayı öğreten..."[/justify]
*ponens caput expiravit: Başını öne eğip son nefesini verdi
Mary Bethuel:
[justify]Ölüm ve yaşam, birbirinden ebediyen ayrılmış iki kardeş. Birbirlerinin tam anlamıyla zıttı, birbirlerine hasret duyan ve birbirlerinin sebebi olan iki ayrı dua. Meredith Vivienne Boleyn. Kardeşlerden yaşam olanıyla tanışmıştı. Onu tatmıştı, ona dokunmuş ve onun kadına sunduğu meyveleri tatmıştı. Kimi meyve çürüktü ve yendiğinde ağzında acı bir tat bırakmıştı. Kimi meyve güzeldi, suluydu ve mutluluk getirirdi. Bu kadın, karşısındaki rahatsız sandalyede elleri bağlanmış, dizi patlatılmış, kanlar içinde oturan bu kadın son meyvesini yemek üzereydi. Yorgun dudaklarından dökülmeye başladı sözler. Dökülen her harf, her kelime ve o kelimelerin bir araya getirdiği küçük cümlecikler, sessiz bir gölün üzerine düşen yapraklar gibiydi. Dalgalar halinde dağılıyor ve etrafındakileri etkiliyordu. Şüphesiz bu kadının söyledikleri bir çok yavrunun yaşamını etkileyecekti. Bu hayatların nasıl etkileneceğini düşündüğüne bir ürperti içinde esiverdi Mary'nin. Heyecan, mutluluk, üzüntü ve keder hepsi bir aradaydı. Bir araya getirilmiş şekilsiz bir meyve gibiydi.
Meredith'in gözleri kapandı. Ölmemişti. Göğüs kafesi hala inip kalkıyordu. Tanrı'nın ateşi hala lanetlenmiş bedeninde dolanıyordu. Sönmeden önce son nefeslerini veren bir köz kadar güçsüz olsada hala oradaydı. Doğumundan beri sönmeye mahkum melanet bir ateş.
Bebek mavisi gözler tekrar açıldı. Güçlükle ve zorlukla. Mary o gözleri görebiliyordu. Lakin o gözlerin onu gördüğünden emin değildi. Mary'e bakıyor ama çok ötede çok başka şeyleri görüyordu. Sözlerini rahibeye söylemiyordu. Rahibe artık ondan çoktan ayrılmıştı.
Mary yavaşça yaklaştı Meredith'in meczup bedenine. Kanla kaplı elini kızın pamuk gibi yüzüne değdirdi. Kadının yanakları rahibenin elindeki kanla kıpkırmızı oldu. Eğildi ve fısıldamaya başladı Mary. "Tanrı, senin ruhuna merhamet göstersin. Onun merhameti ve bağışlayıcılığı sonsuzdur. Senin ruhun için dua edeceğim." Bethuel ile göz göze geldiler. Oda bir şeyler söyledikten sonra alışkanlığını tutan kuşağına sıkıştırdığı hançeri çıkardı. Hançerin kabzasından ayrılırken çıkardığı ses odadaki her şeyi kesti. Havayı, sesi ve kokuyu. Meredith'in gözleri hançerin kabzasından yansıyan ışığı gördü. Işık ve hançer yaklaştı. Yaklaştı ve yaklaştı. Mary'nin duası odayı doldururken hançer yaklaşıyordu. "Selam sana, Tanrı'nın en sevgili kulu Meryem, Rab seninledir. Kadınların en mübareği sensin ve mübarektir senin evladın İsa. Aziz Meryem, Allah’ın annesi. Biz günahkarlar için şimdi ve ölüm saatimizde dua eyle." Hançer Meredith'in kırılgan gırtlağını yırttı. Mary ittirdi hançer ilerledi. Mavi gözlerdeki ışık söndü, tanrının ateşi yıldı ve Meredith Vivienne Boleyn yaradanın yanına varacağı yolculuğuna uğurlandı. Ruhu bu yolculuğa giderken kanları damıtılacak ve şişelenecekti. Bedeni ise yaşlıların istekleri doğrultusunda kullanılacaktı.
"Amin."
[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa
[*] Önceki Sayfa
Tam sürüme git